Kadıköy’den filizlenen bir dayanışma pratiği

0
184

Kadıköy Dayanışma Ağı, 2020’nin Mart ayında Kadıköy’deki bir grup gönüllünün ihtiyaç sahipleriyle dayanışmak için bir araya gelmesiyle kuruldu.

Daha öncesinde de toplumsal mücadele alanlarında bulunmuş ve kendilerini toplumsal muhalefet bileşenleri olarak tanımlayan gönüllüler, pandemi döneminde böyle bir platforma ihtiyaç duyduklarını belirtiyor.

Pandemide dayanışmak: Gıda kolilerinden kent bostanlarına

Türkiye’de koronavirüs salgınına yönelik alınan önlemlerden biri, riskli yaş grupları kabul edilen 20 yaş altı ile 65 yaş üstü kişilere sokağa çıkma yasağının getirilmesi oldu. Kadıköy Dayanışma Ağı’nın kurulduktan sonraki ilk çalışması bu süreçte 65 yaş üstündeki kişilerin market ve eczane gibi sokak ihtiyaçlarını karşılamaya yönelikti.

Ardından sağlık çalışanlarının koruyucu ekipman eksiğini gidermek için evlerde siperlik maske üretimi, gıda kolileri hazırlama ve dağıtma, uzaktan eğitimde öğrencilere bilgisayar temin etme gibi çalışmalara imza attı. “Evde Kal” çağrısının dışında bırakılanlarla dayanışmak için Kadıköy’de küçük esnafa destek çalışmasını başlattı. Spor meclisi projesi pandemiye ve fiziksel hareketsizliğe yönelik bir başka çalışma oldu; eğitmenler eşliğinde yaz boyu spor günleri düzenledi.

İlk olarak Moda Bostanı’ndaki direnişle başlayan “kent bostanları,” sağlıklı gıdalar ve sağlıklı fideler vurgusuyla birlikte gıda krizi ve ekolojik krize dikkat çeken bir başka projeydi.

Geleceğe yönelik olarak Kadıköy Dayanışma Ağı’nın ajandasında “depreme hazırlık çalışma grubu” ve “kent ekoloji tarım grubu” olmak üzere iki başlık var.

Bugün ise dayanışma ekibinin “sokağa sıcak yemek” çalışması her akşam gönüllülerin aktif katılımı ve desteği ile devam ediyor.

Bu çalışmalar Kadıköy ile sınırlı değil. Bugün 22 ilçede benzer çalışmalar yürüten ve birbiriyle iletişim halinde olan birçok dayanışma ağı mevcut. Kadıköy Dayanışma Ağı gönüllülerinden Koray Türkay, onları bir araya getiren süreci, ekibin çalışmalarını ve dayanışma ağının nasıl işlediğini Jıneps Gazetesi’ne anlattı.

Eğitimini Marmara Üniversitesi’nde turizmcilik üzerine yapan Koray Türkay aslen Oset. Uzunca bir süredir toplumsal mücadele alanlarında yer alıyor. Özellikle ekoloji ekseninde iklim krizi ile ilgili meselelerle ilgileniyor.

Türkay’a göre tüm bu çalışmalar “dayanışma kültürünün bir parçası”. Bu anlamda her bir kolektif çalışmanın daha geniş ölçekli bir başka çalışmanın önünü açtığı kanaatinde: “Biz şunu gördük ki gerçekten çıkarsız, dürüst ve kolektif bir çalışmanın hızlı bir toplumsal karşılığı da oluyor. Katılımcılar artıyor ve takipçiler çoğalıyor.”

“Evi olmayana nerede yemek vereceğiz?”

Türkay, “sokağa sıcak yemek” çalışmasından bahsederken her gün yüze yakın insana sıcak yemek çıkarmanın ve dağıtmanın emek, zaman ve maddi açıdan zorlu bir iş olduğunu ifade ediyor. Bu çalışmanın sürekliliği de “kolektif bir iradeyi” gerektiriyor.

İstanbul Valiliği’nin “açık alanlarda yemek dağıtımı”na yönelik son düzenlemesi sokakta yaşayan insanların sıcak yemeğe erişimiyle ilgili temel tartışmaları yeniden başlattı. (http://www.istanbul.gov.tr/acik-alanlarda-yemek-dagitimi-basin-aciklamasi) Bununla ilgili olarak Türkay, “Sokakta yemek dağıtımına izin vermeyeceğiz açıklaması yapıldı. Biz sokakta yaşayan insanlara yemek dağıtıyoruz. Bu insanların evi yok, onlara sokakta yemek vermeyeceksek nerede yemek vereceğiz?” diyor.

Barınma ihtiyacının kendisine de vurgu var. “Sokakta yaşayan köpeklere ve kedilere belediyeden ev istediğinizde ev getiriliyor ama insanlar için ev verilmiyor” diyerek ifade ediyor Türkay, “Bu bir paradoks. Sokak hayvanlarının da barınmaya ihtiyacı var, insanların da”.

Neden yardımlaşma değil dayanışma?

Kadıköy Dayanışma Ağı, “dayanışma” kelimesinde ısrarcı. Bu, “kültürel bir farklılık” olarak açıklanıyor: “Yardımlaşma üstenci bir ifade. Birilerinin yardım etmeye kudreti var, birilerinin de o yardımı almaya kaderi. Biz bunun kader olmadığını düşünüyoruz. Biz en fazla dayanışabiliriz.”

Türkay, bu bağlamda yardım kültürünü “biat kültürünün bir zemini” olarak ifade ediyor. Dayanışma ise “kolektif bir yaşamın formülü”.

Kadıköy Dayanışma Ağı, gönüllülük esasına dayalı olarak çalışıyor. Farklı ekipler, işbölümleri ve takvimler mevcut. Bugünkü mevcut koşullarda zorluğu belirli oranda kolaylaştıracak kadar insan gücüne sahip olduklarını ifade ediyorlar.

Karar alma süreçleri nasıl işliyor?

Ekipte birbirinden farklı birçok insan var; dayanışmanın politik bir ekseni olsa da bunun bir ideolojiye tabi olmadığını belirten Türkay, bu ortaklaşmayı daha çok “toplumsal sorunların kesiştiği eksende bir politik bilinç, söylem ve pratik” olarak tanımlıyor.

Dayanışma ağının karar alma mekanizmasıyla ilgili olarak çalışma gruplarının özerkliği esas alınıyor. Farklı grupların temsilcileri ile oluşturulan bir koordinasyon ekibi gönüllüler arasındaki iletişimi sağlıyor. Etkinlikte ve bilgide hiyerarşi olmaması için koordinasyon ekiplerinin rotasyonu hedefleniyor. Türkay’a göre tüm bu pratikler “yeni ve demokratik bir yaşamın yerelden inşasına tekabül ediyor”.

Kadıköy Dayanışma Ağı’nın eylemliliği bunlarla sınırlı değil. Toplumsal birçok soruna söz ve eylem üretiyorlar. Türkay, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü’ne yapılan atamayla birlikte yeniden başlayan protestoların da destekçisi olduklarını şu şekilde ifade ediyor:

“Öğrencilerin son kayyım rektörlere karşı demokratik ve haklı taleplerinin de ilk gününden itibaren çağrıcısı ve dayanışmacısıyız. Bütün üniversitelerdeki antidemokratik kayyım atamaları bir an önce son bulurken demokrasi talebindeki öğrencilerin bu konuda talepkâr ve etkin olması gerekiyor.”

“Belediyeden bir pirinç tanesi bile almadık”

Türkay’a göre esas olan birliktelik, para “tali bir mesele”.

“Yüz kişinin yan yana gelmesi çok büyük bir güç, yüz kişiyle en azından yerelde yapılamayacak şey yok” diyor. Belediyeyle ilişkilerinin bir “diyalog çerçevesinde” olduğunu ancak belediyeden bir destek görmediklerini de ekliyor: “Bütün bunları belediyeden bir pirinç tanesi bile almadan yaptık.”

Bu çerçevede Kadıköy Dayanışma Ağı, belediye desteğinden ziyade katılımcı sayısının artmasını önceliyor: “Tabii ki emek cephesinden; eşitlik, adalet ve hukuk cephesinden; demokratik yaşam ekseninde bir bakışımız var. Aslolan güven. Biz güveni inşa ederek gerek insan gücü gerek bütçe anlamında ihtiyaç duyduğumuz güce ulaşabiliyoruz.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here