Osetlerde kadim halk tıbbı ve geleneksel tedavi şekilleri 8. Bölüm

0
110

Zabitı Jarbeg’in (Дзабиты Зарбег) Oset Halk Tıbbı (Ирон Адæмон Хостæ) kitabının Badı Muammer Tekin tarafından yapılan çevirisini yayımlamaya devam ediyoruz.

Kareks bitkisi: Türkçede ot diye adlandırılan bu bitkinin dalları içki içinde bekletildikten sonra suyu ağrıyan yerlere pansuman yapılıyor.  

Gebışed adı verilen başka bir bitkinin yazın kökleri sökülerek rendeleniyor ve ağrıyan yerlere konuyor.  

Frenküzümü: Bu bitki kırmızı ve siyah tane veriyor. Siyah taneler kaynatılıp suyunda banyo yapılıyor. Dalları ağızdaki acılığı ve kokuları gideriyor. İdrarı kolaylaştırıyor. Yaprakları yeni oluşan kesiklerin üstüne konuyor. Meyve tanelerinin yenilebildiği bu bitkinin kompostosu ve konservesi yapılıyor.  

Banotu: Erkek ve dişisi olan bu bitki her sene yetişmiyor. Tepesinde süpürgeotu gibi dallar oluşuyor. Cilt hastalıklarına iyi geliyor. Kaynatılan suyunda kemik hastaları banyo yapıyor.  

Baldıranotu: Kalın dal ve çiçekleri olan bu bitkinin dalları ve çiçekleri kaynatılıp banyo yapılıyor. Yenilebilir bitkilerden.  

Çit ısırgan veya dağçayı diye bilinen bu bitki sulak yerlerde ve su kenarlarında yetişiyor. Dallarının içi kamış gibi boş olduğundan kaynak tipi yerlerde su içmekte kullanılıyor. Kaval ve düdük yapımında da kullanılmakta. Dalları kesilip ince doğranıyor ve alkolle karıştırılarak 10 gün bekletildikten sonra suyu hastaya içiriliyor. Çok faydalı bitkidir.  

Banotunun sivri yapraklı Asetince “Къуысбын” (Kuşbıh) denilen cinsi yarım metreye kadar uzar ve beyazımtırak çiçek açar. Bu bitki kaynatılarak suyunda banyo yapılıyor. Çiçeklerinden dişetleri için ilaç hazırlanıyor.  

Mezeryon: Kısa boylu olan bu bitki siyah meyve veriyor. Meyve tanelerinden mürekkep hazırlanıyor. Bölgelere göre farklı isimleri olan bitkinin dallarından süpürge yapılıyor. Taze tomurcukları kaynatılıp banyo yapılıyor. Meyve taneleri ısıtılıp ağrıyan yerler pansumanda kullanılıyor.  

Fallopiya: Karabuğday da denilen bu ot dolangaç bitkisine çok benziyor. Orman kıyılarında, yabani otlar arasında yetişiyor. Dalları doğranıp alkol içinde bekletiliyor ve ağrıyan yerlere pansuman yapılıyor. Yaprakları yaraların üstüne konuyor.  

Ardıç: Bu ağacın verdiği küçük tanelerden çay yapılıyor. Şişkinliği önlüyor, iştah açıyor. Hidrosefali hastalığına iyi geliyor. Taneleri kaynatılıp banyo yapılıyor. Tane ve dallarından kuru vaziyette 50 gr. 10 litre suda yarıya inene kadar kaynatılıyor ve suyunda banyo yapılıyor. Kasları yumuşatıp gevşetiyor.  

Kartopu çiçeği: Bir çalı türü olan kartopu bitkisi siyah meyve veriyor. Siyah taneler siyah şarapla karıştırılıp az miktarda içiliyor. Fazla içildiğinde zihin bozukluğuna sebep oluyor.  

Açelya: Bu bitkinin sarımtırak geniş yaprakları var. Çiçekleri ardıç yapraklarıyla kaynatılıp banyo yapılıyor. Çok çeşidi olan bu bitkinin iğne yapraklısı ilaç yapımında kullanılıyor.  

Bunların dışında romatizmalı hastalar için otlardan çok çeşitli ilaçlar yapılıyordu. Çok farklı otlar birlikte kaynatılıp fıçı türü bir hazneye dolduruluyor ve hasta dayanabileceği bir sıcaklıkta fıçıdaki otların içine oturtuluyor, bir süre kalıyordu. Bu yöntem “otların üstünde oturmak” diye de adlandırılıyordu.  

Darı, akasya, pelinotu çiçekleri birlikte karıştırılıp bir müddet bekletiliyor ve vücudun ağrıyan bölgelerine konuyor. Aynı karışım kas ağrıları için de uygulanıyor. Isırganotlarıyla ağrıyan yerlere vurarak pansuman yapılıyordu. Isırgan çiçekleri dökülmeye başlayınca kuşburnuyla kaynatılıyor ve suyunda banyo yapılıyor. Siyah turp rendelenip ağrıyan yerlere, rendelenmiş turp kireçlenmiş yerlere, arpa kepeği ısıtılarak, devesilotu da iyice inceltilip ağrıyan yerlere konuyor. Mısır, ladin yapraklarıyla kaynatılıp suyunda banyo yapılıyor. Ihlamur ve almanpapatyası suyuyla da banyo yapılıyor. Bir bardak kuşburnu taneleri alkol içinde bekletilip içiliyor. Bir litre alkol, yarım litre benzin, bir kg bal karıştırılıp bir hafta karanlık yerde bekletildikten sonra ağrıyan yerler siliniyor. 200 gr alkol, sirke, bir çay kaşığı hardal karıştırılıp ağrıyan yerlere pansuman yapılıyor. Atkestanesi kaynatılıyor ve suyuyla banyo yapılıyor. Veya atkestanesi ezilip domuz yağı veya ayı yağıyla karıştırılıp ekmek içine sürülerek ağrıyan yerlere bağlanıyor.  

Kemik ve kas ağrısı çekenler kendilerini arılara, özellikle de kraliçe arılara sokturuyorlardı. Vücutlarını küçük karıncalara ısırttırıyorlardı. Karınca bulunan yerlere şeker dökerek şekere gelen karıncaları topluyor ve fırınlarda eritiyor, vücutlarına sürüyorlardı. Bu yöntem derma hastalarına da uygulanıyordu. Alkol, benzin ve sarımsak karıştırılıp, beş gün karanlık yerde bekletilip vücutlarını siliyor, pansuman yapıyorlardı. Ayı yağıyla vücut pansuman yapılıyor veya ağrıyan yerlere bağlanıyor. Hasta sıcak gübre içine yatırılıyordu. Aynı yöntem donma tehlikesi geçirenlere uygulanıyordu. Buğday rakısına tuz ve su katarak hasta bir müddet içine yatırılıyor.  

Osetlerde günümüz fizik tedavileri gibi vücudun ağrıyan yerlerini ovalama, masaj yöntemi yaygındı. Bu konuda ustalaşmışlardı. Ayakları üşüyenlere kaynatılmış alıç ve civan perçemi suyu içiriliyordu. Osetlerde özel romatizma günü vardı. Her yıl bu günde hastalara domuz yağı yediriliyordu. Domuz yağının hastalığı iyileştireceği inancı vardı. 

Kas hastalığı – Нуæртты низ – (Nuerttı nij)  

Kas hastalığına dönüş veya viraj anlamına gelen (фæзилæнты низ) fejilentı nij de deniyor. Kas hastalarına hayvansal safrakesesi yediriliyordu. Bazıları safrakesesini bütün olarak yutuyordu. Veya safra kurutuluyor, sonra da toz haline getirilerek suyla karıştırılıp içiliyordu. Köpek ve karga safraları en çok tercih edilenlerdi. Meşe kabuklarının iç zar kısımları süt ile pişirilerek içiriliyor. Vücudu labada yapraklarıyla ovuyorlar. Isırgan yapraklarıyla vücuda vurarak masaj yapılıyor. Pelinotu ve peygamber çiçeğinden 50’şer gr bir litre su içinde su yarıya inene kadar kaynatılıp günde üç kere hastaya içiriliyor. 

Eklem yeri kas dokusu hastalığı – Хæцъæфты низ – (Xetseftı nij)  

Bu tip hastalığa yakalananlara kemik ve kas hastalarına uygulanan yöntemler uygulanıyordu. 

Kuru hastalık – Хус низ – (Xuş nij)  

El ve ayaklarda tutulma. Bir nevi kısmı felç. Bu tip hastalara masaj dışında bir şey yapılamıyordu.  

Dalgınlık hastalığı – Джих низ – (Cix nij) 

İnsanın kendinden geçmiş gibi dalıp gitmesi. Atlardan bulaştığı zannediliyordu.  

Ani titreme – Тилца – (Tiltsa)  

İnsanın istem dışı aniden titreyip sarsılması. Tıla veya tiloy diye de biliniyor.  

Tifo – Тæвд низ – (Tevd nij) 

Osetlerin sıcak anlamında tevd nij, dedikleri tifo bulaştığı kişilerde ateşlenmeye neden olduğundan bu isimle biliniyor. Tifonun çeşitleri vardı.  

1) İç organların ateşlenmesi arten (артæн) 2) Vücudun dışarı vermesi fadge (фадгæ) 3) Hasta zaman zaman ateşleniyorsa felter (фæлтæр) şeklinde adlandırılıyordu.  

Tifonun üç şeklinin de bulaşıcı olduğu biliniyordu. Hastaya sarımsak yediriliyor, vücudu sarımsakla siliniyor, hatta bazı insanlar koltuk altlarında taşıyordu. Siyah barut alkolle karıştırılarak hastaya içiriliyordu. Arpa kumeli (maksime) ile kil karıştırılıp vücuda sürülüyordu. Vücuda tuzlu salatalık ezmesi konuyordu. Hastayı peynir altı su ile dolu fıçı türü bidona oturtup bekletiyorlardı. 

Bağırsak düğümlenmesi – Тъæнкты фелхынц – (Tenktı felğınts)  

Bağırsak düğümlenmesinin aç karnına içilen şeylerin veya ağır yük kaldırılması sonucu oluştuğuna inanılıyordu. Hastaya keçi derisinden yapılmış şarap tulumu koklatılarak bağırsağın çözüleceği düşünülürdü. 

Vücutta su toplanması – Дон низ – (Don nij) 

Osetlerde dengel nij veya don reşıd diye de bilinen ve vücudun şu toplayarak şişmesi hastalığı olanlara ardıç yapraklarının kaynatmış suyunda banyo yaptırılıyordu. Ardıcın ve ısırganotunun yaprakları kaynatılarak suyu içiriliyordu. At gübresi ısıtılıp hasta içine yatırılarak bekletiliyordu.  

Deriyle ten arasında hava toplanması – Пыл низ – (Pıl nij) 

Pemfigus benzeri bir hastalık olan ve deriyle ten arasında hava oluşması için hiçbir şey yapılamıyordu.  

Şarbon – Tалæй – (Taley) 

Talay denen hastalık, atların boynu ve boğazında oluşuyor ve hastalara sıcak içki ya da alkol ve barut karışımı da içiriliyordu. Tavuk canlıyken karnı yarılıyor ve sıcak vaziyette ağrıyan hastalıklı bölgenin üzerine konuyordu. Hastaya kaynatılmış taze fındık tomurcuklarının suyu içiriliyor veya fındık dallarının kaynatılmış suyu içiriliyordu. Fındık değneğiyle ağrıyan bölge ovalanıyordu. Bazı bölgelerde enseden kan alınıyordu. 

Salgın hastalık – Рын – (Rın)  

Osetya’nın “Ölüler Şehri” diye de bilinen Derğevş bölgesinde salgın hastalıklar mabedi de var. Rın kelimesi en tehlikeli hastalıkları çağrıştırırken tüm hastalıkların isimleri de rınçın (hastalık) şeklinde anılıyor. Hastalıklar mabedinde ağustos ayında kurban edilecek büyükbaş hayvanların sırtlarına ipler konularak bırakılıyor. İpi ilk düşüren hayvan kurban edilerek hastalıkların defi için dualar ediliyor.  

Alanların Moğol faciası sonrası salgın hastalıklara yakalanmaları büyük zayiat vermelerine neden oldu. Dargavs bölgesindeki mabedin (Куывæндон) kurulması da bu tarihten kalmadır. Bu dönem menşei bilinmeyen tüm hastalıklar “rın” diye adlandırılıyordu. Osetya’da sülaleler kendi bölgelerinde toplu yaşıyorlardı. Bazen bir köy tek sülaleden oluşuyordu. Hal böyle olunca bulaşıcı hastalığın girdiği yerde sülaleler kırıma uğruyor, bazen de sülale tamamen yok oluyordu. Bu tip durumlarda herkes kendini emniyete alırken hastalığın cereyan ettiği yere kimse yardıma gitmezdi. Hastalığa yakalananlar dışlanır, yalnız bırakılarak ölüme terk edilirdi. Bazen hastalıklar görüldükleri sülalenin adını alır ve o isimlerle anılırdı. Ajitı Nij, Tukatı Nij gibi… Hastalık bulaşmış ailelere kız verilmez, kız alınmazdı. Hastalıktan kurtulmuş olsalar da uzun müddet kanlarının bozulduğu inancı hâkimdi. Hastalıktan kurtulanlara “рыввыст” (rıvvışt) deniyordu. Bulaşıcı hastalıklar hayvanlarda da görülebiliyordu (Фос Рын-Foş Rın). (Devam edecek) 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here