Hayalimiz; sağlıklı bir ortamda insan sağlığını iyileştirmeye çalışmaktı

0
115

Merhaba değerli Jineps gazetesi okurları, 

Uzun zamandır hekimlerin çalışma şartlarındaki olumsuzluklar, performans sistemi sonrası sağlık sisteminin giderek bozulması, sağlıkta şiddetin gittikçe artması, politik nedenlerden dolayı hekim ile hastanın karşı karşıya bırakılması, emeklilikte hak sorunları ve bunlarda hiçbir düzenlemenin yapılmadığını üzülerek izliyorum. Sizin aracılığınızla bir hekimin eğitim döneminden çalışma hayatına hangi süreçlerden geçtiğini, olabildikçe özetleyerek içimi dökmek istiyorum…  

17 yıllık tıp doktoruyum. İstanbul’da doğdum, büyüdüm ve okudum. Öğretmen bir anne-babanın ortanca çocuğuyum. İyi insan olmanın gereklerinden en önemlilerinden birinin işini iyi bir şekilde yapmak için tüm çabanla uğraşmak olduğunu düşünen bir insanım. Bu kanıya sonradan varmadım elbet… Gördüm ki beni yetiştiren annem ve babam insanüstü bir çabayla ve vicdanlı şekilde çalışıyorlardı. Ben de böyle olmalıydım ve kendimi bildim bileli hep ders çalıştım. Ama sanılmasın ki sadece ders çalıştım; müzik, dans ve sporla da lisanslı olarak uğraştım. Sosyal ve kültürel aktivitelerin tümü ders başarımı da artırıyor, hayallerimi ve ufkumu geliştiriyordu. Ailem İstanbul’da yaşamasına rağmen, İstanbul içinde ailemden ayrı 3 yıl yatılı olarak fen lisesinde okudum. Pek çok kişinin uyandığı saatte ben uyudum. Hayır; beni kimse zorlamadı, içimden gelen enerji ve hayallerimden destek aldım. En iyisini yapmalıydım. Çünkü doktor olmak istiyordum ve insan hayatıyla uğraşacaktım. Üniversite puanları açıklandıktan sonra oldukça iyi bir puan aldığımı gören çevremdeki pek çok büyüğümün tıp fakültesi dışındaki seçeneklerimi de ısrarla hatırlatmalarına, İstanbul’da pek çok üniversitenin iyi bölümlerine girip 4 sene sonra işimin hazır olacağını, iyi bir geleceğin her şekilde mümkün olacağını da bilmeme rağmen; tüm sıralamalarını tıp fakültesi yazıp en az 10-11 yıllık bir eğitim maratonuna baslamış oldum. Herkes iyi bir geleceği belki maddiyatla eş tutabilir ama seçimim öncesinde maddiyat ilk sıralarda değildi ve düşündüm ki; bir insani iyileştirmenin manevi hazzından kazandığımı kimse bana parayla ödeyemezdi. 6 yıl tıp eğitimi ve sonrasındaki 5 yıllık uzmanlık eğitimimin zorluğunu çoğu kişi tahmin ediyordur ama yaşamadıkça gerçekten bilinemeyecek bir süreçti. Gece gündüz ders çalışmak gerekti evet, çünkü insanlar bize en sevdiklerini, canlarını emanet edecekti ve var gücümüzle çalışmalıydık.  

  

Öğrencilik günleri… 

Fakültede ihtiyacımız olan yerli yabancı pek çok kitaba ailemiz sayesinde kavuştuk. Her gün 5 saat toplu taşıma kullanmam gerektiği ve yorgunluktan yeterince ders çalışamadığımı gören ailem; fakültenin yakınında ev kiraladı ve öğretmen annem emekli olup yanıma taşındı ve tekrar Avrupa Yakası’nda geçici öğretmenliğe başladı. Babam ve iki kardeşim için her cuma yemek hazırlayıp Anadolu Yakası’na onlar için taşıdığımızı söylesem inanır misiniz? Evet; her hafta böyleydi. İki kardeşim de üniversitede okuyordu ama ben ailenin kız çocuğu olduğum ve derslerim çok yoğun olduğu için; kardeşlerimin de hoşgörüsüyle; ailemden daha fazla destek gördüm. Derken tıp fakültesinin bitimine yakın, yeni bir mecburi hizmet yasası çıktı ve kuraya ilk katılanlardan biri biz olduk. Eğitim sürecinde böyle bir olasılıktan bahsedilmemişti, ama olsun, biz mecburi hizmetimizi yine de severek yaparız diye düşünmüştük. Uzmanlık sınavını kazandığım için mecburi hizmete fakülte sonrası gitmedim ama pek çok arkadaşım; Doğu ve Güneydoğu dahil 350-650 gün arası mecburi hizmet yaptılar.  

  

Uzmanlıkla artan zorluklar 

Derken uzmanlığa başladım, günaşırı 36 saatlik aralıksız nöbetler, nöbet ertesi izninin olmaması, annelik sonrası süt iznimi kullanamamam vs. pek çok memurun kullandığı ama bize verilmeyen haklarımız aklıma geldikçe hâlâ içim sızlar. 9 aylık süt emen yavruna 36 saat sonra kavuştuğunu düşününce, hak sadece benden değil, aslında yavrumdan da alınmış oluyor değil mi? 5 yılın sonunda uzman oldum ve ilk mecburi hizmet yerime atandım. Başka bir şehre giderken aslında bütün dünyanızı, duygularınızı, anılarınızı da taşımak durumundasınız; aksi durumda gittiğiniz yeri benimseyemez, mutsuz olursunuz. Eşimin yandal uzmanlığı yapması nedeniyle; biz uzmanlık sonrası farklı 3 şehre daha dünyamızı taşıdık, taşımak zorunda kaldık. Tam alıştık derken, yeni bir mecburi hizmet kurası kapımızı çaldı ve biz sadece eşyamızı değil, sevdiklerimizi, dostlarımızı orada bırakıp, yine yollara düştük. Eğitim yapıp yükseldikçe ödüllerimizi(!) de almış olduk. Tabii her taşınma öncesi okula giden iki oğlumuzu da hazırlamamız gerekti, onlar da en sevdikleri arkadaşlarını bırakıp yola koyuldu.  

Açıkçası kısa hayat öykümün en başında, hatırlarsanız, hayallerimden bahsetmiştim ama benim hayallerim bunlar değildi. Şehir değişse de çabalamaya devam ettik, elimizden gelenin hep en iyisini yapmaya çalıştık, hastalarımızı iyileştirmekti, hasta olmamalarını sağlamaktı tek amacımız, her şartta. Bununla birlikte bizi yetiştiren anne-babamıza aynı şehirde bir türlü yaşayamadık. Başka şehirlerde bize anne-babalık eden büyüklerimiz, sevdiklerimiz oldu ama gerçekten biz büyüdüğümüz şehre, çocukluk arkadaşlarımıza, ailemize hasret kalmış ve çok yorulmuştuk. Sağlık sisteminin, neredeyse sadece doktorlar üzerinden dönmeye başlayan, vahşi bir sistem haline gelmesi nedeniyle ve en önemlisi liyakate hiçbir zaman önem verilmemesi nedeniyle bir çıkış noktası aramaya başladık. Bir doktorun günlük 120 hasta bakmasını bekleyen bir sistem kısa sürede çözülemezdi, böyle bir işleyiş hem doktora hem de hastaya haksızlıktı. Tıp doktorluğu evrenseldi ve yurtdışı için başvurumuzu 5 yıl önce yaptık. Denkliğimizi hemen aldık, sonrasında dil öğrenme ve diğer prosedürleri tamamlamayla geçti. Bu prosedürler sırasında iki şehir daha değiştirmiştik, tahmin edersiniz. Hayalimiz; dünyanın neresinde olursa olsun, sağlıklı bir ortamda insan sağlığını iyileştirmeye çalışmaktı. Farkındaysanız paradan hiç söz etmedim, çünkü Türkiye’de maaş yetersizliği çok büyük bir problem olsa da, bizim göç etme motivasyonumuzda yeri hiç olmadı.  

  

İsveç’te doktorluk ve haklar 

Yaklaşık 1 yıl oldu, İsveç’te çalışıyorum. Henüz taşınmadan çocuklarımın okulu ayarlandı, gidecekleri dil kursları, müzik kursları, sağlık kontrolleri hepsi taşınmadan önce belliydi. Taşındığımızın ertesi günü, okula yerleştirme için uzun sayılabilecek görüşmelere alındı çocuklarım. Amacı hangi okula gidecekleri değil, hangi konuda daha fazla desteğe ihtiyaç duyabilecekleri, herhangi bir alerjileri olup olmadığı, ek olarak Türkçe anadili derslerine devam edip etmek istemedikleri, sağlık konusunda olası bir desteği ihtiyaç duyup duymadıkları hakkında geniş kapsamlı bir değerlendirmeydi. Sonrasında küçük oğlum ücretsiz olarak servis verilerek okula gidip gelmeye başladı, okul-ev arası mesafe bu olanağı belirledi.  

Ben hastanemde çalışmaya başladığımda gördüm ki; mesleğimizi daha iyi koşullarda, daha insani şartlarda yapmak mümkün. Sağlık ocağının iyi şekilde işlediği bir ülke burası ve pek çok sağlık problemi orada çözülüyor. Zor hastalıklar ve acil hastalar büyük hastanelere yönlendiriliyor. Pek çok genç asistan arkadaşım var, birlikte çalışıyoruz. 12 saatlik gece nöbeti sonrası izinli oluyorlar, dinlenebiliyorlar. Bu, hastaneye geldiklerinde daha enerjik çalışmalarını, daha doğru karar verebilmelerini sağlıyor. Ayrıca bilmedikleri konuda öğrenmek, okumak, araştırmak istiyorlar. Sistem tarafından hırpalanmadıkları için bunu gerçekleştirebiliyorlar ve mutlular. Bir hasta için poliklinikte 1 saat ayrılıyor, bunun yaklaşık 30-40 dakikası hastayı dinleyip muayene etmekle geçiyor, geri kalanında da doktor tarafından tetkik ve tedavilerle ilgili prosedürler tamamlanıyor. Ayrıca çalışan tüm personel için, mesai saatleri dışına çıkan her dakika, sonrasında izin olarak kullanılabiliyor. Yeterince zaman ayırıp hastalarımızı yeterince dinleyebildiğimiz için hastalarımız çok müteşekkir oluyorlar, kafalarına takılan her şeyi saygı sınırlarında bize sorup öğreniyorlar. Böylece hem doktor hem hasta tarafı mutlu ve tatmin olmuş hissediyor.  

Buraya geldikten sonra anladım ki, haklar tüm toplumda, birey ayırt etmeksizin olabildikçe eşit kullanıldığında mutlu oluyormuşsunuz. Size gelecekle ilgili yükselme olanağı verilmesi, siz işinizi düzgün yaptığınız ve uyum içinde çalıştığınız sürece mümkün. Bunun için kimsenin kayırmasına, kimsenin tanıdığına ihtiyaç yok burada. Umarım Türkiye’de de yapılan yanlışlardan en kısa sürede geri dönülür, sadece doktorların değil, toplumun tüm kesiminin daha refah, daha eşit ve daha insanca yaşayabilecekleri günlere kavuşulur. Sevgi ve selamlarımla… 

  

İsmi bizde saklı (Jineps) 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here