Esaret…

0
113

Hağur Ahmet Midhat’ın (1844-1912) “Esaret” adlı hikâyesi Dijin Çurey tarafından Osmanlıcadan Rusçaya çevrildi. Türk edebiyatının Tanzimat dönemi yazarı Ahmet Midhat Efendi, Adigelerin Şapsığ boyundan. Ailesi sürgün ile Osmanlı’ya gelmiş. Kısa sayılacak hayatında 225 eser yazmış. Bunların içinden 11 eseri özellikle Çerkesler üzerine roman, hikâye ve piyesleri kapsar. Örneğin “Çerkes Özdenleri”, “İkinci Doğumum”, “Kafkas” romanı, “Hasan Mellah”, “Hüseyin Fellah”, “Felatun Bey ile Rakım Efendi”, “Ayrılık”, “Karnaval” sayılabilecek eserlerindendir. Dönemin padişahı tarafından yazdıkları nedeniyle Rodos Adası’na sürülür.

Bir Alman gezgin olan Adolf Mützelburg da “Konak-Yahut Şeyh Şamil’in Kafkasya Muharebelerinden Bir Garip Hikâye” (Asil Kafkasya) adlı, küçük hikâyelerden oluşan eserinde Çerkes halkının Osmanlı yönetimi karşısında verdiği direnişi, yabancı topraklarda kalma mücadelesini yazar. Hağur Ahmet Midhat bu seriyi Osmanlıcaya tercüme eder (1880). Osmanlıcayı halkın anlayabileceği şekilde kaleme alır, sadeleştirir. Fransızca, Almanca ve Adigece bilen yazar, roman ve hikâye kahramanlarının isimlerini, özel isimleri genellikle Kafkasya’da kullanılan isimlerden seçmiştir. Çerkeslerle ilgili ilk hikâyesi olan “Esaret”, sürgün sonrası Osmanlı topraklarına zorlu şartlarla Kafkasya’dan gelen iki gencin acı hayat hikâyesini anlatır.

1870 yılında yazdığı “Esaret”in karakterleri, Fitnat ve Fatin adlı iki Şapsığ kardeştir. Osmanlı’da bir ailenin yanında büyüyen Fitnat ve Fatin hizmet için yetiştirilir. Yıllar geçer, büyürler. Bu yıllar onları birbirine bağlar. Gün gelir, severler birbirlerini. Sürgün çocukları olduklarından haberdardırlar ama kardeş olduklarını bilmezler. Başlarındaki ev sahibinin izniyle evlenirler ki bu onlar için aslında ölümün başlangıcı olacaktır. O gün Fitnat’ın sırtındaki bir ben, Fatin’i yıllar öncesine götürür ve kız kardeşi olduğunu anlar. Bu durumun sürgün acısından daha da acı olduğunu bilirler. Her ikisi de kendi kararlarıyla çıktıkları acımasız yolda bir kez daha incinmiş, kırılmış, utanmışlardır. Bu utanç onları birlikte ölüme götürür. Hağur Ahmet Midhat bu hikâye ile bir kez daha döneminde göç ve sürgüne uğramış, topraklarından zorla sökülüp atılmış Çerkes insanının dramını göstermek ister.

Hağur Ahmet Midhat hiç görmediği Kafkasya’yı, Çerkesleri, kendisine anlatılanlara his ve düşüncelerini katarak kaleme alır, en ince ayrıntısına kadar anlatmayı başarır ve böylece o döneme ışık tutar. Bu katkıları da göz önünde bulundurularak, yukarıda sözü edilen eserlerinin edebiyat yönünden karşılaştırmalı analizi Dijin Çurey tarafından 2003 yılında yapılmıştır. Yüksek lisans tezine konu olan ve üç yılda tamamlanan çalışma, Nalçik’te “Hağur’un Çerkes Dünyası” başlıklı kitapçık olarak da yayımlanmıştır.

Abhazya’da okurla buluştu

Abhazya Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü Filoloji Bilimleri doktoru Dijin Çurey tarafından Osmanlıcadan Latin alfabe esaslı Rusçaya çevrilen “Esaret” de 21 Mayıs 2021’de Abhazya’da okurla buluştu. Abazacaya da tercüme edilmekte olan “Esaret”in redaktörlüğünü, Nalçik’te yaşayan, Türk dili edebiyatı öğretmeni, Türkolog Fatima Gelestanova üstlendi. Kapak resmi, Abhaz Devlet Sanatçısı, ressam Batal Djopua’ya ait. Bilgisayar düzenlemesini Abhaz Devlet Halk Kütüphanesi Yazıişleri Bölümü’nden Layina Çerkesia gerçekleştirdi.

Çeviriyi sürgünü yaşamış ve diasporada yaşamak zorunda olan halklara ithaf eden Dr. Dijin Çurey şunları söylüyor:

“Hiçbir halk bu acıları, ayrılıkları, ölümleri, vatansızlığı, sahipsizliği yaşamasın. Hiçbir çocuk ağlamasın. Hiçbir halkın var olma, yaşama hakkı elinden alınmasın. Çerkes halkı, binlerce yıldır kültür ve gelenekleri ile yaşamış ve yaşamaktadır. Topraklarını terk etmek zorunda kalan Çerkesler, vardıkları topraklarda asla ihanet etmeden, uyum içinde yaşamış, tüm görevlerini yerine getirmişlerdir. Kendilerinden çok şey gitmesine rağmen (dil, anavatan, bayrak, kültür erozyonu, asimilasyon, psikolojik baskı ve direniş) hepsine karşı durmaya ve yaşamaya çalışmışlardır. Umarız her birey onu bekleyen anavatanına bir gün gelebilir, görüp koklayabilir, çocuklarını gönderebilir, yeniden kök salabilir. Küllerimizden yeniden doğabilmek… Hasretle yanan yürekler… Acı görmeyin, vatan sizsiz kalmasın.”

 

Haber: Gül Yılmaz

Önceki İçerikSemerkov Haziran 2021
Sonraki İçerikAdige kompozitörün başarısı
Gül Yılmaz
1965 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Sosyal Antropoloji Bölümü’ndeki lisans eğitimini 1986’da tamamladı. İÜ Çocuk Sağlığı Enstitüsü Oksoloji Bölümü’nde yüksek lisansını yaparken Milliyet gazetesinde düzeltmenliğe başladı. İÜ Sosyal Antropoloji Bölümü’nde 1990 – 1992 yıllarında üstlendiği okutmanlık görevinden sonra iki yıl Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda çalıştı. Cumhuriyet gazetesiyle döndüğü düzeltmenliği, emekliliğinin ardından Radikal, Karşı Gazete’de ve serbest düzeltmen olarak çeşitli yayınevlerinde sürdürdü. “Çocuk İsimleri Sözlüğü” adlı kitabı yayına hazırladı (Epsilon Yayınevi). Bazı yurtdışı gezilerine ilişkin izlenimlerini yazdı (Cumhuriyet, Jıneps, Hürriyet Seyahat). Dönem dönem Ruhi Su Dostlar Korosu koristi ve Kafkas halk dansları oyuncusu oldu. 2018-2019’da İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin “Türkiye’de Kültürel Çoğulluğun Bağımsız Araştırmacıları ve Sivil Toplum Kuruluşları İçin Ağ Oluşturma ve Eğitimi”ne katıldı. Halen Hürriyet Gazetesi/Ekler’de yarı zamanlı düzeltmenlik yapıyor ve Aralık 2018’den bu yana Jıneps gazetesi yayın kurulu üyesidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here