Anavatan: Gitmek mi zor kalmak mı?

0
1108

1993 yılında sürekli oturum belgesi alan, 1997’de anavatanında yaşamaya başlayan, Aralık 1997’de Rusya Federasyonu vatandaşı olan Koble Muammer Canıdemir’e Soçi Federal Güvenlik Birimi tarafından vatandaşlığın iptali istemiyle Temmuz 2018’de dava açılmıştı.
Canıdemir’le anavatana yerleşme sürecinde ve sonrasında yaşadıklarını konuştuk.

-Kendinizi tanıtır mısınız?
-Adigeyim ve baba tarafımdan Koble, anne tarafımdan Xuşt ailelerindenim. Büyük dedem Koble Hacı İsmail, Kıyıboyu Şapsığ bölgesinde orijinal ismi Fhueyuk, şimdiki ismi Bolşoy (Büyük) Psıuşxo Köyü’nden… Çar 2. Aleksandr döneminde bölgedeki büyük Çerkes sürgünü öncesi 1861-1862 yıllarında zorunlu olarak dağlık kesimlerden çıkarılıp Kuban bölgesine getirilen Adigelerin iskân edilmesi için kurulan ve 1889 yılında ismi Dundukovski olarak değiştirilen Hacemıkohable köyünde iskân edilmişler.
Dedem Hacımet burada doğmuş. O dönemlerde hem bataklıklar hem de yoğun Kazak baskıları nedeniyle bölgeye pek uyum sağlayamamışlar. 1886 yılında Çar 2. Nikolay döneminde uygulamaya konulan yeni iskân ve göç politikası gereği dolaylı yöntemlerle uygulanan taciz ve baskılar sonucu Osmanlı Devleti’ne yapılan sürgünler ile köy dağılmaya başlamış. Kısmen de gruplar halinde getirildikleri bölgelere geri dönüşlerin başladığı bu dönemde Kıyıboyu Şapsığ’dan Hacemıkohable’ye iskân edilen Fhueyuk Köyü sakinlerinin bir kısmı 1886 yılında köylerine geri dönmüşler. Ancak büyük dedem ve ailesi son döneme kadar Hacemıkohable-Dundukovski’de kalmış. Son grupların köyü terk ettiği 1891 yılına kadar 29 yıl burada yaşamışlar. 1891 yılında sürgün edilen gruplarla birlikte deniz yolu ile Osmanlı Devleti’ne getirilmişler. Samsun’daki mülteci kamplarında bir süre kaldıktan sonra Çorum Ertuğrul Köyü’nde iskân edilmişler. Babam ve annem bu köyde doğmuşlar.

Maykop radyosu

-Anavatana dönme fikriniz nasıl oluştu ve gelişti?
-Anavatan merakı bende ergenlik öncesi dönemde oluşmuştu. Anne tarafı dedemden ve en büyük amcamdan vatan hatıraları ile ilgili çok şeyler dinlemiş ve hep sorular sormuştum. İlk merakım da böyle başlamıştı. Köyde Maykop radyosunu dinlerdik ve duyduklarım bende vatan düşüncesi yönünde merak uyandırıyordu.
Daha sonra 15 yaşlarımda iken “vatan” benim için en büyük hayale dönüştü. Ancak ergenlik sonrası gençlik yıllarımda reel gerçeklik beni frenledi. Gerek vatanın kapalı bir totaliter sosyalist rejim altında oluşu, gerekse Türkiye’nin içinden geçtiği yoğun siyasi olaylar, çatışmalar, manipüle edici politik atmosfer romantik hayallerimin önünde set oluşturdu. Birçok çelişki ile yüzleştim.

