1578-1591 Osmanlı-Safevi Savaşı’nda Çerkesya

0
468

Bilgi notu: Araştırmanın konusu XVI. yüzyıl boyunca Çerkesya’nın, Osmanlı İmparatorluğunun askeri-siyasi alanına çekilmesi sürecidir. Çerkes siyasi alanının Osmanlı İmparatorluğu’na entegrasyonunda en yüksek düzeye, bu yüzyılın 70’li yıllarında ulaşılmıştı. 1578-1591 yıllarını kapsayan uzun Osmanlı-Safevi savaşında Çerkesya, Osmanlı ordusuna hem kendi topraklarını ve hem de insani ve maddi kaynaklarını kullandıran bir yerel müttefik olarak katıldı. Çerkes prensliklerinin hem Osmanlı Devletiyle ve hem de Kırım Hanlığıyla yakınlaşmasına dair çok sayıda tanıklık, bu döneme aittir. Bu yakınlaşma, Çerkesya’nın, Rus Devletiyle 1552-1570 arasında, Kırım Hanı Sahib-Giray’ın geniş ölçekli fetih seferlerinin (1539, 1545 ve 1551) neden olduğu askeri-siyasi ittifakının ardından geldi. Bu çalışma, karşılaştırmalı tarih ve tarihsel peryodizasyon metotları kullanılarak yapılmıştır. Çerkesya’nın Rus Devletiyle (1552-1570) ve Osmanlı İmparatorluğuyla (ve dolayısıyla Kırım Hanlığıyla, 1570-1591) en yakın olduğu dönemler tespit edilmiştir. Çerkes folklorik ve etnoğrafik kaynaklarına da başvurulmuştur. Buradaki veriler Osmanlı-Çerkes karşılıklı ilişkilerinin genel tablosunu tamamlamaya imkân vermiştir. Araştırmadaki bilimsel yenilik, Çerkes folklorunun büyük anıtı “Temirkapa türküsü” nün, XVI. yüzyılın 70-90’lı yıllarına ait Osmanlı ve Rus kaynaklarının verileriyle kıyaslanmasıdır.  

Araştırmanın ulaştığı ana sonuçlar şunlardır:  

1) Batı Çerkesya prensliklerinin Moskova ile ilişkilerinin yoğunluk ve siyasi önemi, 1562 yılından sonra hızla düşmüştür; Doğu Çerkesya için bu dönüm noktası 1570 yılı olmuştur  

2) 1578-1591 Osmanlı-Safevi savaşı, Çerkesya üzerindeki Osmanlı süzerenliğinde önemli bir kilometre taşı olmuştur. 

1562 yılından sonra Osmanlı-Çerkes askeri-siyasi yakınlaşması 

XV-XVI. yüzyılların son çeyreğinde Osmanlı İmparatorluğu, Çerkesya üzerinde sağlam bir kontrol sağlamak için bir dizi adım attı. Bu yolda en önemli etap, 1578-1591 yıllarındaki Osmanlı-Safevi savaşı oldu. Bu savaşta Çerkesya, Kırım Hanlığı ve Dağıstan’la birlikte, Osmanlı devleti tarafında yer aldı. Çerkes ülkesinin rolü, hem onun Osmanlı sefer kuvvetinin Kırım’dan Azerbaycan’a rahatça geçebilmesini sağlayan coğrafi konumuyla ve hem de toplamda oldukça önemli boyuttaki askeri potansiyeliyle belirlenmişti. 

Nasıl olmuştu da, yüz yıllık bir direnişten ve 50-60’lı yıllarda Moskova ile uzun bir yakınlaşma etabından sonra, XVI. yüzyılın sonunda Çerkesya yalnızca zoraki bir müttefik olmakla kalmamış, güçlü bir devletin imtiyazlı bölgesel partneri bile olmuştu? 

Osmanlı Türkiye’sinin, Safevi İran’ıyla çekişmesindeki jeopolitik ve ideolojik çıkarları, bölgesel müttefikler aramasını dayatıyordu. Bu anlamda Çerkes ülkesinin önemi, Osmanlı kumandanlığının planlarında XVI. yüzyılın 30-40’lı yıllarında tüm açıklığıyla değerlendirilmişti. Ama Osmanlı Hükümetinin ilk yol haritası, fethedilen sahayı bir köprübaşı olarak kullanmak için Çerkesya’nın kuvvet yoluyla bastırılmasını öngörüyordu. 

