Çerkesya’da XIII-XVII. yüzyıllarda süvari silah donanımı

0
135

Biçimin oluşumu, stil, ihracat

Çerkes ülkesinin etno-kültürel imajı, geniş Doğu Avrupa ve Ön Asya bölgesi çerçevesinde XIII-XVII asırlar boyunca yaygınlaşan orijinal bir silah ve süvari takımı kompleksinin doğuşuyla sıkı sıkıya ilişkilidir. Bu makale, Adigelerin etnogenezinin karakterinin, silah üretiminin gelişimini, teknolojilerdeki, normlardaki, stildeki yüksek devamlılık düzeyini belirleyen sosyal ve siyasi organizasyonla karşılıklı ilişkisinin açıklığa kavuşturulmasını amaçlamaktadır. Çerkes kültürünün silah ve zırh, atçılık, savaşçı giysisi yaratılmasındaki belirli başarıları, doğrudan doğruya, nüfusun önemli bir kısmını teşkil eden bir savaşçı sınıfının doğuşuyla bağlantılı idi, bu sınıfın kültürü ve yaşam tarzı genel olarak savaşçı yaşam tarzının prestijli olduğuna dair tasavvurla dolu idi. Yüzyıllardır süregelen göçer meydan okuması, cevap olarak etkili bir gücü, Kuzeybatı Kafkasya’nın tarımcı habitatını savunma görevi taşıyan bir atlı savaşçı sınıfını doğurmuştu. Kuban ve Don arasındaki geniş düzlük, üzerinde Bozkır’ın ve Kafkasya’nın en iyi binicilerinin karşı karşıya geldiği bir nevi “hipodrom” idi. Göçer savaşçıların Kuzeybatı Kafkasya’nın yönetici sınıfı içerisine devamlı olarak sızması, yerli halkın savunma gücünü tüm tarihsel çağlar boyunca güçlendiriyordu. Meotlarda savaşçı sınıfın ve silah kompleksinin bin yıllık bir dönem boyunca (MÖ VIII-VII. asırlar arasındaki Proto-Meot döneminden – MS III. asra kadar) yüksek gelişim düzeyi bir rastlantı değildir. Bu anlamda Meotlar, Çerkes toplumunun en yakın tarihsel benzerini, Meot ülkesi de bir çeşit Çerkesya “prototipini” teşkil eder. Çerkes zırh ustaları, Altınorda, Leh, Osmanlı, Rus, Kırım-Tatar, Gürcü, İran ve Mısır ordularında görev alıyorlardı. Dolayısıyla onlara ait eşyalara bugün müzelerde ve tüm dünyadaki kişisel koleksiyonlarda rastlanmaktadır. 

Kafkasya, bin yıllar boyunca Avrasya’da silah ve at takımı üretiminin geliştirildiği yerlerden biri olmuştur. Silah tarihi üzerinde tanınmış bir araştırmacı olan M.V. Gorelik’in (1946-2015) sözleriyle ifade edersek, Kafkas toplumu “silah konusunda biçim oluşturan bir kaynaktı” [1, с. 195]. Mesela Kafkasya coğrafyasının ve Ön Asya’nın en eskisi olan, Klada mezarlığı 31 numaralı kurgan, 5 numaralı türbede ortaya çıkarılan, vasıfları bakımından benzersiz, 60 cm uzunluğundaki bir bronz kılıç, Maykop arkeolojik kültürü çağına ait olup, bir yerel imalat ürünüdür [2, с. 96]. 

Erken Demir Çağında (Proto-Meot Dönemi) Kuzeybatı Kafkasya halkı, Ön-Asya kültürlerinden önce at gemi üretiminde demir kullanmaya başladı. Çok sayıda çeşitli tipte gem ve dizginin erken örneklerine de gene burada rastlanıldı [3, с. 29, 30, 35]. Burada kılıçlar, orijinal tiplerini Meot çağında almışlardır [1, с. 33; 4, с. 18].  

A.M. Leskov, Kuzeybatı Kafkasya’da Meot zamanında, “Onsuz, Güneybatı Avrupa’da yaşayan halkların kadim tarihini yeniden kurgulamanın imkânsız olduğu büyük bir Meot kabileleri yerel kültür merkezi” kurulduğuna işaret ediyor [5, с. 13]. 

