0
173

Boşnak Bakkal ve Kuaför Hamiyet…
Bundan tam 14 yıl önce büyülü Bled Gölü etrafında dolaşmak istemiştim…
Sanki basketçi kadar uzun bacaklarım var gibi, uçağın acil çıkışlarında olan, üstelik koltuğu geriye yatan koltuklarından istedim, uçuş işlemlerini yapan görevliden…
Şeytan tüyüm mü vardır yoksa uçak firmasının ayrıcalıklı müşterisi olduğumdan mıdır bilemem ya C ya D olan koridor koltuğunu ve acil çıkışta yatan koltuğu alırım hep…
Tek koridorlu uçaklarda acil çıkış bölümünde ilk sırada yer alan koltuklar geriye doğru yatmaz, herhangi bir acil durumda geçiş koridoru olarak kullanılacak olan bu bölümde çıkışı engellememek için o sıranın koltukları hep dik durmak zorundadır…
Hem geniş koltukta oturacaksın hem de koltuğun yatacak, gel keyfim gel…
O zamanlar fiziksel olarak bir sorununuz olup olmadığını sormazlardı, şimdi sormaya başladılar, hatta ruhsal sıkıntınız var mı diye sormaları bile gerekir, canı sıkılıp hava almak isteyen bir uçuş sevdalısı olabilir…
Her neyse, kendimi şanslı olarak görüp uçağa adımımı atıyorum…
Uçakta kabin görevlisi kadar yolcu var desem yalancı olmam herhalde…
Bilin bakalım o yolcular nerede oturuyorlar, herkes uyanık tabi benim gibi…
Acil çıkış koltuklarının neredeyse tamamı dolu. Orta koltuklarda oturan yolcular ayıp olmasın diye yer değiştiriyorlar…
Ben koridordayım, cam kenarında biri var…
Yemek yedikten sonra, bir kadeh kırmızı şarabın etkisi ile cam kenarında oturana soruyorum, sizi bir yerden tanıyorum, diyorum…
Beni bilenler bilir, öyle pek tanıdığım çıkmaz, çok nadir gelirim bu tür karşılaşmalarla…
Şehirler; Niğde, Samsun, Kırklareli, İzmir…
Üniversite, iş…
Sorup soruşturuyorum, adamın kaçacak yeri de yok, hani belki bunaldım diyip acil çıkış kapısını açabilir ama ben nabzı tutuyorum, fazla zorlamadan devam ediyorum…
Cam kenarında oturan bir şişe şarap söyledi, oldu olacak bari kafam iyi olsun, dedi herhalde. Ben, artık şarabım bitmiş konyak rica etmiştim, belki gelir diye bekliyorum…
Sonunda, oradan buradan derken nereden tanıyorum, buldum…
Sahrayıcedid…
Hafız İmam Sokak…
Koca bina bir aileye ait…
Dedenin bakkalı var ama bakkaldan bir şey almak çok zahmetli, eziyetli..
Çünkü dede Türkçe bilmiyor, yarım yamalak anlaşılıyor dedikleri, sadece alacağınızı istiyorsunuz parayı veriyorsunuz, o size para üstünü veriyor…
Yan dükkânı kuaför, cama yaldızla yazılmış ismi…
Kuaför Hamiyet…
Kuaför Hamiyet’in dükkânında perde var, ama içeride kafaların içine girdiği o kocaman makinelerden var, onu biliyoruz, temizlik yaparken kapı önüne çıkarılıyor çünkü…
Altın Kitaplar’dan, Monte Cristo okuduğum dönemler…
Bakkala girip alışveriş yapmak bize çok komik geliyor, dede olmadığı zaman, yaşlı eşi duruyor…
Dede namaza camiye gittiği zaman çoğu zaman kapatıyor dükkânı ama eşi bakkalda olduğunda olay daha da karışık bir duruma geliyor, çünkü nene ile hem anlaşamıyoruz hem de para pul işinden çıkamıyoruz…
Yaşlı nene, dededen daha az anlıyor Türkçeyi…
Boşnak Dede ve eşi, çocukları ile birlikte o koca apartmanda yaşıyorlar…
O zaman İstanbul’da kocaman olan o apartman, bugün gecekondu sayılır o başka…
Dedemler oraya taşındığı zaman, o yaşlı nene elinde yağ tenekesinde kıpkırmızı açmış sardunyası ile anneannemlerin sokak kapısını çalmış, aşağıya inip o tenekeyi yukarı çıkarmıştım, ona eşlik ederek…
Anneannemi tanımadığı halde, belki gelini Kuaför Hamiyet’ten duymuş, ailenin yıllar önce bu topraklara geldiğini öğrenince Boşnak olmamızı uygun gördü herhalde, elinde çiçeği ile ziyarete gelmişti…
Gelip bir kelime anlaşamadığı anneannem ile karşılıklı çay içmişler, sonra kalkıp gitmişti…
Balkonda sardunyalar eksik olmadı hiç, teyzem balkonda eksik etmedi çiçekleri. Balkonda sardunya, içeride cam kenarında menekşeler…
Bulmuştum uçakta yanımda oturanın kim olduğunu…
Dede ve nenesinden öğrendiği dil ile Slovenya’da iş yapıyordu küçük torun…
Büyüğü pilot olmuştu, o zaman sivili olmazdı, pilot demek, askeri pilot demekti…
Cam kenarında oturanın kim olduğunu bulduktan sonra rahatlamıştım, kendisi hakkında bu kadar şeyi hatırlayan biri ile yolculuk edenden biraz korksa da, şarabın etkisiyle rahatlamıştı…
Dedesi ve nenesi ölmüştü, bakkal çoktan kapanmıştı…
Kuaför Hamiyet, kapanmıştı…
Binanın önünde duran incir ağacı, yol yapılırken sökülmüştü…
Sokak tek yön oldu…

Konyağım gelmiş, ben biraz kestirmişim…
Anons yapılıyor, inişe geçiyoruz, kemerlerinizi bağlayın, yatan koltuklarınızı dik pozisyona getirin diyor kabin görevlisi…
Bakıyorum, cam kenarında oturan kimse yok…
İnişte bulutlar eşlik ediyor bana, Bled üstünde puslu bir hava var…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here