Kendi kendimize

0
760

Biz söylüyor, biz dinliyoruz 21 Mayıs 1864’ün hikâyesini. ‘Krasnaya Polyana/Kızıl Çayır’ neresidir ve tarihimizdeki anlamı nedir, biz biliyoruz. Büyük dedelerimizin kafataslarının ‘bilimsel olarak’ incelenmek üzere sandıklarda toplanmış olduğunu okuduğumuzda, bizim kanımız donuyor. Karadeniz’in karanlık sularına gömülen canlar bizim yanı başımızda hâlâ.

“Acı duyabiliyorsan canlısın, başkasının acısını duyabiliyorsan insansın”

diyordu özlü sözlerden biri.

Fatsa’da halk arasında ‘Çerkezler Tepesi’ olarak bilinen 97 dönümlük ormanlık alanın koruma statüsü kaldırıldı. Karar sonrası kesilecek olan yüzlerce ağaç işaretlendi ve kesilmeyi bekliyor.

İşaretlenen her ağaçla çarpan yüreğiniz varsa o yürekle dinleyin bizim hikâyemizi, işiteceksiniz.

Kızılderili atasözlerini okuyup beğenirken dinleyin; Çerkeslerin de bir yerli halk olduğunu ve dağlardan, ovalardan Karadeniz’e doğru sürülmüş olduklarını duyacaksınız. Belki popüler kültürün bir şekilde parçası olan, sesini duyuracak gücü olan soykırımların daha çok bilindiğini fark edebilirsiniz.

Şimdi bir sürgün daha yaşayıp Suriye’deki savaşla savrulmuş bir Çerkesin; Tambi Cimuk’un resitalini izlerken ulaşsın kulaklarınıza Karadeniz dalgalarının sesi.

Kaz Dağları’nda siyanürlü altın arama çalışmaları yapan Kanadalı Alamos Gold şirketi yok ettiği 350.000 ağacın üzerine 1 milyar dolar tazminat istiyor TC’den. Şaşkınsanız, o şaşkınlığınızla izleyin tarihin sayfalarında, gemilere tıkış tıkış bindirilişimizi.

5 Nisan 2021’de Marshall Sahlins isimli bir antropoloğu kaybettik. Sahlins; ilkel toplumların, sınırsız ihtiyaçlara ve azami ölçüde tatmin edilmeyi bekleyen çıkarlara sahip bireylerden oluşmadığını söyler. Okullarda öğretilen ekonomi teorilerinin oldukça dışında kalan ve ezberleri bozan bir yaklaşımdır bu. Başka bir dünyanın mümkün olduğuna dair ipuçlarını barındırıyor olabilir. 2015 yılında Aylan bebeğin cansız bedenini Bodrum kıyılarında gördüysek; bugün, şimdi inşa edilmiş olmamalı bu karanlık. Soykırımları, çıkar çatışmalarını, savaşları inşa eden tarihsel adımlara bakarsanız göreceksiniz 21 Mayıs 1864’ü.

Ülkemizdeki vaka sayısı dünya ortalamasının 7 katı olmuş dediklerine göre. Bu çaresizliği de hiç unutmamalı belki. Tarihin çeşitli karelerinde bu da yaşandı. İktidar sahiplerinin doğa ve insanla kurduğu tek yanlı çıkar ilişkilerinin bir sonucu oluyor sanırım her zaman. Çerkes halkının kaderini bir de bu gözle okuyun.

Anadilini konuşmak isteyen, kimliği, kültürü ile var olmak isteyen, renk olmak isteyen, bunun koşullarını yaratmak isteyen insan ile yok olmakta olan endemik bitki türlerini birlikte düşünmek gerekir belki de. Dersim’deki dağkeçilerinin ölümünü de anlamalı aynı anda.

Belki eviniz için özenle seçtiğiniz bir objenin parçası olduğu yaşam kültürünün nasıl oluştuğunu düşünürken rastlarsınız Kaf Dağı’nın eteklerinde doğmuş halkıma. Mitolojilerde anlatılan dağın adının ‘Kaf’ olması tesadüf değildir belki. Bugünkü dünyayı oluşturan adımların bir parçası da Çerkes halkıdır ve yarının da bileşeni olma hakkından vazgeçmemiştir.

21 Mayıs 1864, yazılı olmayan anayasalarıyla, doğa ile barışık ve özgür yaşayan, Kaf Dağı’nın kadim halkı Çerkesler için zamanın durduğu andır. Şimdi dünyanın dört bir yanına dağılmış olan Çerkes halkı için.

Biz hiç unutmadık.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here