Klaproth’un Kafkasya gezileri

0
106

Heinrich Julius Klaproth’un eserlerinde mevcut etnografik malzeme, ağırlıklı olarak çeşitli Adige kabileleri, Abazinler, Osetler ve dağlı Gürcülere dairdir. Bazı kabilelerle ilgili bir hayli ayrıntı vardır.


Sayfa 442- Küçük Zelençuk’un mansabında önceleri bir Türk palangası vardı. Buradan çıkan yol Altıkesek Abassen ve Başılbay’a, Urup’un kaynağına gider.


Sayfa 446- Abaslar (Rusça Abazin) kendilerini Absne olarak adlandırırlar ama Tatar ve Çerkesler Abaza derler. Ülkeleri Gürcüce Abhazeti olarak adlandırılır. Görünüş olarak tüm komşularından farklı bir yapıları vardır; yüzleri dar ve kafaları iki taraftan basıktır, çeneleri kısadır, burunları kocaman ve saçları koyu kahverengidir. Bunlar kuzeybatı Kafkasya’nın kadim halklarındandır, önceleri daha geniş bir coğrafyaya yayılmışlarken, Çerkesler tarafından dağlara itilmişlerdir ve devamlı işlenen cinayetler nedeniyle halkın nüfusu azalmaktadır.

Sayfa 452- Beşilbaylar Abastır ve önceleri, sol taraftan Büyük İncik Nehri’ne dökülen Kefir ve Cih ırmakları boyunca uzanan ormanlık yamaçlarda meskûn idiler; bundan başka, Urup’un kaynaklarındaki siyah kayrak taşlı dağlarda ve kısmen de katmanlı yüksek dağlardan akarak sol yandan Urup’a dökülen Büyük ve Küçük Tegeney’de de yaşıyorlardı. Ama artık Büyük İncik’te ve onun kolunda değil, Urup’ta oturuyorlar. Sözü edilen yerde oturanlar vebadan perişan oldular ve yer değiştirdiler. Bozuk bir Abaskça konuşurlar ve birkaç beyleri vardır, en önde gelenler İsmael ve Kuş’tur. Lakin bunlar Kabardeylere tabidirler. Aksi ve inatçıdırlar ve Rus yönetimini kabul etmiş sayılırlar, buna rağmen Ruslar zaman zaman bunlara karşı akın düzenlerler. Karakterleri ve yaşam tarzları diğer Abaslara benzer. İçinde yaşadıkları dağlık ve ormanlık coğrafya nedeniyle ziraat pek gelişmemiştir, yalnızca Urup boyunda yapılır. Daha çok keçi ve koyun yetiştirirler, büyük çapta arıcılık yaparlar. Sonbahar ve ilkbaharda sürülerini Büyük ve Küçük İncik düzlüklerinde, Rus kordon hatlarının yakınlarında otlatırlar. Yazın hayvanlarını dağlarda, kışın ise kendi meskenlerinin civarında otlatırlar. Sarhoş edici bir tür balları olur, arılar bunları Karadeniz Azelyası ve ormangülü çiçeklerinden toplar.


Sayfa 454- Bulundukları yere götüren tek yol çok sarptır ve çoğu zaman ırmak boyunu takip eder. Bu yol Nevinnaya tabyasından başlayıp Tatarca Sculukis denilen Kuban Geçidi’ni aşarak Büyük İncik’in sağ yakası boyunca 75 verst uzanır ve bu ırmak üzerindeki köprüyü aşıp buradan, sol taraftan Urup’a dökülen (16. verstte) İnal Çayı’nın dar boğazından geçerek, Urup’un kaynağı üzerinden başka bir dar boğazdan daha aşarak Urup boyunca yukarıya doğra 10 verst devam eder. Yol burada çok çamurlu ve zorludur, sık sık ırmağın bir yakasından diğer yakasına geçerek bunların ilk köylerine ulaşılır. Bu köy üç verst boyunda ve 100 sajen (sajen: 7 fite eşit bir eski Rus uzunluk ölçüsü-ç.n.) enindeki bir düzlük üzerindedir. Buradan, ormanı kesmeden ilerleyebileceğiniz 2 kilometrelik bir dar geçit vardır, daha ilerisi meskûn değildir ve yol karlı dağlara gider.

Orada şimdi en birinci eşkıyalardan sayılan Başılbaylar yaşar. Rus tarafında oturan Abasların suçlularına yataklık yaparlar ve Rus sınırlarına sık sık saldırı düzenlerler.

