Geri dönüş

0
102

Sevgili dildaşlarım, bazen hiç aklıma gelmeyen ve hatta bende şaşkınlık yaratan biçimde, zımni veya alenen eleştiriliyorum. En çarpıcı bulduğum konu ise “Neden anavatana kesin dönüş yapmadığım”dır. Bu konuda onlarca gerekçe sıralayabilirim. Ama ben sadece bir örnekle yetineceğim. “BEN MESLEKSİZ VE SADE BİR EMEKLİYİM.” Dönüş için bu da tek başına yeterli olabilirdi. Ama sorumluluğunu taşıdığım birileri mevcut. Onlarla birlikte dönebilmek maddeten anavatana yük olurdu. Ve hatta “Geri dönüş” hatasına yol açmış olurdum. Dolayısıyla “KESİN DÖNÜŞ” yapmak isteyenlere de caydırıcı bir örnek olabilirdim. 1989 yılından 2010 yılına dek defalarca anavatana gittim. Bazen bir yıl, bazen de 6 ay orada kalarak kendimi test ettim. İlgili ve yetkili soydaşlarla durumumu paylaştım. 1990 yılında orada meydana gelen değişiklik hepimizin malumudur. O ortamda, anavatanda insanların nelerle boğuştuğunu da eklerseniz, kimsenin kimseye el uzatmasının mümkün olmadığını da görürsünüz. Yani kabahat ve suç aramak aklen yanlış olurdu. 1989 yılında Muharrem Çurey’in el vermesi ile Murat Çurey’in eşi ve bir çocuğu ile kesin dönüşü sağlandı. 1990-1991 yılında da Tıjın Çurey’i anavatana yolcu ettik. Teferruata gerek yok. Şimdi ailemden 6 kişi anavatanda yaşıyor. Tıjın Çurey’in orada okuyabilmesini sağlayan anavatan ve yetkililerine sonsuz teşekkürler. Ne var ki onun tüm masraflarını buradan karşılamak pek kolay olmadı. Demem o ki kimseye yük olmadan yapabildiğimiz ve göndermeye uygun bulduğumuz aile fertlerini bir plan dahilinde gönderdik. Halen gönderme hazırlıkları içindeyiz.

Sevgili dildaşlarım, merkezii karar ve planlı bir organizasyon olmadan yapılan ve yapılacak olan “DÖNÜŞ” hareketleri teşvik edici olamadı ve olamayacak. “GÖNÜLLÜLÜK” elbette ki çok önemlidir. Ama “EKONOMİK” bağımsızlık içinde olanlar için. Biliyorum, “Yani zengin olunca mı döneceğiz?” ve hatta “Zengin olanlar zaten dönmez” diyecek olanların da bulunduğunu.

Sevgili dildaşlarım; insanlar yani ben doymak, örtünmek ve barınmak zorundayım. Bunun için de çalışmam ve para kazanmam gerekir. Bu bilinmeyen bir şey midir? Peki, ne yapacağız?

Yanıt: Gurbette ve anavatanda organize olacağız. Nasıl mı? Zaten gurbette yasal kurum ve kuruluşlarımız var. Onlar bir araya gelerek bu konuyu bir kurala bağlama kararı alabilirler. Anavatanda ise dönüş yapabilen ve halen orada bir şekilde yaşamını sürdüren soydaşların olabildiği kadar organize olmaları kaçınılmazdır. Ancak yerel yönetimin desteğini de alarak. Bu çok mu zor ve olanaksız? Hele, Rusya Federasyonu’nun bu “DÖNÜŞ” düşüncesine sıcak baktığı bu günlerde. Gurbetteki kuruluşlarımız, kişi veya kurum bazında bu dönüş için durumu müsait olanlardan maddi katkıda bulunmalarını isteyebilir (yasal kurallar içinde). (Resimde olduğu gibi).

“Anavatana dönüşten öte” kurtuluş umudum yok. Biliyorsunuz, 150 yıldır olamadığımız bu topraklarda bundan sonra da olamayacağız. Hele hele, Sn. Murat Bardakçı, Sn. Fatih Altaylı’nın ve aslını inkâr eden Prof. Sn. Ümit Özdağ’ların olduğu bu zamanda. Hani nerede yetkili ve etkili insanlar? Onlara, “gıkları” çıkmıyor. “Kerkük Türkü, Azerbaycan Türkü, Bulgar Türkü, Kıbrıs Türkü” diye türkü çığıranlar! Demek ki, biz Çerkesler, 150 yıldır, saydığım bu ülke Türkleri kadar bu vatana hizmet etmemişiz. Kurtuluş Savaşı’nda en önde çarpışan bu Türkler mi idi? Haydar Aliyev’in KGB’nin başında bulunduğu yıllarda, Anadolu’nun o güzelim gençleri birbirini sağ-sol adına boğazlarken hemen imdada yetişip; “-Hey iki devlet, tek milletin çocukları, siz ne yapıyorsunuz? Ayıp değil mi? Yazık değil mi” diye kahrolduğu günler! (ironi). Ya, aynı tarihlerde, SSCB’nin dışişleri bakanı olan Eduard Şevardnadze, Türk-Gürcü kardeşliği için ne fedakârlıklar yapmıştı? Değil mi? Hey gidinin dünyası……!

Sevgili dostlar, Çerkeslerin bu ülkeden “defolup gitmesini”, 83 milyonun gözünün içine baka baka söyleyebilen; adı, sanı, işi belli olan bu insanlara bir çift sözü olan devlet büyüklerimiz nerede? “Tek millet, tek devlet, tek bayrak ve tek vatan” sözleri sadece bir slogan mıdır? Lütfen, iki çift söz edin bunlara.

NOTLAR:
1- Dinsel inanç öncelikli, yaşadığını ve öyle yaşanması gerektiğini söyleyen ve “TANRI” adına, anlaşılmaz Arapça sözcüklerle bunu dikte eden dildaşlarım, sizin anadilinizin ve geçmişinizin ve haldeki durumunuzun müsebbibi olan bu cumhuriyete ve atalarınıza birazcık saygınız varsa aidiyetiniz ile ilgili iki kelam ediverin. “Allah” yerine, “Tanrı” ve Çerkesçe “Txba” kavramları, farklı dil ve kültürlerin göksel inancı ifade eden kavramlardır. Bir Çerkes insanı olarak “Txba” demekten neden bu kadar kaçınıyorsun? Alfabeler insan buluşudur. Bilinen mevcut alfabeleri kullanan kişi ve toplumlar için kültürel değerlerdir. Göksel veya görsel inanç sahiplerinin, inançlarının yazılı olduğu buyruklu kitapların dilini kendi anadilleri ile okunmaması için tanrısal bir buyruk mu mevcuttur? Günümüzde mensup olduğumuz inancın ifade ve icrası sadece Arapça (kabile dili) okunup Arap alfabesi ile olması mı Tanrı emridir? Hele bir de tabutlarımızın üzerine serilen ve duvarlarımızda asılı Arap alfabeli yazıları kutsallaştırmak, belli oranda “Yazım” putperestliği değil midir? Oysa kutsal olan yazı veya alfabesi değildir. Kutsal olan, tanrısal buyrukların içeriği ve icrasıdır.

2- Ataları anavatanı Kuzey Kafkasya- Dağıstan bölgesinden 1864 yılında sürülüp kovulan Prof. Ümit Özdağ’ın, “Çerkesçilik” yaptığı için “Kovdum-Kovdurdum” dediği Çerkes kökenli bir insanın kendisinden daha az yurtsever olduğunun ölçüsü ne ola ki?

3- “Paranın dini ve ırkı yoktur. Para, paradır” diyen en yetkililere soruyorum. “Mevcut dünya insan dilleri içinde en kutsal olanı 1500 yıl önceki Arap kabile dili midir? Dilin, alfabenin ve yazının, dini ve ırkı var mıdır? Dil dildir. Alfabe de alfabedir değil mi?”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here