Arkeoloji günlükleri – 3

0
323

Akademik anlamda üniversitelerde tutunabilmek, garabet sınav ile devlet kurumlarına kapağı atmak, amca, dayı, yeğen, memleketli torpilleriyle bir yerlere gelmek vb. kulvarlar dışında kalan arkeologların ekmek kapısı olarak “kentsel dönüşüm”.

Sadeleştirilmiş şekliyle; can ve mal kayıplarını önleme amacıyla risk oluşturan alan ve yapıların terk edilerek yeni ve daha sağlıklı yaşam alanlarının oluşturulduğu sistematik inşa faaliyetleridir. Öncelikli amaçlarından birkaçı da şehrin yeşil alanlarını artırmak, kültürel ve tarihi yapısını/dokusunu korumak ve buna uygun projeler geliştirmektir.

Gelişememekte ısrar eden ülkelerin başında gelen güzide Türkiye’de ise; çeteleşmiş müteahhitlerin cep doldurma telaşıyla parsel parsel arazi satışlarına, imara açılan alanlara, binbir tehdit ile evinden edilen insanlara şahit olunan, yıkılan binaların yerine daha küçük metrekareli, daha çok daire sayısına sahip, daha yüksek binaların yapıldığı, her biri banliyöleşmenin kötü örneklerinden birine dönüşen projeler, gösteriş uğruna heba edilmiş yatırımlar, dev projeler, mega projeler vb. olarak hayat bulmuş, koca koca şehirlerin inşaat sahasına çevrilmesi çalışmalarının tamamı olarak adlandırılabilir.

Arkeologlar da işte tam buradaki bahse konu projeler kısmında devreye giriyor. Kültürel anlamda bu kadar yoğun maddi kalıntıya sahip bir bölgede, kazma vurulan her alanın arkeolojik bir sahaya dönüşmesi işten bile değil.

Daha öncelerde çok fazla umursanmadan üstü kapatılıp görmezden gelinen ve çoğunlukla hızlıca ortadan kaldırılan bu maddi kalıntılar Avrupa Birliği uyum süreci ile birlikte daha korunur konuma gelmiş ve çalışmaların sayısı artmıştır.

Bahsi geçen kalıntılara bir inşa projesinin yapımı sırasında rastlanıldığından ve eğer gerekli arkeolojik çalışmalar yapılmaz ise yoğun tahribata uğrayıp olasılıkla yok olacaklarından dolayı bu alanlarda yapılan kazılar kurtarma kazısı olarak tanımlanır. Kurtarma kazıları çoğunlukla yoğun çalışma temposu ile hızlı kazma, hızlı belgeleme ve esas projenin yapım sürecini aksatmamak adına hızlıca kaldırma prensiplerine dayanır ve ilgili şehrin arkeoloji müzesi tarafından yürütülür.

Arkeolojik bir alan olarak değerlendirildiğinde belki de on yıllarca kazılıp araştırılabilecek olan sahalar bu kazı yöntemi ile daha kısa sürelerde sona erer. Tabii ki bu hızlı tempo içerisinde veri kaybı ihtimali de bir o kadar yüksek olur. Gece/gündüz vardiyaları, mahalle sakinlerinin camdan sarkarak ettikleri tehditler, hayvanat bahçesinden bozma “lütfen yemiş atmayınız” afişlerine layık çalışma ortamları, çalışanları bir şey bulmamalarına yönelik ekmekleri ile tehdit ve teşvik eden inşaatçılar… Tüm bu nedenlerle çalışılan ekip, dikkat, konsantrasyon, deneyim ve planlama çok önemlidir.

Bu çalışmaların en büyük ve ilk örneklerinden biri ise Marmaray/metro projeleri kapsamında gerçekleşen Yenikapı kazılarıdır. Buradaki çalışmalar 10 yılı aşkın bir süre almış ve elde edilen veriler ile sadece İstanbul’un tarihi değişmemiş, bölge hatta dünya arkeolojisine de büyük katkılar sağlanmıştır.

Ama tabii ki bunların hiçbir önemi yoktur. Çünkü beceriksiz yöneticiler/idarecilerin plansız, programsız, gün kurtarmak için yaptıkları işlemlerinden veya maddi yetersizliklerinden kaynaklı aksamaların hepsini üzerlerinden atacakları bir alan vardır artık, “bir geciktirici olarak arkeoloji”.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here