‘Abazeh’ teriminin tanım belirsizliği

0
490

“Nedendir bilinmez ama Kafkas dağlarının kuzey yamacında meskûn tüm kabileleri Çerkes olarak adlandırma alışkanlığındayız, oysa onlar kendilerine Adige diyorlar”

Gardanov Valentin Konstantinoviç’in (Badraz Amurhanoviç) 1967 yılında savunduğu “Adige halklarının toplumsal yapısı (XVIII-XIX yy ilk yarısı)” başlıklı doktora tezinde, “Çerkes” teriminin belirsizliği problemi ortaya seriliyor. 

Adigelerin XIX. asrın ilk yarısındaki nüfusları ve coğrafyalarına dair verilerin incelenmesine başlarken, bu meseleyle ilgili literatürün, XVIII. asırdaki literatürü kat be kat aştığı halde, bizi ilgilendiren sorunun açıklanmasını kolaylaştırmak şurada dursun, hatta bir ölçüde zorlaştırdığının da altını çizmek lazım. Bunun sebebi, öncelikle, o çağda sıklıkla yalnızca bizatihi Adigelere değil, tüm Kuzey Kafkas dağlılarına şamil olarak kullanılan ”Çerkes” teriminin son derece belirsiz oluşudur. “Nedendir bilinmez ama Kafkas dağlarının kuzey yamacında meskûn tüm kabileleri Çerkes olarak adlandırma alışkanlığındayız, oysa onlar kendilerine Adige diyorlar” diye yazıyor, XIX. asrın ilk yarısında, aralarında yıllarca yaşadığı Adigeleri en iyi tanıyan bir şahsiyet olan L.Y. Lyülye. 

“Çerkes” etnik teriminin fiili olarak bir zamanlar “İskit”, “Sarmat”, “Alan” gibi terimlerin başına geldiği gibi bir şemsiye haline dönüşmesi, Kafkasya’nın birbirinden tamamen farklı halklarının bu terimin ardında saklanması gibi bir sonuç doğurdu. XIX. asrın ilk yarısında yalnız Abazinleri veya Ubıhları değil, dil bakımından onlardan tamamen farklı Dağıstan, Çeçeno-İnguşetya, Osetya, Balkarya, Karaçay nüfusunu da “Çerkes” olarak adlandırmak bir alışkanlık haline geldi. Bu keyfiyetten doğan karmaşaya dikkatli gözlemciler daha o zaman işaret etmişlerdi. Mesela L.N. Tolstoy Kafkas hayatı üzerine yazdığı ilk denemelerinden biri üzerinde çalışırken, söze o zamanlar kendilerinden o kadar söz edilen, yazılıp çizilen o “Çerkeslerin” aslında var olmadıklarını izah etmekle başlamayı gerekli görmüştü. “Kafkasya Notları”’nın müsveddesinde L.N. Tolstoy şöyle yazmış: “Okuyucunun tahayyülünü, birbirimizi anlayabileceğimiz bir noktaya getirmek için, öncelikle Çerkeslerin var olmadığını, Çeçenlerin, Kumukların, Abazehlerin vb. var olduğunu söylemekle başlayayım”. 

Rusya haritasından kesit, 1799

20 yıl sonra N.F. Dubrovin de “Kafkasya’da savaşın ve Rus hâkimiyetinin tarihi” başlıklı tanınmış eserinde XIX. asrın ilk yarısının Rus edebiyatında bu kafa karışıklığının mevcudiyetine işaret edecektir: “O zamanın birçok makalesi ve kitabından, bizim Kafkas hattında sadece iki halkla vuruştuğumuz sonucuna varmak mümkün; Dağlılar ve Çerkesler. Sağ cenahta Çerkesler ve Dağlılarla savaşıyorsunuz, sol cenahta veya Dağıstan’da da Dağlılar ve Çerkeslerle ve ancak bazen herhangi bir yazar değişiklik olsun diye ortaya bir isim atıyor, mesela Çerkesleri Çerkas olarak adlandırıyor, hepsi o kadar”. [“Общественный строй адыгских народов (XVIII – первая половина XIX в.)” М.,1967, стр. 16-18] 

Natalya Georgievna Volkova da aynı gözlemi yaptı: 

Taman’dan Hazar’a kadar olan arazinin Çerkesya olarak tanımlanmasına sıklıkla geçmiş literatürde rastlanıyor. Adigelerin “denizden denize” etnik arazisi gibi tasavvurlar bir yandan, “Çerkes” etnoniminin, bu tanıma geçmişin kaynaklarının yalnızca Adige halklarını kast etmeyerek yüklediği her zaman kesin olmayan içeriğinden, diğer yandan XVI-XVII. asırlarda da bazı Adige gruplarının (Kabardeylerin) Kuzey Kafkasya’nın doğusunda, Hazar sahili bölgelerindeki (Terki, Kumuk düzlüğü vb.) mevcudiyetinden kaynaklanmaktadır. (Н. Г. Волкова. Этнический состав населения Северного Кавказа в XVIII – начале XX в. М., 1974. стр. 15) 

Şu veya bu ismin ardında nasıl bir içerik olduğunu her defasında kontrol etmeselerdi, ne Gardanov ne de Volkova bilim insanı sayılabilirdi. Dolaşımda olan, halkların isimlerine geçmiş yazarların yüklediği içeriğe dair enformasyonu tamamlayacak bilgileri daima aramak lazımdır. “Zihler”, “Kasoglar”, “Kerketler”, “Papaglar”, “Abazglar” terimlerine de aynı şekilde yaklaşmak lazımdır. “Abaza” terimine gelince, Dnyeper’den Ural dağlarına kadar yayılan “Çerkes” terimi kadar geniş kullanılmadığını belirtmek lazım. “Abaza” terimiyle her zaman Batı Kafkasya nüfusu kast edilmiştir, hem de Abhazlar, Ubıhlar, Abazinler ve L.Y. Lyülye’ye göre kendilerini Abadze-çil, yani Abaza kökenli halklar olarak adlandıran bazı Adige halklarıyla ilgili olarak kullanılmıştır. Öyle bir an geldi ki, bu terim aynı zamanda Batı Kafkasya Adige toplumları arasında Adige soyluluğuna muhalif olan bağımsız sosyal statüyü de ifade etmeye başladı. Öyle de olsa, bu terimin içeriği onu Antik çağlardan günümüze kadar Abhazlar ve Abazinlerle irtibatlandıran kesintisiz bir geleneğe sahiptir. Yani “Abaza” terimi, az-çok belirli bir anlama sahipken, aynı şeyi mesela bugün tekrar değinmek istediğim “Abazeh” terimi için söyleyemiyoruz. Kaynakların ezici çoğunluğunda Abazeh ismi Abazeh alt etnosunu ifade etmesine rağmen, Şapsığlar, Ubıhlar, Sadzlar, Kuzey Kafkas Abazinleri gibi akraba halkları ifade ettiği durumlara da rastlanıyor. 

Christian Gottfried Heinrich Geissler’in çizdiği haritadan, 1808

“Abazeh” terimine ilk atıflardan birisi 1788 yılında General anşef Tekeli’ye aittir: 

General anşef (mareşale yakın bir askeri rütbe-ç.n) ve şövalye Tekeli’nin Kafkas hattıyla Karadeniz arasındaki Kafkas kolordusu harekât ceridesi, 1788 yılı, 24 Ağustos’la Kasım’ın son günleri arası. Çeşitli halklara, oymaklara, gelenekler ve kökenlere dair notlar. 

“Kubanötesi halklarından üçüncüsü ve başlıcası Abazinler ve onların bir kolu olan Abazehlerdir. Abazehler, Şelkuçe, Spage ırmaklarının kıyısında yerleşiktirler, Abazinler ise Abin’den başlıyor ve konutları Karadeniz’in üst taraflarında İmeretya’ya kadar uzanıyor. Çerkes tabiatlı olsalar da Abazinler dillerinden de anlaşılacağı üzere neredeyse tamamen farklı bir halktır, birbirlerini zor anlarlar; gelenekleri ve hatta giysileriyle tamamen farklıdırlar. Tüm Abazinler kadim zamanların geleneklerine göre yaşıyorlar, köylerde değil, birbirine yakın hanelerde yaşıyorlar, her aile bir diğerine yakın mesafede bulunuyor ve bir ırmak kıyısında, arazinin durumuna göre yaklaşık birkaç yüz aile yaşıyor. Abazinler Çerkeslerden çok daha vahşidirler, hiçbir yöneticileri yoktur ve starşinaları duruma göre seçilir, ancak İmeretya’ya yakın olup, Türk şehirlerine komşu ve Anadolu’ya yakın mesafede bulunan bazılarının kendi prensleri vardır.” 

Tekeli’nin metninden “Abazehlerin”, Kuban’dan Gürcistan’a kadar Doğu Karadeniz sahilinde yaşayan ve dilleri Çerkeslerinkinden önemli ölçüde farklı olan “Abazinlerin” bir kolu olduğu anlaşılıyor. Yazarın tam da Abazehlerin bir alt etnosundan bahsettiği, onların Kuban Nehri havzasında Şelkuçe (Psekups?) ve Spage (Pşeha?) kıyılarında yaşadığını söylemesinden bellidir. 

Jean Baptiste Tardieu ‘nun çizdiği atlastan, 1812

Yeri gelmişken, bunun o zamanlar Abhaz dilini konuşan Abazehlerin konuştuğu dilin genel Adige dilinden farklı olduğundan bahseden az sayıdaki tanıklıktan birisi olduğunun altını çizelim. Yaklaşık bir 50 yıl geçecek ve kaynaklarda Abazehlerin Adige dili konuştukları ifade edilmeye başlayacaktır. Kafkasya’da 1807-1808 yıllarında bulunan Klaproth, Abazehlerin bozuk bir Çerkesçe konuştuklarını yazacaktır, bu olguyu Abhaz dilinden Adige diline geçiş döneminde Abazehlerin yeterli derecede öğrenemedikleri Adige dilinde konuşmaları keyfiyeti de doğrulamaktadır. *Bkz. 305 nolu tablo. 

Daha geç dönem belgelerinde, Tapanta-Abazinlerini Abazeh ismi altında ifade etmek gibi yanlışlıklar görülmeye başladı. 

Her ne kadar belgenin kendisi “Yukarı Kuban okrugunun Abazin kesiminin nüfus sayısına dair bilgi” adını taşısa ve Abazin sıfatı kullanılmış olsa da, çizelgede bu isim “Abazeh” ile değiştirilmiştir. Bu, Yukarı Kuban okrugunun (günümüzdeki Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti) en kalabalık nüfusu olarak Abazehleri, yani Tapanta Abazinlerini gösteren bizatihi belgenin verdiği bilgiden bellidir. Vali yardımcısı ve şövalye, tuğgeneral İosif Lvoviç Debu, 1829 yılında “Kafkas Hattına Dair” başlıklı çalışmasını yayımladı. Orada o zamanlar iyi bilinen “Büyük Abazya” terimi yerine yanlışlıkla “Büyük Abazehya” ifadesini kullandı. 

Jean Baptiste Tardieu ‘nun çizdiği atlastan, 1812

“Abazinler ve Altıkeseklere komşu olarak Başılbaylar yaşar, onlar dağ eteklerinde, her iki Zelençuk ve Urup ırmaklarının yukarı havzalarında yerleşik olup, şimdilerde, Besleney prenslerine bağımlı sülale prensleri tarafından yönetilirler. 

Bu halk, diğer Çerkes nesli dağlı halklarının da kendilerine kaynak saydıkları büyük Abazehya halkından ayrılmış bir halktır. Önceleri Kafkas dağlarının öte yüzünde, Elbrus’dan Anadolu’ya kadar olan sahada yerleşik idiler; köylerini boğazların sarp yerlerine kurarlardı”. 

Yazarın şüphesiz Abhazya veya Abazya’yı kast ettiği “Büyük Abazehya” teriminin içeriğini anlamamak için gerçekten de çok çaba göstermek gerek. Yani, Elbruz’dan Anadolu’ya kadar, Kafkas dağlarının güney yamacını başka hangi halk işgal edebilirdi, üstelik adının ilk dört harfi “Abaz” iken? 

Gene de XIX. asır başlarında Büyük Abazya, çok sayıdaki kartografik kaynaktan anlaşılacağı üzere, bilinen bir ülke idi. 

1839 yılı (Nisan)-Tuğgeneral Espeho’nun “Abhazya’ya ve Çerkeslerin akınlarının durdurulması için alınacak tedbirlere dair” başlıklı yazısı. 

“Karadeniz’in kuzey sahilinde Gagra’nın üst tarafında yerleşik dağlılar, özellikle de bizim Ciget dediğimiz Abazehler, bazen Ubıhlarla ve Ahçipsı, Aibga ve Pshu gibi diğer küçük kabilelerle birleşerek veya bunların her birisi ayrı ayrı, kuvvetlerimizin 1830 yılında Abhazya’nın sahil noktalarını işgal ettiği ilk günden beri defalarca karadan ve kadırgalarla denizden Abhaz köylerine, Gagra ve Pitsunda istihkâmlarından gönderilen ekiplere, yılkılarımıza ve birkaç kez de bizatihi istihkâmlarımıza saldırdılar”. 

Çevirileriyle destek sunan Uğur Yağanoğlu’na teşekkürlerimizle…

Şimdi burada “Abazeh” teriminin ardında, Rus ve Gürcü kaynaklarında Ciget olarak adlandırılan bir Abhaz grubu olan Sadzları görmemek için bir hayli gayret etmek lazım. 

Kafkasya Arkeoloji Komisyonunun derlediği “Kafkas dağlılarının bastırılmasına yönelik tedbirlere dair notlar” (АКАК т.8 1881 год, стр. 361) başlıklı zabıtların sekizinci cildinde, sipariş üzerine maceracı J. Bell’e “Abazehlerin iskelesi” civarında bir uskuna yapıldığına işaret ediyor. 

Bell’in talimatıyla Abazehlerin iskelesi civarında bir uskuna inşa ediliyor; gene onun siparişiyle Trabzon’dan Çerkes sahiline 5 bin piastr (kuruş-ç.n) değerinde barut taşınmıştır. Barut boşaltıldı, ama tekne Rus kruvazörleri tarafından ele geçirildi. Longworth, Sinop’ta büyük bir Türk kayığı satın alarak onunla çeşitli mallar sevk etti. 

Açıktır ki, burada da bir yanlışla karşı karşıyayız, zira XIX. asrın 30-40’lı yıllarında Abazehlerin hiçbir iskelesi yoktu. Biz ancak bu uskunanın Şapsığya’da mı, yoksa Cigetya’da mı yapıldığına dair tahminde bulunabiliriz.

(“Zikhia est pars Abazgia” blogunda 3 Ekim 2021’de yayımlanmıştır) 

  

Çeviri: Uğur Yağanoğlu 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here