Finans, savaş, işgal – 2

0
312

1450 yılında Johannes Gutenberg’in matbaayı icat etmesi yeni bir çağın adeta habercisiydi. Matbaa, zamanında, bugünkü internet gibi adeta bir iletişim devrimiydi. Tek tek elle yazılan ve dini kurumların ve kişilerin özel tekelinde olan bilgiyi, güncel hadiseleri, düşünceleri, teknik bilgileri ve sanatı geniş kesimlere ulaştırmayı, çok kişi tarafından paylaşılmasını sağlayarak çığır açtı. 

Bu gerçekten “Yeniden Doğuş” idi; Rönesans… 

Avrupa devletleri bunun ışığında uzak denizlere, kıtalara yelken açıyor, yeni topraklar işgal ediyor, zenginliklerine zenginlik katıyorlardı. Bilimde, sanatta, eğitimde, dinde yeni bakış açıları geliştiriyorlar ve bunun sonucunda, bilginin paylaşılması ise beraberinde Sanayi Devrimi’ni, makineleşmeyi getiriyordu. 

O çağlarda fetihlerle büyüyen, gelişen Osmanlı İmparatorluğu “Viyana Kapıları”nda durmak zorunda kalıyordu. Matbaa ise Osmanlı’da 1493’te Yahudi, 1567’de Ermeni, 1627’de Rum halkları tarafından kullanılmasına rağmen Osmanlı’da resmi olarak ancak 1727’de kullanıma sokuluyordu. 

Matbaayı 300 yıl ıskalayan Osmanlı, böylece Sanayi Devrimi’ni de kaçırıyordu. Bu yüzden Osmanlı İmparatorluğu’nun gelişme devrinde Batılı ülkelere gelir getirmek amacıyla verdiği “kapitülasyon”lar, tersine dönerek sanayi malları ithal eden bir ülke haline dönüştürüyordu.  

Kendi giderlerini karşılayamayan Osmanlı devleti hızla borçlanmaya gidiyordu. Rus Çarı Nikolay’ın 9 Ocak 1853’te, St. Petersburg’da “Kollarımız arasında ağır hasta bir adam var” diye sarf ettiği sözünden sonra, Avrupa’da “Hasta Adam” olarak siyasi tarihe geçiyordu. 

Osmanlılar, 1517-18 yıllarında Mısır Sultanlığı’nı Çerkes Memluklardan “fetih” yolu ile başta kutsal emanetler olmak üzere, büyük bir serveti de ganimet olarak almışlardı, ayrıca “1671 yılına doğru büyük gümrüklerin çoğu, kısa bir süre sonra da kahve ticaretinin kapısı olan Süveyş gümrüğü yeniçerilerin denetimine girdi. Bu arada unutulmaması gerekir ki,1700 yılına doğru kahve ticaretinden sağlanan yıllık kazanç 60 milyon para civarında olup bu miktar Babıâli’nin Mısır’dan topladığı vergilerin neredeyse iki katıydı.”1 

Kısaca Osmanlı devletinin borçlanmasına göz atalım… 

“1854–1923 yılları arası Osmanlı devletinin Batılı ülkelere yoğun olarak borçlandığı ve giderek bir sömürge imparatorluğu haline geldiği dönemdir.” 

“Sanayi Devrimi’yle birlikte Batı’da yeni bir burjuva sınıfı doğmuştur. Bu sınıf, 18. yüzyıl toprak sahipliğine ve ticarete dayalı aristokrasinin yararlarına göre biçimlenmiş, mevcut kurulu düzene karşı çıkan sanayi kapitalistleri sınıfıdır.”(Selik, 1973: 177 178) Bu sınıfın öncülüğünde Avrupa’da gelişen kapitalizm bir süre sonra sermaye birikimi nedeniyle dışa açılma gereğini duymuştur. Avrupa’nın ucuz ve bol mal üretimi dünya ticaret dengelerini değiştirdi, Avrupa’da hammadde ve pazar sorunu ortaya çıktı, bu sorunlar emperyalist Batı Avrupa ülkelerini ulusal sınırları dışında yeni pazarlar bulmak ve sömürgelerinde koruyucu önlemler almaya yöneltti. “Emperyalist düşünceye sahip Batılı Avrupa ülkeleri, kapitüler rejim sayesinde Osmanlı’ya kendi ekonomik ve mali yapılarını kolaylıkla nüfuz ettirerek hem artan üretimlerini hem de nakdi sermayelerini Osmanlı İmparatorluğu’nda değerlendirme fırsatı bulmuşlardır. Nakde ihtiyacı olan Osmanlı ile Avrupa da birbirlerini tamamlamışlar, aralarında bir borç alışveriş dönemi başlamıştır. (Gürsoy, 1984: 26 27)” 