Meotların savaş sanatında ve silah üretimindeki yüksek gelişim düzeyinin de altı çiziliyor. Özellikle sıradan Meotların mezarlarında sıklıkla rastlanan kılıçlar ve Meot eşrafının mezarlarında ve kutsal alanlarda bulunan birinci sınıf at takımıyla donatılmış çok sayıda at gömüsü bunun kanıtıdır [5, с. 10]. 

Meotlardaki muazzam at kurbanları (onlarca ve yüzlercesi, rekor sayı 400’den fazla atla, Ulskiy kurganı 1’dir, 1886) [5, с. 7] , sadece ekonominin atçılık kolunun değil, süvari savaşı yürütmeye, uzun seferlere, stadyum turnuvalarına uygun hara üretim geleneğinin de yüksek düzeyinin kanıtıdır. Atlar, Meotların stratejik kaynağı idi ve öyle görünüyor ki, ihraç kalemleri arasında önemli bir yer tutuyordu. Meot atlarının ihracı Orta Avrupa’ya kadar ulaştı, at gemi ve daha geniş anlamda donanımda, silahlarda ve ritüel eşyasında karşılıklı etkileşimle atbaşı gitti. Burada, Meot binicilik kültürünün bariz önceliği vardı [6, с. 191–192].  

Meot (Kuban) tipi miğferler, dizginler, gemler, çok sayıdaki savunma ve saldırı silahı buluntusu bölgeyi bir nevi arkeolojik “cephanelik” gibi gösteriyor [7, с. 48–51]. 

Böylelikle, Meot kültürünün geliştiği bölge, Çerkesya’nın tarihsel ve kültürel prototipi gibi görünüyor. Benzerlik, kültürün en genel tipolojisinde gözlemleniyor: Bu, etno-kültürel bakımdan bütünsel, ama asla üniter bir siyasi oluşumda (Bir çeşit prenslikler veya “kabileler” konfederasyonu) birleşmeyen bir toplumdur, şehirler ve yazı yoktur, buna rağmen metalürji ve zanaat gelişmiştir; seçkinler kast bölmeleriyle ayrılmamıştır ve kırsal alanda “köylülerin” yerleşimleri içerisinde yaşarlar (ve de korunaklı yerleşimlerde onlarla birlikte). 

III. yüzyılın ilk yarısında Kuban’la Don arasındaki düzlükte Meot refahı, çok muhtemelen Alan ve Gotların baskısıyla sona erdi. Büyük Kavimler Göçü çağında Kuzeybatı Kafkasya’nın yerli halkı artık Kuban’ın sağ yakasında neredeyse hiç yoktur. Meotların ardılları anlaşılan, kaybolmadılar ama güçlenen Karadeniz sahil Zihleriyle karıştılar. 

Zih (Kasog) kabile ittifakının güçlenmesi VI. asırda oluyor. Sözlü anıtlarda tüm önceki isimlere neredeyse hiç rastlanılmıyor. Silah, koşum ve süvari donanımında göçer (Türki ve Ugor) etkisi VIII. asırda bariz hale geliyor. Yerel binici topluluğu, göçerlerle yapılan devamlı düellolar sayesinde güçleniyor. Az sayıda göçer savaşçının devamlı olarak yerel savaşçı sınıfı içerisine sızdığını da tahmin etmek mümkündür. 

Kuzeybatı Kafkasya’nın bu ikinci süvarilik çağının gelişmesinin sonucu (Bin yıllık Meot süvarilik çağından sonra), etkileyici bir gönüllü atlı ordusunun oluşumudur. Zih coğrafyasında (Kasog) atlı savaşçı defini kitlesel bir olgudur, dolayısıyla bölgenin erkek nüfusunun büyük oranda oluşmakta olan feodal zümreyle alakalı olduğuna işaret eder [10, с. 143, 175, 198–199, 206; 11, с. 106–108]. 

Bu açıdan Kuzeybatı Kafkasya yeniden bir atlılar ülkesi, siyasi açıdan da bir çeşit prenslikler konfederasyonu haline geliyor [12, с. 208, 214–215]. Atlı yaşam tarzının parlak bir tezahürü savaş atlarının gömüldüğü anıt mezarlardır [13, с. 35]. Zih (Kasog) habitatında yüksek kaliteli törensel at alınlıkları, diğer prestijli at takımları, bariz şekilde savaşçı sınıfının hiyerarşik düzenine işaret eden çok zengin süslü kılıçlar bulunmuştur [14, с. 112]. 

