Sadzlar-Cigetler

0
173

Abazin alt-etnosunun kökeni ve tarihsel-kültürel portresi


1- Güney yamaç Abazin topluluklarının meskûn olduğu yerler

L.Y. Lyülye’nin, Y.D. Felitsin’in haritaları, 1847 tarihli Kavkazskiy Kray haritası, 1843 tarihli Abhazya Kvartirnaya (idari harita-ç.n.) haritası verileri esas alınmıştır.

Saşe, Soçi ile Matsesta arasında, Bzug Irmağı boyunda.

Hamış, Host Irmağı boyunda. 1847 tarihli Kavkazskiy Kray haritasında Hamış topluluğu sahilde, küçük bir çay ağzında, Agura ile Hosta arasında bir köy olarak yer alır. Bu iki topluluk Ubıhya’ya dahil idi.

Tsvica, Baga ve Aredba, Kudepste Irmağı boyunda yukarıdan aşağıya doğru. 1847 tarihli Kavkazskiy Kray haritasında Tsvica ve Baga, Hosta’nın kaynaklarından yukarıda, Agura ile Mzımta arasında gösterilmiştir. Aynı haritada Areda, Hudapse (Kudepsta) ile Mzımta arasında görünüyor.

Bagripş, Psou Nehri’nin yukarı akışında.

Geça, Psou Nehri’nin aşağı akışında.

Mihelripş, Psou’nun orta akışından doğuya doğru, Mehadır’ın kaynaklarından yukarıda.

Tsandripş, Psou ile Mehadır arasında.

Hışha, Mehadır’ın güneyinde denize dökülen önemli bir nehir olan Haşupse (Hoşupse) boyunda. Hoşupsı’nın sol kıyısında gösterilen başka bir köy de Hoştva’dır.

Kudepsta’dan başlayarak (dahil olmak üzere) Bzıb Nehri ağzına kadar uzanan arazi Ciget toprağı olarak gösterilmiştir. Böyle olunca, Gagra, Ciget arazisinde yer almış oluyor. Y.D. Felitsin haritasına göre; Tsvica, Baga, Aredba, Bagripş, Geça, Mihelripş, Tsandripş, Hotho (doğrusu: Hışha) da Cigetya’ya dahildi. Lyülye’ye göre Hamış’la (Hosta) Gagra istihkâmı arasındaki arazi Sadzen’e (Ciget) dahildi. Gagra’dan Kafkas sıradağ omurgası istikametinde nokta işaretli kısa bir çizgi çizilmiştir. Ama daha ileride Ciget toprakları Bzıb’a kadar uzanıyor. 1843 tarihli Abhazya Kvartirnaya haritasında Jewadzeh Irmağı boyunda, Gagripş Irmağı’nın önünde Abhazya’nın Bzıb okruguyla sınırdaş olacak şekilde Tsandripş topluluğu işaretlenmiştir. Tsandripş’in üstünde arazisi Kafkas sıradağ omurgasına kadar uzanan ve Kuzey Kafkasyalı Başılbey Abazinleriyle sınırdaş olan Aşhoadza topluluğu işaretlenmiştir. Aşhoadza’dan Aibga ve Ahçipsou’yu anlamak lazımdır. Aşhoadza, doğuda Psho ile sınırdaştır. Psho, Bzıb’ın tüm yukarı akışını kaplar ve Kafkas sıradağ omurgası boyunca Başılbeylerle komşudur.

Aibga, Psou’nun yukarı akışında.

Ahçipsou (L.Y. Lyülye haritasında Ahçipsu; Psou komponentinin ayrılması haklı görünüyor, herhalde Adigece – psı “su/ırmak” kelimesiyle alakalıdır), Mzımta’nın yukarı akışında, geniş bir akarsu kolu şebekesiyle beslenir. Ahçipsou etnonimi ve Psou hidronimi arasındaki karşılıklı ilişki dikkat çekicidir. Psou Irmağı vadisi Ahçipsou arazisine yakındır ama Ahçipsou topraklarına dahil değildir. Alan olarak Ahçipsou neredeyse Cigetya’ya eşittir ve dağlık kesim boyunca Cigetya’ya paralel uzanır. 1847 tarihli Kavkazskiy Kray haritasında Cigetler ibaresi, sahille Kafkas sıradağ omurgası arasında ortada, bir çeşit ortak isim olarak yer alır. Fakat Ahçipsou yazısı büyüklük olarak Cigetler yazısına eşittir. Ahçipsou ile Kuzey Kafkas Aşharuwa Abazinlerinin Şahgirey (Çegrey) boyu arasında (Mzımta’nın kaynakları arasında), Küçük Laba’nın yukarı akışında yer alan birbirine yakın iki boğaz Pseaşha ve Aişha adlarını taşır. Her iki isim de Adige dilinde kolaylıkla anlamlandırılabilir: “Kaynak ırmakları” ve “Kötü/uğursuz dağ”. Bu iki boğaz, Ahçipsou ile Aşharuwa boylarının tabi olduğu Çerkes Besleney prensliği arasındaki irtibatı sağlıyordu.

Lyülye haritasında ve 1847 Kavkazskiy Kray haritasında Mzımta’nın yukarı akışında, sağ kıyıda Gubgoy-abguzu Köyü işaretlenmiştir. Toponimin ilk kısmı biçim olarak Adigece губгъ “düzlük” sözcük köküne uygun düşüyor (AAS-Adige dilinin ansiklopedik sözlüğü. Hazırlayanlar: A.A. Hatanov, Z.İ. Keraşev. Maykop, 2006, S. 49). Toponimin ikinci parçası Adigece “бгъузэ”, dar kelimesiyle örtüşmektedir (Aynı sözlük, s. 25). Hepsi birlikte “Dar Düzlük”anlamını ifade eder. İşte meşhur Kbaada (Krasnaya Polyana) burasıdır.

Ahçıpsı sözcük kökünde Adigece -psı (su, ırmak) kelimesi net bir şekilde görülmektedir. Medoveylerin başka bir kolu olan Çvijipselerin adı da aynı şekilde adaşı olan hidronimde tekrarlanmaktadır.

Mzımta’nın yüksek dağ kollarından biri Psluh adını taşır. Bunun Mzımta’ya karıştığı yerden Açipse’nin bir sonraki büyük sağ kolunun karıştığı yere kadar olan mesafeyi Mzımta, Psehako omurgasının kollarına yakın kat eder. Açipse’nin nehre karıştığı yerin alt tarafında bir zamanlar Ançu Köyü’nün oturduğu düzlük bulunur (Şimdi burada Estosadok adlı yerleşim vardır). Sağ kolda, biraz daha aşağıda yerleşime çok uygun bir yüksek dağ düzlüğü bulunur. Burası çok muhtemeldir ki üzerindeki köyle aynı adı taşıyordu; Gubgoy-abguzu (günümüzde Krasnaya Polyana). Daha ileride, sağ yakada akışa göre aşağıya doğru Çvijeps’in büyük bir kolu ırmağa karışır. Bu kol kıyısında, ırmak ağzından birkaç kilometre mesafede Medovey düzlüğü bulunur (Orehov’da burası Keş Nehri kıyısında Medovey-Peh olarak işaretlenmiştir, günümüzde Medoveyevka adlı yerleşim vardır). Çvijeps ağzından Mzımta boyunca yaklaşık 3 km mesafede ve keza sağ yakada Kepşa Irmağı nehre karışır, bu ırmağın ağzında bir Ubıh düzlüğü vardı (Orehov’da Keş Irmağı kıyısında Ubıh-Peh, günümüzde Kepşa adlı yerleşim yeri). Görüldüğü gibi Ahçıpsou ana ırmağının tüm yukarı kollarının adları Adigece -psı komponentiyle oluşmuştur. Ahçipsou’nın başköyü olan Gubgoy-abguzu’nun adında da Adigece tını var.

 

Vahuşti’ye göre Ciketler “her bakımdan Abhazdırlar”, ama bu “her” sıfatına lisan dahil değildir.

 

Güney yamaçtaki Abazin topluluklarından en doğuda olanı, Bzıb’ın yukarı akışında ciddi uzunlukta, geniş bir tali kollar sistemine sahip bulunan Pshu’dur (1843 tarihli Abhazya Kvartirnaya haritasında Psho; etnonimin Adigece псыхъу “ırmak” etnoniminden kaynaklanmış olması muhtemeldir, AAS, s. 344). Pshu, işgal ettiği alan bakımından Abazin topluluklarının en büyüğü idi. Pshu’nun toprakları, sanki prenslik Abhazya’sı üzerinde asılı gibidir. Pshu’nun en doğu bölgesi Sohum’un üstündedir. Pshu; Cigetya, Aibga, Ahçipsou ve Kuzey Kafkasyalı Şahgirey, Tam ve Başılbey toplulukları ile komşudur. Bu üç topluluk (dördüncüsü ise Şahgirey ve Tam arasında sıkışıp kalmış, ana Kafkas sıradağ omurgasının su kesim çizgisine ulaşamayan Kızılbeklerdir) Besleney prensliğine dahil olduğu için Pshu, Çerkesya ile sınırdaş idi. Lyülye’de Kazilbek bir de Kazbek-Koac olarak tekrarlanmıştır. Kuzey yamaçtaki, Büyük Zelençuk’u doğuran Psış Dağı, Pshu’nun bu doğu ucunun karşısında bulunmaktadır.

Üç dağlı Abazin topluluğunun -Ahçipsou, Aibga ve Pshu- ortak bir adı var; Medoveyler (en yaygın olan Rusça transkripsiyon, Lyülye’de Medozuyi) (Bkz: Военно-историческая карта Северо-Западного Кавказа. 1774-1864 гг. Составлена Е. Д. Фелицыным. Карта Кавказского края. Составлена и литографирована при генеральном штабе Отдельного Кавказского корпуса в 1847 г. Тифлис. Национальный музей Республики Адыгея. Карта Закубанских горских народов к статье Л. Люлье 1857 года // ЗКОИРГО. Кн. IV. Тифлис, 1857. Отд. III. Приложения).

105. Smolenskiy’in anlatımında sahil Abazinlerinin yerleşimi şu şekildedir: “Gagra koridorunun bittiği yerde, Haşupse Irmağı ağzına kadar deniz kıyısı boyunca, neredeyse Ahçipsou ve Aibga’ya kadar iç taraflardaki tüm uygun geçitleri elinde tutan Tsandripş topluluğu vardı. Burası Tsan veya Tsanbay prenslerinin mülkü idi (Abhazya’da bu ailenin bir kolu Zvanbay olarak adlandırılır). Haşupse Irmağı’nın kaynaklarında küçük bir topluluk olan Hışha vardı, burası Ançabadze prenslerinin mülkü idi (Muhtemelen İmeret prens ailesi Ançabadzelerin de bir kolu idi). Keç prenslerinin mülkü Keçba, Mzımta ile Haşupse ırmakları arasında idi. Ared veya Aredbay prenslerinin mülkü Aredba, Mzımta ile Hoşt arasında bulunuyordu. Ahçipsou’ya uzanan dağlarda, bu son iki ırmağın vadilerinde yerleşik olan Tsvica ve Baga, bu küçük topluluklar, çeşitli yerlerden gelmiş özgür insanlardan müteşekkildi. Sayıca azlıkları nedeniyle bu topluluklar bağımsız değillerdi ve neredeyse daima Ubıhlara bağımlı idiler.[Смоленский С. Воспоминания кавказца. Десантное дело у Псахе 19 июля 1862 года. (Из походного дневника) // Военный сборник. Т. 105. 1875. № 10. С. 422]

Tsebelda (Tsabal-ç.n) halkı da Abazin olarak işaretlenmiştir [Смоленский С. Воспоминания кавказца. Экспедиция в Дал. (Из походного дневника) // Военный сборник. 1875. № 11. С. 261; № 12. С. 507, 512, 514, 516-518].

 

2- Gürcü kaynaklarında Cigetya

Vahuşti Bagrationi’nin (1696-1757) Ciketya anlatımını M.G. Canaşvili’nin tercümesinden alıntılayalım: “Ciketya’ya dair. Abhazya’nın ardındaki ülkeyi, Kappetis-tskali’den batıya doğru Bagrationların tahta çıkışından itibaren günümüze kadar Ciketi olarak adlandırırlar, ama ‘Gorsagal’ın Hayatı’nda (XI. yüzyıl Gürcü tarihçisi Cevanşir’in yazdığı, V. yy sonu, VI. yy başlarında hüküm sürmüş Gürcü Kralı Gorgosal dönemi olaylarını anlatan kitap-ç.n.) bu Ciketya’dan (günümüzdeki) daha kuzeye doğru, Kafkas dağlarının öbür yakasında denize kadar uzanan ülke Ciketya olarak adlandırılır. Bugünkü Ciketya’nın sınırları doğuda Kappetis-tskali, batıda ve güneyde Karadeniz, kuzeyde Kafkasya’dır. Ve bu ülke verimlilik ve bitki örtüsü bakımından, âdet ve gelenekler bakımından Abhazya’ya tıpatıp benzer; ama insanları çoğunlukla vahşi tabiatlıdır. Önceleri bunlar Hıristiyandılar; ama şimdi artık önceki dinlerini tanımıyorlar. Ama Abhazlar ve Ciklerin giysileri, silahları ve zırhları, İmeretlerin de bazen âdetlerini taklit ettiği Çerkeslerinki gibidir.(Царевич Вахушти. География Грузии. Введение, перевод и примечания М. Г. Джанашвили // Записки Кавказского отдела Императорского Русского Географического общества. Кн. XXIV. Вып. 5. Тифлис, 1904. С. 235)

Aynı alıntının bir kısmı G.A. Amiçba’nın çevirisinde: “Bu ülke her bakımdan Abhazdır: bitkiler ve hayvanlar, âdet (halkın) ve davranış. Lakin buranın insanları daha vahşi. Önceleri Hıristiyan idiler, şimdi (din) bilmezler. Malum olduğu üzere Abhazlar ve Ciklerde giysiler, silahlar ve teçhizat Çerkeslerdekinin aynısıdır ki İmeretler de bazen aynı şeyleri kullanma alışkanlığındadır.” (Вахушти Багратиони. История царства Грузинского // Сообщения средневековых грузинских письменных источников об Абхазии / Пер. и комм. Г. А. Амичба. Сухуми: «Алашара», 1986. С. 78-79)

 

Abhazlar ve Ciklerin giysileri, silahları ve zırhları, İmeretlerin de bazen âdetlerini taklit ettiği Çerkeslerinki gibidir. 

 

Vahuşti’ye göre Ciketler “her bakımdan Abhazdırlar”, ama bu “her” sıfatına lisan dahil değildir. Benzer doğal koşullara işaret ediliyor -bitkiler ve hayvanlar- yani geniş anlamda bir coğrafi-iklimsel benzerlikten söz edilebilir. Âdet ve davranış benzerliğine işaret ediliyor. Ama daha ileride Vahuşti, hem Abhazlar ve hem de Ciklerin giysi, silah ve teçhizatlarının aynen Çerkeslerinki gibi olduğuna işaret ediyor. Yani demek oluyor ki, yalnızca Cikler değil, Abhazlar da Çerkes kültürünün etki alanına dahilmiş. Adige ülkesinden çıkan bir vektör, “alışkanlıkla” Çerkes giysisi giyilen İmeretya’ya kadar ulaşıyor. “Alışkanlıkla”, buradaki bağlamında binicilik ve askeri “modada” Çerkes standartlarına uyma geleneğinin İmeretya’da çok eskilerde oluştuğunu gösteriyor. Vahuşti’den önce Çerkes modasının Abhazlar üzerindeki etkisini 1625 yılında Giovanni da Lukka, Abhazları anlattığı bölümde vurgulamıştı, misyoner onların “Çerkesler gibi giyindiğine, ama saçlarını onlardan farklı tıraş ettiğine” işaret ediyor [Описание перекопских и ногайских татар, черкесов, мингрелов и грузин, Жана де Люкка, монаха доминиканского ордена (1625) // Адыги, балкарцы и карачаевцы в известиях европейских авторов XIII-XIX вв. Составление, редакция переводов, введение и вступительные статьи к текстам В. К. Гарданова. Нальчик: «Эльбрус», 1974. (Далее – АБКИЕА) С. 69].

Vahuşti’nin metninde iki tane Cikya tasavvuru olması çok önemli; Kafkasya’nın kuzey yamacında erken ortaçağda (Vahtang Gorgasal’ın zamanında) bu adı taşıyan büyük ve daha eski bir ülke ve Bagrationlar devrinden, yani XI. yüzyıldan beri aynı adla bilinen küçük bir vilayet. Büyük bir Cikya tasavvuru, Kuzeybatı Kafkasya’nın en büyük bir etnopolitik oluşumunun, Adige ülkesinin veya Zihya’nın mevcut olduğu vakıasını yansıtıyordu. Aynı adı taşıyan ikinci, nispeten daha küçük bir vilayet tasavvuru ise, ora halkının etnik bakımdan ilk Cikya’nın aynısı olmasa bile, ona yakın olduğu vakıasını yansıtıyordu. Ayrıca Soçi-Adler bölgesinin böylesine ısrarla Cikya olarak tarif edilmesi, Gürcistan’ın Zihya-Cikya’nın güney kısmı üzerindeki askeri-siyasi kontrolünün bir sonucu olmuş olabilir. Nasıl yorumlarsak yorumlayalım, hemen Abhazların arka tarafında Ciklerin ülkesinin başladığı çok açık bir keyfiyettir.

Ciketlerden, Sumbat Davitisdze’nin“Bagrationlar Tarihi ve Destanı”nda, III. Bagrat’ın mülklerinin tasviriyle alakalı olarak bahsedilir; “Abhazların kralı, büyük kuropalat (Bizans döneminde saray sorumlusuna verilen unvan-ç.n.) ve yurtluğuna, Tao’ya hâkim oldu (Babası Gurgen’in 1008 yılında ölümünden sonra kendisine miras kalan-S.H.n) (Сообщения средневековых грузинских письменных источников об Абхазии. С. 46).

1191 yılında Nikopsiya’ya (Tuapse yakınlarında bulunan, erken ortaçağ dönemin ait bir şehir-ç.n) kadar uzanan arazinin biricik hâkimi olarak tasvir edilen saray bakanı Vardan Dadiani’nin ordusunda yalnızca Abhazlar değil, Sanigler ve Kaşagların da adı geçiyor. Dadiani, Çariçe Tamara’nın ilk eşi Georgiy Bogolyubskiy’i yeniden tahta oturtmaya çalışıyordu. “Taç Giyenlerin Tarihi ve Methi”nde bu konu şöyle anlatılıyor: “Tüm Svanetya’yı, Abhazya’yı, Saegro’yu, Gurya’yı, Samokalako’yu, Raça’yı, Takveri’yi ve Argveti’yi topladı, Sanig ve Kaşagların kuvvetlerini de kendisine katarak ülkenin devlet erkânına ve askeri önderlerine Rusun (prensin) tahta çıkarılması ve çar olarak tanınması üzerine ant içirdi.” (Aynı yerde. s. 51)

Adı geçenlerin sıralanmasından, Sanig ve Kaşagların Dadiani’nin tebası olmadıkları, ama çok muhtemelen onun siyasi projesinde paralı asker oldukları anlaşılıyor. Sanigler Sadzlarla, Kaşaglar da Kasog-Adigelerle karşılaştırılmalı. Kısa bir göndermede, çok farklı geleneklere mahsus etnonimlerin kullanılmış olması ilginçtir. Sanigler, antik bir terimdir. Kaşaglar, ortaçağ Arap-Hazar terimidir. Ama Gürcü vakanivüsünün, krallığın kuzey komşularını bu terimlerle işaretlemesi çok dikkate değer. XIII. yüzyılda Kaşag (Kaşak, Kasak, Kasah, Kasog) etnonimi, Doğulu kaynaklarda Adigeleri işaretlemek için kullanılan esas terim olmuştur. Böylelikle, kaynağımız Sadzları Adigelerden ayırıyor ve çok muhtemeldir ki, bilinçli olarak Cik terimini kullanmıyor. Cik terimi kullanılmış olsaydı, Sadzlar ve Adigeleri birbirinden ayırmak mümkün olmazdı. Böylelikle bu anlatım, Sadzlar ve Adigeler olarak iki Cik halkına dair bir Gürcü tasavvurunun var olduğunu doğruluyor. İlki için Saniglerin şahsında antik bir analog, ikinciler için de Kaşagların şahsında çağdaş bir Doğulu analog bulunmuş oluyor.

1228 yılında Gürcü ordusunun Harzem-Şah’ın ordusuyla yaptığı Bolnis Savaşı’nda Ciklerin adı geçiyor (Aynı yerde. s. 57).

1533 yılında “Dadiani Mamia ve Gurieli Mamia denizyoluyla gemilerle Ciketi’ye sefere çıktılar; çarpışma ocak ayının otuzunda cereyan etti (Kış günü çıkarma yapmayı gerektiren sebep neydi? Anlaşılan mücadele hırsı o dereceye gelmişti ki, Batı Gürcistan yöneticilerini Ciketi’ye ulaşamama riskine rağmen harekete geçirmişti.- S.H.n.). İlk gün galip geldiler; ikinci gün, cuma günü, Tanrı Odişililere öfkelendi, ihanete uğradılar ve Dadiani, Gurieli ve Gurieli’nin ordusunu bırakarak geri çekildiler; Cikler onlara saldırdı ve vuruştular; Dadiani, Gurieli ve Gurieli ordusu çoğunu yok etti. Gurieli’nin oğlu Georgiy ve yanındaki asiller öldürüldü. Vuruşmadan bitkin düşmüşleri melun Tsandia İnaldipa ihanet etti; Dadiani’yi soydular, çırılçıplak soydukları Gurieli ve üç kardeşini, piskoposları doğradılar, ordusunu da esir aldılar. Katolikos Malakiya oraya gitti, sağ kalanları kurtardı, ölüleri de parayla geri aldılar.” (Aynı yerde. s. 62)

Ciklere boyun eğdirme çabası, onların Mingrellerin Abhazya’yı sıkı şekilde kontrol etmesine engel olan yardımlarıyla açıklanabilir. Üstelik Cikler, kendileri için uygun bir taht adayını destekleyerek ve Mingrelya’yı kendi kontrolleri altına almaya çalışan Gurya hükümranlarına karşı çıkarak, Mingrelya’daki iç savaşa müdahil olmuşlardı.

Yani Ciklerin seferberlik kaynakları Şervaşidze tarafından Dadianilere karşı, Dadianiler tarafından da Gurieli’ye ve İmeretya krallarına karşı kullanılmış oldu. Cikler Gürcü savaşlarına katılıyor ve anlaşılan ciddi ganimet elde ediyorlar, kendi toprakları da savaş talanının felaketlerinden kaçınmış oluyordu. Bu vaziyeti değiştirmeye, gö rüldüğü gibi bir gün Gurieli niyetlenmiş, ama bu girişimi ona pahalıya mal olmuştu.

1545 yılı civarında Levan I, Dadiani Gurya hükümranını Osmanlılara karşı desteklemek üzere “ordusunu ve Abhazları topladı”. Görünen o ki, Abhazlar Mingrel hükümranının doğrudan uyrukları değiller, ama o onlara para ödemiyor, onları “topluyor” (=celp ediyor). Ciklerin adı ne müttefik olarak ne de paralı asker olarak geçiyor. Anlaşılan Osmanlıların Gurya’ya girişi Ciklerin çıkarına idi.

Levan I, Ciklerden babasının intikamını alma hülyaları kuruyordu. Tek başına bunu yapabilecek durumda olmadığı için sultana başvurarak yardım istedi. 1 Mart 1557 tarihinde İstanbul’daki Macar elçisi şu haberi veriyor: “Mingrel prensinin gelişiyle ilgili ayrıntılı bilgi elde ettim. Bizim 16 Şubat’ta raporumuzu gönderdiğimizin ertesi günü denizyoluyla geldi. Mingrel hükümranı ülkesinin elçisi olarak geldi ve bunu, babasını öldüren Çerkes komşularından intikam almak amacıyla yaptı… Deniz filosu olmadan böyle bir düşmana karşı hiçbir şey yapılamayacağı kanaatindedir. Galyot tekneleri vermesi ricasıyla sultana hediye olarak, değerli taşlarla süslü şahane bir kupa getirdi. Ricası yerine getirilirse hükümran, daha önce muaf tutulduğu haracı ödemeyi taahhüt etti… Burada, Türk donanmasının denize açılmasından sonra Mingrel hükümranının talep ettiği galyotları hemen alamayacağı söyleniyor. Çünkü filo daha önemli işleri için sultana lazımdır. Muhtemelen sultan Mingrel hükümranına, donanma operasyonları için çok kullanışlı olan küçük galyotlardan verecektir.” Bu ilginç kaynağı dolaşıma sokan T.N. Beradze, sultanın Levan’a destek olarak dokuz galyot tahsis ettiğine işaret ediyor, ama bunların başarıyla kullanılmış olduğuna dair bilgi vermiyor [Берадзе Т. Н. Мореплавание и морская торговля в средневековой Грузии. Тбилиси, 1989. С. 208-209. (На груз. яз.). Перевод этого источника любезно предоставлен Роином Агрба].

XVI. yüzyılın 70’li yıllarında Georgiy Dadiani, damadı Gerorgiy Gurieli’nin yardımıyla prenslik tahtını gasp eden küçük kardeşi Mamia’ya karşı “Abhaz, Cik ve Çerkeslerden ordu kiraladı” (Сообщения… С. 61). “Sanigler ve Kaşaglar”, XVI. yüzyılın lügatinde “Cikler ve Çerkesler” olarak takdim ediliyor. Abhaz askeri de kiralamak gerekmiş olması dikkate değer.

Abhazya ve Ciketya’da asker kiralama imkânı, Mingrel prenslerini İmeret kralları için tehlikeli düşmanlar haline getiriyordu. Mesela, 1623 yılında Goçoraul çarpışmasında Levan Dadiani, Odişi-Abhaz-Cik ordusuyla Kral III. Georgiy’i yenilgiye uğrattı (Aynı yerde. s. 81). Burada Dadiani’nin Abhazlar ve Cikler üzerinde hâkimiyet sahibi olduğuna dair bir ifade yok. Kaynak şu hususun altını çiziyor: “İşlerinde başarıya ulaşırken, kendisine yardım etsinler diye Abhazlarla, Ciklerle ve Svanlarla dost oluyordu.” (Aynı yerde)

XIX. yy belgelerinde Cigetya prenslerini tarif eden Çerkes tavadları ifadesindeki söz dizimi, bu arazide iki vektörün, Çerkes ve Gürcü vektörlerinin kesiştiğine işaret ediyor (Рапорт ген.-м. Вакульского Г. В. Розену, от 28 июля 1833 // Шамиль – ставленник султанской Турции и английских колонизаторов. Тбилиси, 1953. С. 37-39).

 

3- Zihya’nın bir parçası olarak Cigetya

“İmparatorluğu Yönetmek” risalesinin yazarı, ansiklopedist âlim, İmparator Konstantin Porfirogenitus (Mor odada doğan, Sultanahmet Meydanı’ndaki Örme Sütun ona atfedilir -ç.n) Zihya ve Abhazya bölgesini coğrafi ve etnopolitik olarak şöyle tarif ediyor: “Meot Gölü’nden Vurlik adlı ırmak çıkar ve Pont Denizi’ne akar; boğazın kıyısında Bosfor bulunur, Bosfor’un karşısında da Tamatarha adlı kale bulunur. Boğaz üzerinden bu geçidin eni 18 mildir. Bu 18 milin ortasında Ateh adlı büyük ve engin bir adacık bulunur. Tamatarha’nın ardında, 18 veya 20 mil ileride, Zihya’yı Tamatarha’dan ayıran Ukruh adlı nehir bulunur, Ukruh’tan, kıyısında kendisiyle aynı adı taşıyan bir kale bulunan Nikopsis Nehri’ne kadar olan saha Zihya’dır. Uzunluğu 300 mildir. Zihya’nın üstünde Papagiya ülkesi bulunur, Papagiya’nın üstünde Kasahiya adlı ülke bulunur, Kasahiya’nın üstünde Kafkas dağları vardır, dağların üstünde de Alanya ülkesi bulunur. Zihya kıyısı boyunca (denizde) adacıklar vardır, bir büyük ve üç küçük adacık, kıyıya yakın başka adacıklar da vardır, Zihler buraları otlak olarak kullanır ve üzerlerinde yapılar inşa etmişlerdir. Bunlar Turganirh, Tsarvaganin ve diğer bir adacıktır. Spatala Koyu’nda bir adacık daha vardır, Pteleyah’da Alan akınları sırasında Zihlerin sığındığı başka bir adacık daha vardır. Zihya sınırlarından, yani Nikopsis Nehri’nden Sotiriopol Kalesi’ne kadar uzanan sahil Avasgiya ülkesidir. Uzunluğu 300 mildir.” (Константин Багрянородный. Об управлении империей. М.: «Наука», 1991. С. 175-177)

Ukruh Nehri’nden Kuban’ı anlamamız lazım, ama başka kaynaklarda bu ada rastlamıyoruz. Bu bariz şekilde Grekçe veya Adigece değil. Çok muhtemeldir ki, Hazarlar, Macarlar veya Peçenekler gibi bir göçer etnosun taktığı bir isimle karşı karşıyayız. Bu dönemde (VI. yüzyıldan itibaren) Kuban’daki kalıcı Türki nüfus Bulgarlardı. Çok muhtemeldir ki, Ukruh hidronimi Bulgarca kökenli olsun. Ada isimleri olarak Turganirh ve Tsarvaganin de büyük ihtimalle öyledir. Bu adaların yerini, dere ağızlarında oluşan çatallanmış setlerin tamamen anakaradan tecrit ettiği kara parçalarının oluşturduğu Doğu Azak sahilinde aramak gerekiyor. Aşağı Kuban’ın Zih-Bulgar karışımı nüfusunun gerçekten de bu gibi ulaşılması güç arazilerde akınlardan korunması mümkündü ki bu akınlar yalnızca Alanlardan gelmeyecek, yeni Türk dalgaları da olacaktı.

Bu enformasyonun bu şekilde tefsir edilmesi aynı dönemin bir kaynağında doğrulanıyor. XI. yüzyıl sonu Gürcü yazarı Cevanşir şöyle yazmış: “Takip eden dönemde Peçenekler ve Ciklerin birçoğu Türklerden kaçtılar ve Peçenekler batıya gitti.” (Цит. по: История народов Северного Кавказа с древнейших времен до конца XVIII в. М.: «Наука», 1988. С. 149)

 

Bulgarların iki dilli olduğunu ve onların Adige etnopolitik sahasına çok ciddi şekilde dahil olduğunu söylemek abartı olmaz.

 

Yani, yeni Türk göçebe dalgalarının Peçenekler ve Zihler gibi iki farklı etnosu aynı bölgede yakaladığını ve onların buradan kaçtıklarını anlıyoruz. Bu bölge, ancak Kuban’ın sağ yakası ve Doğu Azak sahili olabilir. Peçenekler buradan Macaristan’a kadar kaçıyor, Zihler de Kubanötesi halkının arasına karışıyor. Daha sonraları bu senaryo Moğolların gelişiyle tekrarlanıyor ve Poloveçler ve Zihler kaçıyor. Poloveçler batıya, Macaristan’a kadar kaçıyor, Zihler ise yeniden Kubanötesi nüfusuna karışıyor. Bu nedenle “İmparatorluğu Yönetmek” risalesinin yazıldığı zamanda yeni gelen dalga rolünü Peçenekler, kaçanlar rolünü de Bulgarlar ve Zihler oynuyor. Kaçış veya geçici geri çekilme güzergâhı Doğu Azak sahilindeki adalar ve Kubanötesi’dir ama o sıralarda Bulgarlar artık batıya kaçmayı aklına bile getirmeyen yerleşik bir tarım toplumu olduğu için, batı yönü mümkün görünmüyor,
Bulgarların iki dilli olduğunu ve onların Adige etnopolitik sahasına çok ciddi şekilde dahil olduğunu söylemek abartı olmaz.

Y.N. Voronov metnin bu bölümünün doğrusal bir hat üzerinde yorumlanmasını önerdi. Eğer 1 milin 1481,5 m olduğundan hareket edilirse, Konstantin’e göre Ukruh ve Nikopsis ırmakları arasında bulunan Zihya’nın boyu 445 km, Avasgiya’nınki de 445 km’yi buluyor, yani bunların toplam uzunluğu Anapa’dan Trabzon’a kadar olan mesafeden biraz daha fazla çıkıyor (yaklaşık 800 km). “Böyle olunca” diyor Voronov, “Nikopsiya bugünkü Gagra ile Adler arasında olmalı, Sotiriupol de Sohum-Pitsunda sektöründe değil (Y. Kulakovskiy, Z. Ançabadze ve diğerlerinin iddia ettiği gibi), Trabzon bölgesinde olmalı”. Hal böyle olunca Avasgiya’nın sınırları Konstantin’e göre X. yüzyılda Trabzon’a kadar uzanıyordu. Nikopsiya muhtemelen “Abu Tbileli’nin Yaşamı”ndan bildiğimiz, bugünkü Gantiadi’ye (Tsandripş) karşılık gelen Nafsay şehriyle özdeştir (Воронов Ю. И. К локализации Никопсии // XV Крупновские чтения по археологии Северного Кавказа: Тезисы докладов. Махачкала, 1988. С. 72-73).

Böyle bir yorumdan, coğrafyacı Bizans imparatorunun, kendi imparatorluğunun Güney Kafkasya sınırını bilmediği, buna önem vermediği sonucu çıkıyor. Konstantin, Trabzon’u Abhaz Krallığı’na dahil edemezdi. Geriye, onun Karadeniz sahilinin Zihya bölümünün uzunluğunu tam olarak bilmediği ihtimali kalıyor. Bu mesafeyi çok uzun -300- mil ve aynen muhbirlerinin daha iyi tanıdığı Abhaz (Abhaz-Gürcü) sahili gibi olduğunu tasavvur etmiş olabilir. Abhaz bölümünün uzunluğunun, bugünkü Büyük Soçi’de herhangi bir yerde (diyelim ki Şahe Nehri üzerinde) başlayıp bugünkü Batum bölgesinde bittiği hesaba katılırsa, tamamen akla yakındır. Bilmediğimiz bir nedenle Konstantin, Kuban ağzından Avasgiya sınırına kadar olan mesafenin 300 mil olduğu kanaatindedir. Bu kanaat o zamanlar dolaşımda olan, sahilin Zih ve Avasg kısımlarının eşit olduğuna dair bir tasavvurdan kaynaklanmış olabilir. Diğer taraftan, erken ortaçağın farklı dönemlerinden sınırlara -etnik ve siyasi– dair tasavvurlar birbiri üzerine katman halinde oturmuşsa, böyle bir tasavvur duruma uygun düşmüş olabilir. Eğer Soçi-Adler rayonunu Zihya’ya dahil edersek -Gürcü kaynaklarının Cikya’sını- Kuban’ın Karadeniz ağzından (günümüz haritalarında, birkaç kol halinde Kızıltaş sığlığında denize karışan Staraya Kuban) Bzıb ağzına kadar olan sahil mesafesi 441 km oluyor. 441 km minimal bir göstergedir, zira bugünkü şose, eskiden daha ziyade sahil kıyısını takip eden yolu kısaltmıştır. Bu nedenle 441 km’yi çekinmeden, yuvarlayarak 445 km yapabiliriz ki, bu da aradığımız 300 mile eşittir. Böylelikle Zihya sahilinin 300 mil uzunlukta olduğunu bize söyleyen Konstantin’in verdiği bilginin çok doğru olduğunu söyleyebiliriz. Konstantin’in zamanında şöyle bir tasavvur, ayakları yere basan ve tamamen de arkaik olmayan bir şey olmuş olabilir: Cikya Abhaz Krallığı’nın bir parçasıydı, ama etnografik olarak, aynı adı taşıyan Zihya’nın çekim yörüngesinde bulunan bir vilayet olarak algılanmış olabilir. Ve bu tasavvur Abhaz Krallığı’nın batıda Soçi’ye kadar, doğuda ise Bizans sınırında Klarceti sahilinde Hupati’ye kadar (bugünkü Türkiye arazisinde Hopa, Batum’a uzaklığı 38 km) ulaşabildiği düşünülen gerçek sınırlarına dair tasavvurla pekâlâ bir arada yaşamış olabilir. Demiryolu hattıyla Soçi’den Hopa’ya kadar olan mesafe, Konstantin’in 300 miline bire bir karşılık gelecek şekilde, 448 km’dir. Abhaz Krallığı’nın doğu sınırının (güneydoğu) Konstantin zamanında Hopa’ya kadar uzandığı akla yakın değil, ama batı (kuzeybatı) sınırı da aynı şekilde Soçi’nin çok daha üstünde olabilir. Bu yaklaşımla, Konstantin’in, Kafkasya’nın Karadeniz sahiline dair karmaşık ve eşzamanlı olmayan tasavvurların bir yansıması olan metnini anlamaya başlarız.

Ortaçağ Çerkesya’sının kültür ve yaşam tarzına dair ilk ayrıntılı çalışma, Başpiskopos Sultaniya İoann de Galonifontibus’un 1404 yılında yazdığı tarihi-coğrafik eserdir. XIV. ve XV. yüzyılların sınırında Çerkesya hudutlarını kuzeyde Don ağzına kadar genişletti. Galonifontibus şöyle yazıyor: “Tana şehri ve limanı Yukarı Çerkesya’daki bu ülkede, Avrupa’yı Asya’dan ayıran Don Nehri kıyısında bulunur.” [Галонифонтибус И. де. Сведения о народах Кавказа (1404 г.). Из сочинения «Книга познания мира». Баку: «Элм», 1980. С. 14]

 

Zihya’nın üstünde Papagiya ülkesi bulunur, Papagiya’nın üstünde Kasahiya adlı ülke bulunur, Kasahiya’nın üstünde Kafkas dağları vardır, dağların üstünde de Alanya ülkesi bulunur.

 

Z.M. Buniyatov bu ilk Rusça baskıya yaptığı yorumda, orijinal metinde (elyazmasında) bu cümlede Zihya’dan (Sicia) -Yulian’da Sychia ve Rubruk’ta Zikya- söz edildiğine işaret ediyor (Aynı yerde. s. 33). Eserin IX. bölümü Çerkesya’ya ayrılmıştır. Galonifontibus daha ilk cümlede bu ülkenin iki adı olduğunu söylüyor: Zikya ve Çerkesya (Elyazmasında Ziquia sive Tarquasia): “Zikya veya Çerkesya olarak adlandırılan ülke, dağların eteğinde, Karadeniz sahilindedir” (Aynı yerde. s. 16, 35).

Birkaç Doğu dilini bilen başpiskopos, Çerkes/Çerkesya terimlerinin transliterasyonunda doğal olarak zorlanıyordu, Avrupa geleneğinde bu adın (Zihya’dan farklı olarak) yazılışı henüz mevcut değildi. Neticede Tarquasia (Çerkesya) ve Tarcazi (Çerkesler) biçimlerinde Arapçadaki Carkaz (Biz zaten bunu bir sürü noterlik tutanaklarında görüyoruz) formunun etkisi rahatlıkla fark ediliyor. Bu mantığın haklılığı, aynı şekilde Arap ve Türk kaynaklarından yararlanmış olan XV. yüzyıl Bizans tarihçisi Laonik Halkokondil’de rastladığımız, Tzarkas şeklinde, Çerkesin başka bir terim formunun var oluşuyla da doğrulanıyor (Байер Х.-Ф. История крымских готов как интерпретация Сказания Матфея о городе Феодоро. Екатеринбург: Изд-во Урал. ун-та, 2001. С. 392).

AKSO’nun (Ana Kafkas sıradağ omurgası-ç.n) kuzey yamacında Çerkesya’nın doğu hududunu Galonifontibus, Hazar dağları olarak ifade ediyor, yani pek muhtemelen Dağıstan’ı işaret ediyor. Çerkesya kuzeyde Tatarya ile, güneyde de Abhazya (Elyazmasında Apcasia) ile komşu idi. Galonifontibus’un Çerkesleri siyah ve beyaz olarak ikiye ayırması, İtalyanların XIV. yüzyılda Zihler için kullandığı siyah ve beyazlar şeklindeki ayrımın bir yansımasıdır. 1375 tarihli Abraham Kresk’in Katalon haritası Zihya sahilinde iki nokta veya bölge gösteriyor: Alba Ziquia ve Mauro Ziquia (Галонифонтибус И. де. Сведения… С. 16, 36).

Zihya’nın çeşitli deniz haritalarındaki yazılış varyantları: Zaquia, Zega, Zechia, Zaquea, Zaguia, Zicchia, Zichia, Cichia, Zychya, Maurazica, Albasequia vb (Фоменко И. К. Номенклатура географических названий Причерноморья по морским картам XIII-XVII вв. // Причерноморье в средние века / Под ред. С. П. Карпова: Вып. 5. М., СПб.: Алетейя, 2001. С. 73).

Zih-Çerkeslerin siyah ve beyaz olarak ayrılması coğrafi yer şekliyle (Siyah Zihler dağlı, beyazlar ise ovalı) ve anlaşılan sosyal yapı ile ilgiliydi, zira çok muhtemeldir ki, dağlara yaklaştıkça prenslik iktidarı kurumu sönümleniyordu.

Galonifontibus’un verdiği bilgiler tam bir asır sonra, Cenevizli Giorgio Interiano’nun yazdığı ve ilk baskısı Venedik’te 1502 yılında yapılan ayrıntılı Çerkesya anlatımında doğrulanıyordu: “Grekçe ve Latincenin sıradan halk dilinde (İtalyanca –volgare.- S.H.n) Zih denilen, Tatar ve Türklerin ise Çerkes adını verdikleri bu kavim, kendilerine ‘Adiga’ der. Tana Irmağı’ndan (Don-ç.n.) Asya’ya kadar, günümüzde Vospero, Aziz İoann Boğazı ve Zabak Denizi, ya da kadim zamanlarda Meot bataklığı denilen Tana Denizi Boğazı olarak da adlandırılan Kimmer Bosforu’na bakan tüm deniz sahili boyunca ve daha ileride boğazın ardında Bussi Burnu’na ve Fazis Nehri’ne kadar deniz sahilinde meskûndurlar ve orada Abhazya ile, yani Kolhida’nın bir kısmıyla komşudurlar. Yukarıda anılanlar da dahil tüm sahilleri bataklıktır, uzunluğu yaklaşık 500 mil tutar.” (Интериано Дж. Быт и страна зихов, именуемых черкесами // АБКИЕА. С. 46-47)

500 mili 1481,5 metreyle çarparsak, 740.750 metre eder. Don ağzından Taman Yarımadası’nın kuzey ucundaki Kamennıy Burnu’na (kıyı boyunca burundan buruna) ve ardından Taman Yarımadası’nın etrafından Vityazevskiy sığlığına ve buradan da Bzıb ağzına kadar deniz kabotaj seyir rotası çizerek 763 km elde ettik. Bu rakam, hedeflediğimiz 500 mili 22 km kadar aşıyor (740 km 750 m). Azak Denizi’nde kıyı boyunca değil de kıyıdan epeyce uzakta düz bir hat üzerinde seyir yapmak, ki bu istisnai bir uygulamaydı, yolu 50 km kısaltıyor ve aradığımız 500 milden 32 km daha kısa oluyor. Velhasıl, bu gibi yaklaşık hesaplamalar, Interiano’nun verdiği bilgilerin doğruluğunu teyit ediyor. Anılan Bussi Burnu’nun adını, otokton bzi (Ubıh ve Sadz dillerinde“su”, “akarsu”) kökünün çok da çarpıtılmamış bir biçimiyle yorumlamak mümkündür. Bildiğimiz gibi Bzıb tam da böyle açıklanıyor: bzi+pe “Irmağın denize karıştığı yer anlamında ırmak ağzı” (Бгажба Х. С. Бзыбский диалект абхазского языка. Исследование и тексты. Тбилиси, 1964. С. 255). Bir de Fazis Irmağı’na yapılan göndermenin bir yanlışlık eseri olduğunu söyleyebiliriz.

Dominiken misyoneri Da Lukka, 1625 yılında Çerkesya’nın sahil sınırını bir hayli ayrıntılı olarak tarif ediyor: “Varad adını verdikleri dağlardan Çerkes ülkesi sahilinde bulunan ilk köy olan Kudesçio’ya kadar 300 mildir. Fakat tüm bu arazi, çok verimli olduğu halde meskûn değildir. Kudesçio’dan Abhazya’ya kadar 140 mildir. Bu dağlarda yaşayan halk ovalarda yetişen ormanların halkı gibi, Hıristiyan olduğunu söyler. Özel prenslerine tabidirler.(АБКИЕА. С. 70)

Ardından Lukka, Temryuk’tan Kabarda’ya kadar ovalık Çerkesya’daki prensliklerin diziliş sırasını, bir prens köyünden diğerine olan mesafeyi de belirterek ayrıntılı olarak tarif ediyor. Sonra ilave ediyor: “Kazi-bey ve Sankas-bey adlı prens kardeşler deniz sahili boyundaki tüm köyleri yönetirler.” (Цит. по: Северный Кавказ в европейской литературе XIII-XVIII веков. Издание подготовил М. В. Аталиков. Нальчик: «Эль-Фа», 2006. С. 47)

Böylelikle, Varad Dağları’ndan Kudesçio’ya kadar 300 millik mesafede, aynı prenslik hanesinin üyesi olan bu iki prensin hüküm sürdüğü sonucuna varabiliriz. Bu prenslik hanesinin XVII. yüzyılda Büyük ve Küçük Jane olarak ikiye bölünen Jane hanedanı olduğunu iddia edebilecek durumdayız. Büyük Jane’nin geniş bir denize çıkışı vardı ve Çelebi’ye göre Tuapse’nin (Kodoş’un) hemen batısından (kuzeybatısından) başlıyordu. Sahilin Çerkesya ile Abhazya arasında 140 millik bir mesafeye hükmeden “özel prensler”, öyle anlaşılıyor ki Adige, Ubıh ve Sadz hükümranları idi. Tam da Çelebi’de anlatılan bu beyler ve bu arazi idi: Tuapse’den Adler’e kadar etnik bakımdan karışık Abaz toplulukları, Abaz-Adigelerden, Abaz-Ubıhlardan ve Abaz-Sadzlardan müteşekkildi ve gerçekten de Çerkesya ve Abhazya’nın büyük prenslik hanedanlarına siyasi olarak uzak olmaları anlamında “özel” prensler tarafından yönetiliyorlardı. Demiryoluyla Tuapse’den Bzıb’a kadar olan uzaklık 201 km’dir. 201.000 metreyi 1481,5 metreye (bir milin uzunluğu) bölüyoruz ve 135,7 mil elde ediyoruz. Bu sonuç bizi neredeyse tam olarak hedefimiz olan 140 mile yaklaştırıyor ve Lukka’nın verdiği bilgilerin tesadüfi şeyler olmadığını kanıtlıyor. Sahil kısmında Abhazya’nın etnik ve politik sınırı XVII. yüzyılın 70’li yıllarının sonuna kadar Kodor’un aşağı akışı boyundan geçiyordu. (Devam edecek)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here