‘Adige Ane’nin sosyokültürel işlevi ve önemi

0
423

Sofra yalnızca fizyolojik gereksinimlerin karşılandığı basit bir fiziksel ortam değil, aynı zamanda aile üyelerini bir araya getiren ve onların birbirleriyle çok boyutlu etkileşime girmelerini sağlayan, son derece kapsamlı bir toplumsal olgudur. 

Sofra; toplumsal yaşamın içinde törenler, düğünler, eğlenceler, ölümler gibi farklı toplumsal etkinliklerde değişik amaçlarla kurulmaktadır. Sofra, gündelik yaşamda kimi zaman yemek yenen, karın doyurulan bir lokanta, kimi zaman kültürel değerlerin ve normların öğrenildiği bir kültür merkezi, kimi zaman çeşitli davranış kalıplarının kazanıldığı bir eğitim kurumu, kimi zaman aileyle ilgili ciddi kararların alındığı bir toplantı salonu, kimi zaman güven duygusunun yaşandığı psikolojik bir terapi merkezi, kimi zaman ise yemek öncesinde ve sonrasında dua edilen bir tapınak olma işlevini üstlenmektedir. 

Aynı zamanda sofra; içinde aile kurumunun yer aldığı, en genel anlamda sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik ve sınıfsal özellikleriyle toplumsal yapıyı bire bir yansıtan sosyolojik bir modeldir. Bu modelde toplumsal yapının temel bileşenleri olan aile, din, siyaset, hukuk gibi temel toplumsal kurumlar ile bu kurumların barındırdığı toplumsal ilişkiler, statüler, roller ve normlar hakkında son derece zengin bilgiler içermektedir. Birbirleriyle farklı düzeylerde ilişki içine giren aile bireylerinin tümünü çevresinde bir araya getirebilmeyi başaran sofra, aile başta olmak üzere pek çok kurumun sahip olduğu çok sayıda işlevi üstlenen toplumsal bir alt kurum olarak düşünülebilir. 

Sofra kültürünü yemek yeme biçimi veya sofra adabı olarak dar bir alana hapsetmememiz gerekir. Sofra kültürü en az yenen yemekler kadar önemli olan ve ailenin  hiç olmazsa günde birkaç kez bir araya gelmesini sağlayan bir kültürdür.  

Sofralar bir bakıma aile meclisidir. Sofrada o gün yapılanlar veya yapılacak olanlar konuşulur. Sorunların dile getirilmesine, çözümler üretilmesine olanak sağlayan bir kültürdür. Aile içinde yer alan herkes bir bütünün parçası olduğunu daha somut bir yapıda görür. Çocuk böylece aile kavramını daha yakında tanıma, yaşama fırsatına sahip olur. 

Çerkeslerde sofra… 

Bir diğer açıdan bakarsak sofra bir milletin kimliğidir. “Çerkes sofrası” da en az tarihi kadar eski ve güçlü bir olgudur. Antikçağlardan günümüze kadar üç ayaklı Çerkes sofrası “Ane” diasporaya sürgün edilen Çerkeslerin anavatandan yanlarında getirebildikleri en önemli mutfak eşyasıdır. Çerkeslerin geleneksel üç ayaklı “ane”si iç mekânın ayrılmaz bir parçası olarak kültürel önemini kaybetmeden günümüze kadar gelmiştir. Ane sadece salt bir sofra değil, aynı zamanda evin, ailenin, kızların misafirperverliği, mitoloji efsanelerinden sihirli güçlerle donatılmış bir nesnenin kutsal görüntüsüdür.  

Çerkesler Güneş’in kutsallığına olan inançlarından hareketle hayatlarının en önemli nesnelerini daire şeklinde biçimlendirmiştir. “Adige Ane” ile de hem Güneş’e hem de Dünya’ya olan yakınlıklarını sembolize etmişlerdir. Ane’nin dairesel olması kendinden sonra gelenlerin de birlikte ve eşit şartlarda olduğunun simgesidir. Ane’nin, çok pratik, hafif, rahat taşınabilen, ergonomik, özgün bir biçimi vardır. Ayrıca üç ayak üzerinde şaşırtıcı bir dengeye sahip, yanlışlıkla dokunsan bile devrilmeyecek şekilde tasarlanmıştır. Ane’nin çapı yarım metre kadardır. Yerden yüksekliği ise yarım metreden biraz fazladır. Küçüktür ve ekseriyetle ve yekpare gürgenden yapılmıştır. 

Bu küçük sofralar Avrupa’daki tabaklara benzer. Batı’da tabaklar nasıl her yemekte değişirse Çerkeslerde de her yemek için ayrı bir sofra (ane) gelir. Her sofrayla lüzumu halinde daima temiz kaşık gelir. Sofralarda çatal yoktur. Fakat bazen küçük ve zarif bıçaklar konulur. Esasen Çerkes yemeklerinde çorba müstesna her fert hissesini ayrı yediği için pek de tabağa ihtiyaç olmaz. 

Çerkeslerde misafire tam yerinde saygı ve sevgi gösterilecekse, itibar yapılacaksa 30 sofra yemek hazırlamak gerekiyordu. Varlıklı aileler 100’e yakın bu tarz sofraya sahiptirler. Gayet temiz tutulduğu için daima yeni gibidirler. Biraz kararmış eski sofra tahtasını misafir önüne getirmek çok ayıptır. Ane’ye örtü koymak âdet değildir. 

Ane armut ağacından da yapılırdı. Adigeler armut ağacının refah getirdiğine inanırdı. Ağacın kesildiği zaman önemliydi. Doğanın uyku zamanı olan aralık ayında yapılıdır. Hazırlanan sofralara aile armaları işaretlenirdi. Geleneksel üç ayaklı sofraya ek olarak daha birçok sofra türü vardı. Adigelerin seyyar yaşam tarzı olduğu için erkekler büyük olmayan yuvarlak ve at sırtında rahat taşınabilecek, tepsi türünden sofralar yaparlardı. Orta kesimi yüksek bir kenara sahipti. İçine sıcak bir içecek konulabileceği derin bir kabı vardı. Bu sofraya “Zek’o Ane” denirdi. 

Bir de tharıkof bitkisinin yapraklarından oluşan “Tharıkof Ane” vardı. Çerkes söylencelerinde bahsi geçen Tharıkof Ane’nin yaprakları sini kadar olurdu. Eskiden atlılar bu yaprakları sofra olarak kullanırlardı. 

Yemek, kültüre açılan bir portaldır. Sofra ise o kültürün en önemli unsurudur. Çerkesler için sofra; pagan inançlarından beri süregelen kutsal bir objedir. Evde, savaşta, seferde sofralarına azami önem göstermişler, farklı bir tasarım biçim ve işleviyle büyük bir anlam kazandırmışlardır. 

  

Kaynakça:  

-Jabağı Baj 

-Kuzey Kafkas Mutfak Kültür ve Yemekleri, Nimet Berkok Toygar – Kamil Toygar, Ankara-1988 

-Beşto Yılmaz Beştepe 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here