‘Kalkınma’ yalan, ‘yoksullaşma’ gerçek

0
186

Elektrik faturaları şişerken emek ve doğa yoksullaşıyor.

Türkiye, Avrupa’nın en pahalı elektriğini tüketiyor. Elektrik fiyatlarına son iki buçuk yıl içinde yapılan zam %70’i buldu. Zamlar iktidarın ‘Enerji üretim arzını artırdık’ müjdeleri arkasından geliyor. Enerji Bakanı “2002 yılında 31.846 MW olan kurulu gücümüz, 2020 sonu itibariyle 95.500 MW’ye ulaştı” diye açıklama yapmıştı en son zamdan önce. Zamlardan en çok etkilenen elbette halk.

TÜİK’in “Hane halkı bütçe anketi”ne göre en zengin %20 kesiminin geliri, en yoksul %20’lik kesimin gelirinin 7,8 katı. Buna rağmen Türkiye’deki elektrik faturalarının % 21,9’unu en zengin %20’lik dilim öderken, %17,2’sini en yoksul dilim ödüyor. Yoksulun tasarruf yapma imkânı sıfır, çünkü zaten onlar asgari ve açlık sınırında yaşıyor. Enerji Bakanı Fatih Dönmez’in TBMM’de verdiği bilgilere göre; 2020’nin ilk dokuz ayında, toplam tutarı 101 milyon TL ödenmemiş borçtan dolayı 107 bin konut elektrik abonesinin; 399 milyon TL ödenmemiş borçtan dolayı da 51 bin konut doğalgaz abonesinin sözleşmeleri feshedilmiş, elektrik ve gazları kesilmiş. Yani pandemi koşullarında insanlar elektriksiz ve gazsız bırakılmış.

Türkiye’de elektriğin üretimi de dağıtımı da özelleştirildi. Elektrik üretiminde kamunun payı %20’nin altında. Ve müflis iktidar eldeki son santralları, hatta elektrik sektörünün düzenleyici kurumu olan EİAŞ’ı da özelleştirmeye çıkardı. Elektrik dağıtımı ise tümüyle şirketlerin elinde. İstanbul dışında bütün ülkede gaz dağıtımı özel şirketlere bırakılmış, petrol rafinerileri ve temel petro-kimya sanayii de büyük özel sermaye gruplarına devredilmiş durumda. Dolayısıyla üretiminden tüketimine kadar kâr yasasına göre, en az maliyetle en yüksek fiyatla iş görülüyor. Faturalarımızda hem üretim şirketleri (%50,7) ve dağıtım şirketlerinin kârları (%29,5) hem de devletin vergilerinin (%19,7) toplamı var yani.

Enerji üretiminde maliyetin minimuma indirilmesinin ne anlama geldiğini hep beraber gördük, görüyoruz: İşçi güvenliğinin, ücretlerin en aza indirilmesi, ayrıca devlete karşı bazı yükümlülüklerden de -örneğin vergiler, harçlar vb.- kurtulmak. Bu da yetmez, üretim ve dağıtım sürecinde oluşan çevresel maliyetlerin sıfır kabul edilmesi yani -ne tür santral olursa olsun- enerji santralları yapılırken, iletim hatları çekilirken çevreye verilen zararın hiçbir şekilde hesaba katılmaması. Çoruh Nehri üzerine kurulan barajlarla Çoruh Havzası’nın yok edilmesi, Ilısu Barajı ile Dicle Havzası’nın ve 12 bin yıllık Hasankeyf’in yok edilmesi ya da JES, GES vb. ile en verimli tarım alanlarının yok edilmesi örneklerinde olduğu gibi…

AKP 20 yıldır, enerji yatırımlarını “enerjide dışa bağımlılığa son vermek” için yaptığını söylüyor. Ama ne hikmetse her geçen gün dışa bağımlılık bir o kadar artıyor. AKP 20 yıl süresince, çok sayıda ithal kömür ve doğalgaz yakıtlı santral kurdu. Türkiye, 2020 verilerine göre elektrik enerjisinin %51,59’unu (%18,34’ü doğalgaz, %19,57’si ithal kömür, %12,61’i linyit, %0,96’sı taşkömürü, %0,11’i sıvı yakıtlar) doğal gaz ve ithal kömürden üretti. 2021 Haziran sonu verilerine göre de %59,91’ini doğalgaz ve ithal kömürden üretmiş. Bu dönemde HES’lerden elde edilen elektrik %33,32’den %20,91’e düşmüş. Yani kuraklık nedeniyle HES’lerdeki üretim düşmüş. Aradaki farkın doğalgaz ve ithal kömürlü termik santrallardan kapatıldığı açık.

Arka arkaya kurulan termik santralların halka ekonomik maliyeti sürekli şişen elektrik faturası oluyor. Çünkü bu termik santrallarda ithal doğalgaz ve ithal kömür kullanılıyor. Rusya, İran ve Azerbaycan’dan alınan doğalgaz için yapılan uzun vadeli ve garantili anlaşmalardaki maliyeti artırıcı maddelerin yanı sıra genel olarak ekonomi yönetimindeki krizden dolayı dolardaki artışlar direkt ve dolaylı olarak son halka olan tüketicinin ödediği faturaya yansıyor.

Yerli kömür kalitesiz ama ucuz olduğu için doğalgaz ve ithal kömürle birlikte kullanılıyor. Ve bunun için de sürekli kömür sahaları artırılıyor. Muğla İkizköy’deki gibi bir cehennem çukuru oluşturuyorlar. Soma’da işçiler emeklerinin karşılığı olan ücretlerini, tazminatlarını almak için Ankara yollarında can veriyor. Şirketlerin hepsi kâr açıklıyor. Elektrik sektöründe zarar eden bir tek halk ve doğa.

İktidarın enerji yatırımları için kullandığı ikinci argüman da elbette kalkınma. Toplu açılış törenleriyle milyonlarca dolarlık yatırımların reklamlarını yapıyorlar. En övündükleri nokta da burası. Gerçekten de 20 yıl öncesiyle kıyaslandığında enerji alanında olduğu gibi ekonominin diğer alanlarında da büyük kalkınma hamleleri yapılmış. Türkiye ne de olsa gelişmiş 20 ülkeden biri.

Fakat bütün bu kalkınmaya rağmen yoksulluk da büyüdü, büyümeye de devam ediyor. Evet, şirketler büyüyor, bankalar büyüyor, iktidardaki siyasetçiler ve bürokratlar zenginleşiyor, burası muhakkak. Fakat çöpten yiyecek toplayanlar, devletten sosyal yardım alanlar, mutlak açlık ve yoksulluk sınırında yaşayanlar da artıyor. Bunlar için sayısal verilere gerek yok, çünkü görünen köy kılavuz istemez.

İşte bu yüzden elektriğe gelen zamla birlikte esas bu kalkınma-yoksullaşma tablosunun üzerinde düşünmek zorundayız. Çünkü üretim sürecinin temel parametrelerini ele almazsak sadece sonuçlarla oyalanır dururuz. Zamlar bu sonuçlardan biri. Ama temelde diğer sektörlerde olduğu gibi enerjide de üretim ve tüketimde şirketlerin kâr oranlarının belirleyiciliği var. Halkın ihtiyaçları ve doğanın sınırlarını yok sayarak gerçekleşen üretimden de bir tek şirketler kârlı çıkıyor. Bu sarmaldan çıkmak için de işte bu üretim sürecini değiştirmek gerekir. Yaşamımızı sermaye ilişkilerinden, şirketlerden kurtarmamız gerekiyor.

Önceki İçerikZorava Çayı tehlike altında
Sonraki İçerik‘Yaşam sürecek, sermaye yok olacak’
Cemil Aksu
Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü'nü bitirdi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde yüksek lisans yaptı. Sudan Sebepler, Türkiye'de Neoliberal Su-Enerji Politikaları ve Direnişleri kitabının (Sinan Erensü ve Erdem Evren ile birlikte) ve Ekoloji Almanağı 2005-2017'nin (Ramazan Korkut ile birlikte) editörlüğünü yaptı. Birçok dergi, gazete ve internet sitesinde yazıları yayımlandı. Polen Ekoloji Kolektifi aktivisti.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here