‘Toprak Halkı’

0
72

El pueblo unido jamás será vencido / Birleşmiş bir halkı hiçbir kuvvet yenemez”

Demokratik olarak seçilmiş devlet başkanı Salvador Allende’yi deviren 1973 Pinochet Darbesi’ne karşı, Şili direnişinin en ünlü şarkılarından biridir. Zamanla sadece Şili’de değil bütün Güney Amerika’daki ve hatta bütün dünyadaki değişim yanlısı hareketlerin sloganlarından biri olmuştur. 

Castro’nun ölümünün ardından ilk kez Küba’ya gitme ve 1 Mayıs kutlamalarına orada katılma fırsatı bulmuştuk. Meydana elimizde Adige ritim sazı ‘peçiç’lerle girmiş ve hareketli Adige dansı ‘tleperuş’un dayanılmaz ritmi ile Latinleri coşturmuştuk. Salsa ve Devrim’e yatkın ruhların danslarına biz ne kadar ayak uydurabildik bilmiyorum ama onlar figürlerimizi coşkuyla kavramışlardı. İtiraf etmeliyim ki; yola çıkmadan önce birkaç ortak sloganın İspanyolcasını hatırlamaya çalışmış hatta ezberlemiş olabilirim. ‘El pueblo unido jamás será vencido’ bunlardan biriydi. Evet, alanda kalabalıklarca tekrarlandı bu slogan ama umduğum kadar coşkulu değildi. Annesi Küba devriminin savaşçılarından olan rehber kızımız; “Bu slogan eski biraz, modası geçmiş gibi” demişti.  

Yeniden üretmek; yönünü geleceğe çevirmiş bütün varoluş halleri için kaçınılmaz.  

Dünyada bir şeyler oluyor. Sistem bildiğimizden başka bir şeye eviriliyor. Bu süreçte kimin neyi yeniden üretebileceği önemli. 

Şili’de ulaşım zammına tepki olarak başlayan ve aylarca süren eylemlerin bir parçası olarak, 15 Aralık 2019’da başkent Santiago’da halkın “Onur Meydanı” adını verdiği alanda bir araya gelen on binlerce kişi “El pueblo unido jamás será vencido” şarkısını hep bir ağızdan söyleyince neyin eski moda olduğunu, neyin yeniden üretildiğini tekrar düşünmek istiyor insan. Konjonktür önemli elbette. Giyside bile moda ekonomik altyapıya ve eğilimlere bağlı olarak gelişiyor. Mesela Kaliforniya ve Florida’da popülerleşen Hawaii gömleklerinin canlı renklerden ve özellikle çiçek, meyve gibi desenlerden oluşmasının insanlığın savaşa tepkisi olduğu söylenir.  

Atalarımızın düşü gerçekleşiyor. Şili’yi yeniden kurmak, yerli uluslar ve bu ülkeyi oluşturan tüm uluslar arasında yeni bir ilişki kurmak mümkündür. 

Bu sözler Şili’de Temmuz 2021’de ilk oturumunu gerçekleştiren ve kurucu meclis işlevi görecek olan Anayasa Komisyonu’nun başkanlığına seçilen Mapuche yerlisi, kadın akademisyen Elisa Lancon’a ait. 

78 erkek ve 77 kadın üyenin halk tarafından seçilerek oluşturduğu meclisin üyeleri arasında yerli halkların da 17 temsilcisi bulunuyor. 

155 üyenin 96’sının oyunu alan Mapuche yerlisi Elisa Loncon kurucu meclis başkanı oluyor. 

58 yaşındaki Loncon bir dilbilimci ve Santiago Üniversitesi’nde öğretim üyesi. 

Kimdir bu Mapuche’ler, merak ediyorum. 

Şili’nin kültürel azınlıklarından ve yerli halklarından biri. Kendi dillerinde Mapuche, ‘Toprak Halkı’ demek. 700 bin kişilik bir topluluk. Çerkeslerin Türkiye’de telaffuz edilen nüfusundan çok daha azlar. Toplam ülke nüfusuna oranları da bizden çok değil. XVII. yüzyıldan itibaren İspanyol sömürgecilere karşı direnmişler. 1810’dan bu yana Şili’de egemen çoğunluk tarafından eziliyorlar. Ama en çok da 1973’ten sonra Pinochet rejimi eziyet ediyor Mapuche’leri. Acımasız bir asimilasyona tabi tutulmuşlar. Nüfusu dengelemek için dağıtmışlar onları ki biz Çerkesler bu uygulamayı iyi biliriz. Yaşadıkları bölgeye İspanyol asıllılar yerleştirilmiş, kimileri başkent Santiago’ya zorla göç ettirilmiş, kimisi de açlıktan ve sefaletten kaçmak için Şili’nin ortasındaki Mapuche bölgesini terk etmiş. Cunta döneminde ve sonrasında da zorla İspanyolca öğretilmiş bu yerli halka. Kısacası; Mapuche kültürü önce asimile, sonra popülarize edilmiş. Dünyanın birçok yerindeki birçok yerli halka yapıldığı gibi turistik hale getirilip nakde çevrilmiş. Bu cümleyi yazarken, Kafkasya’da ziyaretçilerin birlikte turistik fotoğraf çektirebildiği ‘yamçı’lı insanlarımız geliyor aklıma. Kapatmıyorum gözlerimi. Utanması gereken biz değiliz. 

Temmuz 2021’de işte bu Mapuche’lerden bir kadın, kurucu meclis başkanı ve 23 Aralık tarihinde de solcu aday Gabriel Boric, ülkede seçilen en genç devlet başkanı oluyor. Seçmenlerin yüzde 55,87’sinin oyunu alan Boric, zafer konuşmasında amacını şöyle açıklıyor: “Bazılarının tüketim malı olarak gördükleri şeyleri sosyal haklara dönüştürmek, daha huzurlu ve güvenli bir hayatı garanti etmek, herkesin, özellikle de kadınların özgürlüklerini derinleştirmek.” 

Gabriel Boric’i eleştiren çok, solculuğunu tartışan da öyle. Önemli olan da neci olduğu değil zaten, objektif olarak neyi başarmakta olduğu.  

Bizim için tasarlanmış gözlüklerle dünyaya bakmaya devam edemeyiz. Yok oluyoruz. Asimile olmakta olan bir halkız ve Çerkes kalmak istiyoruz. Dünya bazen çok şaşırtıcı olabiliyor. Biz burada anadilimizi unuturken Şili Parlamentosu’nda Mapuche diliyle konuşan bir kadın kurucu meclis başkanı olabiliyor ve ardından Boric ülkenin yaşadığı onca fırtınaya rağmen başkan seçilebiliyor.  

Seçeneklerimiz sonsuz. 

Şili’den bahsetmişken, feminist kadınlarının dünyayı ve Türkiye’yi de internet üzerinden kasıp kavuran, parlamento önünde gözleri bantlarla kapalı olarak yaptıkları dansı unutmamak gerekir. Beğensek de beğenmesek de işte o dansın anayasayı tekrar oluşturacak olan kurucu mecliste 78 erkeğin yanı sıra 77 kadının bulunması ile mutlaka bir ilişkisi olmalı. Anayasanın atanmış değil halktan insanlarca yapılıyor olmasının doğrudan demokrasi anlayışı ile bir ilgisi olmalı ki biz bu doğrudan demokrasiyi Xase’lerimizden hatırlıyoruz. Kısacası bütün bunların kadim kültürlerin doğayla ve toprakla ilişkileriyle, kapitalizmin çok öncesindeki toplumsal varoluş halleri ve temel değerlerini bugünün dünyasında yeniden üretilebiliyor olmalarıyla bir ilişkisi olmalı. Boric’in kendini sosyalist olarak tanımlamasından çok, toplumun neye ihtiyaç duyduğu ve kimin neyi yeniden ürettiği önemli. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here