“Osmanlı İmparatorluğu’nca yabancı ülkelere başlangıçta gelir elde etme amacıyla verilen kapitülasyonlar, 1740 yılından sonra süreklilik kazanmış; verilen bu tavizler imparatorluğun gerileme döneminde giderek ağırlaşmıştır. (Kazgan, 1999: 26, 27)”  

“1838 yılında İngiltere ile imzalanan ticaret anlamasından sonra sanayileşmiş Avrupa ülkelerinde üretilen sanayi malları Osmanlı topraklarına serbestçe girmiş, yerli tüccar ve sanayici, yabancı üreticiler karşısında rekabet edebilme gücünü kaybetmiştir. 1841 yılından itibaren bütçe açıkları artmaya başlamış, daha sonrası yıllarda ise giderek büyüyen bütçe açıkları dış borç almayı zorunlu kılmıştır. 1845 yılına kadar geçen yedi sene zarfında Osmanlı ithalatı beş katı artmış, buna karşılık ihracat da iki misli artış olmasına rağmen büyük bir tediye açığı ortaya çıkmıştır. Bunun sonucu olarak henüz merkez bankasına sahip olmayan Osmanlı İmparatorluğu’ndaki bütün altın, gümüş ve hatta bakır paralar dahi tediye açığını kapatmak için dış ülkelere gitmiştir (Kazgan, 1995: 1). Dış borçlar nedeniyle ortaya çıkan ödeme güçlükleri mali disiplinin tamamen kaybolmasına yol açmıştır. Osmanlı devletinin 1873-1914 yıllarını kapsayan dönemde her yıl dış ticaret dengesinin açık verdiği görülür. Şüphesiz bu durum Osmanlı devletinin dışarıya borçlanmasında önemli bir faktör olmuştur. 1873- 1908 yılları arasında Osmanlı devletinin dış ticaret dengesi, toplam olarak 280 milyon Osmanlı Lirası açık vermiştir (Karluk, 1997: 478).” 

“1854-1856 Kırım Savaşı’nda büyük bir mali sıkıntı ortaya çıkmış, savaş giderlerinin karşılanması için İngiltere ve Fransa’ya başvurularak ilk defa 3.300.000 altın Osmanlı Lirası dış borç alınmıştır. Ancak ele geçen meblağ 2.640.000 altın Osmanlı Lirası’dır. Dış borç almamak için uzun süre direnen, ancak Kırım Savaşı sebebiyle dış borç alma zorunda kalan Osmanlı böylece finans kapitali ağına düşmüştür. Daha sonrası yıllarda borçlanma devam etmiş, 1854’ten sonra yapılan dış borçların çoğu ya savaş giderlerinin karşılanmasında ya da daha önce yapılan borçların anapara ve faiz ödemelerinde kullanılmıştır. Böylece alınan borçların üretime yönelik yatırımlarda kullanılmaması kaynak yetersizliğine yol açmış, bu durum borçlanmayı daha da tetikleyerek Osmanlı’yı büyük bir borç batağına sürüklemiştir.” 

“Osmanlı devleti dış borçlarını ödeyemez durumda olduğunu ilan edince 20 Aralık 1881 (28 Muharrem 1299) tarihinde ünlü ‘Muharrem Kararnamesi’ ilan edildi.” 

“Bu dönemde, “Osmanlı’nın ulusal bir merkez bankası yoktur, merkez bankasının işlevleri, 1863 ve 1875 imtiyaznameleriyle, bir İngiliz-Fransız ortak kuruluşu olan Osmanlı Bankası’na (Bank-ı Osmanî-i Şahane) verilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik yapısı, bankacılık kesimini de etkilemiş, kredi piyasasına ağırlıklı olarak dış ticareti finanse eden yabancı bankaların egemen olmasına yol açmıştır.(Akgüç, 2004: 72)” 

1854-1874 tarihleri arasında Osmanlı devleti 238.773.272 lira dış borç almıştır. Ayrıca Galata bankerlerinden de çeşitli giderlerini finanse etmek için borçlanmıştır.  

1886-1903 döneminde 48.960.00 ve 1903-1914 döneminde 72.119.868 lira borçlanmıştır. 

Osmanlı devletinden kalan 84.6 milyon TL borcu Türkiye Cumhuriyeti taksitlerini aksatmadan -son borcu da 25 Mayıs 1954 yılında- ödeyerek tasfiye etmiştir.2  

1855 yılından itibaren Kırım ve Kafkasya’dan yoğun “göç” alan Osmanlı İmparatorluğu, bunları organize edebilmek maksadıyla Muhacirin Komisyonu’nu kurmuştu. 

Bu komisyon için toplanıp harcanan para 12.663.545 kuruştu. Bu paranın %23,57’sini oluşturan 2.985.290 parası Oppenheim Kumpanyası tarafından, Osmanlı devletine borç olarak sağlanıyordu. Para, Oppenheim Kumpanyası’na teslim ediliyor ve onun 9.523.246 parası olan ve %75.20’sine tekabül eden kısmı bizzat bu kumpanya tarafından harcanıyordu.3 

Oppenheim Kumpanyası, çeşitli yerlerden gelen yardımlarım getirilmesi, götürülmesi, muhacirler için harcanan giyim kuşam, barınak, ekmek ve yiyeceklerin alımını yapıyordu.4 

“Bank-ı Osmanî-i Şâhâne’nin pozisyonuna yönelik ilk tehdit Henry Oppenheim’dan geldi. Frankfurt’lu Yahudi bir aile olan Oppenheimlar gerek kendileri gerekse başka kişilerle ortaklıklar kurma yoluyla Londra ve Paris gibi Avrupa başkentlerinin yanı sıra Levant bölgesinde İskenderiye ve İstanbul’da da faaliyette bulunuyorlardı. İstanbul’da Oppenheim Alberti & Co. unvanıyla faaliyet gösteren şirket 1862 yılında milli banka imtiyazı alma yarışına girmiş, hatta Babıâli’nin kısa vadeli acil bir finansman ihtiyacını karşılamıştı.”5  

(Devam edecek) 


Kaynakça: 

1-Andre Raymond, Yeniçerilerin Kahiresi, Çeviren Alp Tümertekin Yapı Kredi Yayınları 1999-İstanbul  

2-Nedim DİKMEN, Osmanlı Dış Borçlarının Ekonomik Ve Siyasi Sonuçları – İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 19 Eylül 2005 Sayı: 2 https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/30059 

3-Zafer Süren, Oppenheim Kumpanyası Jineps Gazetesi sayı: Mayıs 2009 –  

https://jinepsgazetesi.com/2009/05/oppenheim-kumpanyasi/ 

4-Bakınız : Başbakanlık Osmanlı Arşivleri; 

a-Belge : A.}MKT.MHM. 310 /59 Tarih:1281.R. 01 -Muhacirin için Mısır memur ve uleması tarafından verilen paranın Openhaym Kumpanyası’na teslim edildiği. 

b- Belge: A.}MKT.MHM. 323/65 Tarih:1281.Ş. 25 – Çerkes muhacirler için Bağdat ve mülhakatından toplanıp gönderilen paranın Openhaym Kumpanyası’na teslim edildiği. 

c- Belge: A.}MKT.MHM. 324/ 85 Tarih: 1281.N.11- Çerkes muhacirler için İzmir Demiryolu Kumpanyası memurlarınca verilen paranın Openhaym Kumpanyası’na teslimi. 

d- Belge: A.}MKT.MHM. 328/96 Tarih: 1281.Za.13 – Muhacirler için Altıncı Ordu Zabitanı ile Emekli Ferik İbrahim Paşa’nm verdikleri meblağın Openhaym Kumpanyası’na teslim ettirilerek alman makbuz senedinin Maliye Nezareti’ne gönderildiği. 

e- Belge: A.}MKT.MHM.319/48 Tarih: 1281.B.02 – Gelen muhacirler için alınan erzak ve eşya babasıyla navl-ı sefinenin bir hayli arttığı, esbab-ı matluba biraz para vermek gerektiği için Openhaym Kumpanyası’ndan bir miktar paranın havaleten verilmesi. 

f- Belge: A.}MKT.MHM.325/7. Tarih:1281.N.19- Malum mahalde bulunan muhacirin için imal olunacak elbise bahasının Openhaym Kumpanyası veznesinden ödenmesi. 

5- Prof. Dr. Haydar Kazgan, Galata Bankerleri Cilt:II. Orion Yayınevi 2005 Ankara 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz