Hafızamda Kalanlar – Şehirde büyüyen Çerkes çocuk olmak 

0
56

Ailemin bireyleri yıllardır şehirde yaşayan ancak hem akrabalık ilişkilerine hem de geleneklere çok değer veren insanlardı. Bu nedenle, çocukluğumdan itibaren aile çevresinde tanıdığım insanların neredeyse tamamı Çerkeslerdi. Ancak büyüdükçe ve aile dışındaki çevreyle ilişki kurmaya başlayınca, şehirde büyüyen her Çerkes çocuk gibi daha farklı bir kültürel yapıdan geldiğimin ayırdına varmaya ve ilginç deneyimler yaşamaya başlamıştım.  

Hayatımın ilk yıllarında, Ankara’nın Emek ve Bahçelievler semtlerinde birkaç ev değiştirmiştik. Sokakta oynamaya başladığımda ilk önce görünüşümle ilgili bir farkındalık yaşadım. Taşındığımız her mahallede sokağa oynamak için çıktığımda sarı saçlarımdan dolayı bana “Alman mısın?” diye sorulurdu (tabii ki Türkçe). Ben de “Yok biz Çerkesiz de ondan” diye açıklardım.  

Yaz günlerinde her gün öğleden sonra sokağa çıkıp hava kararıncaya kadar apartmanın önünde arkadaşlarımla oynardık. Böylece, apartmana giren çıkan herkesi görürdük. Evlerimize gelen gidenler arasında şöyle bir farklılık olurdu… Arkadaşlarımın evine genellikle gün boyu sadece akşam işten dönen babaları gelirdi. Bizim eve gelenler ise, bir gün şehir dışından akrabalar, ertesi gün onları görmeye gelen Ankara’dan tanıdıklar, diğer gün toplu halde hanımlar, başka gün akşama doğru öğrenci gençler, kısaca çok renkli bir popülasyon olurdu.  

Birlikte apartman bahçesinde oynadığımız çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. Zaten biraz soğuk tavırlı olan annesi, apartmana girip çıkarken yalnızca kızına ilgi gösterirdi. Epey aksi görünüşlü olan babası da, akşam iş dönüşü apartmana girerken sadece kendi kızının başını okşar, geçerdi. 

Çerkes geleneklerinin etkisiyle, kendi çocuklarını başkalarının yanında ve hatta sokakta sevmek ayıp olduğundan, kendi anne-babam da apartmana girip çıkarken, arkadaşıma ilgi gösterirlerdi.  

Ben de, uzun saatler çalıştığı için babasına özlem duyan bir çocuk olarak, özellikle babamın arkadaşıma ilgi göstermesini nasıl kıskandıysam ve bir süre içimde nasıl biriktirdiysem, günün birinde “Kimse beni sevmiyor, herkes onu seviyor” diye ağlamak suretiyle ufak bir kriz çıkarmıştım. Evdekiler beni aslında daha çok sevdiklerine zar zor ikna etmişlerdi.  

Sonra ilkokula başladım, bir gün öğretmenimiz bizden ailemizi anlatan bir kompozisyon yazmamızı istedi. Yazdığım kompozisyonun bir yerinde ‘bizim eve her gün misafir gelir’ gibi bir cümle vardı. Çocukluk işte, sınıf arkadaşlarımdan bazıları “Öğretmenim bir eve her gün misafir gelmez ki!..” diyerek cümleye itiraz ettiler. Sınıf bir anda münazara ortamına dönüştü. Ben çok şaşırdım, neye itiraz ettiklerini anlayamadım. Çünkü ‘misafir’ benim için anne, baba, abi gibi aile üyelerinden biriydi. O sırada, ilkokul, ortaokul ve üniversitede hep aynı sınıfta olacağımız Çerkes arkadaşım Yelukh Mediha Boran parmak kaldırdı ve durumu kendi evinden de bildiği için, “Evet öğretmenim, onların evine her gün misafir gelir” diyerek beni doğruladı. Böylece, diğer evlere her gün misafir gelmediğini öğrenmiş oldum.  

Biraz daha büyüyünce, sınıf arkadaşlarımla birbirimizin evlerine gidip gelmeye başladık. Bugün hâlâ çok yakın olduğumuz iki arkadaşımla birlikte, onlardan birinin evindeydik. Arkadaşımın odasında otururken, evin annesi odaya önce hal hatır sormak, daha sonra çay servisi yapmak için her girdiğinde ayağa kalkıyordum. Birkaç seferden sonra, kızlar bana yüzlerindeki (gözümde canlandıkça hâlâ gülümsediğim) şaşkın ifadeyle “N’apıyorsun?” diye sordular. O gün, bizim evde yaptığım gibi odaya bir büyüğün her girişinde kalkmaya gerek olmadığını anladım.  

Lise ve üniversite yıllarında, birbirimizin evinde daha çok zaman geçirir ve birbirimizin ailelerini daha çok tanır olduk arkadaşlarımla. Yeni tanıdığım her arkadaşım, ben kuzenlerimden bahsettikçe, kaç kuzenim olduğunu merak ederdi. Net bir sayı veremeyince merakları daha da artardı. Annemin ve babamın birer kardeşi olduğunu ve sadece dayımın bir tanecik kızı olduğunu, ancak bizim kardeş torunlarını, kardeş torunlarının çocuklarını ve dahasını da kuzen saydığımızı anlatınca şaşırırlardı. Çünkü ailelerinde sadece anne ve baba kardeşlerinin çocukları kuzen sayılıyordu. 

Ancak yıllar boyunca edindiğim bütün arkadaşlarım, kuzenlerimle aramızdaki yakınlığa ve bağlılığa, onlarla paylaştığımız güzel anlara hep çok özenirlerdi. 

Akrabalarımdan söz ederken sıraladığım Jan, Kibarjan, Setenay, Kanşobi, Mezago, Janset, Alhas gibi isimler ise ayrı bir merak ve ilginç bir sohbet konusu olurdu. 

Çerkes ailelerin yüzyıllar boyunca önce kendi topraklarında, sonra Anadolu’da dağıldıkları yerleşim alanlarında sürdürdükleri yaşam kültürü, büyük şehir ortamına taşınınca, küçük bir çocuğun anılarında böyle tatlı izler bıraktı. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here