‘Karşılaştığı güçlüklerden asla yakınmaz ve başkalarına da bahsetmezdi’

0
115

Lana Apşlaapha, Radyo Sputnik Abhazya’nın 4 Nisan 2022’de yayımlanan “Abhazya’nın Tanınmış Kişileri” programında 1 Nisan 2022’de yaşama veda eden Sezai Babakuş (Papba) hakkında Oktay Çkouta ile konuştu.

Değerli dinleyicilerimiz, geçtiğimiz günlerde usta gazeteci Sezai Papba dünyasını değiştirdi. Kendisi anayurduna ilk gelen kişiler arasındaydı. Geçmişten günümüze dek Abhazya ile ilgili çeşitli toplantılar, konferanslar ve oturumların düzenleyicisi olmuştur. Abhazya konulu birçok kitabın redaksiyonunu üstlenmiştir. Bunların yanı sıra çeşitli televizyon kanallarında Abhazya’nın tezlerini savunmak için tartışma programlarında yer almıştır. Yine bu amaçla birçok gazete ve dergide sayısız yazı ve makaleye imza atmıştır. Abhazya’nın bağımsızlığı, özgürlüğü, refahı ve uluslararası tanınma mücadelesi her zaman onun yaşamının odağında yer almıştır. Ne yazık ki yakalanmış olduğu amansız hastalık nedeniyle 1 Nisan günü yaşama veda etmiştir.  

  

-Sezai Papba ile ilgili bugün onu yakından tanıyan bir dostumuzla söyleşeceğiz. Oktay Çkotua hoş geldiniz.  

-Doğrusu bizim kuşağımız için Sezai Papba gibi değerli bir büyüğümüzü hakkıyla bilmiyor olmak büyük bir eksiklik. Yaşam akıp gidiyor, anılar kalıyor geriye. Siz Sezai Papba ile uzun süre birlikte oldunuz, onunla ilgili anılarınızın bir bölümünü bizimle de paylaşır mısınız? Onunla tanışmanız nasıl oldu? Nasıl biriydi?  

Söze başlamadan önce Türkiye’de yaşama veda eden ve bugün toprağa verilecek olan bir başka değerli büyüğümüzden, Basri Gucuwa’dan söz etmek isterim. Basri Gucuwa da Abhazya’yı ilk ziyaret edenlerden biriydi. Ömer Büyüka ve Orhan Şamba ile birlikte Türkiye’den Abhazya’ya ilk gelenler arasındaydı. Kendisi o dönemler partidaşı olan Adapazarı Belediye Başkanı Ünal Ozan’a yakınlığı sayesinde Adapazarı ile Sohum’un kardeş şehir olması sürecine önemli katkılar sağlamıştı. Kısaca ifade etmek gerekirse, Abhaz halkının saygın bir evladı ve hepimizin sevip saydığı bir büyüğümüzdü. Adapazarı’ndaki derneğimizin yönetim kurullarında görev yapmış, çalışmalarını bütün gücüyle desteklemiş biriydi. Bu değerli kayıp için de halkımıza başsağlığı diliyorum.  

Sezai Papba’ya gelince… Onu anlatmak için saatler yetmez. Doğrusunu söylemek gerekirse, Sezai gibi birikimli, entelektüel düzeyi yüksek birinden Türkiye’de de Abhazya’da da yeterince yararlanamadık maalesef. Sezai ve benzeri özelliklere sahip olan aydınlarımızın açıklıkla yapmış oldukları değerlendirmeleri, yapıcı eleştirileri ve önerileri yeterince anlayıp değerlendiremedik, toplum olarak onların geleceğe dair projeksiyonlarını, uzak görüşlülüklerini yeterince özümseyemediğimiz için de sahiplenmekten kaçındık, bu tavırlarımız da onları küstürüp uzaklaştırdı. Sonuç böyle olunca bu tip insanlar kendilerini toplumsal etkinliklerden çekiyor ve uzaklaşıyorlar, onların zorla kendini göstermek gibi bir tavrı olmadığı için de bu unutulma zamanla daha da derinleşiyor.  

Ben Sezai ile Türkiye’den tanışmıyordum, Abhazya’da tanıştık. Gazetecilik mezunu olan Sezai, Türkiye’nin büyük gazetelerinden Hürriyet’in ekonomi servisi redaktörüydü. Bu önemli bir mevkiydi ve böylesine bir görevi bırakarak 1990’da geldi Abhazya’ya. Sezai, öğrencilik döneminde sosyalist ideolojinin aktif savunucusuydu. Bunun için çeşitli örgütlerde ve partilerde örgütlü mücadele içinde yer aldı. Kendisiyle bunu hiç konuşmadım, ama onun Abhazya davasına sıkı sıkıya bağlanması belki de bu siyasi bilinç ve formasyon nedeniyle olabilir.  

Sezai, Abhazya’ya gelince cumhuriyetimizin başındaki Vladislav Ardzınba’nın ekonomi, uluslararası ilişkiler ve diaspora konularında danışmanlığını yapmaya başladı. Biz üniversitede öğrenci olarak bulunduğumuz dönemde, o Ritza otelinin ikinci katındaki o meydana bakan meşhur odasında kalıyordu. Küçük çantası omzunda, daima halkın arasındaydı. İnsanlarla sıcak bir iletişimi vardı. Tatlıdilliydi, şakacıydı. Sanat, edebiyat, ekonomi, müzik, siyaset, kısacası her konuda engin bir birikime sahipti, ufuk açıcıydı. Bu dönemde bizimle de daima ilgilenir, hiç fark ettirmeden desteklerdi. Yani eli daima üzerinizdeydi, bizim için yol göstericiydi… 

Savaş öncesi Sohum’da çok gerilimli bir dönem yaşanmaktaydı ve ortam çok kasvetliydi. İnsanlar sokakta gezemez, dolaşamaz hale gelmişti. Bunu fark ettiği için olsa gerek, bir gün bana “Oktay, gel halkımıza moral verecek bir şeyler yapalım” dedi. “Nasıl?” diye sorduğumda ise “Abhazya dram tiyatrosu ile kahveci Agop’un arasındaki alanda toplanalım. Siz zaten 20 kişi varsınız, üniversiteden arkadaşlarınızı da davet edin. Biz de buradaki arkadaşları harekete geçirelim, hep beraber bir araya gelir, şarkılar söyler, halk danslarımızı sergileriz” dedi. Bu etkinlikle Abhazların sesinin bu şehirde yayılmasını ve bu şehrin bir Abhaz şehri olduğunu herkesin iyice görmesini istiyordu. Böylelikle halkımız da şehrimiz de hayat varmış deyip silkinip kendine gelecek ve güvenle sokağa çıkabilecekti. Bu şekilde her cumartesi orada toplanmaya başladık. Henüz üçüncü cumartesi buluşmasıydı… O kadar kitlesel bir katılım olmaya başlamıştı ki güvenliği sağlamak için polis ekipleri bile görevlendirildi, düşünün artık… Şimdi bu toplantıların fotoğraflarına baktıkça duygulanıyorum. Bütün bunlar Sezai’nin fikirleriydi. O kimsenin aklına gelmeyecek şeyleri düşünüyor, insanları katıyor ve olumlu sonuçlar elde ediyordu.  

  

-Savaş öncesi ve sonrasında önemli yönlendirmeleri olduğuna dair kimi yazılar okuyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?  

-Savaş başladığında Türkiye’de örgütlenen Kafkas-Abhazya Danışma Komitesi’nin kurucuları arasındaydı. Sekreterliğini de o yürüttü bir süre, galiba komitenin kuruluş fikri de ondan gelmişti, zira bu tür fikirler hep ondan çıkardı… Gagra kurtarıldıktan sonra tekrar Abhazya’ya döndü ve Gudauta’ya geldi. O zamana kadar bizim yürütmeye çalıştığımız ilişkileri Mümtaz Şamba ile birlikte yürütmeye başladılar. Bazen Sezai ve Mümtaz gibi mücadele edenlerin savaştaki rollerini küçümser sesler duyuyoruz “Savaşan bizdik, başkaları ne yaptı ki” şeklinde… Bu kesinlikle doğru değil. Bana göre onların yaptığı iş çok daha zordu, ayrıca bilinmesi gereken bir diğer konu da savaş sadece cephede değil, her yerdeydi. Savaşta yaşananların doğru ve etkili bir şekilde tüm dünyaya duyurulması gerekiyordu. Türkiye’deki gazetelerde Abhazya ve savaşa dair tek satırın yer alması için o dönemde verilen çabaları bir bilseniz… Bunlar çok zahmetli ve beceri isteyen konulardı. Onlar buraya gelmeden önce gelen gazeteleri gazetecileri ben karşılıyor, bilgilendiriyor ve yardımcı oluyordum. Daha sonra tüm bu işlerden Sezai Abi sorumlu oldu, yine bu süreçte insani yardım, yabancı ülkelerle yazışmalar, politik örgüt ve şahsiyetlerle iletişim gibi her türlü çabanın tam ortasında yer alıyordu, ama hiç kişisel reklamını yapmadan, öne çıkmadan sessizce yapıyordu bunları. Bu çerçevede savaşın ilk dönemlerinde zamanın Türkiye Başbakanı Süleyman Demirel ile 3-4 kez yapılmış olan görüşmelerde Atay Ceyişakar, Sönmez Baykan ve Sezai Papba’nın çaba ve konuşmaları halkımızın hafızalarında hâlâ tazeliğini korumaktadır.  

  

-Sezai Papba’yı bir dost, bir arkadaş olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?  

-Sezai hiçbir şekilde sorununu, sıkıntısını yansıtan biri değildi. Her daim sakin, güler yüzlü ve iyi kalpliydi. Elinde avucunda ne varsa paylaşır, başkasının elindekine de teklifsizce ortak olurdu. Herhangi bir insan gibi değil öz kardeşe yaklaşır bir samimiyetle yaklaşırdı insana. Ben onu böyle bildim, öyle tanıdım ve öyle saygı duydum.  

  

-Savaş sonrası Abhazya’da tutunabilme adına iş girişimlerinde sonuç alamadı, burada kalamadı; bu konuda ne diyorsunuz?  

-Karşılaştığı güçlüklerden asla yakınmaz ve başkalarına da bahsetmezdi. Sezai, savaş başlamadan önce Abhazya adlı bir gazete çıkarmaya başlamıştı burada. Bu gazeteyi daha da geliştirmek istiyordu. Amacı Abhazya ile diaspora arasındaki iletişimi güçlendirmekti. Ama çeşitli nedenlerle olmadı, sonuç alamadı. Bunun olmayışının nedenlerine girmiyorum, sen de dinleyicilerimiz de çok iyi biliyorlar aslında. Her zaman el altında bu tip sorunlar çıkarıldı, sanki görünmez bir güç diasporadan iyi yetişmiş, eğitimli, kapasiteli insanların bu tarafa gelmelerini engelleme çabasındaydı… Mümtaz Abi ve Sezai de bu şekilde kimi engellerle karşılaştılar. Abluka koşullarının ağır şartlarında yaşıyorduk, katlandık, elbette onlar da direnebilirlerdi ama yine de Türkiye’ye dönmediler, burada olmayınca Moskova’ya gidip orada iş kurdular. Ancak Mümtaz Abi ve Birgül Abla’nın peş peşe ölümlerinden sonra Sezai de İstanbul’a dönmek zorunda kaldı.  

  

-Son yıllarda ne iş yapıyordu, nelerle meşguldü?  

-Rahmetli Mümtaz’ın eşi Handan Hanım’la birlikte Ünlü Konuşmacılar Ajansı adında bir şirket kurmuşlardı. Uluslararası toplantılar, konferanslar organize eden bir ortaklıktı bu. Ama Sezai Papba bu süreçte de Abhazya ile bağlarını hiç koparmadı. “Abhazya’nın Dostları” adlı grubu kurdu. Abhazya ile ilgili düzenlenen panel ve konferansların hep merkezinde yer aldı. Abhazya ile ilgili 3-4 bilimsel kitabın redaksiyonunu üstlendi. Kısacası yine ortalıkta görünmeden, sessiz sedasız, durmadan çalışmalarını sürdürdü Abhazya için… 

  

-Teşekkürler anılarınızı bizlerle paylaştığınız için. 

-Ben de ilginiz için sizlere teşekkür ediyorum, ruhu şad olsun ve anısı unutulmasın diyorum… 

  

Abazacadan Türkçeye çeviren: Ataman Kucba 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here