Almastı Çerkes Kadın Hareketi: ‘Feminizmin yerelleşmesi görüşünü destekliyoruz’

0
579
Kolaj: Zaina El-Said

-Almastı olarak geçtiğimiz yılda birçok atölye, yazı dizisi ve çağrılarda bulunup birçok alanda aktif olarak yer aldınız. Sesinizin duyulması gereken yerlere ulaştığını düşünüyor musunuz? 

-Almastı: Almastı olarak kurulduğumuzdan beri, amacımıza yönelik projeler yapmaya, etkinlikler düzenlemeye çalışıyoruz. Yeni ve nispeten küçük bir oluşumuz. Buna rağmen Çerkes toplumunda hiç konuşulmayan feminizm, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi kavramları gündeme getirdiğimizi düşünüyoruz. Kurumsal düzeyde derneklerdeki temsiliyet eşitsizliğine dikkat çekmeye çalıştık, bir şeylerin dönüşebilmesi için bunun dile getirilmesi gerekliydi. Geçtiğimiz aylarda yapılan dernek seçimlerinde de yönetim organlarındaki kadın sayısında ciddi bir artış yaşandı. Örgütlü yapıların tüzüklerine de kadın kotası getirilmesi tartışılıyor. Tüm bunlara bakıldığında elbette yeterli değil fakat şimdilik geldiğimiz durumdan memnun olmadığımızı söylemek de yanlış olur. Yine de bir konunun tartışılmaya başlaması sorunun kendisinin ortadan kalktığına işaret etmemektedir. 

  

-Almastı Çerkes Kadın Hareketi olarak birçok kez “Çerkes kadını”nı özne aldığınızı beyan ettiniz ve bu bağlamda Çerkes kadını üzerindeki ataerkil gelenekselci tavra ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine atıfta bulundunuz. Fakat görülüyor ki dünyanın birçok yerindeki kadınlar için de çağrılarda bulunuyorsunuz; mesela en son Afganistan’daki kadınlar… Buradan yola çıkarak hareketinizin eylemselliğinin kapsayıcılığı üzerine ne söylemek istersiniz? 

-Almastı olarak kendimizi postkolonyal feminizme yakın görüyoruz ve feminizmin yerelleşmesi görüşünü destekliyoruz. Bu da şu demek: Feminizm Batı merkezli değildir, olmamalıdır. Dünyanın her yerinde kadınlar ataerkil düzen tarafından eziliyor ve farklı baskı mekanizmalarına maruz kalıyorlar. Bu baskı mekanizmalarının nasıl ortaklıkları var ise aynı zamanda farklılaştıkları yerler de var. Haliyle tek bir çözüm önerisiyle kadın sorununun çözülebileceğini düşünmüyoruz. Bu minvalde biz diasporadaki Çerkes kadınlar olarak kültürel etkenlerin son derece farkındayız. Bu nedenle “daha küçük” görülen kültür ve topluluklardaki kadınların seslerinin duyulması gerektiğine inanıyoruz. Buradaki ölçümüz ise; bunları yaparken kadın meselesini halletmiş bir milliyetçi söylemi hedeflememek. Çerkes kimliğine dair referanslarımız, kaygılarımız ve gelecek projeksiyonlarımız var ama öte taraftan her ırk, din, dil veya coğrafyadaki kadınlarla da dayanışmada bulunmayacağımız manasına gelmemekte. Özetlersek; bizim iştigal alanımız Çerkes kadını üzerinden evrensel olarak kadın sorununun ele alınması diyebiliriz.  

  

-Jineps için verdiğiniz bir önceki röportajda da Almastı olarak yaptığınız çıkıştan sonra linç ve hakarete uğradığınız, büyük bir tepkisellikle karşılandığınız konuşulmuştu. Bu hâlâ devam ediyor mu yoksa Çerkes toplumunda ve geri kalan alanlarda artık kabul gördüğünüzü düşünüyor musunuz? 

-Geçen sene yaşadıklarımız gerçekten ciddi boyutta ürkütücüydü. Tehditlere ulaşan tepkiler aldık, alay edildik, küçük görüldük. Almastı olarak görünmeyeni görünür kılmak istedik. Görmedikleri sadece kadınlar değil, kadınlarla beraber, kadın olmamızdan ötürü yaşadığımız her türlü zorbalık, baskı. Birçoğumuz bireysel olarak maruz kaldık, birçoğumuz en yakınlarımızın maruz kaldığına şahit olduk. Kadınlar olarak bizler hep birbirimizi gördük. Bunlar elbette gururu kırılmış erkekliğin tepkileriydi ve bize Çerkeslerdeki ataerkinin boyutunu göstermesi açısından önemliydi. Kadınların, kendi fikirlerini söyledikleri sırada aldıkları tepkinin bu olması Almastı hareketinin ne kadar gerekli olduğunu kanıtlar nitelikte oldu. Elbette bu tepkiler bir süre sonra duruldu. Bu sefer alınan tavrın ise yok sayma olduğunu düşünüyoruz. Bir kesim bizi ciddiye almak istemiyor çünkü ciddiye alınmamız demek, kültürel kodların eleştirisi anlamına geliyor. Görmezden gelerek yüzleşmekten kaçıldığını düşünüyoruz. Hâlâ bir kısım için şu an bulunduğumuz nokta “kabul görmek”ten çok uzak. Şunu da ekleyelim ki bizim derdimiz tek başına toplumun tüm kesimlerince kabul görmek değil. Birileri bizi düşman olarak görebilir, söylemimizden rahatsız olabilir. Netice itibariyle mücadele ettiğimiz kişilerin bizi kabul etmesini de beklemedik. Bunların yanında ise, daha önceki sorularda da cevapladığımız üzere, aslında Almastı’nın adı anılmasa dahi gündeme getirdiğimiz konu başlıklarının toplumun ciddi bir kesiminin hem hassasiyetlerine hem de tartışma konuları arasında girdiğini gözlemliyoruz. Bu da örgütsel manada olmasa bile söylemsel manada doğru yeri ve konuyu yakaladığımızı gösteriyor. 

  

-Derneklerdeki kadın oranına dikkat çekerek Çerkes kadınlarının yeteri kadar yer alamadığına söz sahibi olamadığına dikkat çektiniz. Geçirdiğimiz seçimlerde ve süreçte bunun değiştiğini söyleyebilir misiniz?  

-Olumlu yönde bir gelişme olduğu aşikâr. Biz Almastı’yı kurduğumuzda KAFFED Genel Başkanı Yıldız Şekerci idi. Şekerci’nin başkan olma sürecinde yaşananlar, yürütülen tartışmalar herkesin belleğindedir. Son seçimlerde ise olumlu yönde bir adım atıldığı gözlenebilir. Yönetim kurullarında kadınlara da yer verilmesi konusunda hassasiyet gösterilmiş olabilir. Bu hassasiyetin oluşmasında Almastı’nın etkisi olduğunu düşünüyoruz ancak tabii ki bunlar yeterli değil. Daha iyiye ilerlemesini, daha eşitlikçi adımlar atılmasını umuyoruz. Bu noktada da etkin kadın katılımını önemsediğimizi, kadınların sadece sayılardan ibaret olmadığını da söylemek zorundayız. Tüzük değişiklikleriyle örgütlü Çerkes yapılarında kadın kotasının sağlanması elbette önemli bir kazanım olacaktır ama diğer taraftan kadınların bu organlarda etkin şekilde yer almaları gerektiğini düşünüyoruz.  

  

-Kasım 2021’de DW’nin yaptığı Çerkeslerle ilgili çalışmadan sonra asimilasyon üzerine bir tartışma başladı. Postkolonyal feminizm üzerine röportajlarınız ve çalışmalarınız da var. Asimilasyonun yaşandığı üzere pratikte devlet politikalarından bağımsız olmayarak, aile ve kadını da araçsallaştırdığını görüyoruz. Çerkes kadınları için mücadele ederken, Çerkes kadınını güçlendirir ve sesi duyulur olması gerektiğini söylerken Çerkes kimliğini korumak adına bir misyon da üstelendiğiniz söylenebilir mi?  

-Çıkış manifestomuzda da belirttiğimiz üzere aslında bizler bu cemiyetin içinden çıkmış, cemiyetin içinde yaşayan, haliyle de şikâyet ettiğimiz baskı mekanizmalarına maruz bırakılmış insanlarız. Çerkes kimliğimizle alakalı bir derdimiz olmasaydı zaten Türkiye’deki herhangi bir kadın örgütünde de mücadelemizi sürdürebilirdik. Biz tam da bu sebeple Çerkes olarak konuşuyoruz. Tabii ki gelenekçi bir Çerkesin bakış açısıyla değil ama devingen, dönüşen bir kimlik paradigması kastımız. Haliyle de kimlikle alakalı, asimilasyonla alakalı, soykırımla alakalı sözümüz ve kaygımız var.  

DW’nin yaptığı haberden sonra oluşan tepkilerde olduğu gibi doğrudan Çerkes kimliğimizle var olmamıza saldıran şeylerin de karşışında olduk. Postkolonyal feminizmin de temel söylemi olan çifte baskılanma karşısında olduğumuz zaten ilkelerimiz arasında. Bu noktada da Çerkes kadını olarak var olmak için çifte baskılanmaya karşı çifte direnişin de olması gerektiğini düşünüyoruz.


Esen Gitmiş 

Özyeğin Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olup, Bilgi Üniversitesi’nde Örgütsel Psikoloji dalında yüksek lisans yapmaktayım.  

Kabardey bir ailenin kızı olarak İstanbul’da yaşamaktayım.  

Almastı Çerkes Kadın Hareketi destekçisiyim. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz