Bir asır beklememek için…

0
591

Müjde! Dünya çapında toplumsal cinsiyet eşitliği 99 yıl sonra gerçekleşebilecekmiş. Yalnız hemen sevinmeyin çünkü bizim coğrafyada biraz daha uzun bir zaman gerekiyor- 139 yıl. Zaman su gibi akıp gidiyor zaten, geçiverir göz açıp kapayana kadar 139 sene deyip, yaşadığımız ülkede, bulunduğumuz cemaatte kadının eşit ve saygın yeriyle avunmaya devam edebiliriz. Ya da gerçeklerin farkına varıp, değiştirmek, süreci hızlandırmak, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için mücadele ederiz. Hep birlikte. Dayanışmayla…

Dünya Ekonomik Forumu ya da kısa adıyla WEF, 2006’dan beri her yıl Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Raporu yayınlıyor. 107 ülkeyle başlayıp, 2020’de 153 ülkeyi kapsayan bu çalışma dört konuda ülkelerin durumunu kıyaslıyor: Politik Güçlendirme, Ekonomik Katılım ve Fırsat, Eğitime Erişim ve Sağlık. (1)

Kıyaslama, bu konulardaki mutlak gerçekleşmeye değil, kadınlarla erkekler arasında fark olup olmadığına bakıyor. Örneğin, A ülkesinde kadınların %50’si, erkeklerin %70’i üniversite eğitimine ulaşırken, B ülkesinde kadınların %15’i ve erkeklerin de %20’si üniversiteliyse, B ülkesinin durumu çok daha iyi çıkıyor çünkü kadınlarla erkekler arasında, eğitime erişim açısından çok daha az fark var. Dolayısıyla konu ülkelerin zenginliğiyle, yatırımlarıyla, kişi başı milli geliriyle alakalı değil sadece; öncelikler ve zihniyetlerle de alakalı. Cinsiyet eşitliği açısından bu yıl en başarılı ilk on ülke İzlanda, Norveç, Finlandiya, İsveç, Nikaragua, Yeni Zelanda, İrlanda, İspanya, Ruanda ve Almanya. Bu 10 ülkenin sekizi, İnsani Gelişmişlik Endeksinde(2) de, ortalama 40.000 ile 70.000 dolar arası kişi başı milli gelirleriyle ilk 25 arasında bulunurken, Nikaragua kişi başı 5284 dolarlık milli geliriyle 128., Ruanda sadece 2155 dolarlık kişi başı milli geliriyle 160. sırada! Türkiye ise kişi başı 27.700 dolarlık milli geliriyle İnsani Gelişmişlik Endeksinde 54. sıradayken, toplumsal cinsiyet eşitliğinde, maalesef 130. sırada. Japonya da bizim gibi; 43.000 dolar civarındaki kişi başı geliriyle, gelişmişlik endeksinde 19. sırada iken, toplumsal cinsiyet eşitliğinde ancak 121. sırada yer alıyor. Bizden beter yani. Türkiye’de Japonlara ve kültürlerine duyulan hayranlık boşuna değil; benzer zihniyet yapısına sahibiz çünkü.

Biraz sıkıcı olabilir ama gelin çalışmanın Türkiye ile ilgili kısmına yakından bakalım şöyle bir. En iyi notumuz sağlıkta; zaten sağlıkta 153 ülke arasında 64. sıradayız. Kamu sağlık hizmetlerinin oldukça gelişkin olduğu ve erişimde cinsiyet sorunu bulunmadığı bir gerçek. Kadınların daha uzun bir ömre sahip olmaları da bu göstergede ülkeyi kurtarıyor.

İkinci en iyi skorumuz belki şaşıracaksınız ama politik güçlendirme göstergesinde ve bunu -yine şaşıracaksınız ama- Tansu Çiller’e ve HDP’ye borçluyuz! Bu başlık altında 3 hususa bakılıyor: 1- Parlamentodaki kadın vekil oranı– (%17,5 ile dünyada 104. sıradayız; en yüksek kadın vekil oranı %39 ile HDP’de (3); dünya ortalaması %25. ). 2-Bakanlar kurulundaki kadın sayısı (2 bakan ve %11,8 ile 113. olmuşuz – dünya ortalaması %21). 3-Son 50 yılda kaç yıl kadınların başkanlık veya başbakanlık yaptığı ki işte burada Sayın Çiller devreye giriyor; 2,7 yıllık başbakanlığı ile bizi 45. sıraya ve politik güçlendirme endeksini de 109. sıraya yükseltiyor. 153 ülkenin 85’inde hiç kadın başkan ya da başbakan olmamış! İspanya, İtalya, İsveç, ABD ve sosyalist geçmişine rağmen Rusya da bu ülkelerin arasında. Yani patriarka rejim falan dinlemiyor sevgili kadınlar ve erkekler; cinsiyetler arasındaki eşitsizliği kırmak için özel mücadele gerekiyor.