Sayfa 455- Yukarı Laba’da yüksek ve sarp dağlar arasında küçük bir Abas kabilesi olan Medoveyler oturur. Bunlar Muhammedi değildir, tamamen bağımsız yaşarlar, ne ağaları ne de beyleri vardır. En güçlü ve cesurlar arasından kendilerine önder seçerler. Barraklar Abazalara ve bir Türk kalesi olan Sohum-Kale civarında oturanlarla akraba olanlara dahildirler. 560 hanedirler ve Besleneylerden 30 verst mesafede, Hodz Nehri ve ona dökülen ırmak boylarında, ormanlarda ve dağlık alanlarda yaşarlar. Bu halkın çoğunluğu, aynı şekilde Hodz’a dökülen Gups’ın iki yakasında oturur. Dağınık halde oturdukları bu yer Kuniktov Jigilbuluko adını taşır. Muhammed dinini henüz yakın zamanda benimsediler ve aralarında bazıları hâlâ domuz eti yemeye devam eder. Önceleri liderleri yoktu, her ailenin bir yaşlısı olurdu, ama şimdi hepsi de Konçakov sülalesinden olan Adil-Girey, Hacali ve Bsegeus adlı beylere tabidirler. Önceleri Kabardeylere, sonra da Besleneylere tabiydiler, ama artık kimseye tabi değiller. Eğer bir halk onları rahatsız ederse yüksek dağlara çekilirler, yazın onları bulmak mümkün değildir. Zengin sürülere sahiptirler ve iyi otlakları vardır ama çok kaba ve vahşidirler ve soygun amacıyla Abazalarla beraber Rus arazisine saldırırlar. Kazilbekler, Madoveylerle aynı kabileden olan Abazalardır. Büyük ve Küçük Laba’nın ilk kaynaklarında otururlar, güneydoğu istikametinde ta Karadeniz’e kadar. Sınırları Besleneylerinkiyle kesişir, toplam 200 aileden oluşurlar ve kabile yaşlıları tarafından yönetilirler. Bunlardan en önde gelenleri, Gergov, Papne, Kanimat ve Aci-beydir. Aşılmaz kayalıklarda barınmaları sayesinde hür yaşarlar ve hiçbir halka tabi değildirler. Atajuk Hamurzin’in oğlu Cambulat bu halkın arasında yetiştirilmişti. “Kazılbek” adını almalarının sebebi, Rus tarafında yaptığı birçok yağma ile meşhur olan Sultan Kazılbek’in burada yaşamış olmasıdır. Çegrey veya Çagrey ve Bağ olarak adlandırılan Abazin kabileleri Laba’nın ve ona dökülen ırmakların sol kıyısındaki yüksek dağlarda yaşarlar. Bunlar bir ölçüde, sözünü ettiğimiz Kazılbeklerle beraber bir kabile oluştururlar. Fakat Besleneylere vergi öderler ve Tsihişe adlı bir yaşlı öndere tabidirler. Otlakları dağlardadır, Besleneylerle birlikte soyguna giderler ve bu nedenle onlar tarafından desteklenirler.

Abazin dilinin bir lehçesini konuşan Tublar veya Ubıhlar, Şagvaşa ve Psah nehirlerinin en yüksek mevkilerindeki aşılmaz dağlarda, ta karlı dağlardan Karadeniz’e kadar uzanan sahada yaşarlar. Eşkıyalıkta çok ustadırlar, aynı zamanda çok miktarda sana adını verdikleri iyi kalite şarap üretirler. Toprakları verimlidir ve işlenmeleri gerekmez. Beyleri yoktur, özdenlerine tabidirler, köyleri yoktur, üçer dörder evlik gruplar halinde orman içerisinde dağınık olarak yaşarlar. Bzub adlı Abazin kabilesi, yukarıda sözü edilen kabilenin güneydoğusunda, karlı dağlardan Karadeniz’e uzanan dağlarda yaşarlar. Bzubların oturduğu saha Sohum-Kale’ye kadar uzanır. Nathuace, Nathu-Kayç, Rusların Natuhay dedikleri, Şapsuğların batısında, kara dağlar üzerinde Karadeniz’e dökülen “Uzun Orman” anlamına gelen Meskyah Çayı’na kadar olan sahada yaşayan bir Abazin kabilesidir. Natuhaylar dağların bu yamacındaki Abazinler arasında en güçlü kabiledir ve nadide ormanlar arasında dağ kulübelerinde yaşarlar. Bu nedenle geniş çaplı tarım yaparlar ama sahip oldukları iyi otlaklar sayesinde hayvancılığa daha fazla ağırlık verebilirlerdi. Devamlı savaşmaları ve soyguna meyilli olmaları düzenli olarak üretimle uğraşmalarına engel oluyor. Sınırdaş oldukları Janalardan başka tüm komşularına düşmandırlar. Kötü giyinirler ve fakir bir yaşamları vardır. Biraz çavdar ekerler ve bazen domuz beslerler ki bu, dağlarda yaşayan diğer halklarda rastlanan bir durum değildir. Karlı dağların güney yamacında ve Karadeniz düzlüğünde Ubıhların Abazin kabileleri yaşar; Ubıh, Şapsığ, İbsin, Kubihan; Arathovas, Bah, Nalkupi, Macavi. Çerkesler Kuşhazib Abzaa veya dağın ardındaki Abazinler olarak adlandırırlar. Hiç beyleri yoktur ama iyi bir biniciye veya iyi bir hırsıza çok saygı duyarlar ve kolaylıkla ona tabi olurlar. Bunlar, dağın öte yüzünde oturan Abazinlere yaya olarak akın düzenlerler. Ne kadar güçlü oldukları bilinmez ama Kuban’ın diğer tarafında oturanlara bakılırsa, nüfusları neredeyse onlarla eşittir. Üzüm yetiştirirler, özellikle Ubıhlar çok miktarda iyi şarap üretirler. Meyveleri boldur; elma, vişne, erik, şeftali (Tatarca “şeftalu”), genellikle “şeptala” olarak telaffuz edilir, yabani olarak yetişen fındık ve kestane boldur. Burada, Mingrelya’da olduğu gibi suda eritilip içilen bir tür preslenmiş bala da rastlanır. Özellikle olağanüstü kalınlıktaki şimşir ağacı boldur, büyük ölçekte ticaretini yaparlar, teknelerle Konstantinopol’e ve Trieste’ye götürürler.

 

(Aslanbey Gechba adlı kullanıcının Facebook paylaşımından alınmıştır. Kitap adı: J. Klaproth. Reise in den Kaukasus und nach Georgien in den jahren 1807 und 1808. 2 vls. Halle, 1812-1814)

 

Çeviri: Uğur Yağanoğlu


Heinrich Julius Klaproth

(1783-1835)

Rus akademisyen, oryantalist biliminsanı. Berlin’de tanınmış bir Alman kimyacı biliminsanının çocuğudur. 1801-1803 yılları arasında Halle’de üniversitede klasik filoloji okudu. 1804 yılında Rusya Bilimler Akademisi tarafından doğu dilleri ve edebiyatı bölümüne asistan olarak davet edildi. 1807 yılında ekstraordinar (ordinaryüs) akademisyen oldu ve aynı yıl tarihi-filolojik ve etnografik araştırmalar yapma göreviyle Kafkasya’ya gönderildi. Bu araştırmaların programı akademisyen Lerberg ve akademisyen Krug’un çok yakın katılımıyla Yan Pototskiy tarafından hazırlandı.

Birçok doğu diline hâkim olduğu gibi, sahip olduğu çok iyi bir genel dilbilimi ve tarih birikimi sayesinde Klaproth, Kafkasya’da karşı karşıya olduğu zorlu görevlerin büyük bir başarıyla üstesinden geldi. Özellikle, Kuzey Kafkasya nüfusunun kabile yapısının ayrıntılı tarifi, linguistik sınıflandırılması, Osetlerin etnogenezinin tesbiti ve Balkarların, Karaçayların ve Adigelerin kökeniyle ilgili birçok sorunun açıklığa kavuşması onun sayesinde olmuştur. Bundan başka Klaproth, Kuzey Kafkasya halklarını etnografik, ekonomik, sosyo-politik düzen, gelenek ve görenekleri açısından çok yönlü olarak incelemiştir.

Klaproth, Kuzey Kafkasya’ya 1807 ve 1808 yıllarında iki defa geldi. Eylül 1807’de Petersburg’dan ayrılarak Kasım sonunda Stavropol ve Georgievsk’e ulaştı. Ardından Pyatigorsk bölgesini ve Macar harabelerini ziyaret etti. O günlerde şehirlerde yayılmakta olan veba salgını, Klaproth’u Kuzey Kafkasya’daki çalışmalarına ara vermek zorunda bıraktı. 24 Aralık 1807’de Vladikafkas’tan yola çıkarak Gürcü Askeri Yolu üzerinden Haziran 1808’e kadar kalacağı Tiflis’e geldi. Tiflis’i terk eden Klaproth 14 Haziran’da Mozdok’a geldi. Buradan, karantina karakollarının etrafından dolaşarak (veba salgını henüz sona ermemişti) Küçük ve Büyük Kabardey’i ziyaret etti. Buradan da Ana Kafkas Sıradağlarını aşarak Raça’ya geldi (Gürcistan’ın kuzeyinde dağlı kabilelerin yaşadığı bir bölge- ç.n).

1808 yılında ağustostan kasım sonuna kadar yeniden Kuzey Kafkasya’da bulundu; bu süre içerisinde Kabardey’in bazı bölgelerini dolaştı, Kafkasya askeri hattını Laba’nın mansabına* kadar gezdi, buradan Stavropol’e döndü, oradan da kışlık yol güzergâhıyla Çerkassk, Voronej, Tula ve Moskova üzerinden Petersburg’a hareket etti ve Ocak 1809’da buraya ulaştı.

Klaproth, Kafkasya seyahatini 1812 yılında Almanca olarak Halle ve Berlin’de basılan iki ciltlik geniş çalışmasında anlattı.

Bu tarihte Klaproth artık Rusya’yı terk etmişti (1811 yılında), Almanya’da kısa bir süre kaldıktan sonra Paris’e yerleşti ve ömrünün sonuna kadar orada kaldı.

 

*Mansap: Akarsuların göl veya denizlere açıldığı bölgelerde akarsuyun etkisi altında kalan su ürünleri istihsaline elverişli sahalar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here