A.M. Nekrasov, Kızılbaşların Şirvan’daki başarısı ve 1538 yılında Derbent’e çıkışının, Kuzey Kafkasya’ya ilişkin Osmanlı siyasetini etkileyebileceğine işaret ediyor (1, c. 103). Osmanlı Hükümeti Kırım Hanını, Çerkesya’yı, toprakları üzerinden Dağıstan’a ilerlemeyi mümkün kılmak için tamamen kendisine bağlamakla görevlendirebilirdi. Böylelikle Çerkesya ve Dağıstan, Safeviler devletine kuzeyden saldırmak için uygun bir köprübaşına dönüşebilirdi. 

“1578 yılında neredeyse tüm Çerkesya prensleri Osmanlı safında savaşa katıldılar. Temryuk’un yakın akrabaları hariç”

1539 yılında Han Sahib-Giray’ın, “Kefe naibi Halil Bey’in”, dolayısıyla sultanın “talimatıyla” Çerkeslere karşı düzenlediği büyük seferi geldi. Çerkeslerin “Taman yarımadasındaki” Osmanlı kalelerine saldırısı bahane edildi (1, c. 104). Ardından, 1545 yılında Osmanlı birliklerinin de katılımıyla Sahib – Giray’ın başında bulunduğu iki büyük sefer daha geldi: birisi Janelere, diğeri de Kabardeylere karşı. 1551 yılında aynı hanın önderliğinde dördüncü sefer de yapıldı ve Kırım’a dönüş yolunda kendisi görevden alınarak, yerine Devlet-Giray getirildi. 

Kırımlıların ve Osmanlıların yoğun baskısı, Çerkeslerin Moskova’ya elçi göndermesi ve 1552 yılında IV. İvan’la savunma ittifakı imzalanması sonucunu doğurmuştu. Oysa Rus çarı Osmanlı sultanıyla ilişkileri bozmak istemiyordu, dolayısıyla Çerkesleri Kırım tehdidine karşı bir müttefik olarak kullanmakla yetindi. Litvanya Büyük Prensliğinin de katıldığı Livonya savaşında zorlanan IV. İvan, 1562 yılında, doğal olarak Çerkes vassallarının fikrini sormadan Devlet-Giray’ a taviz verdi. İşte bu olay, Batı Çerkesya’nın Kırım’a karşı Moskova ile ittifak potansiyelini yok etti (2, c. 223). 

Türkiye’nin XVI. yüzyıldaki açık düşmanlığı döneminde Süleyman, Polonya kralı Sigizmund’a yolladığı mektupta, kendisine bağlı ülkeleri ve halkları sayarken, Çerkeslerden söz etmemektedir (3, c. 134). 1559 yılında Muhteşem Süleyman’ın oğullarından biri olan Bayezid, düşman olduğu kardeşi Selim’den kaçarken Çerkesya üzerinden İran’a sığınmıştı (2, c. 216). 

1562 yılından itibaren batı Çerkes prensliklerinin Moskova ile askeri-siyasi ilişkileri tamamen kesilmiş ve Çerkesler yeniden hanın hâkimiyetini tanımak zorunda kalmışlardı. XVI. yüzyılın 60’lı yıllarının başında Devlet-Giray, Moskova elçileriyle yaptığı müzakerelerde batı Çerkeslerini “Türk sancaklarının” bulunduğu “Türk Çerkasleri” ve kendi “Çarlık Çerkasleri” şeklinde ikiye ayırıyordu (2, c. 222). 

1565 yılında Kefe Beylerbeyi Osmanlı Hükümetini, bir Çerkes prensinin Müslüman olmak için İstanbul’a gelmeyi arzu ettiğinden haberdar ediyor ve ekliyordu: “Bazı Çerkes kabileleri sultanın bayrağını kaldırdılar, haraç ödediler ve itaat ettiler”, ama bunlar olurken “Janeler isyan halindeler ve Azak’ı tehdit ediyorlar” (4, c. 29). 

Bu dönemde Kefe naibliği makamına, Osmanlı yönetim sisteminde çok yüksek bir statü sahibi bir Çerkes olan Kasım Paşa tayin edilir (5, c. 258-259). Don ile Volga arasında kanal inşası girişimi onun projesi olup, sultanın onayını aldı ve geniş bir askeri-mühendislik seferine başkanlık yaptı. Bu sefer çerçevesinde Devlet-Giray han, Kasım Bey’in emrine verilmişti (6, c. 139-140). V.E. Allen Kasım Bey’in Jane kabilesinden prens kökenli biri olduğunu tahmin ediyor (7, c. 53). 

Kefe Beylerbeyi yetki bakımından Kırım hanından daha yukarıdaydı. Fiili olarak bu naiblik, Çerkesya’nın hanlık iktidarına bağlanmasının önündeki bir engeldi. 

Kabardey’de 50’li yılların sonuyla 60’lı yılların başında Kırım yanlısı ve Rusya taraftarı iki grup ortaya çıkaran bariz bir bölünme oldu. İlk grubun başında, yaklaşık olarak Kabardey’in, daha sonraları kaynaklarda Büyük Kabardey olarak bilinecek kısmının büyük prensi olan Pşeapşoko Kaytukin bulunuyordu; ikinci gruba ise, şeklen tüm Kabardey’in büyük prensi olan, ama reel olarak Kabardey’in doğu kısmını (tüm Kabardey mülklerinin yarısı, üçte biri veya dörtte birini) yöneten Temryuk İdarov başkanlık ediyordu. 

Çarın kayınpederi statüsünü elde etmek onun başını döndürdü ve damadının askeri kaynaklarını, tüm Kabardey mülklerini koşulsuz teslimiyete getirmek için gayet açık bir şekilde kullanmaya başladı (8, c. 10-11). 1570 Haziran – Temmuz’unda Temryuk, Kırım ordusuyla yapılan bir çarpışmada ölümcül bir yara aldı, iki oğlu da Kırımlılara esir düştü (8, c. 22-23). 1571 Mayıs’ında İvan’ın kendisi de, beklenmedik bir şekilde Moskova’ya ulaşıp şehri yakan Devlet-Giray’dan unutamayacağı bir ders aldı. 

Sonuçta Rus Devletinin Çerkesya üzerindeki etkisi tamamen ortadan kalkıyor. Bu nedenle 1578 yılında, Osmanlıların Safevi İran’a karşı uzun süreli ve geniş kapsamlı fetih kampanyası başladığı zaman, Moskova dışarıdan gözlemci rolüyle yetindi, dünkü müttefiki ve vassalı olan Çerkesler ise, İstanbul tarafından gayet etkili bir şekilde kullanıldı. 

Ve bütün bunlar Osmanlıların Temryuk ve Derbent arasında tek bir kalesi yokken böyle oldu. Destek, kendilerine beratlar, Osmanlı rütbeleri ve keza maaş ihsan edilen yerel hükümranlar üzerinden sağlanıyordu. A.M. Nekrasov’un belirttiğine göre, anlaşılan, daha ziyade Taman’da ve Aşağı Kuban’da mülkü olan ”Çerkes beylerine” maaş ödenmesine daha 1525-1543 yıllarında başlanmıştı (1, c. 106). 

Böylelikle Çerkesya, temel faktörlerin bir araya gelmesi sayesinde – kendi siyasi teşkilatı, uzun süreli savunma savaşı verme yeteneği, İstanbul’un Çerkes prenslikleriyle doğrudan vassal ve askeri-siyasi temaslar kurmak istemesi – fiili olarak hem Bahçesaray’dan ve hem de İstanbul’dan bağımsız kaldı. Gene de Çerkesya’yı hem Hanlığın ve hem de Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası saymak mümkündür. 

Kırım Tatar ve Osmanlı elitinin zihninde XVI. yüzyıl boyunca, Çerkesya üzerinde tam ve sürekli bir kontrol sağlamaya dönük bir savaş yürütmenin masraflarının (maddi ve insani kayıplar), tüm olumlu sonuçlardan daha yüksek olacağına dair bir tasavvur oluştuğunu söylemek mümkündür. Bu bağlamda, Sahib-Giray’ın Çerkeslere karşı yaptığı seferlere katılan Remmal Hoca’nın, Kırım askerinin Çerkes halkını “çulsuz” bulduğu ve el koymaya değer bir şeye sahip olmadığı için, hana seferi sonlandırmayı önerdiğini nakleden satırları dikkate değer (9, c. 408).  

Çerkesya’nın 1578-1591 Osmanlı-Safevi savaşına katılması: Belgesel ve folklorik kaynaklar 

1578 yılında neredeyse tüm Çerkesya prensleri Osmanlı safında savaşa katıldılar. Temryuk’un yakın akrabaları hariç. Osmanlı müttefiki Kabardey grubunun başında, Osmanlı kaynaklarında Kabardeyin büyük prensi olarak adı geçen, Kaytukoviçlerin büyük prensi Aslanbek Kaytukin bulunuyordu (10, c. 442). Başkumandan Lala Mustafa Paşanın Dağıstan ve Şirvan prenslerine hitaben yazdığı mesajda (Aralık 1578) “Çerkes ordusu ve Tatar hanının da bizimle olduğu” hususunun altı özenle çiziliyordu (11, c. 43). Seferberlik planı yapılırken Lala Mustafa Paşa yalnızca kalga (Kırım’da handan sonra gelen en yüksek makam-ç.n.) Adil-Giray’ın başında olduğu Kırım Tatar süvarisine değil, “Taman adasının Çerkes beylerine ve keza “diğer Hıristiyan ve Müslüman Çerkes beylerine” de güveniyordu (10, c. 282-283). 

Savaşın baş müsebbiplerinden eski Şirvan hükümranı Mirza Abubekir han, Bakihanov’un “Gülistan-ı İrem”’ine göre “Çerkesya ve Dağıstan’da yaşıyordu” (12, c. 102-103). Mirza Abubekir han, kızıyla evlenmek suretiyle Muhammed-Giray hanın desteğini elde etmişti. İçerisinde Çerkeslerin de olacağı 3000 kişilik bir kuvvet toplayarak, Şirvan’a girdi ve Osmanlı sultanı Murat’dan destek istedi. İşte Çerkesler Şirvan ihtilafına ta başından itibaren bu şekilde müdahil oldular. 

1579 yılında II. Muhammed-Giray han bir ordunun başında Azerbaycan’a yürüdü, düşmana büyük bir yenilgi tattırdı ve binlerce esirle 1579-1580 kışında Çerkesya üzerinden Kırım’a döndü. Muhammed-Giray, Devlet-Giray’ın, isminden Besleney tlekoteş soyu Tazartukolardan olduğu anlaşılan Çerkes prensi Tarzatık’ın kızı olan ilk karısı Ayşe Fatma sultandan doğan oğluydu (14, c. 219; 2, c. 151, 201). 

Osmanlı ve Kırım belgelerinde savaşçılarıyla birlikte Osmanlı sefer kuvvetine dahil olan Çerkes Beylerinin adı geçiyor: Tamanlı Mehmed Bey, Janeli Davud Bey, Kumurkuylu Kanşuk Bey, Besleneyli Zor Bey, Bzaduklu Kureken Bey, Bzaduklu Alembey, Bzaduklu Elbulad Bey, Tamanlı Mogatuk Bey, Janeli Ahmed Bey, Soguslu Kastuk Bey, Soguslu Cartartuk Bey, Kabartay beyleri: Arslan, Abak, Bozuk, Başil (Başir), Soluh, Kaplan, Gazi, Mehmed Mirza, Karaşay Bey ve keza Temirgoylu Hıristiyan prensleri Kazuk, Goksuk, Satuk, Kayatuk. Kanşuk Bey’in ve Zor Bey’in ve bir dizi Kabardey beyinin Hıristiyan olduğu da ayrıca vurgulanıyor (10, c. 314, 317, 439-442).  

Kabardeylerden Arslan’ın (yani Temryuk İdarov’un 60’lı yıllardaki baş rakibi Pşeapşoko Kaytukin’in küçük kardeşi Aslanbek Kaytukin) en kıdemli olduğunun ve Kaplan ve Gazi ile birlikte Çerkes Osman paşanın akrabası olduğu hususunun altı çiziliyor (10, c. 312). Kabardey listesinden Soluh da, Şoloh Tapsarukov olarak kolaylıkla teşhis ediliyor. Ona ve mülküne karşı (”Şoloh’un Kabardeyi”) Moskova 1589 yılında 30’dan fazla köyün yakılmasıyla sonuçlanan bir cezalandırma seferi düzenledi (8, c. 400; 2, c. 273). Osman paşa tarafından Kabardeye sancak beyi tayin edilen Abak Bey, anlaşılan Şoloh Tapsarukovun kuzeninin oğluydu. Karaşay bey, F. Kırzıoğlu tarafından yanlışlıkla bir Karaçay prensi sanılmıştır ama bu Şoloh Tapsarukovun (Rus kaynaklarında Horoşay) büyük oğluna ait bir özel isimdir (8, c. 93, 383). 

İdaroviç’lerin en kıdemlisi, Temryuk’un Moskova’da Kabardey’in baş prensi beratı alan kardeşi Kambulat’ın adı, Osmanlı kaynaklarından Mustafa Ali Efendi’de, Can Bulat Bey olarak geçiyor (11, c. 87). Can Bulat Bey’in yanında, kolaylıkla Mamstryuk Temryukoviç olarak teşhis edebileceğimiz Çerkes Temryuk Bey’in de adı geçiyor. Ali Efendi’ye göre, bu iki prens Rus çarına başvurarak, Sunja mansabındaki kaleyi yeniden kurmasını istediler ki bu husus Rus belgelerine tamamen uymaktadır (8, c. 34, 47). 

Sogus toponimini (Sogus beyleri) Çerkesya’da kendi prensleri tarafından yönetilen Taman’daki büyük Çerkes köyü Sovucuk (Sovugus, Sogus) ile kıyaslayabiliriz (13, c. 49). 

Çerkesler Osmanlı ordusu kapsamında seçme birlikler olarak boy gösteriyor (11, c. 107, 127). Çerkes kökenli Osmanlı subaylarından ve bunlar arasında, Lala Mustafa Paşa’dan sonraki başkumandan ve 1584’ten sonraki vezir-i azam (keza Lala Mustafa’dan sonra) Özdemiroğlu Osman Paşa’dan söz ediliyor. İranlılara karşı kazanılan en önemli zaferler, “Meşale savaşı” (8-9 Mayıs 1583) da dahil olmak üzere, onunla ilgilidir. Osmanlının sağ cenahına Rumeli Beylerbeyi Çerkes Haydar Paşa’nın kumanda etmesi ilginçtir. Çerkes Kasım Paşa Tiflis savunmasına kumanda etti, hem de gayet yiğitçe, öyle ki, bir ara yanında sadece 50 asker kalmıştı (11, c. 99). 

“1578-1581 Osmanlı – Safevi savaşı, Çerkesya üzerindeki Osmanlı süzerenliğinin tesisi tarihinde çok önemli bir siyasi kilometre taşı oldu”

Osmanlı-Safevi savaşında Çerkesya tam bir askeri müttefik ve daha da önemlisi Osmanlı ordusunun askeri ve iaşe üssü olmak gibi önemli bir rol oynadı. Evliya Çelebi’ye göre, Osman Paşa Kabardey’de 7 yıl kışladı. Verilen zararın telafisini bir şekilde garanti etmek için Osman Bey “gümüş olmadığından dolayı deriden sikke kesti ve dolaşıma soktu. Bugün de Kabardey beylerinin hazinesinde çok sayıda deri akçe var. Paraların üzerinde: “Selim han oğlu sultan Murad, Şemahi fatihi, sene 986 (1578-79) yazılıdır” (13, c. 82). 

Çelebi, Osmanlı yönetiminin, Tatarların “Şah adası” (Taman yarımadası) toprakları da dahil olmak üzere Kefe vilayetine yerleşmesine karşı olduğuna işaret ediyor. Buna karşılık sadık teba sayılan ve ekonomik anlamda tamamen gerekli olan Çerkes nüfus muhafaza edilmişti. Çelebi 1666 yılında şöyle anlatıyor: “Burası o kadar zengin bir toprak ki, eğer bir kimse on atıyla birlikte bir evde misafir olsa, halk memnun olur. Bunlar varlıklı Çerkesler – neşeli, dost canlısı ve şakacı – ‘zenginler’ adıyla anılmaya hak kazanmışlardır. Bu adada hiç Tatar yok, onlar burada kalamaz, çünkü idari bakımından Kefe eyaleti Anadolu toprağı sayılıyor” (13, c. 50-51). 

Çelebi, Çerkesleri “Taman adasına” Osmanlı başkumandanı Özdemiroğlu Osman Paşa’nın İran savaşı sırasında davet ettiğini söylüyor. Ayrıca, Kabardey beylerinden birini Kefe naibi atadı. Bu atama Osmanlı Başkumandanının Çerkes eşrafına olan özel güvenine delalet ediyor. Osman Paşa’nın Osmanlı-Çerkes ilişkilerinin karakteri üzerinde büyük etkisi olduğunu kabul etmek lazım. Kendisi açıkça hem Çerkes ve hem de Dağıstan liderlerini kayırıyordu. 

Osman Paşa, Çerkes kökenli büyük Osmanlı kumandanı Özdemir Paşa’nın oğlu idi. Özdemir Paşa iki sultanın hizmetinde temayüz etmişti; Yavuz Selim ve Muhteşem Süleyman’ın (15, c. 127). İbrahim Peçevi’ye göre “Çerkes soyundan gelen” “deneyimli yiğit” Osman Paşa 1548 yılındaki İran savaşı sırasında bir öncü birliğe kumanda ediyordu. Aynı dönemde ve aynı yerdeki askeri harekâtlarda Peçevi, Van Beylerbeyi tayin edilen Anadolu defterdarı Çerkes İskender Paşa’dan da söz ediyor (16, c. 20-21). 1578 yılında “Kılıca da aynı ustalıkla hâkim olan cesur ve çalışkan vezir” Özdemiroğlu Osman Paşa, daha yeni fethedilen Şirvan eyaletine vezir ve serdar rütbesiyle tayin edildi (16, c. 40). 

1582 yılında Osman Paşa Çerkeslerden güçlü bir destek aldı. Orduyu Kuban’ın sağ yakasının bozkır düzlükleri üzerinden değil de, doğrudan Kubanötesi ve Kabardey’deki Çerkes toprakları üzerinden sevk etmesi dikkate değer. Kubanötesi güzergâhı iaşe ve ibate açısından uygundu, ama Kuban’ın birçok kolunun geçilmesi gibi bir zorluğu vardı. Osman Paşa ordusunun 1582 Ağustos başında Kubanötesini geçişini anlatırken Peçevi “Çerkes vilayetinde Kemryuk ilinden” söz ediyor (16, c. 52-53). 

11-13 Mayıs 1583 tarihinde Osman Paşa ordusuyla, İmamkuli han önderliğindeki şah ordusu arasında bir meydan muharebesi oldu. Osman Paşa sağ cenahını Sivas ve Rumeli Beylerbeyi Çerkes Haydar Paşa’ya emanet etmişti. Sol cenaha da Kefe Beylerbeyi Cafer Paşa kumanda ediyordu. Çarpışma son derece şiddetli geçti ve her iki taraf da meşalelerini yakarak, birinci günden ikinciye kadar gece de vuruştuğu için “meşale savaşı” adını aldı. Bir günlük dinlenmeden sonra çarpışma yeniden başladı ve Safeviler tam bir bozguna uğradı. (16, c. 56). 

Çerkes prenslerinin ve savaşçılarının hizmeti Osmanlı sultanı tarafından pek takdir edildi. 1590 yılında Sultan III. Murat’ın verdiği berat uyarınca Kemirgoy prensi Mehmed, Kefe limanı gelirlerinden 50 bin akçe gelirle (salyane), Kefe sancakbeyliğine atandı. Bu tayin Gazi-Giray hanın ricasıyla yapılmıştı. Ayrıca Mehmed, Çerkesya’nın baş prensi (Çerkes toprakları emiri) olarak tasdik edilmişti. Mehmed’in yerine Temryuk’a, onunla birlikte gelmiş olup, kardeşi gibi Müslümanlığı kabul etmiş olan Hüsrev Bey atandı (17, c. 96). 

Mehmed’den önce, bir şeref payesi olan Çerkes toprakları emirliği, Osman Paşa’nın himayesiyle Kefe sancakbeyliği makamını işgal eden Kabardey prensi Arslan Bey’e aitti. Herhalde Kırım hanı, Kemryuk’un (Kemirgoy’un, Temirgoy’un) hükümran prensleri olan Bolotokoların desteğini almayı hesaplıyordu. 

Adige şarkı kültüründe Temirkapa’nın (Dağıstan’da Demirkapı – ç.n.) alınışına dair şarkı («Темыркъапэ иорэд»), çok önemli bir yer tutar. Şarkıda o dönemin Çerkes elitinin temsilcileri sayılıyor: Temirgoy prensi Asran Bolotoko, Hegak prensi Kambolet, Hatukay prensi Alecuk, Hatukay tlekotleşi Mıkocuko Padis, vb. 

Çerkes ordusunun sefere han bayrağı altında (sancak) Anthir ırmağı bölgesinden hareket ettiğine ve Temirkapa taarruzunda başarılı olduğuna işaret ediliyor. İlginç olan husus, eşraftan bir Besleney kızıyla evli olan Kırım hanı Muhammed-Giray’ın, Çerkeslere iradesini tebliğ etmeden önce, yakını olan Besleney prensi Mecacuk Tutçeriy ile müşavere yapmasıdır (18, c. 142-149). Kendisine Çerkeslere sefere çıkmayı emretmemesinin daha iyi olacağı tavsiye ediliyor. Aksi halde kimse sefere gitmeyecektir, oysa hanın şehri almaya niyetlendiği ve hangi kabileden veya sınıftan olursa olsun Çerkeslerin de katılabileceği söylenirse, Çerkes danışmana göre Çerkeslerden büyük bir ordu toplayabilecektir. 

Han-Giray daha sonraki dönemlerde bu şarkının “Kırım hanlarından biri tarafından Çerkeslerin hanın atalarına asker verdiğinin kanıtı olarak kullanıldığını ve buna dayanarak onlardan yardımcı asker aldığına” işaret ediyor (19, c. 116). K.F. Stal’in işaret ettiği gibi “Bolotoko prensleri bu seferde o derece yiğitlik gösterdiler ki, Kırım hanı bu aileye Kara hanlık yetkisi verdi (Kara-han veya Kara-sultan), Beyaz hanın, yani Kırım hâkiminin bizzat yönetmediği her yerde halk üzerinde hakiki bir hanın tüm yetkilerini kullanabilecekti. Çerkesler bu şarkının kendi asaletlerini kanıtlayan bir çeşit soy kütüğü olduğunu söylerler. Bu şarkıda adı geçmeyen aileler, kökten asil sayılamazlar” (20, c. 138). 

Yani, 1590 tarihli sultan fermanı hem folklor anıtının genel içeriğini ve hem de, bizzat Çerkeslerin bu içeriğe yüklediği önemi doğruluyor. 

1578-1581 Osmanlı – Safevi savaşı, Çerkesya üzerindeki Osmanlı süzerenliğinin tesisi tarihinde çok önemli bir siyasi kilometre taşı oldu. Bundan başka, Osmanlı zaferi, onların Kırım hanlığı üzerindeki nüfuzunu pekiştirdi. 1584 yılında Osman Paşa İstanbul’dan yollanan bir filonun desteğiyle Muhammed- Giray’ı indirdi ve İslam-Giray’ı hanlık tahtına oturttu (21, c. 171). 1584 yılında Kefe paşası, İstanbul’dan Moskova’ya Kırım üzerinden dönmekte olan iki Rus elçiliği mensubunu tutukladı. Tutuklamanın nedeni, akrabaları Kerç boğazında balık avlarken Don Kazakları tarafından yakalanan Çerkeslerin şikâyeti idi (8, c. 45-46). 

Çelebi, Çerkes beylerinin hana değil, Kefe’deki Osmanlı naibine tabi olduklarını özellikle vurguluyor. Bu mesele Çelebi için o denli önemli idi ki, konuya ayrı bir bölüm ayırmıştı: “Kefe devletleri Çerkes beylerinin kime tabi olduklarına dair haber. II. Selim han döneminde, Özdemir’in oğlu Osman Paşa 991 yılında (1586/7) Çerkesistan üzerinden Şirvan ve Şemahi üzerine yürüdü ve rehineler alarak, yerel beyleri Kefe eyaletine bağladı. Kendisi de oğlunu bir cariyeyle birlikte Kabardey beyine rehin vererek, Kabardey’den bir kızla evlendi ve bir ay içerisinde Çerkesistan’da iyi bir hısım olarak tanındı. Yetmiş bin Çerkes bahadırıyla Gence ve Şirvan’ı, Şemahi ve Tiflis’i, Tumanis ve Demir-Kapı’yı, Şirvan ve Serir-Alani şehrini, Araşi şehrini ve Niyazabad şehrini ve Şaburni şehrini fethetti. Kısacası Çerkes beyleriyle ve Dağıstan beyleriyle birlikte yetmiş altı büyük şehir aldı. Kabardey’den İskender Bey’i, Kefe paşası yaptı, Taman adasına Çerkes halkını iskân etti ve Azovun Kazak gâvurları Karadeniz’e çıkış imkânını yitirdi. Taman adasından El-Burz dağına kadar (bulunan mülkler) yetmiş günlük yoldaki Çerkes beylerini yıllık maaşa bağladı. Osmanlı soyu sefere giderse, onlar da Kefe paşasıyla birlikte giderler. Yıllık maaş yerine, giysi ve keçe, yay ve silah, barut ve kurşun, astar (subayların başlığına sarılan kahverengi kumaş S.H.n.), simli kumaş ve dimi kumaş alırlar. Onlar Osmanlı’nın elinin altındadır. Atanmaları ve azilleri Osmanlının yetkisindedir. Bir bey ölürse, yerine oğlu veya akrabalarından liyakatli birisi geçer. Ama tuğ, sancak, bayrak ve sancaklı davulları yoktur. Gerçi davulcuları vardır. Özdemir’in oğlu Osman Paşa zamanından beri onlar gayet usludurlar ve Osmanlıya tabidirler. 1031 yılında (1621/2), sultan Osman’ın Hotin seferi sırasında yukarıda anılan Çerkes beylerine Kefe defterdarları maaş ödemeyi kestiler. O zamandan beri onlar, isyan etmeseler de, itaat göstermez, askere gitmezler, ama bazen Kırım’a gelerek, bazı işler için hana başvururlar. Ama eski günlerin hatırına, ibatesi gerekmeyen bu Çerkesistan ordusunu elde tutmak gerekirdi” (22, c. 174-175). 

Halil İnalcık, “İslam Ansiklopedisi” için yazdığı, Çerkesistan tarihindeki Osmanlı dönemine dair makalesinde, Osmanlı sultanlarının bir taraftan Çerkesistan üzerinde Kırım egemenliğini tanırken, diğer taraftan bu keyfiyetin, Çerkes liderlerine sanki kendi vassal beyleriymiş gibi, ferman göndermelerine ve çeşitli payeler ihsan etmelerine engel olmadığına işaret ediyor (23, c. 25). Zaman zaman Osmanlı hükümeti, kendi vatandaşlarının çıkarlarının bekçisi gibi davranıyordu, 1644 yılında Kefe naibi İslampaşa-zade’nin “haksız yere Çerkes ülkelerini yakıp yıktığı suçlamasıyla” idam edilmesi buna örnektir (24, c. 382). 

İmparatorluğun bünyesinde olmak, kendi siyasi ve kültürel alanının tamamen yıkılması olarak düşünülmüyordu. Osmanlı adlandırma nomenklatüründe Çerkesya ile ilgili hem onun bağımlı statüsünü vurgulayan ve hem de okuyucuya Çerkes ülkelerinin bağımsız olduğunu söyleyen ifadeler var. 1475 yılında Kemalpaşazade’de nötr Çerkes-Diyarı ibaresine rastlanırken, 1539 yılında diğer bir Osmanlı kaynağı Çerkes-Vilayeti tabirini kullanıyor. 1560 yılındaki açık çekişme sırasında Çerkesya tamamen bağımsız bir siyasi oluşum olarak düşünülüyordu: Memleket-i Çerkes, Çerkes-Biladı, Çerkes-Eli. 1567 yılında bağımlı alanın bütünlüğünün altını çizmek artık o kadar önemli değildir, ama Osmanlı devletiyle askeri-siyasi ilişkileri yürüten önderleri önemlidir ve dolayısıyla, Memalik-i Çerakise Banları “Memluk-Çerkes Banları” (Burada memalik kelimesinin çevirisi hatalı. Doğrusu Çerkes mülkleri olacaktı. ç.n.) fadesi ortaya çıkıyor (10, c. 59, 61, 64, 66, 70, 72, 74, 78). 

Nihayet, 1539-1561 yılları arasında hafızalarda esaslı şekilde yer eden çekişmeden sonra, Çerkesya’yla ilgili olarak Osmanlı Hükümetinin adım adım oluşturduğu esnek politika, İstanbul’un yeni uyrukları arasında sultan iktidarının otoritesini pekiştirmesine imkân verdi. Çerkes eşrafı arasında sultanın üst iktidarının tanınabileceği düşüncesi pekişti, bu tanımanın uygulamadaki yararları ise XVI. yüzyılda, iki büyük Müslüman imparatorluk arasındaki büyük savaşta tüm açıklığıyla görüldü.  

(10.7256/2409-868X.2016.4.19792 Genesis: исторические исследования, 2016 – 4) 


Bibliyografya 

  1. Некрасов А.М. Международные отношения и народы Западного Кавказа (последняя четверть XV – первая половина XVI в.). М.: Наука, 1990. 125 с.
  2. Кушева Е.Н. Народы Северного Кавказа и их связи с Россией. Вторая половина XVI – 30-е годы XVII века. М.: Издат-во АН СССР, 1963. 372 с.
  3. Зайцев И.В. Между Москвой и Стамбулом. Джучидские государства, Москва и Османская империя (нач. XV – первая половина XVI вв.). М.: Издательство «Рудомино», 2004. 216 с.
  4. Lemercier-Quelquejay Ch. Co-optation of the Elites of Kabarda and Daghestan in the Sixteenth Century // The North Caucasus Barier. The Russian Advance towards the Muslim World. L., 1992, pp. 18-44.
  5. Оссон И.М.де. Полная картина Оттоманския империи / Пер. с франц. М. Веревкина. Т. 1. СПб., 1795. LVII, 429 c.
  6. Садиков П.А. Поход татар и турок на Астрахань в 1569 г. // Исторические записки. М., 1947. Т. 22. С.132-166.

Çeviri: Uğur Yağanoğlu 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here