“Köyümüz iki-üç sürgün sonucunda oluşmuştu”
1980 öncesinde Ankara Kuzey Kafkasya Halk Kültür Derneği merkezli seslendirilen, benim açımdan Sovyet Politbürosu’nun propagandasından başka bir şey ifade etmeyen, feodal ve dini motivasyon ile kandırılarak vatanı terk ediş gerekçeleri ile benim büyüklerimden duyup işittiğim olaylar çok örtüşmüyordu. Çünkü köyümüz iki-üç sürgün sonucunda oluşmuştu. Çoğunluğu 1891’de gelmiş olmakla birlikte, 1907 ve 1920’lerde gelen aileler de vardı, taze anıları her zaman anlatılıyordu. Ayrıca o dönemde dünyanın yaşadığı soğuk savaş kutuplaşması ve Türkiye’nin içerisinde bulunduğu yoğun ideolojik çatışmalar nedeniyle zaten anlatılan şekilde vatana geri dönüşün reel bir karşılığı hiç yoktu. Diğer bir gerçeklik ise anlatılan anlamda dönüşü kabul eden bir Rus (Sovyet) sosyalist yönetim zaten yoktu. Dolayısıyla “her şeye rağmen dönüş” gibi bir söylemi çok gerçekçi bulmadım ve düşünmedim. En önemlisi ise bu söylemin sahiplerinin kendileri dönemiyorlardı. Dolayısıyla bu dönem benim dönüş düşüncelerim için bir fetret dönemi idi.
Fakat sonraki yıllarda ve özellikle 1983 sonrasında “vatana dönüş” fikrim yeniden biçimlendi. Bu süreç bende inançlar, ideolojiler, fikirler, devlet politikaları, vatan mücadelesi, Rus sosyalizmi, demokratik ilişkiler gibi konularda daha farklı açılardan objektif bir değerlendirme ufku oluşturdu. Çocukluktan beri yaşattığım vatan hayali, içerisinden geldiğim siyasi ekol, Kafkasya tarihi ile ilgili okuduğum yayınlar, 1985’lerden itibaren İstanbul’daki vakıf ve dernek ortamları, içerisinde bulunduğum “Kafkasya’nın Birliği” ekolü ve 1989’larda Sovyetler Birliği’ndeki dağılma süreciyle ilgili gelişmeler dönüş fikrimi yeniden realize etti.
1989 yılında Güney Osetya’da ve Abhazya’da gelişen sıcak olaylar, bu olayları değerlendirdiğimiz Şamil Vakfı’ndaki çalışmalar, vatanda Kafkas Dağlı Halklar Birliği’nin kuruluşu, Ankara’daki “125. Yıl Kültür Haftası”, Sovyetler Birliği’nin dağılması, anavatana seyahatlerin başlaması, akrabalar, kanaat önderleri, kültürel gruplar ve halkımız ile birebir temaslar, 1991 Şapsığ Özerk Bölgesi çalışmaları, vatanda Dünya Çerkes Birliği’nin kuruluşu, Ağustos 1992’de başlayan Gürcistan-Abhazya savaşında Kafkas-Abhaz Dayanışma Komitesi’ndeki çalışmalarım, bu vesileyle tanıştığımız insanlar bendeki vatan özlemini ve dönüş heyecanını eyleme dönüştüren gelişmelerdir.

İlk seyahat
1991 yılında düşündüğüm ilk vatana seyahat planımı, Şubat ayında İzmit’te bir trafik kazasında bir aile ferdimizi kaybetmemiz ve sonrasında gelişen ailevi problemlerimiz nedeniyle ertelemek zorunda kaldım. 1993 Şubat ayında ilk seyahatimi yaptım ve haberleştiğimiz akrabalarımla yüz yüze tanıştım. Aynı yılın temmuz ayında hem oturum almak hem Maykop’taki Dünya Çerkes Birliği kongresini takip etmek, kültür festivaline katılmak ve diğer dost ve arkadaşlarla birlikte olmak için ikinci seyahati yaptım ve iki ay kaldım. Bu süre içerisinde bütün bölgelerimizi gezdim, Abhazya savaşında şehit düşen bazı arkadaşların ailelerini ziyaret ettim ve bu seyahatimde oturum aldım. 1991’de yaşadığım ailevi sıkıntılar sonrasında tekrar öğretmenliğe geçiş için müracaatta bulunmuş ve tayinim Bursa’ya çıkmıştı. Ama öğretmenliğe dönüşü belirli bir süre için düşünüyordum. O yüzden elimdeki küçük birikim ile vatanda yapılabilecek iş imkânlarına da baktım, ertesi yıl dönüş yapmak planıyla geri geldim. Ancak 1994 Şubat ayında İzmit-Bursa yolunda Yalova’da ailece geçirdiğimiz ikinci trafik kazası ile planlarım tekrar bozuldu. Kazadan kaynaklı annemin sağlık problemleri nedeniyle 1994 yılındaki dönüş planımı da belirsiz bir tarihe ertelemek zorunda kaldım. 1993 yılından 1996 yılı sonuna kadar Bursa’da yaşadım. Ama bu arada 1995 yılında tekrar gittim ve oturum belgelerimi yeniledim. Akabinde de altı aylık sürelerde zorunlu olan giriş çıkışlar ve adres kayıt bildirimlerini yaptım.

***

Muammer Canıdemir

Çorum’un Ertuğrul Köyü’nde 1960 yılında doğan Muammer Canıdemir ilkokulu köyde, ortaokulu ise 1971 yılında İzmir’de bitirdi. Lise eğitimini

(Endüstri Meslek) Çorum’da tamamladı.
Ankara Erkek Sanat Yüksek Öğretmen Okulu’nu bitirdi. 1981 yılında Amasya Endüstri Meslek Lisesi’nde meslek dersleri öğretmeni olarak göreve başladı. 1985’de Kocaeli İzmit Endüstri Meslek Lisesi’ne tayin istedi ve atandı. Bu yıllarda 12 Eylül darbesinin baskıcı atmosferi ve yasakları nedeniyle tüm dernekler kapalı olduğu için sosyo kültürel çalışmalarla ilk teması o dönem açık olan İstanbul Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı aracılığıyla oldu.
Eskişehir Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi lisans eğitimini 1987 yılında tamamladı ve öğretmenlikten ayrılarak Kocaeli ve İstanbul’da özel sektörlerde teknik yönetici olarak değişik görevlerde 1993 yılına kadar çalıştı. O dönemde dernek faaliyetlerinde bulunmayı sınırlandıran devlet memurluğundan ayrılması ile 1987-1993 yılları arasında önce Kadıköy’de Şamil Vakfı binasında, sonra Fatih’te faaliyet gösteren Kuzey Kafkasyalılar Kültür Derneği (İstanbul Birleşik Kafkasya Derneği), Bağlarbaşı’nda İstanbul Kuzey Kafkas Kültür Derneği, Kocaeli Kafkas Kültür Derneği gibi kurumlarda aktif olarak çalışmalar yaptı. Kuzey Kafkasya Dergisi’nde rahmetli Thaane M. Aydın Turan ile birlikte çalıştı.

***

Dernek çalışmaları
Aralık 1994’de Rusya-Çeçenya savaşı çıktı. Bu süreç içerisinde Kafkas-Çeçen Dayanışma Komitesi’nde aktif çalışmalar yaptım. Yine bu dönemlerde Ö. Aytek Kurmel’in başkanlığını yaptığı İstanbul-Fatih Kuzey Kafkasyalılar Kültür Derneği yayını “Yedi Yıldız” dergisinde ve Eskişehir Kuzey Kafkas Karaçay-Balkarlılar Kültür ve Yardımlaşma Derneği adına Yılmaz Nevruz yönetiminde çıkan “Birleşik Kafkasya” dergisinde makaleler yazdım. Aynı dönemde olayların gelişimi ve mevcut kurumların tutumları sonucu oluşan farklı örgütlenme ihtiyacı ile 1995 yılında Samsun’da Duğ Orhan Doğbay ve arkadaşlarınca kurulan Birleşik Kafkasya Derneği’ne destek oldum. Benzer gerekçelerle Bursa’da mevcut kurumun tutumlarından kaynaklı ayrışma sonucu, Bursa Birleşik Kafkasya Derneği’nin kuruluşunda aktif rol aldım. Yine bu dönemde Ö. Aytek Kurmel’in dernekten tamamen ayrıldığı ve Naptsoko Nail Sönmez’in başkanlığını yaptığı İstanbul-Fatih Kuzey Kafkasyalılar Kültür Derneği’nde yapılan çalışmalara katkı sundum. 1951 yılında Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti kadrolarının bakiyesi politik göçmenlerce kurulan bu derneğin tarihi şahsiyet ve büyüklerimizin idealleri hatırasına çalışmalarına uygunluk arz edecek şekilde, isminin Birleşik Kafkasya Derneği olarak değiştirilmesini teklif ettim. Yapılan istişareler sonucunda teklifim oybirliği ile kabul edildi ve isim değişikliği yapıldı.
1991-1996 yılları arasında Türkiye’de bu faaliyetlerin içerisinde iken, anavatanda milli mücadele veren Gvaşe Ruslan, Hatajuko Valera, rahmetli Kalmık Yura ve rahmetli Şenibe Yura gibi önder kişiliklerle yine bu dönemlerde tanıştım.

