Sakarya’nın ilk kültür derneği

0
154

Kuruluşunun 55. yılı vesilesiyle ziyaret ettiğimiz Sakarya Kafkas Kültür Derneği’nin yönetim kurulu başkanı Orhan Sarı ile görüştük.


-Nice yıllara diyoruz.

-Çok teşekkürler.

 

-Bize derneğin kuruluşundan, tarihçesinden bahseder misiniz?

-Öncelikle hoş geldiniz diyorum, ziyaretinizden pek memnun olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. 1960 darbesinden sonra, o iklimde, yasakların kalkmaya başladığı yıllarda, 1966 yılının 18 Haziran’ında, o zamanki büyüklerimiz bir araya gelerek ilk kültür derneğini Sakarya’da kurdular. Çeşitli adreslerde, çeşitli faaliyetlerde bulunarak bugüne kadar geldi, bugün bu mekândayız. Sakarya’da kurulan ilk kültür derneği unvanı da derneğimize aittir.

-Peki, kaç üyeniz var, kaçı derneğin etkinliklerine aktif olarak katılıyor?

-Üye konusunda şöyle bir durumumuz var; bu da aramızda tartışma konusu. Biz bu derneğe çok mu üye yapalım? Gezelim, yaşlı-genç, ilgili-ilgisiz çok sayıda üye mi yapalım; ya da aidiyet duygusunu duyan, derneği bilen, faaliyetlerini gören, tanıyan, takip edenler kendileri gelsinler, burada üye olsunlar… Biz ikincisiyle devam ediyoruz. Ama şöyle de bakabilirsiniz; her köyde tanıdığım var örneğin benim, arkadaşlarımın da var, köylerde yaşayan arkadaşlarım da var; üye beyannamelerini alır, yüzlerce, binlerce üye yapabiliriz. Ama o durumda kendimize olan saygımızı da yitirmiş olur muyuz acaba? Yani üyelik nedir, üyelik vecibesini yerine getirmiyorsa bunu çok sayıda oluşturmak, kaydetmek çok doğru bir şey midir? Bir verim alabilir miyiz, bir karşılığını görebilir miyiz? Hayır. Sadece belki bazı makamlara gidince “Benim 5 bin üyem var” diyebilirsiniz, şu kadar üyem var diyebilirsiniz ama karşılığı yoktur onun.

Ama hakikaten kendileri biraz önce dediğim tarife uygun şekilde gelip de derneklerimize; sadece Sakarya için değil, Türkiye’nin her yerindeki dernekler için geçerli bu; derneklerimize gelip üye olurlar, etkinliklere katılırlar, katkı verirler; böyle olup da sayısı çok yüksekse çok kıymetlidir, çok değerlidir. Dolayısıyla bizim 800 civarında üyemiz var, dediğim şekilde tarife uygun üye bu. Üye kayıt çalışması yapılmadan oluşmuş üye sayımız budur.

 

-Binanız da yeni. Hayırlı olsun.

-Teşekkür ederiz.

   -Takip ettik yapılış sürecinde. Nasıl bir yol izlendi yapılış sırasında, diğer derneklere de örnek olması açısından anlatırsanız…

-Şöyle söyleyeyim, Sakarya’da kurulan ilk kültür derneği; devamında Sakarya’da ilk yap-işlet-devret modeliyle belediyeden tahsis edilip, yer alınıp yapılan ilk dernek de burasıdır. Bu da bir ilktir. Yani öncü olmak, yol açmak bakımından biraz da gururlanıyoruz.

2013 yılında arkadaşlarımın teveccühüyle, istekleriyle derneğe başkan oldum. Bir yerde yönetici olup orada sadece rutine yakın bir faaliyette falan bulunmak değil de rutinin ötesine geçip, biraz farklı bir yol izlemek de aslında yöneticilerin görevi olması lazım. O günkü yönetim kurulunda bulunan arkadaşlarımla bir bina konusu gündeme geldi, bazı çalışmalar yaptık ancak bir ivme kazanamadı çalışmalarımız.

2013’ün ocak ayında başkan oldum. Bizim Kent Meydanımız var, orada ramazan etkinlikleri adı altında derneklere stantlar veriyorlar. O stantlarda 2 Ağustos 2013 akşamı gecemiz vardı, bütün alan derneğimize aitti. Çok kalabalıktı, çok güzeldi. Toplumun içindeki insanlar da bize çok değer veriyorlar o anlamda izlemek için. Gecemize büyükşehir belediye başkanı da geldi, katıldı. O gece gösterilerimiz oldu. O sırada başkan da yanımda oturuyordu. “Başkanım bizim yere çok ihtiyacımız var” dedim. Bir çalışma alanı vardı, oradan bahsettim, “Orada çalışıyorsunuz, orayı kontrol etme anlamında bizim de katkımız olur, oradan bir yer verseniz” diye ekledim. Başkan da “Bayramdan sonra gelin” dedi. Gittik. Oranın çok uzun sürebileceğini, bu bölgeden bize bir yer verebileceğini söyledi. Biz buraya daha çok bayıldık ve yola çıktık. Ancak o zaman şu an oturduğumuz buralarda evler var, süt imalathaneleri var; istimlak var, mahkemeler var, askılar var, itirazlar var; bayağı bir zaman aldı, aşağı yukarı üç sene… Netice itibariyle 2016 yılında projelerimizi onaylattık. Ancak ikinci bir derneğin kurulmasıyla hesaplarımız çarşıya uyarken uymamaya başladı ve bazı sıkıntılarla karşılaştık binayı yaparken.

Bugün böyle bir binayı 3 milyon liradan aşağı yapamazsınız. Bunun üçte birini toplumumuz topladı. Çok kıymetli bir kardeşimiz vardı, Fikri Özel, Allah rahmet eylesin, işinsanıydı, demir işleri yapıyorlardı, o müteahhitliğini üstlendi. Hatırlayınca duygulanıyorum, çok kıymetli bir kardeşimizdi, rahmetle anıyorum. O arada bir kardeşimiz de buraya sponsor oldu. Bir başka kişi de buraya destek oldu. Böylece binayı bu hale getirdik.

 

-Hangi birimler var binada?

-Bu işin asıl açığı şu; geleneklerimiz kolay yürümüyor. Bütün derneklerin durumu bellidir, üye aidatlarıyla bu hayatı sürdürmek mümkün değil. İşte 2013 yılında biz bir yer alalım veya bina yapalım, hem kültürümüzü yaşatalım hem para kazanalım, topluma hizmet edelim diyerek yola çıktık.

Burada 536 m2 taban alanlı bir bina var. Aşağıda 45 m2’lik güzel bir mutfağımız, lavabolarımız var. 20 küsur m2 bir odamız var. Onların dışında 375 m2 bir kapalı alanımız var. 50 küsur m2 verandamız var, giyotin camla bölündüğünde kış bahçesi olabilen. Pandemi nedeniyle pek hayata geçiremedik, mutfağımızı pandemiden sonra aktif hale geçireceğiz. Önünde 1 dönüm gibi bir yeri var; yeşil alan, kültür yemekleri olabilir, sabah kahvaltıları olabilir. Kapalı alanımızda ve bahçede her türlü cemiyeti yapabiliriz. Ekip çalışmaları için kullanılır. Çok amaçlı salon…

Üst katta 60 m2 bir yönetim odası, mescitlerimiz ve lavabolar var. Bu katta yine 110 m2, natamam bir salon var. Orayı müze yapmayı düşünüyoruz. Toplumumuz içinden ya da dışından gelenlerin kültüre dair objeler görmesi lazım, onu da düşünüyoruz.

-Büyük kentlerde genellikle uzakta oturan kişilerin birbirleriyle görüşmelerine, o kente öğrenim için gelen gençlerin tanışmalarına vesile olur. Buradaysa köyler var aslında çok sayıda ve hâlâ yaşanan, hayatın devam ettiği… Tabii kent merkezinde yaşayanlar da var. Burada derneklerin işlevi nedir?

-Geriye baktığımda, 76-77-78, o yıllara baktığımda, derneğimiz Havuzlu Çarşı’daydı merkezde, bir karatahtamız vardı, kan ilanı bile oraya yazılırdı. Bir tane sabit telefon vardı. Zaten adres olarak hep dernekte buluşulurdu; bir düğüne mi gidilecek, derneğe mi gidilecek, birine başsağlığına mı, dernekte buluşulurdu, bir üs, bir merkez gibiydi, herkes orada buluşurdu ve pek çok insan o zaman dernekte tanışırdı. Bugün dost olarak sarıldığım, kucakladığım arkadaşlarımın büyük bir kısmını bu dernekte tanıdım, yıllardır kardeşçe yaşıyoruz. O zaman öyleydi, her şey çağa göre değişiyor tabii, şimdi insanlar daha bir küçüldü, asosyal olan alanlara doğru da kaydı. Bir interneti varsa bir odaya kapanıyor, sosyal medyayı kullanıyorsa oradan görüşüyor ama dernekte bir araya gelmenin lezzeti, tadı hiçbir yerde bulunmaz. Teknoloji birçok yenilik getirir size ama odunda pişen ekmeğin lezzetini getirmez. Bu derneklerin de gerçekten öyle bir güzellikleri, değerleri var. Onun için bütün gençlerimiz olsun, halkımızın da buna sarılması, bu değerleri kaybetmemesi lazım.

 

-Gençleri çekebiliyor mu dernekler? Örneğin Jıneps’te gençleri de katmalıyız, onlara devretmeliyiz artık Jıneps’i yavaş yavaş diyoruz. Derneklerde durum nasıl?

-Jıneps’ten farkı yok, öyle diyelim. Ankara, İstanbul’da; İstanbul örneğin 15 milyonluk kent, zaman zaman nüfusu daha fazla belki, oraya Anadolu’nun çeşitli kentlerinden binlerce insan geliyor, üniversiteye, okumaya geliyorlar ve onlar derneklerde buluşuyorlar ve gençlerin vakitleri de var. Sorumlulukları yok. Belki genç oldukları için düğünlere vs. anneleri-babaları gidiyor, çeşitli sorumlulukları onlar tamamlıyorlar. Gençlerin biraz daha özgür zamanları oluyor Ankara gibi, İstanbul gibi büyük kentlerde. İç bünyedekiler daha iyi bilir, ben biraz dışarıdan gördüklerimi söylüyorum ama derneklerimiz bu anlamda daha avantajlı bir konumdalar, diye düşünüyorum.

Burası için, biraz önce dediğim gibi, teknolojiyi kullanmak gibi örneğin biraz daha sıkıntılı durumlar. Ama örneğin ekip çalışmaları oluyor, geliyorlar, seviyor gençler ekip çalışmasını ve bizim de değerli bir parçamız ama araç olarak da kullanmaya çalışıyoruz açıkçası. Tabii buradan bir şey alıp veya verdiğiniz bir şeyi nereye götürüyorlar, nerede tüketiyorlar, nerede yaşatıyorlar, besliyorlar mı onu, suluyorlar mı o düşünceleri, geliştiriyorlar mı, bunlar çok önemli şeyler. Gençlerimizden çok umudumuz var. Derneğimizin de genç üyeleri var. Bir an önce benim de başkanlığı bırakmamı bekliyorlar. Çalışkan, becerikli gençlerimiz var.

Derneğimizin geleceğinden umudumuz var. Burada dil çalışmaları yapılıyor, İrfan Hocam ders veriyor mesela, çok büyük emek veriyorlar, kitap hazırladılar. Gece gündüz çağırsan giderler. Faruk Abi’miz var; ayhabımız, büyüğümüz. 80 küsur yaşında, bugün bir çocuk bir evde dilini öğrenecek desen o yaşta kalkar gider. Bu kadar emek veriyorlar, onlara saygı duymak lazım. Emeklerini heba etmemek, onlardan istifade etmek lazım, diye düşünüyorum.

