İstanbul’da ikinci Soykırım ve Sürgün Anıtı

0
383

Çerkes Kültür Evi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Çötok ile bir araya geldik. İstanbul’da 10 Ekim’de açılışı yapılan Çerkes Soykırım ve Sürgün Anıtı hakkında uzun uzun sohbet ettiğimiz Çötok, sanatsal adımların bu kültür için gerekliliğine vurgu yaptı.


Ömer Çötok

-Sizi tanıyarak başlayabilir miyiz? 

-Ömer Çötok, Beylikdüzü Çerkes Kültür Evi’nin yönetim kurulu başkanıyım. Kuruluşundan bugüne bu görevi sürdürüyorum. Eskişehirliyim, Besleney’im. Emekli olmakla birlikte kimya sektöründe çalışmaya devam ediyorum. 96 yılından beri de İstanbul’dayım. 

  

-Bildiğim kadarıyla Çerkes Kültür Evi KAFFED’e bağlı bir dernek. Diğer derneklerden farklı olarak “Kültür Evi” kullanımını tercih etmenizin özel bir nedeni var mı? 

-Kültür evinin kuruluşuna dayanıyor; çünkü Çerkes Kültür Evi başlangıçta bir dernek olarak düşünülmemişti, mevcut devam ettiğimiz bir yapı vardı. Çocuklarımız hem dil hem müzik kursları gibi normal dernek faaliyetlerine devam ediyorlardı ama bazı sorunlar oldu, anlaşamadık. Orada çocuklarımızın devam etmesini istemedik. Sonra kendi bünyemizde, arkadaşlarla bir hafta bizim evimizde, bir hafta başka birinin evinde olacak şekilde çocuklarımızın bu eğitimlerini sürdürelim istedik. Böyle bir şeye başladık ama tabii müzik biraz da gürültülü bir uğraş olduğu için maalesef çok sürdürülebilir olmadı. “O zaman bir yer bulalım, kiralayalım, orada yapalım bu işi” dedik, yola öyle çıktık, orada başladık. İşte bu ev meselesi de oradan kaldı. Sonra baktık ki bu işleri yapabilmek için ev de olsanız dernek olmak gerekiyor, tüzelkişilik gerekiyor. “Hadi” dedik, “madem öyle, bu kadar çalıştık çabaladık, Çerkes Kültür Evi Derneği olsun”. Resmi başvurularımızı yaptık ve dernek statüsünde çalışmalarımıza başladık. Bugünlere de bu şekilde geldik.  

  

-Yakın zamanda İstanbul’da derneğiniz aracılığıyla ikinci bir Çerkes Sürgün Anıtı açılışı gerçekleşti. Bu anıt fikrinin sahibi ve yapımını üstlenen kurum ve kişiler kimlerdir? 

-Çerkes Kültür Evi ikametini 2019 yılında Esenyurt’tan Beylikdüzü’ne taşıdı. Beylikdüzü’nde belediyenin bize tahsis ettiği bir alanda faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Bu yerin açılışında Adigey Cumhurbaşkanı Kumpıl Murat ile birlikte Nalmes, İslamey dans ve müzik grupları gelmişti. O gün çok güzel bir etkinlikle yeni yerimizin açılışını yapmıştık. Bu anıt ilk o zaman dile getirildi. Belediye başkanıyla aramızda “Buraya bir de anıt yakışır” benzeri bir konuşma geçmişti. Sonra “Çalışmalara başlayalım, ne zaman başlayalım” derken pandemi dönemi girdi. Süreç buralara gelince bizim çalışmalarımız da biraz aksadı. Aslında anıtın 21 Mayıs’ta açılmasını planlamıştık. Çalışmalar da ona göre gidiyordu, ama dediğim gibi, pandemi burada çok engel, özellikle o kısıtlama günleri projeyi geciktirdi.  

Durum şöyle gelişti; bu anıtın yapılmasına belediye ve biz karar verdik, bunda hemfikir olduk. Belediye tüm bütçesini karşılayacağını da bildirdi. “Sadece içeriğini siz oluşturun çünkü biz anlamayız, yanlış bir şey yapmayalım” dediler.  

-Proje nasıl belirlendi? 

-Yedi-sekiz kişiden oluşan bir komisyon oluşturduk ve proje sunmak isteyen sanatçılarımız için duyurumuzu yaptık. Sağ olsunlar bize sekiz ya da dokuz proje geldi. Hepsi birbirinden değerli, çok güzel. Aslında sanatsal yönden baktığımızda, aralarında seçim yapmakta oldukça zorlandık ama işin anlattığı ve verdiği mesaj çok önem taşımakla birlikte uygulanabilir de olması lazım; yani maliyeti, bütçesi… Evet, belediye karşılıyor ama sonsuz bir bütçesi yok tabii. Baktık, çalıştık, projeleri değerlendirdik, eser sayısını önce üçe, sonra ikiye düşürdük. Bu esnada maliyeti bir tarafa bırakıp içimize sinen, bizi daha iyi anlatacak projeleri seçtik ama daha sonra bütçe aşamasına gelince baktık ki belediyenin karşılayamayacağı ya da karşılamayacağı rakamlar…  

Şöyle söyleyeyim; o bütçelerle belediyenin şu an bize tahsis ettiği yeri kültür merkezine falan çevirebilirdik. Biraz abartılı söylüyorum tabii! Bu durumda “Ne yapabiliriz, bu kadar çaba harcadık, çabalarımız da boşa gidip çıktığımız bu yoldan geri dönmeyelim” gibi bir düşünce oluştu. Keramettin Dönmez ile görüştük, “Sen bir proje üret, onu yapalım, bütçesi de daha uygun olur” dedik. “Sana da Çerkes parası diye bir şey var” diye şakalaştık hatta. Heykeller, resimler, sanat çalışmaları yapıyor ama böyle büyük boyutta, anıt şeklinde tecrübesi olmadığını söyledi. “Tamam ben bir şey oluşturayım ama uygulamasını ben yapamam” dedi. “Peki, sen yap, uygulamayı belediyeye yaptıralım” dedik. Sonuç olarak Keramettin Bey şu anki anıtın anafikrini, anlamı, kompozisyonunu, her şeyini ortaya koydu. Bir heykeltıraş ile de uygulaması için görüştük ama onun da maliyeti yüksekti. Sonra ben belediyeye “Bizim projemiz bu, uygulama için de aldığımız teklifler bunlar, siz daha uygun yaptırabiliyorsanız belirleyeceğiniz bir sanatçıyla bu işi yapalım” dedim. Onlar da “Tamam” dediler ve mevcut bu uygulamayı yapan sanatçıyla yola çıktık.  

Anıtın bir kısmının Edirne’de, bir kısmının Ankara’da, son aşamasının da İstanbul’da üretimi gerçekleşti ve yaklaşık iki buçuk ay önce anıt yerine getirildi ve montajı yapıldı. O gün bugündür “Açılışını ne zaman yapalım, şartlar bir türlü uygun olmadı” derken en son bu hafta sonu anıtımızın açılışını da yapmış olduk. Hayırlı uğurlu olsun diyelim. 

  

-Anıtta kullanılan malzemeler nelerdir?  

-Teknik olarak çok bilgim olmayan şeyler ama herhangi bir mermer ya da taş ile oyulmuş bir heykel ya da anıt değil. Yanlış bilmiyorsam polyester döküm tekniğiyle yapıldı. Anıtın şöyle de bir özelliği var; baştan da biz öyle istemiştik, anıt taşınabilir. Yarın öbür gün bulunduğumuz yerde ne olacağı belli olmaz. Belki başka yere gitmeyi biz tercih ederiz. “Giderken anıtı da yanımızda götürebilelim” düşüncesiyle “Taşınabilir olsun” dedik. Biraz da bunun için bu teknik tercih edildi. 

 

“Çerkes toplumunun ayakta kalmasındaki en önemli öğenin kadın olduğunu vurgulamak istedik” 

 

-Anıta baktığımızda hemen göze çarpan bir kadın, bir erkek ve arka planda sülale armaları görüyoruz. Anıtın planlanma sürecinde nasıl bir kurgu oluşturuldu? 

-Tabii Keramettin Bey bunu çok daha detaylı ve güzel anlatıyor ama ben biraz ana hatlarıyla bahsedeyim… Fonda Elbruz Dağı’nın silueti, onun üzerinde de sülale armaları, damgaları var. Onlar tamamen serpiştirilmiş durumda, yani doğal dökülmüş gibi bir görünüm olmasını istemiştik. Soykırım ve sonrasındaki sürgünle dünyanın dört bir yanına savrulmuş, dağılmış Çerkes ailelerini temsil etsin düşüncesiyle…  

Elbruz Dağı’nın üzerinde yer alan o iki kadın ve erkek heykellerinin negatifleri yani oyuntular ise “Kafkasya’dan çıktık, buralara geldik, aslında aklımız hâlâ orada” ya da “Bir kısmımız hâlâ orada” mesajı. Önde ise kadın ve erkek figürü var. Çerkes kadınının gücünü, aslında bu sürgün sonrasında Çerkes toplumunun ayakta kalmasındaki en önemli öğenin kadın olduğunu vurgulamak istedik. Sadece bir erkek ya da sadece bir kadın heykelinin çok bir şey ifade etmeyeceğini düşündük. Kadın ve erkek heykeliyle de anıt tamamlansın ve biraz da güçlü karakterler olsun istedik. Ezilen, büzülen, sinmiş değil de “150 yıl sonra da dimdik ayaktayız, biz hiçbir şeyden vazgeçmedik, umudumuzu koruyoruz” düşüncesi var. Daha da önemlisi; kavgayı, savaşı, çığırtkanlığı çağrıştıran bir yapısı da olmasın istedik. Onun için üzerinde sadece erkeğin günlük yaşamında kullandığı (kama, herhangi bir silah ya da kavga objesi) öğeler olmasın düşüncesiyle bir kompozisyon oluşturuldu. “Hiçbir şeyden vazgeçmedik ama aslında barışı da istiyoruz, barışçıl yolla da bu işleri halledebiliriz” gibi bir mesaj da içeriyor. 

-Bu, İstanbul’daki ikinci sürgün anıtı. “İkinci bir anıta ihtiyaç var” fikri nasıl oluştu? 

-Şahsi fikrimi söyleyeyim; mümkün olduğunca görünebilir olmalıyız. Çerkesler olarak kendi içimizde derneklerde ya da bir araya geldiğimiz toplantılarda bizim için her şey çok iyi. Her şeyin en iyisi, en güzeli, davranışın, saygının, sevginin her şeyi bizde. Başkalarını eleştirecek birçok şeyimiz var, bu düşüncedeyiz; ama ben bilinirliğimizin, görünürlüğümüzün çok fazla olmadığını düşünüyordum. Kiminle karşılaşsak, “Çerkesim” deyince çok büyük bir ilgi görüyorsunuz ama derinlemesine bir şey yok. Geçen 21 Mayıs’ta Taksim Metrosu’nda resim ve fotoğraf sergisi düzenlemiştik, onun da Taksim Metrosu’nda olmasının amacı biraz buydu; orada görünür olalım. Çünkü metroda her gün binlerce, on binlerce insan o serginin önünden geçecek; %10’u ilgi gösterse mantığıyla… İyi ki öyle yapmışız! Orada gördük ki insanlar Çerkesleri bilmiyorlar aslında. Dolayısıyla soykırımı, sürgünü ya da Çerkeslerin başından geçeni hiç bilmiyorlar. 

 

“Sanatın gücü ne topta ne tüfekte var”  

 

“Siz Kafkas Türk’ü müsünüz?” “Niye, nereden geldiniz?” “Bizdensiniz, Müslümansınız değil mi?” Bu tür sorular… Anladık ki bilinmiyoruz. Biz kendi kendimizi biliyoruz ama toplumda o anlamda karşılığımız yok. Bu benim daha öncesindeki bir düşüncemdi, burada perçinlenmiş oldu. Tabii bu süreçte anıt çalışmaları da başlamıştı; en azından fikir, proje anlamında… Dolayısıyla İstanbul’da ikinci bir anıt bu şekilde aklımıza düştü.  

  

-Hep dışarıdan gelen tepki ya da dışarıya nasıl göründüğümüzden bahsettik; peki, Çerkesler bu anıt projesine nasıl tepkiler veriyor? 

-Bu tepkileri daha çok sosyal medya üzerinden alıyoruz, şu ana kadar bana öyle çok olumsuz bir tepki gelmedi. Sadece bir-iki tane olumsuz tepki geldi ama o da işin esas, ana-temel olgusu ile ilgili değil, işte sanatsal yönünde; “Kama biraz daha yan dursaydı, çizme biraz daha…” gibi bu tip tepkiler.  

İnsanlar Türkiye’de, özellikle İstanbul’da böyle bir şeyin yapılabilir olmasını çok olumlu karşılıyorlar. Ben anavatandan, Kafkasya’dan belki olumsuz bir şeyler gelebilir diye düşünüyordum çünkü oradaki yapı farklı; sağa baksalar olmuyor, sola baksalar olmuyor gibi ama oradan da çok olumlu tepkiler geldi; umduğumdan daha fazla olumlu tepki geldi. Bunlar tabii sevindirici ve umut verici. Çünkü dediğim gibi kavgayla, bağırarak çağırarak, hakaretle falan değil de… Bu sanat sonuçta. Sanatın gücü ne topta ne tüfekte var, bunun gücü oraya da bence o şekilde yansıyor. Sanatın gücü dedikleri de bu olsa gerek diye düşünüyorum.  

Olumsuz anlamda mesela belediyenin CHP’li olmasıyla ilgili eleştiriler geldi. Ben olaya şöyle bakıyorum; tamam, geçmişte CHP’nin Çerkeslerle ilişkileri olumsuz olabilir ama günümüzde CHP’li bir belediye bu adımları atıyorsa -ki şu anda seçim ortamı yok, oy kaygısı yok-, böyle bir ortamda bile kalkıp bir anıt yapıp hediye edebiliyorsa, sözlü görsellerinde, afişlerinde, yazılarında soykırımı korkmadan kullanıyorsa, konuşmalarında üstüne basa basa “soykırım” diyorsa ve “yanınızdayız” diyorsa -özellikle CHP olduğu için söylüyorum, MHP olsa da bunu söylerdim çünkü o açıdan bir eleştiri var ya- bunu aslında bir kazanım olarak görüyorum.  

  

-Bu tarz çalışmaların kendi kültürünüzden olan insanları -ki özellikle gençleri- derneklere çekmekte ya da kültür kimlik bilincini algılatmakta önemli bir rolü olduğunu düşünüyor musunuz? 

-Düşünüyorum ama buradaki esas amaç, gençlerimizi sırf bu tip çalışmalarla derneğe çekmek değil. Bu projenin asıl amacı, Çerkeslerin -genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, çocuğuyla, erkeğiyle- kendisini Çerkes olmayan, içinde bulunduğu topluma tanıtabilmesi. Yani insanlar gelip de “Bu ne” diye sorsunlar, amaç o ve bunu da yapıyor insanlar. Biz son iki aydır görüyoruz; geliyorlar, hikâyeyi dinliyorlar, bir şeyler öğreniyorlar. Bu anlamda amacına ulaşıyor ama gençleri böyle bir çalışma derneğe çeker mi, açıkçası çok da emin değilim. 

  

-Bu güzel sohbet için çok teşekkür ediyorum. 

-Ben teşekkür ediyorum. Düşüncelerimizin toplumumuza aktarılması çok önemli. 


Beylikdüzü Belediyesi ve Çerkes Kültür Evi işbirliğiyle hayata geçirilen Çerkes Soykırım ve Sürgün Anıtı, Yaşam Vadisi 2. Etap’ta açıldı.  

Açılışta konuşma yapan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, “Tarihin en acı olaylarından birinin üzerinden 157 yıl geçti. 21 Mayıs 1864’te Çarlık Rusyası, topraklarını işgal ettiği Çerkes halkını sürgüne, yani ölüme gönderdi. 6 milyondan fazla Çerkes, dünyanın 40 ülkesine dağılmış durumdayken, ülkemiz, dünyadaki en kalabalık Çerkes nüfusuna ev sahipliği yapmaktadır. Geldiklerinde henüz yabancı oldukları bu ülkenin bütün cephelerinde savaştılar; hep birlikte bir bütün olduk. Türkiye’deki Çerkesler bizim has vatandaşlarımız, kardeşlerimiz, milletimizin ayrılmaz bir parçasıdır. Çerkes kardeşlerimizin bugün hâlâ taze olan acısını yürekten paylaşıyor, sürgünde hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum. Bu anıt, ortak geçmiş ve ortak geleceğimizin; daimi birlikteliğimizin bir nişanesi olarak, dilerim çok uzun yıllar burada var olmaya devam eder. Beylikdüzü’nün kültürel zenginliğini korumak, herkesin eşit, kardeşçe ve barış içinde yaşamasını sağlamak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.  

Kafkas Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Yıldız Şekerci, “21 Mayıs 1864 Çerkes soykırım ve sürgünü, bizim tarih ve kaderimizi bu kent ile bir kez daha bağlamıştır. Bugün önemli bir nüfus ile İstanbul’un yaşamına sosyal, ekonomik, kültürel, sanatsal ve sportif pek çok farklı alanda katkıda bulunuyoruz. İstanbul’a kazandırdığımız bu eserin, hem kimliğimizi ve kültürümüzü hem de sanatımızın gücünü dünyaya anlatacağına içtenlikle inanıyorum. Gerek derneğimizin, gerekse federasyonumuzun çalışmalarında her zaman güçlü desteklerini hissettiğimiz Beylikdüzü Belediyesi’ne teşekkür ediyoruz. Birlikteysek güçlüyüz” dedi. 

Çerkeslerin yaşadığı soykırım ve sürgünün acısını bir daha hiçbir toplumun yaşamamasını dileyen Çerkes Kültür Evi Başkanı Ömer Çötok, “Tarihin en acımasız soykırım ve sürgününe maruz kalmış olan biz Çerkesler, kültürümüzü yaşatmak ve yaşadığımız coğrafyanın barışına katkı sunmak için mücadele ediyoruz. Soykırım ve sürgünün çok acımasız hatıraları hafızamıza kazınmış olsa da, hiçbir zaman inancımızı kaybetmeden varoluş mücadelemize devam edeceğiz. Beylikdüzü’ndeki diğer STK’lar ile birlikte Beylikdüzü’ne nasıl katkı sağlayabiliriz sorusuna cevap aramayı sürdüreceğiz. Bu anıt vesilesiyle İstanbul’a gelen her Çerkes, Beylikdüzü’nü ziyare etmeden ayrılmayacaktır. Her zaman samimiyetiyle bizlere desteğini hissettiren Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve çalışma arkadaşlarına gönülden teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here