Farklı gençlik!.. – İŞte GENÇler (9. Bölüm)

0
127

“Ah şimdiki gençler…” cümlelerine başladığımız yaşlara geldiysek artık belli ki hem genç değiliz hem de her konuda otorite olduğumuzu düşündüğümüz kimine göre verimli, kimine göre tecrübeli, kimine göreyse ununu eleyip eleği de astığımız yaşlardayız…  

Hele bir de “Bizim zamanımızda…” ile başlayan diyaloglara giriyorsak kaçsın bizden bu gençler; yoksa peşi sıra gelecek “Şimdiki gençler çalışmayı pek sevmiyor, çok rahat koşullarda yaşamak istiyor ama hiç sıkıntıya gelemiyor, öylece olanla yetinip hiç kendini zorlamıyor” gibi gibi pek çok tespitimizi hemen oracıkta sıralayabiliriz. Aynı -belki de milattan önceden beri- her neslin bir sonraki nesle yaptığı, farklılıkları bir mukayese tablosu özeninde ortaya koyduğu gibi… 

Evet, şimdinin gençleriyle bir-iki-üç nesil önceki bizim zamanımızın gençleri arasında çok ‘fark’ var… Yöntemleriyle, tepkileriyle, ifade şekilleri, değerleri ve beklentileriyle yarattıkları pek çok fark ve bir de -belki de tüm bu farklılıklara rağmen- halen başarılı, halen gurur duyulan, halen hangi birine baksak ayrı bir pırıltı yakaladığımız İŞte GENÇlerimiz var.  

Bu söyleşimizin konuğu Zelimhan Kutlu gibi kendi rotasını kendi yöntemleriyle çizmiş ve çizmeye de devam edecek olan azimli, başarılı gençlerimizin ardında belki de ‘doğal refleks’ ile eleştirdiğimiz ama gün sonunda takdirimizi kazanan işte o farklar var. 

Ne diyelim… Şimdiki gençler iyi ki de farklılar…  

Kendi farkını yaratanlardan -1996 Göksun doğumlu, Vaynakh-Çeçen Zelimhan da, önce üniversiteyi bitirmek, sonra yüksek lisans yapmak, hatta yurtdışı eğitimiyle de süreyi artırarak öğrenciliğe olabildiğince geç veda etmek ve ancak sonrasında çalışmaya başlamak şeklindeki alışılagelmiş bir akış yerine zor olanı seçerek ‘öğrencilik de yaparım, kariyer de’ demiş… Ve başarmış da. 

Hem bu zorlu süreçteki hikâyesini hem de kendisini Zelimhan’ın ağzından dinleyelim, okuyalım… 

-Zelimhan, öncelikle adının anlamıyla başlayıp bize nerede yetiştin, nasıl başta ben olmak üzere herkesin keyifle izlediği Çeçen oynamayı öğrendin, anlatır mısın? 

-Tüm Jineps okurlarına selam ve saygıyla… Öncelikle şahsınıza ve Jineps ailesine emeklerinizden dolayı teşekkür ediyorum. Bu güzel ortamda okuyucularla buluşmanın mutluluğu ve heyecanı içerisindeyim. 

Adımın anlamını küçükken büyüklerime sorduğumda cesur ve mert anlamına geldiğini söylemişlerdi ve Abrek Zelimkhan’ı örnek göstermişlerdi. Ben de o günden beri böyle bilip gurur duyarak taşıyorum. Kahramanmaraş – Göksun doğumluyum. Çocukluğum Göksun’un kasabası olan Çardak’ta geçti. Diğer kasabalara göre daha gelişmiş olan Çardak’ta Çeçen yerleşik nüfusu yoğundu. Vaktimin çoğunun burada geçtiğini göz önüne alırsak, geleneklere ve ritüellere bağlı bir toplumda keyifle büyüdüğümü söyleyebilirim.  

İltifatınız için teşekkür ediyorum… Aslında ailemdeki sosyal teşvik, dansa olan ilgimi başlatan en büyük sebep. Örneğin aile toplantılarında günü lovzarsız bitirmiyorduk. Amcalarım müzisyen olduğu için akordeon ve doli hemen başucumuzdaydı. En küçükten en büyüğe herkesin hünerlerini sergilediği, birbirine öğretici olduğu o muazzam ortam… Dedemin herkesi teşvik edip oynayışı hâlâ aklımda.  

Tabii devam eden süreçte bu durum düğünlerde başlayan ürkek oynamalarla daha heyecan verici bir hal aldı. Süregelen bu keyifli yolculukta lise eğitimim için Ankara’ya geldiğimde Elbruz Halk Dansları Ekibi ile tanıştım ve tesadüfen denk geldiğim ekip çalışmasını izlediğimde orada oynamak istediğimi anladım. O zamana kadarki dans geçmişime göre daha profesyonel olan dans hayatım böylelikle başlamış oldu. Uzun yıllar Elbruz Halk Dansları Ekibi’nde oynadım. Çok iyi arkadaşlıklar edindim. Çok iyi insanlar tanıdım. Çok iyi dansçılarla arkadaş oldum. Yani arkadaş çevrem burada şekillendi diyebilirim. 

  

-İşletme, özellikle bizlerin zamanında, mesleki geleceğine tam karar veremeyip “Daha sonra rotamı çizerim” diyenlerin seçtiği bir bölümdü. Sende nasıl oldu? Bilinçli bir tercih ile mi okumak istedin, yoksa “Bir girer, bakarız” mı dedin? 

-Üniversite sınavına bir bölüm idealiyle hazırlandığımı söyleyemem. Lise eğitimimden dolayı yabancı dilim iyiydi ve analitik yönüm de güçlüydü. Bu ikili iyi olunca eşit ağırlık bölümlerinden olan işletme daha genel ve kapsayıcı olduğu için seçimimi bu yönde yaptım. İyi bir üniversitede okuma amacıyla sınavlara hazırlandım. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde okudum ve yaklaşık 3 ay önce mezun oldum. İyi bir üniversitede okuma amacımı gerçekleştirmiştim ve üniversite hayatımı sosyal ve bilgisel açıdan iyi değerlendirdim. Şimdi düşündüğümde sizin de söylediğiniz gibi ‘Daha sonra rotamı çizerim’ demişim sanırım. Tabii etrafınızda sizi bilgisel anlamda zorlayan hocalar ve durumlar olduğunda daha iyi gelişiyorsunuz. Nitekim daha sonra iş hayatımda da böyle oldu.  

  

-Bu bölümü teknik olarak rahat okunan bir alan diye seçip matematik nedeniyle çok zorlananlar biliyorum. Rahat okuyabilmek için matematikte iyi olmak gerekiyor mu? Ya da bu bölümü seçecek olanlara neler söylemek istersin? 

-Bu konuya biraz farklı açıdan bakıyorum. Bana göre öğrenci kendi üniversite hayatını kendisi şekillendirir. Her üniversitenin kendine göre zorlukları var. Fakat öğrenci ne kadar meraklı ve sorgulayıcı olursa üniversite hayatı o kadar zor ve verimli oluyor. Sonuçta öğrenilen bilgiler, tecrübe ve bilim silsilesiyle önünüze gelmiş ve bunların gerçek hayattaki karşılıklarını ve uygulamalarını merak etmeden duramıyorsunuz. Eğer geçen sürede parçaları birleştirebiliyorsanız iyi bir eğitim hayatı oluyor sizin için. Ama amaç üniversite bitirmekse bir şekilde bitiyor. Benim en büyük gayem parçaları birleştirmekti ve bunu iyi şekilde yaptığımı düşünüyorum. Matematik açısından bakacak olursak, üniversite hayatım süresince sürekli matematiği kullandım. Matematiği sadece sayısal alanlarda kullanmıyorsunuz. Hayatın her yerinde size gerek oluyor. Tabii ki bitirdikten sonra matematikle alakası olmayan bir iş yapıyor da olabilirsiniz. Fakat bunun için de daha sözel bölümler var.  

Bu bölümü seçecek kişiler öncelikle iş hayatı boyunca yeniliğe açık ve esnek olmalılar. Her tip insan ve zorlukla karşılaşabilme ihtimalini düşündüğümüzde, çoğu zaman sebeplere değil sonuçlara odaklanmanız gerekiyor. Tabii ben bunu özel sektör açısından yorumluyorum ve diğer sektörlerde de farklı olduğunu düşünmüyorum. Eğer İİBF bölümlerinin belirsizlik çarpanını göz önüne alırsak aktif ve sorumluluk sahibi olmanız gerekiyor. 

  

-İşletme ve bazı birkaç bölüm daha, piyasada ‘ne iş olsa yapar’ diye tanımlanıp tam meslek karşılığı bulunamıyor belki ama aynı zamanda Fortune 700 kategorisindeki şirketlerin CEO’larının %36’sının mezun olduğu bir bölüm işletme… Nedir bu yaman çelişkinin içyüzü? 

‘Ne iş olsa yapar’ konusunda haklısınız. Her mezunun her işi yapabildiğini söyleyemeyiz aslında ama iş tanımı geniş bir bölüm. Burada insanın kendi yapısına uygun olanı belki şansla, belki de kendi çabalarıyla bulması gerekiyor. Bu açıdan üniversite hayatının önemli olduğunu düşünüyorum. Öğrenci üniversite yıllarında kendini tanımışsa ve ne yapacağını biliyorsa geriye sadece vereceği emek kalıyor sanırım.  

Milyonlarca mezun arasında kendisini insani ve bilgi donanımı açısından yetiştirmiş olanlar aradan sıyrılıyor. Daha sonrası hayal gücü, çaba ve vizyonla eşdeğer bir şekilde kariyer hayatı oluyordur sanıyorum. Günümüzde başarısını kanıtlayan ulusal ve küresel şirketlere baktığımızda bulundukları sektörlere yeni bir bakış açısıyla geldiklerini görüyoruz. İyi düşünülmüş ve sistemli yapılarından dolayı tutunma zorluğu yaşamıyorlar. Ülkemizde de bu gibi kuruluşlarda rol alacak şekilde çalışıyor olmak gerekiyor. Kendini kanıtlamış şirketlerin işletme veyahut ekonomi bölümünden mezun olan, CEO, CFO, CTO pozisyonlarında bulunan kişiler aslında işin yönetsel kısmını iyi başarıyorlar. Bu hem okuduğunuz üniversitenin size kattığı hem de karakterinizden gelen bir nitelik. Bahsettiğiniz CEO’lar da ellerini taşın altına koyan ve sorumluluk üstlenen kişilerdir diye düşünüyorum. Tüm zamanları iş ve iş geliştirmeyle geçiyordur. Bakış açınız yükümlülük değil de gelişim ve verim sağlamak olunca bu insanların nasıl başarılı olduğunu anlıyorsunuz. 

-İşletme bölümünü bitirenler nerelerde çalışabiliyor? Ve sen işletme eğitimi alıp işin finans/pazarlama/satış/ yönetim vb. bölümlerinden hangisiyle yoluna devam edeceğini nasıl belirledin? 

-İşletme bölümünü bitirenler genel olarak özel sektörün her alanında, çoğu kamu kuruluşunda çalışabiliyor. Bir işletmedeki satın alma, üretim, lojistik, satış ve aklınıza gelen her departmanda çalışabiliyorsunuz.  

Aklımda bir alan vardı üniversite sonlarına doğru. Fakat bununla eşdeğer bir kariyer başlangıcı yaptığımı söyleyemem. Başlangıçta saydıklarınızın hepsiyle bir nebze olsun ilişkide olan pozisyonlarda çalıştım. Şu anda çalıştığım yerde de işletmenin genel her sürecini ilgilendiren bir pozisyondayım. Üniversite sonrasında yol belirlemede başlangıç noktası önemli. Başlangıcı iyi belirlemek için bir fikirle mezun olmak gerekiyor. Ama ülkemizde spesifik bölümler haricinde bu durum biraz zor. Başlangıçta size uyumlu bir alanda başladıysanız merakınız da iyi derecede oluyor.  

Mezuniyet sonrası yüksek lisans, doktora serüveni de sizi bir yöne sevk ediyor. Bu zaman diliminde çalışmaya da devam ediyorsanız, üniversite zamanında olması gereken bilgiyi uygulama yöntemi bu süreçte tecrübe edilmiş oluyor.  

  

-Senin kariyer sürecin biraz değişik ilerlemiş, okulu bitirip iş aramak/çalışmak yerine çalışmaya başladıktan sonra okulu bitirmişsin. Bu süreç nasıl gelişti? Sen mi böyle olmasını istedin, koşullar mı öyle gelişti? 

-Küresel açıdan baktığımızda üniversite bitmeden bir şeyleri tecrübe etme safhasına geçilmiş olması gerektiğini anlıyorsunuz. Ülkemizde de olması gereken bu diye düşünüyorum. Öğrencilik sırasında kovalanan uzun veya kısa süreli stajlar bu senaryoya sizi yaklaştırıyor. Fakat özellikle ülkemizde bu çok kolay değil. Bir yerde staja kabul almak için gerçekten efor sarf etmeniz gerekiyor. Aynı zamanda işletmeler de tecrübeli personel arıyorlar. Bir kısırdöngü şeklinde devam ediyor. 

Kariyer sürecim söylediğiniz gibi alışılmışın dışında gelişti. İşe başlamadan önce bir yıla yakın staj geçmişim vardı. İki uzun dönem staj yaptım. Bunlardan biri İstanbul’da, biri Ankara’da sektörlerinde lider firmalar. Bu stajlarım İstanbul’da Ernst & Young firması vergi departmanında, Ankara’da Mitaş Endüstri firması finans departmanındaydı. Kurumsal yapıları ve iş hacimleri dolayısıyla tecrübe anlamında bana iyi katkıları oldu. Bu firmalarda devam etme ihtimalim vardı fakat daha heyecanlı bir yolda buldum kendimi.  

Daha sonra mezun olmadan bir yıl önce şu anki işyerimde işe başladım. Çok reel bir sektörde başlangıç yapmış oldum. Bir telefon ile gelen iş teklifi sonucunda ertesi gün işbaşındaydım. O gün iş hayatı benim için başlamış oldu.  

Ridada mayasız ekmek

-Yukarıdaki soruyla bağlantılı olarak; bu süreç sana avantaj mı sağladı, yoksa biraz daha öğrenci formatında kalıp daha az sorumlulukla yaşamak varken rahat mı battı? 

-Bazen ben de bu soruyu kendime soruyorum. Çünkü öğrenciliğe devam ederken aynı zamanda işteki sorumlulukları yerine getirmek kolay olmuyor. Online dersten çıkıp ciddiyet seviyesi yüksek, kritik toplantılara katılıyorsunuz. Uzaktan dersleri, yakından da işleri halletmeye çalışıyorsunuz.  

Hayatta karşınıza neyin ne şekilde çıkacağını bilmiyorsunuz. Kendimi bu açıdan şanslı hissediyorum. Zorlansam da geçen sürede bir hayli yol kat ettim. Bir şeylere erken başlamak size hatırı sayılır avantajlar sağlıyor. Özel sektördeki işleyişi daha hızlı kavrıyorsunuz. Yönetsel süreçlerle daha erken hemhal oluyorsunuz. Gelişme penceresinden bakınca da daha hızlı bir olgunlaşma sağlıyor. 

  

-Az tecrübeyle büyük sorumluluklar altına girmek konusunda ne düşünüyorsun? Erken yaşlandırır mı insanı? Şaka bir yana, yaşadığın zorluklar neler oldu? 

-Şöyle tarif edebilirim; işe ilk başladığınız gün insanlar bir şeylerden bahsediyorlar ve anlıyormuş gibi yapıyorsunuz… Kısa sürede birçok mevzuyu çözmeniz gerekiyor ve bir şekilde çözüyorsunuz. Bir konuyu anlamak için danışabileceğiniz yer olsa da yönetici olduğunuz için bunu kendiniz halletmek istiyorsunuz. Bu da bir hayli strese neden oluyor tabii ki! 

Öğrenci hayatı alışkanlıklarınızı bir kenara bırakıyorsunuz. Öğrenciyken geçirdiğiniz boş vaktin işlevi farklıyken, iş hayatında bu boş vakit kaybedilen zamana dönüşüyor. Bunun yanında birçok sorumluluk hayatınızda beliriyor. Bir şeylerin sorumluluğunu almak insana iyi hissettiriyor. Bu sebeple yaşlandırdığını söyleyemem kendi açımdan. Sadece teknik anlamda işle uğraşıyorsanız zaten bunun size negatif bir etkisi olmayacaktır.  

İş hayatı hakkında şu anda da savunduğum bir tez var: İşe harcanan zamanın %70’i aslında insan faktörüne harcanıyor. Yani siz oturup sürekli iş yapmıyorsunuz. En doğal haliyle insanlarla iş süreçlerini doğru bir şekilde yürütmeniz gerekiyor. Orada iş hayatının gerekliliklerini uygulayarak sebeplere değil sonuçlara odaklanmanız gerekiyor. Sonuçlara odaklandığınızda iş hayatının bu tarafında da insan zorlanmaz diye düşünüyorum. 

  

-Biraz da çalıştığın firma ve görevinle ilgili bilgi verebilir misin? Özellikle gıda grubunda ilginç bir ürün yelpazesi var. Meksika lezzetlerini ön planda görüyorken Ridada adında mayasız ekmek, mantı çeşitleri de var. Bununla ilgili ne söylemek istersin? 

-Firmamız, söylediğiniz üzere, gıda alanında üretim ve satış yapıyor. Tex-Mex (Texas-Meksika) bölgesi lezzetleriyle ön plana çıkıyoruz. Aly markası ile tortilla, taco üretiyoruz. 75 ülkeye ihracatımız var ve tabiri caizse bir dakika durmuyoruz. İdari kadro yaş ortalamamız 25. Genç ve dinamik yapımızla büyük mesafeler kat ediyoruz. Aynı zamanda Çerkeslerin bir arada çalıştığı bir şirketten bahsediyoruz. gücüyle bilinen kahraman Ridada’nın kendisinden geliyor. 

Ridada ekmeğinin saflığı ve gücü de buradan geliyor. Birçok Kafkas halkının beraber yaşadığı kenti işgal eden düşmana karşı mücadele veren Ridada’nın ismi hâlâ wored’lerde geçiyor. Ridada ekmek, üretim sırasında fermantasyon işlemi görmüyor. Hiçbir koruyucu madde içermiyor. Sadece su, un ve tuzdan oluşuyor. Taş tabanlı fırınlarda %100 tam buğday unundan üretiliyor. Sonuç olarak besin değeri yüksek ve tamamen doğal bir temel besini sofralarınıza getirmiş oluyoruz. İkamesi olmayan bu ürünümüzün lezzetini tatmanızı öneririm. 

Çalıştığım firmanın çeşitli alanlarda faaliyet gösteren şirketleri var. Otomotiv sektöründen gıda üreticiliğine kadar uzanıyor fakat ana faaliyetimizin gıda üretimi olduğunu belirtmek isterim. Ben de burada SAP yazılımının hayata geçirilmesi görevini üstleniyorum.  

SAP, bir Alman yazılım firması. Şirketinizin aklınıza gelecek tüm süreçlerini içine alan ve bunları tüm dünyada uygulanan bir standarda oturtan yapısı var. Yapısından ötürü şirketleri daha modern ve sistematik bir yöne sevk eder. İmplementasyon sürecinde şirketin süreçleri bu yazılımda kurgulanır, geliştirilir veya sadeleştirilir. Şirketinizdeki tüm işleyişi bilmeniz ve bunu tüm şirket yapısıyla doğru bir şekilde stilize etmeniz gerekir. Yani şirketinizin önünüzdeki 30 yıllık serüveninin işleyişini belirlemiş olursunuz. 

  

-Son olarak Çerkes toplumunda kadın olmak konusunda bir erkek olarak neler söyleyebilirsin? 

-Toplumumuzda ‘Kadın’, günümüz ulusal ve küresel ikliminin belli başlı kalıplarının ve görüşlerinin aksine büyük oranda bu kalıplar ve görüşlerden bağımsız, demokratik ve özgür bir ortamda yetişir. Bunu ilk başta kendi ailemden referans alarak söylüyorum.  

Ailelerimizin doğal olarak en doğru hareketlerinden biri kadınlarımıza gereken değeri ve önemi vererek küçük yaşlardan itibaren özgüvenli ve kendi ayaklarının üzerinde durabilen bireyler yetiştirmeleridir. Bu konuda her zaman iyi yönlerimizi muhafaza etmemiz, kötü yanlarımızı ise kabul edip düzeltme evresinde olmamız gerekiyor. 

  

-Teşekkür ederim… 

Sevgili Zelimhan Kutlu’ya… Azmi, çalışkanlığı, gençlerimize duyduğumuz güvenin ne kadar haklı olduğunu gösterdiği ve bu güzel söyleşi için… 

Sevgili Jineps okurlarına… Okumayı sevdikleri ve ‘bizim zamanımızda’ ile başlayan cümlelere devam etseler bile gençlerimize duydukları güven ve tanıyacakları fırsatlar için… 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here