2022’nin sembolü beyaz leopar

0
182

“Sonra da ‘Beyaz Leopar’ zamanı gelecek.  

Ve vadilerinize, sevdiğiniz yabani elma ağaçlarına geri döneceksiniz.  

Yine bu yerlerin tılsımı olacaksınız.  

Ve insanlar, dünyaya güzelliği geri getirdiğiniz için siz leoparlara minnettar olacak”

 

Çin takvimine göre 2022’nin sembolü olan su kaplanı; değişim, metanet, cesaret, sağlık, zindelik ve fiziksel gücü temsil ediyor. Adigey’de ünlü kuyumcu ve silah ustası Asya Eutıkh ve gazeteci Svetlana Tlehas, 15 yıl önce Nart destanı ve kahramanlarının efsanelerine dayanan 12 yıllık bir takvim oluşturmuştu. 

Svetlana Tlehas, her yılın sembolü hakkında bir peri masalı yazdı ve Asya Eutıkh da sembolleri metale aktardı. Asya’nın, büyükannesi Kadirhan’ın hikâyelerine dayanan anılarından yıllar içinde toplam 22 masal ortaya çıktı. Sovetskaya Adygeya gazetesi, sanatçı Asya Eutıkh’ı her yeni yıl arifesinde olduğu gibi ziyaret etti. 

Xaşumış 

Asya Eutıkh şunları anlatıyor: “Bu yılın sembolü olan su kaplanını, kedigiller familyasından başka bir hayvan olan leopar ile değiştirdik. Bunun birkaç nedeni var. Adigecede kar leoparı anlamına gelen Хашумыш- Xaşumış çok sıradışı bir kelime. Çocukken büyükanneme bu kelimenin manasını sorduğumu hatırlıyorum, çünkü kitaplarda yoktu. Fil, kaplan ve aslandan bütün çocuklar haberdardı ama leopar çok yaygın bir karakter değildi. Dişi leoparla yavruları ve onların güzel derilerine sahip olmak isteyen kötü insanlar hakkında Çerkeslerin güzel bir masalı var. Bana göre masalın üzücü bir sonu var: Ana karakter, çocuklarıyla birlikte uçuruma koşuyor ve etekleri elma bahçeleriyle kaplı bir dağ zirvesine dönüşüyor. Eğer yakından bakarsanız, çiçek açan ağaçlarda ve ayrıca zirvelerde eriyen karların görüntüsünde bir leopar derisi deseni görülebilir. Babam bizi her yıl Guzeripl’de yürüyüşe götürürdü, orada leopar izlerini arar ve bulamayınca üzülürdüm.  

Büyükannem, insanlar iyiliksever olduğunda bu hayvanın kesinlikle geri döneceğini söylerdi. Keşke ona leoparların birkaç yıldır Kafkas Biyosfer Rezervi’nde yaşadığını söyleyebilseydim…” 

Eutıkh, eserlerindeki en yaygın motifin leopar olduğunu ekliyor. Sanatçı, leoparı becerisi ve esnekliği nedeniyle seviyor. Leopar, sanatının her yerinde var: Altın Kiler’in (Ermitaj Müzesi’nde bir galeri) sütunlarının süslemelerinde, tahtın kolçaklarında, küçük heykellerde, kolyelerde, çanlarda ve küpelerde. 

Eutıkh şu açıklamayı yapıyor: “Sanatçılar ve heykeltıraşlar neden özellikle kedileri sever? Esnek oldukları için her yöne çevrilebilirler, mesela C harfi şeklinde simgelenebilirler ya da bir yılan gibi elin etrafını sarmalayabilirler. Aslan daha anıtsaldır, sanat yapıtını mükemmel bir şekilde tamamlar ya da ana figür olarak kullanılabilir, oysa leopar süslemenin büyük bir bölümünü kaplar. Aslan ve leoparlar dünyanın kadim hükümdarlarının gücünün sembolleridir.” 

Sovetskaya Adygeya haber sitesine Svetlana Tlehas’ın masalını tanıtan Eutıkh, masaldaki en önemli şeyin kişinin kendi korkusuna karşı kazandığı zafer olduğunu belirtiyor. Eutıkh’a göre insanı mutlu edebilecek olan unsurlar ruhun gücü, neşe, etrafındaki insanlara ve doğaya duyulan sevgidir.  

(sovetskaya-adygeya.ru) 

Beyaz leoparın öyküsü 

Çok uzun zaman önce, leoparlar Kafkasya’nın dağ ormanlarında yaşıyordu. Havanın aniden soğuması nedeniyle aslanlar ve kılıç dişli kaplanlar uzak diyarlara gittiğinde birkaç leopar, Altın Diyar’ın hayvanları tarafından hükümdar ilan edilmişti. Zeki, yargı gücü olan, adil ve asil hayvanlar olarak saygı görüyorlardı. 

Ve dişi leoparlar hakkında onlardan daha iyi anne olmadığı söyleniyordu, bebeklerine çok fazla sevgi ve özen gösteriyorlardı. Leoparların tek bir talihsizliği vardı, güzel derileri. Nedendir bilinmez, insanlar leopar derisinin güç ve kudret sembolü olduğuna inanıyorlardı ve yerel prensler güzel bir av karşılığında yığınla altın ve sayısız boğa sürüleri veriyorlardı. 

Ve bir gün dağların yüksek yerlerinde beyaz bir leopar görüldüğüne dair rivayet yayıldı. Ve hayvanın yanında beyaz ve altın sarısı renkli iki küçük yavru vardı. 

Bu rivayet, Pago adındaki kötü bir prense ulaşmış, prensin huzuru bozulmuştu. 

Pago inanılmaz derecede zengindi ama leopar derisinden bir cüppesi yoktu. Dünyada yaşayan hiçbir kralda olmayan bir leopar derisi edineceğine dair ant içti, kendisine beyaz leopar derisi getirecek biri olursa büyük bir ödül vereceğini vaat etti. 

Bu arada, “Mavi gözlü” anlamına gelen Naşho adlı kar leoparının, iki yavrusuyla (Oğlu Uş-Akıllı, kızı Jıbğe-Rüzgâr) kendisinin kaderinin belirlendiğinden haberi yoktu. 

Kar beyazı leopar ve yavruları, orman tanrısı Mezitha’nın gözdeleriydi. Mezitha, onları rengeyiği sütüyle besler, kar kedileri diye seslenir, ateşin yanında ısınmaları ve uyku vakti yaklaştığında ona mırıldanmaları için sık sık evine davet ederdi. 

O sonbahar sabahında Naşho, yavrularıyla çayırda neşeyle oynuyordu. Bir anda alışılmadık bir hışırtı duydu. Tam o anda, ne olduğu anlaşılamayan bir şeyin keskin kokusu yayıldı, başının üzerinde uzun ve sivri bir şey uğuldadı. Pençelerinin üzerine kalktı, ensesindeki tüyler ürperdi, mavi gözleri öfkeyle parladı. Usulca yavrularına kükredi ve Uş ile Jıbğe ona doğru koşarak arkasına saklandı. Naşho, açık alandan çalılıklara doğru çekildi ve yavrularını sakladı. Ve yüz yıllık bir meşe ağacının kalın gövdesinin arkasından sessizce mırıldandı: “Gidiyoruz! Devam ediyoruz! Bana tutunun!” 

Annenin yüreği her şeyi doğru hissetmişti: O, ölümün kokusu ve sesiydi. Düşmanlar, o ve yavruları için gelmişti. Naşho, şaşaalı leopar derisi için insanların ellerinden gelen her şeyi yapabileceklerini biliyordu. 

Naşho, yavrularını bildiği gizli yollara yöneltti, suların sürüklediği ağaç dallarının altına daldı, taştan taşa atladı, dere yatağı boyunca koştu. 

Yollardaki her şeyi silip süpüren kötülük ordusu, güçlü leoparın ardından telaşla koşuyordu. Yavruların gücü tükenmişti, ilk geride kalan Jıbğe oldu. Naşho, kızını ensesinden yakalayarak sırtına attı ve koşmaya başladı. Ama giderek yavaşlıyordu.  

Orman tanrısı Mezitha’ya kötü haberi alakargalar ulaştırmıştı. Mezitha bir kartal gibi bağırdı ve kartallar, düşmanlara karşı koymak için uçtu. Ama onları keskin oklarla uzaklaştırdılar. 

Mezitha bir kurt gibi bağırdı ve kurtlar, atlılara doğru koştu. Ama kurtların sayısı azdı ve çok sayıda atlı düşman vardı, kurtlar kılıç darbelerine maruz kalıp kaçıştı. 

Mezitha bir bizon gibi bağırdı, duydular, ancak hızlı atlılara bulundukları yerden yetişemediler. 

Mezitha, düşmanın yolundaki asırlık meşeleri istila etmeleri için ayılara seslendi. Ama ayılar, kış uykusuna yatmak için çoktan inlerine çekilmişlerdi, Mezitha’nın sesini duyup patileriyle gözlerinin ovuştururlarken, düşmanlar ve izleri ortadan kaybolmuştu. 

Ve Naşho artık hızlı hızlı nefes alıp veriyor, Uş topallıyor ve Jıbğe daha fazla koşamıyordu. Ne yapabilirlerdi? Ve düşmanlar giderek yaklaşıyordu. 

Naşho, son gücüyle uçuruma doğru koştu: Yavrularını saklayabileceği tenha bir kovuk olduğunu biliyordu, sonra oradan uzaklaşacak ve düşmanları yavrularından uzak tutmuş olacaktı. 

Ama hayır, kovuğa ulaşamazdı, okların sesi çok yakından geliyordu. 

-Canlı kalmayacağım. Ve yavrularımı da bırakmayacağım. Hep beraber keskin kayalara koşalım, dağ ırmağı vücutlarımızı taşlara çarparak paramparça etsin, kargalar bizi parçalasın, böylece düşmanın eline ne tüy ne de kıl geçsin. 

Pençelerinin altından keskin taşlar uçuştu, uçurumun kenarında aniden duran Naşho, yavrularına sarıldı. 

-Beni affedin yavrularım. Kader bize yaşama hakkı ve bela olarak da güzel deriler verdi. Beni affedin, elveda! 

Birlikte uçurumdan atladılar. 

Elleriyle başını kavrayan Mezitha hüzünle inledi: 

-Ne yapmalı, nasıl olmalı. Güzel Naşho, seni nasıl kurtarabilirim? 

Sonra da tüm gücüyle bağırdı: 

-Büyük Nart tanrısı Tha, duy beni! Neşemi, gururumu, arkadaşlarımı, beyaz leopar Naşho’yu ve küçük yavrularını kurtar! Dağlar onlarsız boş kalacak! Neşe gidecek, iyilik kaybolacak. Bütün orman için kötü olacak, yetim kalacağız. Dünya onlarsız eksik kalacak! Yardım et büyük Tha, eğer büyüksen! 

Tha, Mezitha’nın umutsuz çığlığını duydu, dağların üzerinden hızlı bir rüzgârla süzüldü, düşman atlıların önünden bir kasırga gibi geçti, atlıları yoldan çıkardı ve uçuruma atlayan üç leoparı gördü. Onları hemen büyük avuçlarıyla dikkatlice yakaladı. 

-Kader adaletsiz olabilir, sevgili Naşho. Bunu herkesten daha iyi bilirim. Ve biliyorum ki, kıskançlık ve gurur tarafından yönetilen kötü insanlar yeryüzünde yaşadığı sürece huzura sahip olmayacaksınız. Korkma, seni ve yavrularını kurtaracağım. Uyuyakalacaksınız; yeryüzüne barış ve sükûnet gelmesi, insanların savaş ateşini yakmaması, başka insanları toprakları ve malları için öldürmemesi, hayvanları güzel derileri ve boynuzları nedeniyle yok etmemesi ne kadar zaman alacaksa, o gün gelene kadar sizi dağ zirvelerine çevireceğim. Bu dorukların eteğinde bir elma bahçesi büyüyecek.  

Ve gün gelecek, burada bir insan güzel bir ateş yakacak. Nezaket ve şefkat, özen ve sevgi insanları birleştirecek. 

Sonra da “Beyaz Leopar” zamanı gelecek. Ve vadilerinize, sevdiğiniz yabani elma ağaçlarına geri döneceksiniz. Yine bu yerlerin tılsımı olacaksınız. Ve insanlar, dünyaya güzelliği geri getirdiğiniz için siz leoparlara minnettar olacak. 

Tha bunları söyleyerek Naşho, Uş ve Jıbğe’yi uzun süre Leopardov, daha sonra da Yablonev olarak adlandırılan bir dağ silsilesine dönüştürdü, çünkü tüm yamaçları meyve ağaçlarıyla donatan Mezitha’ydı. 

Ve leoparlar sadece şarkılarla efsanelerde, bir de bu masalda kaldı. 

Ancak insanlar, büyük Nart tanrısı Tha’nın kehanetinin gerçekleşeceğine, doğanın güzelliğinin sembolü ve anne sevgisiyle ihtimamının tılsımı olarak sevilen ve sayılan, gurur duydukları leoparların topraklarımıza geri döneceğine inanıyorlar.   

(sovetskaya-adygeya.ru) 

Çeviri: Serap Canbek 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here