Çerkes toplumunda ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’

0
427

Pandemide artan kadına yönelik şiddete ve kadın cinayetlerine rağmen Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi ve çözümün “gelenek ve göreneklerde mevcut” olduğunun açıklanması farklı toplum kesimlerinin toplumsal cinsiyet eşitliği algısının gündeme getiriyor. Çerkes toplumunda toplumsal cinsiyet eşitliğine bakış konusunda görüş aldığımız üç Çerkes kadın ve 3 Çerkes erkek, kimlik ve gelenek (Xabze) ile toplumsal cinsiyet rollerinin günümüz koşullarına uyarlanması konusunda farklı yaklaşımlara sahip.


Türkiye’de Çerkes toplumunun toplumsal cinsiyet eşitliğine bakışı konusunda genel bir değerlendirme yapılabilir mi? Çerkes kimliği ve en yalın şekilde Çerkes geleneği olarak tanımlanabilecek olan Xabze, kadınları toplumda nasıl konumlandırıyor? Çerkes kadınları Türkiye’de genel olarak kadınların yaşadıkları sorunlarla hangi noktalarda ortaklaşıyor? Hangi noktalarda ayrışıyor? Gelenek ve kültür toplumsal cinsiyet eşitliğinin hayata geçirilmesi önünde bir engel olabilir mi? Bu soruları, kendilerini Çerkes kimliği ile tanımlayan ve Çerkes toplumunda bilinen 6 isme sorduk: KAFFED Başkanı Yıldız Şekerci, sivil toplum çalışanı Zeynep Aksoy, Jıneps yazarı Akanda Taştekin, üç dönem İstanbul Kafkas-Çerkes Derneği Başkanı olarak görev alan Erdoğan Yaşar, Mızağe Dergi Yazarı Kuban Kural ve ihraç akademisyen-barış akademisyeni Erdoğan Boz ile konuştuk.

Türkiye kadın hareketinde Çerkes kadınlar

Türkiye’nin farklı kentlerinde yaşayan tüm Çerkesler homojen bir topluluk olarak nitelendirilemese de Çerkes kimliği üzerinden toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin bir değerlendirme yapılabilir.

  1. yüzyılda Osmanlı topraklarına sürülen Çerkeslerin, dilleri ve kıyafetlerinin yanında toplumsal hayatı düzenleyen gelenek ve görenekleri (Xabze) ile de yerel halktan farklı olduğuna işaret eden Zeynep Aksoy, toplumda Çerkes kadının etkinliği, gücü ve görece “özgür” olmasının o dönemlerde diğer topluluklar tarafından yadırgandığını kaydediyor.

Yeni vatanları olan Osmanlı’da ve Türkiye’de kendini ‘feminist’ olarak tanımlayan ve kadın hareketinde yer alan Çerkes kadınlardan biri Osmanlı’nın ilk feminist kadın dergisi Kadınlar Dünyası’nın (1913-1914 ve 1918-1921) kurucusu ve sahibi (Nuriye) Ulviye Mevlan Civelek idi. Bu yayın ile “hak mücadelesini başlatan” Civelek’in temel hedefi “kadınları uyandırıp bilinçlendirmek, üretken hale getirmekti”.

Osmanlı’da Çerkes feminist kadınların varlığına farklı bir yönden bakan Erdoğan Boz, Osmanlı kadın hareketindeki önemli isimlerden Ulviye Mevlan’ın kendisi ve Hayriye Melek Hunç’un ise ablasının küçük yaşlarda Osmanlı Sarayı’na cariye olarak gönderilen kadınlar olduklarını ve feminizme katkılarının Çerkesliklerinden kaynaklanmadığını beliritiyor. Boz’a göre, Çerkes kadınlar Osmanlı’dan bu yana feminist hareketlerin içinde oldular ancak bu Çerkes kültürünün onlara sağladığı olanaklardan kaynaklanmıyor.

Türkiye’de kadın hareketinde Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde aktif olan Çerkes kadınların bireysel duruş sergilediğini, feminizm ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunun Çerkes toplumunda yaygınlık kazanmadığına dikkat çeken Yıldız Şekerci ise kentleşme ve küreselleşmenin etkisiyle kadın hakları bilincinin Çerkeslerde de yaygınlaşmaya başladığını kaydediyor.

Türkiye’nin kadın hareketi içinde farklı inanç, sınıfsal yapı ve görüşe sahip olan Çerkes kadınlarının, toplumsal cinsiyete, kadın-erkek rollerine, gelenek ve göreneklere bakışlarının farklılaştığını belirten Akanda Taştekin de benzer şekilde, farklı tarihsel dönemlerde Çerkes kadınlarının farklı feminist hareketlerle ilişkiler kurduğunu ve kadın hareketleriyle birlikte yol aldıklarını hatırlatıyor.