Vatana kesin dönüş

-Hangi prosedürlerden geçtiniz?
-1993’de aldığım sürekli oturum belgesi tamamen yakın akraba ilişkilerim sayesindedir. Büyük dedemin Kıyıboyu Şapsığ’daki Bolşoy Psıuşxo köyünden yakın akrabam Profesör Koblev Yakub kendi evine ikamet kaydı yaptırarak 1993 Ağustos ayında yirmi gün kadar süren bir zamanda oturum almama sebep olmuştu. Oturum aldığım günlerde vatandaşlık başvurusu da yapabiliyordum. En çok bir ay içinde vatandaşlık alabilirdim. Ama özel sebeplerimden dolayı vatanda daha fazla kalamadım. Bir yıl sonra kesin dönüş yaptığımda zaten vatandaşlık alabilirim düşüncesiyle vatandaşlık başvurusunu erteledim. Fakat vatana dönüşüm özel sıkıntılarım ve öğretmenlik mesaim dolayısıyla hep ertelendi. Ancak 1997 yılı başında vatana kesin dönüşü gerçekleştirebildim.

“Huvaj Fahri’yi nikâh için Tuapse’ye davet ettim ve geleneksel nikâhımızı kıydı”

-Anavatanda ne işle uğraştınız?
-1996 yılı sonlarında İstanbul Birleşik Kafkasya Derneği’nden rahmetli Peneşh Engin Şekerci’nin işlerini takip etmek ve birlikte o bölgeyle ticaret yapmak ve dönüş yaparak yerleşme çabalarımız süreci hızlandırdı. Son seyahat dönüşümden sonra 1997 Ocak ayında annem vefat etti. Defin işlemlerinden sonra ücretsiz izin alarak vatana kesin dönüşü yaptım. Sırasıyla iş takibi, metal hurda, jeneratör, doğalgaz sayacı satışı gibi dış ticaret işlerini başlattık. Bu dönemde MEB’den ayrılmadım. 1997 Eylül ayında öğretmenlikten bakan danışmanlığına geçici görevlendirme yaptırdım. Ücretsiz izin ile memuriyet bağlantımı korudum. Vatandaki ticari çalışmalarım ve sosyal durumum netleşinceye kadar ücretsiz izin ile idare etmeyi planlamıştım. Memuriyetten istifa etmeyi son aşamada düşünmüştüm.
Nisan 1997’de Kıyıboyu Şapsığ’da Thağapş Köyü’nden Teşu Ludmila ile geleneklerimize göre evlendim.
O dönemde Maykop’ta yaşayan Huvaj Fahri’yi nikâh için Tuapse’ye davet ettim ve geleneksel nikâhımızı kıydı. Evliliğim, 1995 yılında yaptığım vatandaşlık başvuru işlemimi hızlandırdı. Evlilik evraklarımla desteklediğim vatandaşlık başvurumu Maykop’ta oturum adresim olan Koblev Yakub’un ev adresini beyan ederek Kasım 1997’de Adigey Cumhuriyeti’nde yeniden yaptım. Bu ikinci başvuruya istinaden RF vatandaşlığını Aralık 1997’de evlilik yolu ile almış oldum.

Ekonomik krizin etkileri
Eşimin ve ailesinin yaşadığı Kıyıboyu Şapsığ’da Soçi’ nin Psıfhuape (Lazarevski) ilçesine yerleştik. Bu geçiş sürecinde 1998 Rusya ekonomik krizini yaşadım. Bu kriz sonrası daha önceden tanıdığım ve Samsun’dan dönüp benim gibi vatana yerleşmeye çalışan Şhalaxo Adnan Düzgün ile inşaat malzemesi işine girdik. Bu arada Tuapse Limanı’ndan Trabzon Limanı’na kömür getiren üniversite dönemlerimden arkadaşım kendisi Çerkes olmayan ama Çerkes arkadaş çevresi içerisinde olan Yaşar Cihan ile tekrar buluştuk ve onun Tuapse Limanı’ndaki yüklemelerini takip etmeye başladım. Bu şekilde kriz dönemini atlatarak iş düzenimi kurdum ve Aralık 1999’da bakanlık görevlendirmesinden istifa ederek tamamen vatana yerleştim.
2000 yılında Yaşar Cihan’ın desteği ile Adnan Düzgün’le Tuapse’de Dış Ticaret ve Gemi Acenteliği firmasını kurduk. 2010 yılına kadar Tuapse merkezli ihracat, ithalat ile Gemi Acenteliği alanında çalıştım. Bu arada ithalat ve toptan dağıtımını yaptığımız inşaat malzemesi satışlarını süreç içerisinde geliştirerek şube ve bayiler şeklinde çalıştık.

Baskı ve gözaltılar
Ülkedeki 2010 krizi ve federal güvenlik birimlerinin bana yönelik başlattığı baskılar nedeniyle küçülmek durumunda kaldık. Mevcut şubelerimizin bir kısmını kapattık, bir kısmını da üçüncü kişilere devrettik. Tuapse’deki şirket merkezini Krasnodar’a taşıyıp, sadece Krasnodar ve Maykop şehirlerinde ticaretimize bir süre daha devam ettik. Ancak bana yönelik baskıların 2014’te genişletilerek çevremdekilere de uygulanmaya başlamasıyla, Maykop merkezli baskın ve gözaltıların ve ülkedeki ekonomik krizin sarsıntısı nedeniyle son ortaklığı da bitirerek Adnan Düzgün ile işlerimizi ayırdık. Kasım 2015 uçak krizi ile tekrar bana yönelik yeni baskın ve gözaltılar sebebiyle Krasnodar’daki son ticari faaliyetimi de tamamen tasfiye ettim.

Gerekçe: Adreste bulunmamak
-Adresinizde bulunmadığınız gerekçesiyle 2008’de mahkeme süreci başladı ve vatandaşlıktan çıkarıldınız? Sizce nedeni neydi? Diasporadan anavatanına dönenlerin üzerinde bir baskı var mı?
-Aslında bu mahkeme sürecinin öncesindeki gelişmeler daha detaylı anlatılırsa bu süreç daha iyi anlaşılır. Bu yüzden konuya biraz geriden, 2000 yılından itibaren başlamak istiyorum. 2000 yılında Tuapse’de açtığımız Dış Ticaret ve Gemi Acenteliği firması vesilesiyle Rusya’yı sosyal, ekonomik, bürokrasi ve güvenlik açısından daha iyi tanımaya başladım. İlk bürokratik engel şirket kurulum yeri ile ilgiliydi. Bu dönemde resmi ikamet kaydım Adigey Cumhuriyeti’nde olduğu için Krasnodar Eyaleti’ne dahil olan Tuapse’de şirket kuramayacağımız söylendi. Bu problemi Tuapse limanında çalışan daha önce tanıdığım Fatima (Naguç) Niba ve Hamit Naguç kardeşlerin yardımıyla çözdüm. Tuapse’de ikameti olan birisinin şirket ortağı olması zorunluluğundan dolayı formal şirket ortağı olarak Hamit Naguç gösterildi. Fatima (Naguç) Niba ise hukuk desteği sağladı.
Daha sonra “Gemi Acenteliği” alma konusunda da bürokratik engeller karşıma çıktı. Sonradan vatandaş olmuş Türkiyeli bir Çerkestim, oldukça önyargılı klasik Rus bürokrasisi ile yüzleştim. Bürokratik engelleri aşarken enteresan güvenlik sorgulamalarından da geçtim. Resmi ikamet adresi Adigey Cumhuriyeti’nde olan Türkiyeli bir Çerkes olarak mercek altında tutuldum. Yerel güvenlik birimlerinin yüz yüze görüşme talepleri sonucunda birçoğu ile tanıştım. Çok farklı kumpas yoklamalar, kaçakçılık suçlamaları ve denetimlerle dolu geçen iki yıl sonrasında ancak güven sağlayarak işlerimi yoluna koyabildim. Bu süreci atlatmamda alt kademe asker emeklisi olan aynı zamanda Tuapse Kilisesi’nde saygı duyulan ve 1861 Çerkesya Meclisi’nin temsilcisi olarak 1862 yılında Londra’ya giden heyetin içerisinde bulunan Xuşt Hasan’ın ailesinden gelen Xuşt Yura’nın destekleri oldu.
Yine bu dönemlerde toplumumuz adına milli ve dini yönde yapılan çalışmalara olabildiğince katkı sağlamaya çalıştım. Şhalaxo Batmız üzerinden Adigey ve Krasnodar Eyaleti Müftülüğü’nün oluşum süreci ve Kıyı boyundaki dini kurumlaşmalara yardımcı oldum. Bu dönemde Çerkes halkı adına DÇB temsilcisi olarak UNPO’da bulunan ve oradaki kendi gayreti ve çalışmasıyla BM’de insan hakları komitesinde görev alan, 2000 yılında Adigey’de “XABZE PARTİSİ”ni kuran, Abhazya Kahramanı Kazanokov Eduard’ın bu çalışmalarında hep yanında oldum. Belediye, hastane, spor, okul, mescit, kilise, Xase bünyesinde kültür, gazete gibi resmi ve sivil kurumlara ayrımsız yardımcı oldum. Bütün finansman desteğini sağlayarak 2006 yılında Şapsığya Halk Dansları grubunun Düzce Festivali’ne, 2008 yılında Nalmes Halk Dansları grubunun Bursa Festivali’ne katılımlarını sağladım. 2009 yılında dönemin Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu’nu Maykop’a davet ederek müftülük ile ortak çalışma protokolü yapmalarına katkıda bulundum. 2012 yılında Adigey Devlet Üniversitesi Rektörü Xunago Raşit ile daha önce Devlet Bakanlığı ve Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevlerinde bulunmuş İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. (Neguç) Nazım Ekren’i bir araya getirerek iki üniversitenin ortak çalışma protokolü yapmalarına katkıda bulundum.
Temasta olduğum kişi ve kurumlarla ilişkilerim gayet güzel gelişti. Ama tüm bu güzel gelişmelere rağmen Adigey Federal Güvenlik Birimi, devlet mafyası mantığı ile beni yakın markajda tutmaktan vazgeçmedi. Zaman zaman onlarla tartıştım. Ama tüm bu olanlar benim gibi dönüş yapan ve görünürde olan kişilere karşı bir önyargıdır diyerek ilk dönemlerde çok da önemsemedim.
2010 yılında baskılar sistematik olarak daha da arttı. Krasnodar’da Maykop Federal Güvenlik Birimi görevlilerince çok ciddi iddialarla şantaj, korkutma ile haraç tehditleriyle karşı karşıya kaldım. Bunu kabullenmedim. Dostlarımın da yardımlarıyla konuyu Krasnodar Eyaleti’nin en üst makamına kadar taşıdım. Bu mücadele yaklaşık iki yıl sürdü ve sonra kapandı. Ama esasında kapanmamış, zamana bırakılmış.
Soçi Kış Olimpiyatları güvenliği bahanesiyle Ocak 2014 de Soçi’de Federal Güvenlik birimi tarafından sorguya alındım ve olimpiyatlar süresinde iki ay olimpiyat bölgesine ve Abhazya’ya geçişim sınırlandırıldı. Nisan 2014’de Soçi ev ve ofis, Krasnodar’da iş yerlerim Maykop Federal Güvenlik Birimleri tarafından eş zamanlı basıldı. Birkaç arkadaşım ile birlikte 1999 yılında Adigey’de belediyeden aldığımız arsalar üzerinden isnat edilen dolandırıcılık suçlamasıyla bu arkadaşlarla birlikte gözaltına alındık. Suçlama, “sahte evrakla ve tehdit ile arsa alma ve devleti zarara uğratma” idi. Güya bunu organize etmekle suçlanıp organize dolandırıcılık iddiası ile sorgulandım. Mahkemeye çıkarılarak diğer arkadaşlar ile birlikte dört ay ev hapsi ve geri kalanı il dışı ve yurtdışı çıkış yasağı olmak üzere üç yıl gözaltında tutulduk. İddianame üzerinden dava açılamadan, hakkımızdaki soruşturma Aralık 2017’de kapatıldı.

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ve Uluslararası Londra Temyiz Mahkemesi’ne başvurumu yapacağım”
Maykop Federal Güvenlik Birimi 2010 yılından beri yaptığı operasyonların fiyasko sonuçlarını hazmetmemiş olacak ki Şubat 2018’de yeni bir soruşturma açıldı. Maykop’ta başlatılan soruşturma Mayıs 2018’de Soçi Federal Güvenlik Birimi’ne verildi ve Temmuz 2018’de Soçi Federal Güvenlik Birimi vatandaşlığımın iptali yönünde aleyhime dava açtı. Suçlama, “yaşamadığım bir adresi beyan ederek vatandaşlık başvurusu yapmak” idi. Gösterdiğim delil ve tanıklara rağmen Soçi Mahkemesi talimatla ve hukuk dışı bir yöntemle aleyhime karar verdi. Hukuki sürecin yerel ve federal bütün etaplarında hiçbir itirazımız değerlendirmeye alınmadı, reddedildi ve mahkeme kararı Eylül 2019’da kesinleşti. Ancak davayı açan ilgili birim bu noktada beklemekte, mahkeme kararını gerekçe göstererek Devlet Başkanlığı Vatandaşlık Komisyonu’na iptal ile ilgili başvuruyu yapmamaktadır. Bu başvuruyu yaptığında ve bana bildirimi ulaştığında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ve Uluslararası Londra Temyiz Mahkemesi’ne başvurumu yapacağım. Şimdilik bu belirsizlik içerisinde bekliyorum.

-Giderken neler umuyordunuz, olumlu ya da olumsuz neler söyleyebilirsiniz? Şimdi neler yapıyorsunuz? Geri dönme olasılığı var mı?
-Doğrusu bu konuda hiçbir zaman ne çok olumlu hayalperest, ne de çok olumsuz karamsar birisi olmadım. Her şeye rağmen halen vatanda tutunma ve yaşama arzusu taşıyorum. Orası benim vatanım ve toplumumun geleceğini orada görüyorum. Ama önümüzde net bir gerçek de var. Ne yazık ki benim soğuk savaş dönemi düşüncelerimi doğrulayan, emperyal düşüncesini beyaz-kızıl-siyah hiçbir fark gözetmeden devam ettiren, sosyalizme ihanet etmiş ve devlet diktatörlüğüne dönüştürmüş; yabancı düşmanlığının, rüşvet ve yolsuzluğun, hukuksuzluğun had safhada olduğu, bütün insanlık değerlerini ayaklar altına alan, paranın ve gücün egemen olduğu bir devlet anlayışı ile karşı karşıyayız.
Dolayısıyla her şeyimle belirsizlik içerisinde bekleme dönemindeyim. Ama tabii ki her şeye rağmen toplumumuz Rusya’daki gelişen olayları ve dünyadaki global değişimleri iyi okuyabilirse, toplumsal bilinç, sosyo-ekonomik dayanışma artarsa ve demografik sorununu çözebilirse dengeler lehimize değişebilir. Ümidimi koruyarak, vatana dönmek isterim. Neticede üç çocuğum, ailem oradalar.

-Putin’in 24 Nisan 2020’de imzaladığı “Federal Yasa 134-F3 “Rusya Vatandaşlığı Yasasında Değişiklik” 24 Temmuz’da yürürlüğe girdi. Sizce bu yasa ne gibi değişiklikler getirdi?
-Bu yasa tamamen Rusya’nın içine girdiği demografik problemlerin ve ciddi kalifiye eleman açığının bir sonucudur. Bu nüfus ve sosyo-ekonomik yapıyla, salt militer mantıkla; reel üretim sektörünün olmadığı, hammadde satışına dayalı ekonomik yapıyla bugünkü global gelişmelerde çok etnikli böyle geniş bir coğrafyayı elde tutmak çok zor gözüküyor. Dolayısıyla bunun farkında oldukları için de her geçen gün daha da agresif bir program ile hareket ediyorlar. Bu yasa değişikliği dışarıdaki Rusça konuşan insanların Rusya’ya dönüşlerini teşvik eden bir düşünceden kaynaklanmaktadır. Bunu bizzat Putin’in kendisi söylüyor. Sadece benim tespitim değil.
Dolayısıyla bizim toplumumuzun dönüşü açısından çok büyük beklentilerim yok. Bunun örneğini Ukrayna’dan gelen Ruslara yönelik pozitif ayrıcalıklar ve Suriye’den gelen Çerkeslere yönelik negatif ayrıcalıklar konusunda gördük, görüyoruz. Ama yine de bu yasaları, yasaların boşluklarını ve oluşabilecek avantajları değerlendirmek gerekir.


“Acı ama reel olan şeyi: ‘Rusya’ya gelmiş olduklarını unutmamalıdırlar”
-Anavatanına dönmek isteyenlere tavsiyeleriniz…
-Vatana salt duygusal dönüş, sonu tamamen hayal kırıklığı olacak bir durumdur. Bölgelerimizde istihdam sıkıntısı ciddi bir problem. Vatana dönmüş birçok kişi iş bulmak için Moskova veya diğer bölgelerdeki büyük kentlere gidiyor. Dönüş yapacak kişilerin kalifiye meslek sahibi olmaları, esnaf tarzı küçük işletme düşünmeleri daha uygundur. Ya da ciddi sermaye desteği ile küçük ve orta ölçekli mobil yatırımları tercih etmelidirler.
Dönüşün şu an için bireysel bir dönüşten öte bir şey olmadığını, dolayısıyla bireysel bir yaşam yeri tercihinden başka olmadığını ve hiçbir ayrıcalıklarının olmadığını, acı ama reel olan şeyi: “Rusya”ya gelmiş olduklarını unutmamalıdırlar. Bu durumu bilerek ve psikolojik olarak buna hazırlanarak dönüş yapanlar hayal kırıklığı yaşamazlar.
Dönüş ancak devlet garantisiyle ve vatana dönüş hakkıyla birlikte tanınacak bazı muafiyetler ve garantiler ile olur. Gerisi bireysel tercih ile yaşam alanını seçmekten öte bir şey değildir. Dolayısıyla toplum olarak bunun mücadelesini vermemiz gerekir ve Rusya ile muhatap olmamızı sağlayacak, teslimiyetçi olmayan bir mücadele gerekir.
Rusya Federasyonu’nun yeni umutlarla kurulduğu, yerel yönetimlerin kısmen güçlü olduğu, seçimle gelen başkanlar dönemi olan 90’lı yıllar ile yerel yönetimlerin her bakımdan kademeli olarak budandığı, yerel yönetimlerin seçimle gelmeden atandığı, anadilin seçmeli yapıldığı, anayasa değişikliği ile Rus halkının kurucu ve üstün halk olarak tanımlandığı, yerel yöneticilerin yetkileri alınarak atanmış memurlar seviyesine indirildiği bugünkü durumu birbiriyle karıştırmamalıyız. Bu anlamda daha güçlü ve daha ilkeli bir mücadele vermek zorundayız. Yoksa bugünkü gibi manipülasyoncu ve teslimiyetçi bir strateji ile ulusal anlamda çok şey elde edemeyiz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz