Kalemimizi mi kırıyoruz?

0
36

Sabaha karşı sık sık depreşen düşünceler sardı etrafımı yine! Bir yazımda demiştim ki; 

İşte… Yeniden başlıyordu O’nun nihayetsiz savaşı 

Kendisi olmuşken bu kez en sinsi düşmanı  

Zoraki diyarlarda inadına hayatta mı kalacak, 

Yoksa bu kutsal ve kirli savaşın tozunda dumanında,  

Çocuklar gibi yumup gözlerini, ovuşturarak  

Sisli hayaller ve ah vah içinde, 

Hükmünü verip elleriyle kalemi mi kıracaktı? 

Ne yapıyoruz? 

Çok memnunken halimizden, 

En kıymetli hazinemizi, yani zamanı fuzuli, faydasız ve ruhsuz ıvır zıvır için israf ederken, 

Kan ağlayacağımıza, nûş ettiğimiz mutluluk iksiriyle huşu içinde kendimizden geçerken, 

Şekil ile iktifa edip bir türlü öze inemezken, 

Etnik kimliğimizi lüzumu halinde bir rozet gibi yakamıza takıp, bir yüzük gibi parmağımıza geçirirken,  

Muhtelif cemiyetlerde arz-ı endam etmek kâfi geirken ruhumuzu dinlendirmeye, 

Yoldan bir taş olsun kaldırarak hizmet etmek yerine, hizmet edenlerin yollarına çakıl taşları döşerken, 

Kat kat giydiğimiz, emanet ve rüküş giysilerin içinde buram buram terleyerek nefesimiz kesilirken, 

Işıltılı, rengârenk rüyaları hakikat zannederken, 

”Ben ne yapabilirim” sorusunu kendimize sormak yerine, hep başkalarından bir şeyler beklerken, 

Nifakın, nizanın, ayrışmanın nelere mal olabileceğini tefekkür etmezken, 

İyi niyetli olmanın yeterli olmadığını, iyi niyetin eyleme dönüşmesinin gerektiğini anlamamakta ısrar ederken, 

Aydınlanmanın, öğrenmenin, maziye vefa gösterirken zamanı yakalamanın zaruri olduğunu bilmemize rağmen, silkinerek miskinliği atmazken üzerimizden, 

Var zannettiğimiz çok şeyin aslında laftan ibaret olduğunu ve her geçen gün yeni yeni kayıplar verdiğimizi kabullenmezken ve telafi için gayret göstermezken, 

İdeolojilerin, inançların, yaşam tarzlarının altında ezilirken, 

Düşünenlerimizi, emek verenlerimizi, yazanlarımızı, konuşanlarımızı mazur görülemeyecek bir kayıtsızlıkla görmezden gelip gücendirirken, 

Bir büyük mücadeleden kendi paylarına düşen sorumluluğu yerine getirmeye çalışanları “Her zaman yanınızdayız” deyip de, 

Dönüşü olmayan akıbeti bilsek de, 

Korkarken, çekinirken, umursamazken, susarken, 

Kaçarken, saklanırken, gözlerimizi kaparken, 

Çok şeyi fark etmezken, 

Farkında olup da gereğini yapmazken, 

Birilerinin yazdığı berbat bir senaryonun figüranları olmayı içimize sindirip, gelecek nesillerin vebalini yüklenerek, 

Ve hiç bitmeyen savaşımızı kaybederek, kendi kalemimizi kendi elimizle kırmış olmuyor muyuz? 

Bu hakikati idrakte geç kalmıyor muyuz? 

Önceki İçerik‘Sivil Ölüm’
Sonraki İçerikSihirli ayna – İŞte GENÇler (11. Bölüm)
Süha Baytekin
1965 Almanya doğumlu. Baba İstanbul, anne Eskişehirli. Haydarpaşa Lisesi ve Marmara Üniversitesi Uluslararası İşletmecilik mezunu. Yüksek lisansını ve doktorasını İstanbul Üniversitesi Uluslararası İşletmecilik'te yaptı. Koç Holding ile başlayıp sayısız firmada yöneticilik, Hamoğlu Holding ile sonlanan, pazarlama, iletişim kordinatörlüğü... Şu anda emekli. Uzun yıllardır sosyal medya ve çeşitli mecralarda yazarlık... 5.000 fotoğraflık eski Çerkes fotoğrafları arşivi var. Kitapları: "Diasporada Çerkes Olmak", "Çerkes Sürgünnamesi", "Kutsal Ay’ın Kızları-1". Basılacak Kitapları: "Kutsal Ay'ın Kızları-2", "Kutsal Güneşin Çocukları", "Diasporik Hikayeler". Medeni durum: Bekâr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here