Eğitimde durum kötü değil aslında; eşitliğe oldukça yakın. Ancak o kadar çok ülke bu konuda neredeyse tam eşitlik sağlamış ki, küçük farklar bile sıramızı 113.lüğe düşürmüş. Eğitimin niteliği ve niteliğindeki farklılık ölçülseydi durumumuz daha kötü olabilirdi.

En kötü göstergemiz ise Ekonomik Katılım ve Fırsat; 153 ülke arasında 136. olmuş Türkiye. Eşit işe eşit ücret dışında, bütün göstergeler felaket. İş gücüne katılım kadınlarda %38, erkeklerde %78. Kadınların ortalama geliri, erkeklerin %43’ü seviyesinde çünkü çalışan kadınlar da düşük pozisyonlarda çalışıyorlar. Üst düzey yönetici ya da bürokratların içinde kadınların oranı %14 iken, erkekler bu pozisyonların %86’sını işgal ediyorlar. Bu pozisyonlarını kaybetmemek için de, kahir çoğunluğu, “Bizim kadınlarımız çok değerli, evde tamamen onların sözü geçer, çocuklarımızın anası, başımızın tacı onlar” falan gibi safsatalar üretiyorlar. Aramızda böyle düşünen kadınlar da hâlâ var ne yazık ki. Ama maalesef dışarda sözü geçmeyenin içerde de geçmiyor; kesin bilgi!

Onun için, ilk yapılacak şey kadınların çok daha fazla işgücüne katılımını sağlamak. Bunun için, tamamen kadına havale edilen çocuk, hasta ve yaşlı bakımı gibi ağır işlere kamusal çözümler bulunması lazım. (Son yıllarda, evde bir yakınına bakan ve sosyal güvencesi olmayanlara bağlanan aylık iyi bir politika gibi görünse de kadını tamamen eve mahkum eden bir yaklaşım.) Yeter mi, elbette hayır. Kadın dışarda çalışıp ev dışı üretime katkı sağlarken, erkeğin de evdeki iş yükünü paylaşması gerekir. Yoksa kadın olmak, köle olmak haline gelebilir.

Yeter mi? Yine elbette hayır. Kadınların iş hayatında karşılaştığı bariyerlerin, cam tavanların kırılması, kadınların karar mekanizmalarında yer alması gerekiyor. Bunu belli bir düzeye getirene kadar kadın kotası şart. Gerek ekonomik, gerekse politik alanda, kadın katılımının yüksek olduğu ülkelerin büyük kısmında kotalar uygulanmış, bazılarında hâlâ var. Yıllardır süren erkek egemenliğinin başka türlü kırılması pek mümkün değil. Kim ister mis gibi süren düzeninin değişmesini, gücü paylaşmayı?

Türkiye’nin geneliyle ilgili bu durum, ülkede yaşayan farklı etnik gruplar, mesela Çerkesler, Kürtler ya da Ermeniler için farklı olabilir mi? Herhangi bir etnisiteye mensup kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitliğine, geleneklerine bağlı kalarak daha hızlı ulaşabilir mi? Açıkçası pek olası değil. Toplumsal cinsiyet eşitliğine giden yolu kısaltmak, bir asır beklememek için, “Türkiye’de yaşayan tüm kadınların, etnik ve dini kimliklerimizden bağımsız olarak hepimizin, bize çok değer verir gibi görünse de aslında, evde, toplumda, işte, sokakta erkeklerle eşit haklara sahip olmamızı desteklemeyen, örf, adet, gelenek, görenek ve alışkanlıkları kutsamak yerine mücadele etmemiz, diğer kadınlarla dayanışma içinde, bıkmadan, yorulmadan mücadele etmemiz gerekiyor. Demokrat erkeklerin de bizi destekleyeceklerinden hiç kuşkum yok. Daha güzel bir dünya, her konuda olması gerektiği gibi, toplumsal cinsiyet konusunda da eşit olduğumuzda gerçekleşecek çünkü”.(4)

(1)http://www3.weforum.org/docs/WEF_GGGR_2020.pdf  (Türkiye İstatistikleri sayfa 343)

(2)http://hdr.undp.org/en/content/latest-human-development-index-ranking

(3)https://ysk.gov.tr/doc/dosyalar/docs/24Haziran2018/2018CBMV-MVCinsiyet.pdf

(4)http://www.gusips.net/columns/5588-8-mart-2014te-turkiye-de-kadin-olmak.html

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz