Hemşinlilikler üzerine

0
224

Hemşinliler nihayet geniş kesimler tarafından bilinir, tanınır oluyorlar. Elbette bu tanınma herkesin kendi temas ettiği kesimler üzerinden oluyor. Bu nedenle de Hemşinlileri tanıdığını söyleyen iki farklı kişi temas ettiği Hemşinlilere göre çok farklı Hemşinli algısına sahip olabiliyor. Aynı toplum nasıl oluyor da bu kadar farklı tanınabiliyor? Elbette her toplumda kendini farklı kimlik unsurlarıyla tanıtan insanlar olabilir ancak Hemşinlilerdeki farklılıklar bu kategoride değil. Öyle ki bazen birbiriyle dil, tarih ve kültür olarak sanki tamamen farklı toplumlardan söz ediliyor sanılabilir. Sanıyorum bunun nedeni Hemşinlilerin tarihinde gizli. 

  

Travmatik bir toplum 

Hemşin toplumu, tarihinde birçok travma yaşamış. Tarihle ilişki kurma biçimi bunun en önemli göstergelerinden biri. Yaşadığı ve çevresinde gelişen olayların etkisi, üzerinde büyük bir yüktür Hemşinlilerin birçoğunun. Tarih, oldum olası çok tartışmalı olagelmiştir Türkiye’de ancak konu Hemşinliler olunca harareti bir kat daha artıyor tartışmaların. Hemşinlilerin tarihi tartışması ister istemez bir kimlik tartışmasına da dönüşüyor. Hâlâ Hıristiyanlık öncesi pagan bazı gelenekleri sürdüren, Abhazya ve Rusya’da Hıristiyan kardeşleri olan, Türkiye’de yaşayanları Sünni olan bir halktan söz ediyoruz. Üstelik bu halkın bir kısmı anadili olarak Hemşin Ermenicesi konuşurken; bir kısmı, içinde Ermenice kelimeler barındırsa da Türkçe konuşuyor artık.  

Bu parçalı kimlik üzerinde “dönme” olmaktan, 1915’in yükünden ve hem iç hem dış göçlerden kaynaklanan etkileri de hesaba katmak lazım.  

Bütün bunlar Cumhuriyet’in bütün kimlikleri reddeden, Osmanlı’nın bakiyesi Müslüman toplumu olduğu gibi Türk sayan anlayışıyla birleşti. Üzerine Ermeni sözcüğünün küfür yerine kullanıldığı bir toplum gerçeği de eklenince Hemşinlilerin nispeten küçük bir topluluk olarak, kimliklerine ilişkin karmaşık ve farklı tutumlar alan bir toplum olması kaçınılmaz. 

Bu parçalılığın nedeni, Hemşin tarihi ve kültürü üzerine bugüne kadar yapılmış araştırmalar dikkate alındığında, tarihsel olmaktan çok sosyal, psikolojiktir. Çünkü Hemşin tarihiyle ilgili gerçek anlamıyla tarihsel bir tartışma ancak ayrıntılarla ilgilidir. Bunun dışında daha önce bu sayfalarda da örneklerini sunduğumuz gibi hem gezginlerin yazıları hem Osmanlı belgeleri hem de Ermeni andaç yazarlarından kalanlar Hemşinlilerin tarihini büyük ölçüde aydınlatmış durumdadır. Kimlikle ilgili tutumlarda şimdiye kadar ortaya çıkmış olan tarihi bilgilerden çok bireylerin inşa ettiği veya büyük toplumda inşa edilmiş bulunan kimliklerin etkisi görülüyor.  

  

Asimile olmuş Hemşinliler 

Büyük oranda kültürel değerleriyle bağı kopmuş ya da folklorik düzeye inmiştir. Koruduğu kültürel unsurları da Türk kimliğinin ve kültürünün parçası olarak görmektedir. Hemşinlilerin bir Türk boyu olduğuna inanır. Türk toplumuyla entegre olmuş durumdadır. Çoğunluğu büyük şehirlerde yaşamaya başlamıştır. Bu grubun büyük bir bölümü Batı Hemşinlilerinden (yani çoğunluğu dil bilmeyenler) oluşmaktadır. Ancak asimile olmuş Hemşinlilere bütün Hemşin topluluklarında rastlamak mümkündür. Büyük oranda kendilerini Türk gibi hissedip Türk gibi yaşarlar. Etnik kökene dair ciddi bir cehalet söz konusudur. Ermenice ve Ermeni kimliğiyle ilişkileri ataların Ermeni gelin alması veya komşularının Ermeni olmasına bağlarlar. Bu tutum bazılarında bilinçli bir siyasal tercihtir. Derinlerde hâlâ Ermeni kökenlerine dair hayal meyal düşünceleri varsa da bunları hızla kendilerinden uzaklaştırıp Müslüman Türk kimliğine sarılmaktadırlar. 

İnkârcılar 

İçten içe Ermeni kimliğini bilip dışarıya ve kendi çocuklarına ve çevrelerine bilinçli olarak yalan söylerler. Sindirilmiştirler. Asimile olmaya heveslidirler. Ancak hâlâ çok güçlü bir şekilde kültürel bağlar taşıdıkları için asimilasyonu bünye reddetmektedir. Hatta bu güçlü kimlik bağları bu topluluk içinde mikromilliyetçi tepkiler oluşmasına neden olabilmektedir. Bu tutumu alanlar egemen Türk kimliğine karşı tanımlayamadığı ölçüde kendini Laz – Gürcü – Rizeli karşıtlığı üzerinden tanımlamaktadır. Zira her milliyetçilik bir ötekileştirme mekanizmasına ihtiyaç duyar. İnkârcılar, kraldan fazla kralcı olup zaman zaman Türk milliyetçiliğine soyunurken zaman zaman mikromilliyetçi bir Hemşinli olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu çelişkinin kendisi bu gruptaki kişiliklerin hâlâ bir yüzleşme potansiyeli taşıdıklarının ve çelişkilerinden kurtulmalarının olanağının bulunduğunu gösterir. Bu grup Hemşin toplumundaki en kalabalık gruptur, diyebiliriz. Hemşinlinin olduğu her yerde rastlamak mümkündür. 

  

Umursamazlar 

Çeşitli nedenlerle kimlik meselesiyle ilgilenmeyen, bunu önemsemeyen bir gruptur. Ermeni kökenini bilir ve kabul eder ama hemen ardından belli argümanlarla bu kimliği taşımanın yükünden kurtulmaya çalışırlar. En önemli argümanlardan bir tanesi şudur: Anadolu topraklarında yaşayan birçok halk vardı, hep beraber bir kurtuluş savaşı verdiler ve Türk ulusunu oluşturdular. Hangi etnik kökenden gelmiş olurlarsa olsunlar, artık bunun hiçbir önemi yoktur. İnkârcılığın akılcılaştırılmaya çalışıldığı bu söylem, özellikle “aydın” kesimler içinde yaygındır. “Etnik kimlikleri öne çıkarmanın anlamı yok, daha büyük sorunlarımız var. Önemli olan ekonomidir, işsizliktir, önce karnın doysun, kimlik önemli değil” derler. Esasında sorunun ağırlığından kaçmaktan başka bir şey ifade etmez bu tutum. Ekonomik, sosyal, sınıfsal, ekolojik sorunların varlığı ve dile getirilmesi gereği elbette kimlikle ilgili sorunları görmezden gelmeyi gerektirmez. Tabii amacınız inceltilmiş bir inkâr değilse… 

İnceltilmiş inkârın ve umursamazlığın bir diğer boyutu da “Hepimiz Müslümanız” sözüyle özetleyebileceğimiz dini eğilimle ortaya çıkar. Bu gruba göre “Etnik kimliğimiz Ermeni olabilir ama önemli olan etnik kimlik değil, dini kimliktir. Dolayısıyla biz, Ermenilerden çok Türklere yakınız”. Bu söylem de doğal olarak inkârın inceltilmiş bir biçimi, umursamazlık zırhına bürünmüş biçimi olmaktadır. Sonuçta Ermeni kökenli olduğunu aslında bilen bu kişiler çeşitli biçimlerle bunu önemsizleştirmeye ve inkâra vardırır. Ancak bu grupta “ruh halinin tedirginliği” sürekli hissedilmektedir. 

  

Yüzleşmeye çalışanlar 

Bu grup, kökeni hakkında herhangi bir bilgiye sahip olsa da olmasa da kendi kimliğini kabullenmeye hazırdır. Amacı gerçeği öğrenmektir. Gizlenmek, çeşitli rollere bürünmek zorunda kalmadan, özgürce kendini ifade etmek ister. Kendi kimliğini ifade ettiği gibi öncelikle komşusu olan halkların ve bütün halkların özgürce kendilerini ifade etmeleri gerektiğini savunur. Kendini ifade etmenin milliyetçilik değil kardeşçe bir arada yaşamanın koşulu olduğunu görür. Kendisinden utanmayan, kompleksi olmayan, geçmişiyle yüzleşmiş kişilerin ve toplumların sağlıklı bir gelecek kurabileceğine inanır.  

Bu grupta Hemşinli kimliğinin Ermeni kimliğiyle bağı genel kabul görürken bu bağın bugün ne düzeyde olduğu, Hemşinlilerin kendilerini ayrı bir kimlik olarak mı (Hamşentsi) yoksa Ermeni kimliğinin bir parçası olarak mı (Hemşinli Ermeni) tanımlayacakları tartışmaya açık durumdadır. Kendini her iki biçimde tanımlayanlara rastlamak mümkündür.  

  

Özgürlük ve anayasal güvenceye ihtiyaç var 

Hemşin halkının bu parçalı halinin en önemli nedenlerinden biri kimlik-kültür mücadelesinin ülkemizde hep bir “güvenlik meselesi” olarak algılanmasıdır. Yani sorunun büyük kısmı siyasal sistemden kaynaklanıyor. Dolayısıyla çözüm de esas itibariyle siyasetten geçiyor. Yeni bir kurucu fikir gerekiyor. Demokratik ve özgürlükçü bir anayasaya, kimliklerin ve dillerin anayasal güvenceye alınması, asimilasyon politikalarına son verilmesi, anadillerin eğitim ve yayın alanında desteklenmesi gibi temelleri olan bir kurucu fikir. Mümkün mü? Neden olmasın! 

Önceki İçerik‘Selam Sana Fidel’
Sonraki İçerik‘10 Ekim Katliamı’ anıldı
Mahir Özkan
Artvin İli Makriyal / Noğedi (Kemalpaşa ) ilçesinde 1978 yılında dünyaya geldi. Çukurova Üniversitesi Felsefe Öğretmenliği Bölümü'nden 1999 yılında mezun oldu. 2008-2011 tarihleri arasında Agos gazetesinde yayınlanan öyküleri 2014 Eylül'ünde 'Hemşin Öyküleri' adıyla Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. 2016'da Hemşince çevirisini yaptığı Küçük Prens, 'Bidzig Pirens' adıyla yine Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Derlemelerini Uğur Biryol'un yaptığı İletişim Yayınları tarafından yayınlanan 'Karardı Karadeniz' ve 'Karadeniz'in Kaybolan Kimliği' adlı kitaplara makaleleri ile ve Leyla Çelik ile Elif Yıldırım'ın derlediği, Nika Yayınları tarafından yayınlanan 'Yeşilden Maviye Karadeniz'den Kadın Portreleri' adlı ortak kitaba bir öyküsü ile katkıda bulundu. 2009-2014 yılları arasında Norradyo adlı internet radyosunda 'Hemşin Öyküleri' adlı bir program hazırlayıp sundu. 2014 yılında bu yana yayınlanan Gor dergisinin yayın ekibinde yer alıyor. Evli ve bir kız çocuğu babası.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here