-Pandemide birçok dernek-vakıf maalesef çalışamadı, sekteye uğradı; bir kısmı da internet üzerinden çalışmalarını sürdürdü. Siz neler yaptınız bu süreçte? Yakın zamanda bir Abhazyalı yazar için imza günü düzenlediniz örneğin…

-Evet, o ihtiyaçlara cevap verdik ama tam kapasite bir faaliyete geçemedik, çalışma yaptık diyemeyiz. 21 Mayıs Büyük Çerkes Sürgünü için sembolik de olsa, küçük çaplı ama içi güzel bir anma etkinliği yaptık Kefken’de. Burada programlar da yaptık ancak çok az sayıda. Çünkü bu aşamaya geldik, çok umutlandık artık eylülde, ekimde başlarız diye ama şimdi başka bir varyanttan bahsediliyor. Endişeler oluyor, insanlar gelmekten endişe ediyor. Cenazelere gidemedik, bugüne kadar birçok cenazeye gidemedim mesela.

 

-Aslında başta soracaktım ama sizi de biraz tanıyalım; kimlerdensiniz, nerede doğdunuz, mesleğiniz…

-Adigelerin Şapsığ boyundan, Şhatum sülalesindenim. Köyüm Maksudiye, buraya yakın, 10 km diyebileceğimiz kadar yakınlıkta bir köyümüz var. 1955 yılı doğumluyum. 1968 yılında Demiryolları’na geldim buraya. Namı diğer çırak okulları vardı, ilkokuldan sonra oraya geldim. 1989 yılına kadar orada çalıştım. Sonra yavaş yavaş ayrılıp inşaat sektörüne girdim. 1993 yılında da emekli oldum. Ağırlıklı inşaat işleriyle, bir yandan da şimdi hizmet sektöründe devam ediyoruz.

 

-Maksudiye, Jade Çiftliği’nin olduğu köy, değil mi?

-Evet, Jade Çiftliği’ni işleten Emel Abla’mızın babası bizim ilk dernek başkanımızdı, Dr. Kazım Ertürk. Burada bulunmuyordu son zamanlarda, İstanbul’daydı. Kafkasya’dan bir misafirim gelince 1993 yılında ofisime gelmişti. Ufaktan bir akrabalık bağlantımız da vardı. O değerli büyüğümüzü de hatırlamış olalım.

 

-Cemre sağ olsun Jıneps için hep yazar, ne zaman istesek kırmaz bizi sağ olsun.

-Evet, araştırmacı onlar, çalışıyorlar, onun gibi çok değerli insanlar var, birçok kitap yazılıyor. İnsanların destek vermesi lazım; kitaplar alınsın, okunsun, araştırılsın. Jıneps’e örneğin birçok insanın abone olması, yaşatılması lazım. “Televizyon televizyon” diyoruz, Çerkes TV açılsın; devletin desteklediği TV kanalı kadar olmasa da YouTube kanalları var mesela, onlara da destek verilir. Bunların yapılması lazım diye düşünüyorum.

 

-Zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

-Ben de çok teşekkür ediyorum ziyaretiniz için. Bu haberi, çekimi yapıp bizim buradaki çalışmamızı fark ettiriyorsunuz, ulaştırıyorsunuz, çok kıymetli, çok değerli. Bizim sesimizi kim duyar sizler olmasanız, diğer medya kuruluşları olmasa. Bu bakımdan çalışmalarınızı çok takdir ediyor, çok değerli buluyoruz. Çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

 

-Sağ olun.

-Her zaman yanınızda olduğumu da ifade etmek istiyorum. Kolay gelsin size de.

 

-Çok teşekkür ederiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here