Çerkesler gibi soykırım yaşamış ve birçok yere dağılmış, entelektüel, politik ve kültürel olarak hazır olmadığı süreçlere maruz bırakılmış bir toplum olmasına dikkat çeken Kuban Kural, bazı farklılıklar olmasına karşın Çerkes toplumunda toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dair genel bakışın ve sorunların benzeştiğini düşünüyor. Çerkes kadın imgesine dikkat çekerek konuyu ele alan Erdoğan Boz ise “Çerkes kadını güzeldir, Çerkes kadını saygılıdır, Çerkes kadını temizdir, Çerkes kadını iyi gelin olur” gibi etiketlerin erkek bakış açısıyla ve eril dille şekillendiklerinin inkâr edilemeyeceğinin altını çiziyor.

Çerkes kadınları ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği

Bu genel çerçeve içinde Çerkes kadınlarının da dünyanın her yerindeki tüm kadınlar gibi cinsiyet eşitsizliğinden mustarip olduğunu ve paylarına düşeni aldığını söyleyen Yıldız Şekerci, aile içi şiddet, kadın cinayetleri, cinsel saldırı suçları, ayrımcılık, istenmeyen evlilikler, çocuk gelinler gibi konularda toplumun geneline göre Çerkeslerin daha iyi durumda olduklarını belirtiyor.

Benzer şekilde Erdoğan Yaşar, Türkiye’de diğer kimliklerle kıyaslandığında, Çerkes toplumunun kadın hakları açısından daha iyi durumda olduğunu düşünüyor: “Dünya geneline kıyaslanınca biz toplum olarak ortalamanın çok üstündeyiz.” Yaşar bu tespitine ek olarak, “Biz Kafkasya’da böyle değildik. Yaşadığımız coğrafyadaki ataerkil yapı bize de yansıdı, ataerkil bir topluma dönüştük” diyor.

Bu görüşten farklı olarak Akanda Taştekin, Çerkes toplumunda kadın cinayeti ve fiziksel şiddet gibi sorunların ülke geneline oranla daha düşük olmasının, kadınların diğer sorunlarını önemsiz kılmadığına dikkat çekiyor.

Çerkeslerin ataerkil kültürlere sahip olduklarını savunan Kuban Kural, bunun bir sonucu olarak kadınların yaşadıkları mağduriyetleri kamusallaştırmaktan kaçındıklarını kaydediyor. Kural, “Çerkes kadınlarının toplumda çok önemli bir yere sahip olduğunun” sürekli üretilen bir bilgi olduğunu, oysa Çerkeslerin geleneksel yaşam içerisinde ve kısmen şehir hayatında iç karar alma mekanizmalarında, örneğin Xase denilen toplantılarda, kadınların kararlara eşit katıldığına hiç şahit olmadığını; çok önemli kararların alındığı bu toplantılarda ve daha mikro düzeyde Çerkes ailelerinde önemli kararlar alınırken kadının sözü ile erkeğin sözünün eşit olmadığını vurguluyor.

Çerkes toplumunda geleneksel olarak karar alan kişilerin yaşlı erkekler olduğunu, köy ya da kentlerde yaşayan kadınların rolünün pek değişmediğini düşünen Erdoğan Boz da küçük bir azınlık dışında Çerkes toplumunda kadının hep “hizmet eden” konumunda olduğunu kaydediyor. Boz, Çerkeslerin “geleneksel yaşam içinde kendilerine atfedilen edilgen roller” dışında dernek, vakıf gibi örgütlerde karar alma mekanizmalarına dahil olmamalarını da toplumsal cinsiyet eşitsizliğin bir göstergesi olarak paylaşıyor.

Kural da aynı doğrultuda “toplumsal ve içselleştirilmiş baskı mekanizmasının yaygınlığı” nedeniyle Çerkes toplumunda geçmişte eşitsizliğin bugünkü kadar görünür olmadığını ve Çerkes kadınının hâlâ “hizmet eden kadın” olarak, ev içi karar alma mekanizmalarına bile dahil olamadığının altını çiziyor.

 Çerkes toplumunda da kadın sorunu var!

Çerkes toplumunda bir “kadın sorunu” olduğu tartışması, kısa bir süre önce bir grup Çerkes kadın tarafından kurulan Almastı Çerkes Kadın Hareketi ile alevlendi. Çerkes toplumunda Xabze’nin erkeklerin şekillendirdiği bir sistemler bütününe dönüştüğünü savunan Almastı Çerkes Kadın Hareketi, Türkiye’nin farklı kentlerinden bir araya gelen bir topluluk. Ancak kuruluşundan itibaren yaptığı bu tespitler nedeniyle bazı gruplar tarafında sert eleştirilere hedef olan Almastı’nın bu durumunu değerlendiren Erdoğan Boz, Çerkes toplumunda feminist kadınların kendilerini var edebilmesinde ciddi sıkıntılar yaşadıklarını, kadın sorunlarını önceleyen, kendi tarihlerinin öznesi olmak isteyen kadınlara bedel ödetilmek istendiğini savunuyor.

Akanda Taştekin, Almastı’nın ortaya çıkışının kadınların sorunlarına muhatap ve çözüm bulaşamayışından kaynaklandığını söylerken, Kuban Kural harekete gösterilen tepkinin Çerkes erkeklerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bakışını gösterdiğini kaydediyor. Kural, Çerkes feministlere yöneltilen eleştirileri “geleneksel kültürden şehre taşıdıkları ataerkil ve eril söylemin sarsılıyor olmasına karşı tepki olarak” değerlendiriyor.

Kural ayrıca, Almastı’nın ortaya çıkmasından sonra heyecanlanan ve mağduriyetlerini dillendiren birçok Çerkes kadın olduğunu paylaşarak, bunu Çerkes kimliğinin geleceği açısından olumlu bir süreç olarak görüyor. Zira ona göre, kadın olduğu için derneklerde ve kurumlarda kendisine yer bulamamış birçok nitelikli Çerkes kadını var. Bu yönüyle, Almastı Çerkes Kadın Hareketi’nin ortaya çıkması bu kadınlara bir alan açmış oldu.

Türkiye’de ve Çerkeslerin anavatanında kadın hareketinin ivme kazandığını ve bu gelişmenin kimlik ya da kültürle çelişen bir tehdit olarak görülmemesi gerektiğini kaydeden Taştekin, Çerkes kültüründe Xase toplantıları şeklinde büyük münakaşaların olduğunu ve önemli konuların buralarda karara bağlandığını hatırlatarak, yeni kuralların tartışıldığı bu mekanizmanın işlememesinin sonucu olarak kadınların sorunlarına toplumsal düzeyde yanıt verilemediği tespitini yapıyor.

Pek çok Çerkes erkeğinin “Çerkeslerde kadına fiziksel şiddet olmadığı” gibi bir itirazla Türkiye’deki diğer gruplardan ayrıldıklarını ve bunu bir “gurur tablosu” olarak paylaştığını söyleyen Boz ise bu iddiayı doğrulayan bir veri olmadığı gibi, “annelik, kızlık, gelinlik, hanımlık” gibi kadın atfedilen rollerle birlikte kültürün taşıyıcısı olmak gibi bir sorumluluk da yüklendiğine dikkat çekiyor.

Xabze’nin kadınlar üzerindeki etkisi ve Xabze’de güncelleme ihtiyacı

Tüm bu tespitler Çerkes toplumunun sosyal yaşama ilişkin kurallarını belirleyen Xabze’nin kadınlar üzerindeki etkisinin ne düzeyde olduğu sorusunu akıllara getiriyor. Xabze’nin kadınların hayatında ciddi bir etkisi olduğunu kabul eden Şekerci, “kadına saygı konusunda önemli ve geçmişteki diğer toplumlara kıyasla oldukça ileri normlar barındırdığını” da sözlerine ekliyor. Bununla birlikte Şekerci, Xabze’nin “yeni şartlar ve ihtiyaçlar doğrultusunda” güncellenmemesinden ötürü, kadınlara ilişkin konularda çeşitli tartışmalar yaşandığını kabul ediyor. “Kimliğimizin temel unsurlarından olan Xabze’yi yok sayan veya yerden yere vuran yaklaşımları doğru bulmuyorum” diyen Şekerci’ye göre, “Xabze değişmez değil fakat nasıl değişeceğinin de Xabze çerçevesinde bir usul ve üslup ile ele alınması” gerekiyor.

Zeynep Aksoy da Xabze’nin güncellenmesinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. Özellikle Çerkes kadınlarının evlilik sonrası artan ev içi sorumluluğu ile bu sorumlulukların getirdiği ağır yüklerden dolayı toplumsal hayattan uzaklaşmasını çok ciddi bir sorun olarak gören Aksoy, “Toplumsal cinsiyet rollerinin Xabze’nin özüne ve Çerkes toplumuna özgü olarak uyarlanmasına ve 21. yüzyıl normlarına uygun yeni, gerçekçi ve samimi söylemlere ihtiyacımız var” diyor.

Mevcut tüm sorunları Xabze’ye mal etmeyi doğru bulmayan Akanda Taştekin, kadınlar açısından ayrımcı pratiklerle mücadele etmenin Xabze’ye savaş açmak anlamına gelmediğini, “statik bir Xabze” yaklaşımı yerine gerekli görülen tartışmaları açıkça yapabilecek ve nelerin değişebileceğini değerlendirebilecek şekilde bir “yüzleşmeyi” gerekli görüyor.

Xabze’nin Çerkesler tarafından kutsanmasına karşın bünyesinde ciddi sorunlar barındırdığını düşünen Kuban Kural, “taciz bizde yok” diyen Çerkesler’in Xabze’nin yaşandığı dönemde yaşanan “taciz, hatta tecavüz vakalarının kamusallaşmaması ya da duyulmamasının” sebebini ‘ayıp’ olarak görülmesi ile açıklıyor. Derneklerde yaşanan ya da sosyal medyada Çerkesler arasında yaşanan tacizlerde kadınların bunu dillendirememesinin sebepleri üzerine düşünmek gerektiğinin altını çiziyor. Son tahlilde Kural, “Geleneğin mevcut haliyle korunması mümkün değil; gelenek zaten büyük ölçüde bu eşitsizliğin sebebi. Ataerkiyi koruyarak, ataerkiyle nasıl mücadele edilir?” diyor.

Çerkeslerin Xabze’ye “dinsel anlamda bir kutsallık, felsefi derinlik, hatta tüm insanlığın ulaşması gereken evrensel bir ideal” dahil pek çok özel anlam atfettiğini söyleyen Erdoğan Boz’a göre, “Xabze’yi sürdürmek asimile olmamanın ulvi amacı” olarak görülüyor. “Halbuki Xabze, en yalın şekliyle gelenektir; gelenek ise dünyanın her yerinde baskıcıdır, cinsiyetçidir. Kadına ikincil bir rol atfeder.” Boz, diğer toplumlarda olduğu gibi Çerkeslerde de “kadınlara çizilen sınırlar vardır ve bu sınırlar içinde kaldıkları sürece kendilerine bahşedilen özgürlüğün tadını çıkarabilirler” tespitini yapıyor.

Eşitsizliği giderecek çabalar

Çerkes toplumunda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin varlığını, dahası “kadın sorunu” olduğunu kabul eden bu tespitlerin bir adım sonrası, çözümün ne olduğu sorusunu beraberinde getiriyor. Toplumun her kesiminde “kadın katılımını artırarak sorunları birlikte aşmaktan” söz eden Yıldız Şekerci, Çerkes toplumunu ve kurumlarını ileriye taşımak için çatışmacı değil “Xabzeye uygun, karşılıklı saygıya dayalı ortamlar oluşturulması” gerektiğini düşünüyor.

2011 yılında KAFFED’in ilk kadın çalıştayını yaptığını, karar mekanizmalarında daha fazla kadının yer almaya başladığını; Federasyon tüzüğünde üçte bir cinsiyet kotası getirdiklerini söyleyen Şekerci, düzenledikleri Kadın Katılımı Çalıştayı’nda toplumun her kademesinden kadınların etkin şekilde yer almalarını stratejik hedefleri arasına koyduklarını anlatıyor.

Çerkeslerde kadının soyadını evlendikten sonra da taşıması ya da düğünde hem kadın hem erkek tarafının sülale armalarının olması, kaşenlik gibi Çerkeslerin bugüne dek muhafaza ettiği birçok kültürel pratik olduğunu hatırlatan Akanda Taştekin, kadınların şiddet ya da tacize maruz kaldıkları tüm sorunların üstünü örtmek, görmezlikten gelmek yerine, kişi güvenliğini sağlamanın ve faillere toplum tarafından yaptırım uygulamasının gerektiğinin önemini ifade ediyor.

Erdoğan Yaşar, kendi deneyimleri ve gözlemleri çerçevesinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin hanede-evde başlayacağını söylüyor: “eşitliği sağlamak içinde yaşadığımız ve kadınlara hiç değer vermeyen ataerkil ülke kültürü içinde oldukça zor.” Tüm bu sorunlara ve değerlendirmelere karşın, Çerkes toplumunda kadın hareketine ve kadınlara destek veren önemli bir kesimin de mevcut olduğunu vurgulayan Erdoğan Boz ise Almastı Çerkes Kadın Hareketi örneğinde olduğu gibi, feministlerin ve toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı kesimlerin varlığının Çerkes toplumunda eşitliğin sağlanması çabalarına katkı sunacağını düşünüyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here