Atlı kültürün gelişim bölgesi olarak Kuzeybatı Kafkasya, Geç Ortaçağ’da (X-XIII. yy), Abhaz ve Gürcü krallıkları, Dağıstan ve hatta Alanya gibi diğer Kafkas bölgelerinin oluşturduğu fon üzerinde net şekilde öne çıkıyor. Bunlardan sonuncusu kültürel açıdan Zihya’ya en yakın olanıdır, ama silah ve koşum buluntusu sayısı bakımından çok geride kalıyor. Alanya’da bir üniter devlet (krallık) kurmaya yönelik bir eğilim bariz şekilde göze çarpıyor, bu durumun sıradan halk tabakalarını kitlesel olarak sivilleştirmesi kaçınılmazdı. 

Zihya’nın (Çerkesya’nın) karşılaştığı en güçlü meydan okuma 1237 Moğol istilası oldu. Moğol istilasının hemen arifesinde Macar rahipler tarafından Matrika’da (Taman-çn.) Zihya kralı olarak tasvir edilen Çerkes kralı Tukar (Tukbaş) savaşta öldü ve öyle görünüyor ki, Çerkes ülkesinin ovalık kesimleri yakılıp yıkılmıştır [15, c. 151–153; 16, с. 37]. 

Çerkeslere karşı sefer daha Cengiz Han tarafından planlanmıştı ve onun siyasi vasiyetinin bir parçasıydı: Oğulları, batının 11 halkını itaat altına almalıydılar ve bunların arasında iki defa aynı sıralamayla Ruslar, Yaslar ve Çerkeslerin adı geçiyor [17, c. 108, 111]. Yani, Çerkes ülkesi Moğolların tasavvurunda, orduları henüz Orta Asya’dan batıya girmemişken mevcut idi. Hedefin prestijli oluşunun, onun askeri-siyasi önemiyle alakalı olduğunu düşünmek lazım. Moğollar, Çerkeslere dair bilgiyi, Çerkeslerle bir asırdan daha uzun zamandan beri temasta olan Kıpçaklardan almış olabilirler. 

Orda’ya dahil olmak Kafkasya ve Doğu Avrupa halklarını zayıflatmakla birlikte, onların Moğolların ileri askeri deneyimlerini benimsemeleri sonucunu da doğuruyordu. İlhanlılarla düzenli olarak yaşanan çekişmelerde olduğu gibi, uzak seferlere katılarak bu halklar, zorunlu olarak muazzam bir savaş deneyimi kazanıyorlardı. 

XIV-XV. asırlar boyunca Çerkesya’nın askeri-siyasi nüfuzu, toprak kazanımlarına paralel olarak kademeli bir şekilde arttı. Bu süreç, Orda hükümetinin iradesine rağmen gerçekleşmesinin yanında, birçok bakımdan hanlık iktidarıyla çeşitli karşılıklı askeri-siyasi etkileşim sayesinde de yürüdü. Çerkes isminin Orda yönetiminin tepe noktalarında bir hayli sıklıkla kullanılması olgusu, bunun bir tesadüf olmadığını düşündürüyor. Ve 1386 tarihli bir Ceneviz belgesinde Zihya (Çerkesya) hükümranının (Büyük prens veya hanlık naibi) ilk adının Teortoboga (Teortobogha, Tatar-buga?) olması da önemlidir [18, c. 461]. Orta çaplı bir Çerkesya prensliği olan Kremuk’un askeri gücü, İ. Barbaro’ya göre “iyi atlara” binmiş 2000 süvaridir (Buoni Cavalli) [19, p. 16, об.]. 

Ortaçağ Adige milliyetinin teşekkülü, komşuları üzerindeki kültürel etkisinin güçlenmesi, silah, donanım ve giyecek eşyası için Çerkes tanımının geniş ölçüde yayılması zamanın kaynaklarına yansımıştır. Mesela “Zadonşçina’da” (14-15. asır eski Rus elyazması, Moskova Büyük Prensi Dmitriy Donskoy’un Altın Orda hanı Mamay’ı 1380 yılında Kulikovo’da yenmesini anlatır-çn.) Rus ordusunu ve onun donanımını överken “Çerkas miğferlerinden” söz ediliyor [20, с. 10]. Anlaşılan Rus askeri eliti diğer miğfer tiplerinin yanında Çerkes üretimi miğferler de kullanıyordu. Özellikle belli bir miğfer tipinin yerel silah üreticileri tarafından imal edilmesi söz konusu olabilir, zira Çerkesya’daki savaşçı mezarlarında ortaya çıkarılan bütün miğfer buluntuları aynı tiptedir. 

R.B. Skhatum iki tipten oluşan bir miğfer sınıflandırması öneriyor: 1) Yüksek küresel miğfer (Mesela Ubinsk yerleşim ören yeri № 1’de bulunan 20 cm den daha yüksek miğfer); 2) Alçak küresel ve konik-küresel miğferler. İkinci tip en yaygını idi. Araştırmacı bu dört parçalı basit miğfer tipinin, Çerkes savunma silahlarının karakterini taşıdığı görüşündedir. R.B. Skhatum’un bu miğfer tipinin Kuzeybatı Kafkasya’da belli bir evrim geçirerek (perçinliden “kaynaklı” miğfere) daha Hazar döneminde dolaşımda olduğuna dair gözlemi çok önemlidir [21, с. 189–192]. 

O.V. Dvureçenskiy ve diğer ortak yazarlar, Skhatum’un gözlemlerini desteklediler ve Çerkes miğferinin Kuzeybatı Kafkasya’da uzun bir evrim geçirdiğine ve nihai şeklini XIII. asırda aldığına ve XIII-XIV. asırlarda yalnızca bu bölgede değil, Orda’nın Avrupa’daki vilayetlerinde de en yaygın savaş başlıklarından biri haline geldiğine işaret ediyorlar [22, c. 15]. Araştırmacılar, Kubanötesi coğrafyasının bu gibi miğferlerin ana tedarikçisi olduğuna ve “Bundan dolayı XIV-XV. asırlar boyunca Rus vakanüvislerince iyi bilindiğine” işaret ediyorlar [22, c. 17].  

Çerkes miğferinin Rus ordusunda görülmesi, Ruslar ve Çerkeslerin Altın Orda imparatorluk ordusunun bileşenleri olmaları dolayısıyla zaten eşyanın tabiatına uygundu. Çerkesler kendi atlı savaşçı silah takımları ve donanımlarıyla Orda hizmetinde Slav topraklarında bulunmuş olabilirler. M.V. Gorelik yaptığı analizle, Adige savaşçılarının Orda zamanında Ukrayna’da bulunmuş olabilecekleri ihtimalini teyit ediyor [23, с. 296].  

XIII. asırda Çerkes ordusu daha uzun bir kılıca geçti, bu olay muhtemelen Moğol etkisiyle olmuştur. Çerkesler kılıcın ucunu üç veya dört yüzeyli mızrak ucu şeklinde dövüp, zırhı delebilecek hale getirerek, kılıcı mükemmelleştirdiler. Böylelikle iki hücum silahının, kılıç ve mızrağın fonksiyonları bir araya getirilmiş oldu. 

Adige dilinde kılıç ve meç aynı sözcükle ifade edilir (Ad. Çate, Kab. Cate), bu keyfiyet Adige habitatında kesici silahın VIII-XIV. asırlarda pürüzsüz bir evrim geçirmiş olduğunu gösterir [24, с. 467; 25, с. 133–134]. Namlunun, balçakın ve kabzanın evrimini çıplak gözle izleyebileceğimiz bir seri kılıç, X-XV. asırlara tarihlenen Ubinsk nekropolündeki gömülerde ortaya çıkarılmıştır [26, с. 146–152]. XV-XVII. asırlara tarihlenen Çerkes kurgan gömülerinden çıkan ve GİM’de (Devlet Tarih Müzesi-çn.) muhafaza edilen bir kılıç serisini inceleyen V.S. Kurmanovskiy’in gözlemlerine göre “kesici silahın üretim geleneğinde doğrudan bir süreklilik söz konusu olmuştur” [27, с. 154]. 

Taktik ve Çerkes toplumunun sosyal teşkilat yapısı, kılıç ve mızrağın fonksiyonlarını bir araya getiren, K. Rivkin ve O. Pinço’nun ifadesiyle hibrit bir silahı icat etmeyi dayatmıştır. Sağlam zırhlarla korunan atlı hasımların vuruşması, Adige silah ustasını ve savaşçısını, mızraklı piyade desteğine ihtiyaç duymadan atlı savaş yürütmeye imkân veren bir silah icat etmeye teşvik etmiştir.  

  1. Rivkin’e ve O. Pinço’ya göre, hakiki Çerkes kılıcının belirtileri şunlardır: 1) Uzun catede süngü uç; 2) Kın üzerinde, öncelikle askı elementlerinde, genellikle pirinçten mamul ve kakmalı, ender olarak da savatlı gümüşle kaplı Çerkes bezekli; 3) Kının arka tarafında, kının ağaç kalıbını ortaya çıkaracak şekilde deri oyularak oluşturulan “pencerelerin” varlığı; 4) Kılıcın keskin ağzında veya kabzasında imza veya damganın varlığı [28, с. 71]; 5) Kabzanın pirinç kısımlarına kazınmış çizgilerde belirli bir geometrinin varlığı [28, с. 71]. “Delici vuruş el ile kabza arasında güçlü bir işbirliği gerektirdiği için, kabzanın üzeri iri pürtüklü köpekbalığı derisiyle kaplanırdı, dolayısıyla catenin eldivensiz olarak kullanılması imkânsız hale gelirdi” [28, с. 70].

1666 yılında E. Çelebi şöyle diyordu: “Meçlerinin ucu üç veya dört yüzlü mızrağı andırıyor. Düşmanı önce meçle durdurur ve aynı meçle doğrarlar” [29, с. 59]. Çerkes kılıcının, göçer habitatı da dahil olmak üzere çok etkileyici bir yayılma göstermesi onun popülaritesiyle ilgili idi [30, с. 347–348]. 

XIV. asır Çerkes savaşçılarının savunma silahlarını anlatırken M.V. Gorelik, Kuban sahilinin “Altın Orda dönemine ait savunma silahları bakımından çok zengin” olduğuna işaret ediyor. “…Buluntuların zenginliğine bakılırsa, savunma silahlarının, prens milisleri gibi bir hayli geniş bir profesyonel savaşçı sınıfının ulaşabileceği kadar bol olduğu sonucunu çıkarabiliriz”. Burada G. İnteriano’nun tespitini hatırlamamak mümkün değil: “Onlar, zırh dedikleri şeyi, yani örme zincir zırh gömleği yastık yerine başlarının altına koyarak ve silahları hazır halde uyurlar, uyandıklarında hemen bu zırhı giyinirler ve anında silahlanmış olurlar” [31, с. 49]. Ayrıca İnteriano, Çerkeslerin “İskitlere” (Tatarlar) göre daha iyi silahlanmış ve daha iyi atlara sahip olduğuna işaret ediyor. İtalyan gözlemci 1634 yılında şöyle yazıyordu: “Çirgaslar asil kanlarıyla gurur duyarlar, Türk ise onlara büyük saygı duyar ve onları asil, atlı savaşçı anlamına gelen Çerkes spaha (Cerches Spaha) adıyla anar. Gerçekten de Çerkes eşrafı, eğlence amacıyla yakın komşularını ziyaret ettiğinde bile, zırh gömleğini ve şişakını (konik miğfer-çn.) giyinmiş, altın kaplama gümüş rozet şeklinde süsler takınmış olarak at üzerinde gider. Atları çok güzel ve çevik, yüksek, ama düzgün yapılıdır” [32, с. 125]. 

Rivkin ve Pinço, Çerkes örme zırhının yüksek kalitesine işaret ediyor: “Kaynaklı Çerkes halkaları son derece sağlamdır, kaynak çizgisi üzerinden kopması enderdir… Çerkes zırhlarının ağırlığı 3,5-5 kg arasında değişir. Bu örmeler, Avrupa zırhlarının aynısıdır. Ağırlıkları, halka sayısı ve ölçüsü, halkaların tespitlenme tipi aynıdır, yalnız Avrupa’da kaliteli sıcak kaynak yapılmıyor, halkaları bir arada tutan sadece bükülmüş tırnaklardır” [28, с. 84]. 

M.V. Gorelik, halkalı-levhalı zırhın (Behter, Yuşman) en erken buluntularından birisi (XIV. asır sonu-XV. asır başına tarihlenen) Ust-Labinskaya stanitsası civarında (1903 N. Veselovskiy kazısı), yani Çerkesya coğrafyasında çıktı [33, с. 247]. Memluk zırhları araştırmacısı L.A. Mayer, bu tip zırhın ortaya çıkış zamanını XV. asrın başlarına, yani Çerkes sultanların hükümdarlık dönemine tarihlendiriyor [34, c. 5–6]. Mayer’in gözlemlerine göre Memluklar üst üste iki örme zırh giyebiliyorlardı, bazı örme zırhlar bir çeşit pelerin gibiydi ve atlı atından indiğinde yerde sürünürdü. Geç dönem Çerkes örme zırhlarından bazılarına yakalık takılıyordu. 

Altın Orda döneminde Çerkesya’da yeni bir miğfer tipi daha ortaya çıkıyor: Misürka. Misr, Arapça Mısır ülkesinin adıdır, dolayısıyla bu tip miğferin Memluk kökenine işaret ediyor. Bunu, “Alt kenarında türban zırhın halkalarının takılması için delikler bulunan fazla derin olmayan bir kase” olarak tarif etmek mümkündür. E.G. Astvatsaturyan’ın işaret ettiği gibi, “Bu tip miğferin Osmanlılara ve Rusya’ya Mısır Memluklarından geçmiş olması mümkündür” [35, с. 65]. 

Memluk sultanlığının Anadolu’daki Türk emirlikleri üzerindeki askeri etkisi çok bellidir. Türk savunma silahları, E.A. Astvatsaturyan’ın işaret ettiği gibi “Memluk silahlarına o kadar yakındır ki, bunları birbirinden ayıran bir çizgi çekmek zordur ve belki de ortak bir Memluk-Türk silah tipinden söz etmek daha doğru olur” [35, с. 61]. 

  1. asır sonu – XVI. asır başlarında Memlukların Mısırında yeni tip bir miğfer ortaya çıkıyor: “Çiçak”. Bu, gövdesi düz veya büklümlü, taç kısmı oval bir kozalak şeklinde biten, orta yükseklikte yarım küre biçimli bir miğfer idi. Çiçakın, burun oyuğu ve yanlarda kulaklıkları vardı [35, с. 61]. Bu tip miğferin eşzamanlı olarak, G. İnteriano tarafından tespit edildiği gibi Çerkesya’da ortaya çıkışı ilginçtir: “Savaş başlıkları kadim tasvirlerde gördüklerimize benziyor, yanakları kapatıyor ve kadim gelenekte olduğu gibi çene altında tutturuluyor” [31, с. 50].

Çerkesya’da silah sanayinin düzeyi o derecedeydi ki, en iyi ustaları “Pulat kılıç şeritleri ve zırh işini öğretmek için” Moskova’ya davet ediliyorlardı [36, с. 322]. Çar Aleksey Mihayloviç, Astrahan valiliği makamını işgal eden hizmetli prens Grigoriy Sunçaleyeviç Çerkasskiy vasıtasıyla Çerkes ustalarına şu emri gönderdi: “Merhametli yüce hükümdarın emri gereğince, o çocuklara kendi marifetlerini öğretsinler ve onlardan hiçbir şey gizlemeden ustalıklarının sırrını onlara açsınlar” [36, с. 323]. Önceleri Astrahan’da “üretim-eğitim kursları” düzenlemek planlanırken, 1661 Ağustosunda Aleksey Mihayloviç, G.S. Çerkasskiy’e “Bize, yüce hükümdara, Moskova’ya, en iyi kaynakçı zırh ustası Çerkaslar gönderilsin… O ustalar, yüce hükümdar olan bizim emrimizle Moskova’ya gelsinler ve biz, yüce hükümdar, o ustalara ihsanda bulunacağız, yıllık tam devlet maaşı ve geniş iaşe sağlanması buyruğunu vereceğiz” [36, с. 324]. 

Süvari savaşının inceliklerini bilmenin yanında, Çerkes atlı savaşçısının silahları, onu geniş Doğu Avrupa ve Ön Asya coğrafyasındaki tüm ordular için aranan bir unsur yapmıştı. Çerkes süvarilerin adı Osmanlı, Kırım, Rus, Lehistan-Litvanya, Gürcü, İran, Mısır ordularında anılıyor. 

Mesela, İsveç’le yapılan savaş için, 1589 temmuzunda Kabardey prenslerine asker göndermesi için çarlık tarafından birbiri ardına üç çağrı yapıldı: Fedor İoannoviç vassallarına şahsen başvurarak 200 zırhlı asker istiyor [36, с. 60–62]. 

1562 yılında 5 Çerkes prensi, maiyetlerindeki 300 atlıyla birlikte Krakov’a geldi. II. Sigismund August onları büyük hürmet ve hediyelerle karşıladı. Solgin ve Temryuk Şimekoviç kardeşler (anlaşılan, Han-Girey’e göre [37, с. 196–197], Hıtuk veya Taman “adasını” yöneten Şameko hanedanının üyeleri –S. H.) Leh ordusunun özel “Pyatigorsk” alaylarının kumandanı oldular. “Pyatigorsk havzası” ve “Pyatigorsklular” ifadeleri bu dönemde “Çerkesler” ve “Çerkesya” kavramlarıyla eşanlamlıdır. Temryuk 1572 yılında Moldovya topraklarında Türklerle yapılan savaşta, bir Çerkes kumandanının en iyi vasıflarını ortaya serdi [38, с. 151]. 

Daha sonraları Pyatigorsk alaylarına Leh, Litvanyalı, Belorus asillerini ve keza Tatarları almaya başladılar. Bu alayların süvarileri Çerkes tarzında donatılmışlardı. Ama periyodik olarak, birkaç yüz veya birkaç bin atlıdan oluşan birlikler oluşturabilen Çerkes paralı askerlerin de adı geçiyor. B. Baranoviç’in işaret ettiği gibi, Lehistan’ın İsveç’le aralarındaki askeri ihtilaflarda bunlar büyük yararlılıklar göstermişlerdir [39, с. 256]. 

Meşhur kral-asker Yan Sobieski, Leh-Litvanya elitinin birçok üyesi gibi Kafkas süvari modasına meraklıydı. Onun ilgisinin kaynağı kısmen Leh asillerinin ideolojik “Sarmatizm” konseptinde yatıyordu, ama bizatihi Çerkes, Gürcü, Osmanlı ürünleri, kaliteleriyle onun ilgisini çekiyordu. Mesela daha 1505 yılında Kırım elçisi Vitsent (Zakkari de Gizolf’un oğlu, “Çerkaşaninlerin Zaharya’sının oğlu”) Litvanya kralına bir “Çerkas kamçısı” sunmuştu [40, с. 47]. 

Çerkes habitatında, bakıldığında tanınabilen, çok muhtemelen Cenevizlilerden [42, с. 172] etkilenmiş bir kalkan [41, с. 223] tipi yaratılmıştı. 

XIV-XV. asırlarda Çerkes süvarilerinin silah kompleksinin organik bileşeni, soketli büyük mızraklardı; mızrak ucunun uzunluğu 26,5-37 cm arasında değişiyordu. Ubinsk nekropolünü araştıran M.L. Strelçenko, mızrak uçlarının o zamanın Çerkes habitatında bulunan mızrak serileriyle benzeştiğine ve “Daha erken Ortaçağ’da Kuzeybatı Kafkasya’da yaygınlaştığına” işaret ediyor [26, с. 155]. 

Ağır mızrakların yanında Çerkesler fırlatılan mızrak da kullanırlardı [43, с. 225–226]. İnteriano okların kalitesini özellikle vurguluyor: “Her gün, hatta at üzerindeyken bile, kendileri için ok yaparlar ve çok güzel yaparlar, öyle ki, en güzel şekilde dövülmüş uçlu bu oklardan daha uzağa gidebilen ok az bulunur” [31, с. 51]. 

Çerkes silah takımı rahat ve silahlara organik olarak uyan bir giysiyle tamamlanıyordu, bu giysilerin bazı elementleri Adige ülkesinin sınırları dışına da geniş ölçüde yayılmıştı. 

Bu, öncelikle giysinin temsili bir elementi olan keçi yününden yapılmış kalpaktır. İnteriano, Çerkeslerin keçeden mamul, koni biçiminde (“Şeker külahı şeklinde”) bir başlık giydiklerine işaret ediyor. Burada, al Makrizi’nin, Barkuk’un iktidara gelişiyle birlikte Memlukların dış görünümünün değiştiğine dair tespitini hatırlamak lazım: “Zahir Barkuk zamanında şapkalar büyüdü ve kenarları eğildi, bu şapkalara Çerkes şapkası deniyordu; bunlar bugün de giyiliyor” [44, с. 185]. D. Ayalon’a göre, Çerkesya halkına ve kültürüne aidiyetin bu önemli sembolünü Çerkes Memlukları, Berkuk’un iktidara gelişinden daha 40 yıl önce dolaşıma sokmuşlardı [45, c. 138]. Çerkes başlığının Arapça adı takiya’dır[46, c. 82]. Yüzyıllarca kullanılan yüksek koni biçimli başlığın Çerkesçe adı ork pa’o’dur (Ad. оркъ паIо). 

Sonuçlar 

Böylelikle Kuzeybatı Kafkasya coğrafyasında silah ve koşum takımının uzun süreli ve verimli evrimi, Orda döneminde teknolojik olarak ileri ve orijinal bir stile sahip bir silah kompleksinin oluşumuyla sona ermiştir [47, с. 176–182; 48, с. 39–62; 49, с. 205–214]. 

Çerkes kompleksi, Bozkırın asırlar süren etkisi sonucunda ve göçer tehdidine bir cevap olarak ortaya çıktı. K. Rıvkin ve O. Pinço “Yüksek Çerkes kültürü” tanımını dolaşıma sokuyor. Bu tanım, konstrüksiyonda, stilde ve biçimde kalıcılık işaretleri gösteren elit, ileri teknolojili ve sanatsal değeri yüksek zırh ve silah örneklerini kapsıyor [28, с. 75, 77, 86]. 


 

  1. Горелик М.В. Оружие древнего Востока. IV тыс. – IV в. до н. э. М.: Наука, 1993. 349 с.
  2. Кореневский С.Н. Современные проблемы изучения майкопской культуры // Археология Кавказа и Ближнего Востока: сб. к 80-летию члена-корреспондента РАН, профессора Р.М. Мунчаева. М.: ТАУС, 2008. С. 71–122.
  3. Вальчак С.Б. Конское снаряжение в первой трети I-го тыс. до н. э. на юге Восточной Европы. М.: ТАУС, 2009. 292 с.
  4. Хазанов А.М. Очерки военного дела сарматов. М.: Наука, 1971. 172 с.
  5. Лесков А.М., Беглова Е.А., Ксенофонтова И.В., Эрлих В.Р. Меоты Закубанья IV–III вв. до н. э. Некрополи у аула Уляп. Святилища и ритуальные комплексы. М.: ГМВ, 2013. 184 с.
  6. Эрлих В.Р. Северо-Западный Кавказа в начале железного века: протомеотская группа памятников. М.: Наука, 2007. 430 с.
  7. Абрамова М.П. Курганные могильники Северного Кавказа первых веков нашей эры // Северный Кавказ и мир кочевников в раннем железном веке: сб. памяти М.П. Абрамовой. М.: Ин-т археологии РАН: ТАУС, 2007. С. 11–188.
  8. Дитлер П.А. Раннесредневековый могильник Мешоко // Археология Адыгеи. Майкоп: Меоты, 1995. С. 138–237.
  9. Анфимов Н.В. Зихские памятники Черноморского побережья Кавказа // Северный Кавказ в древности и в средние века. М.: Наука, 1980. С. 92–113.
  10. Саханев В.В. Раскопки на Северном Кавказе в 1911–12 годах (с 5 табл. и 56 рис.) // Известия императорской Археоло- гической комиссии. Петроград, 1914. Вып. 56. С. 75–219.
  11. Армарчук Е.А. Конская упряжь из могильников Северо-Восточного Причерноморья X–XIII веков. М.: ИА РАН, 2006. 226 с.
  12. Гадло А.В. Предыстория Приазовской Руси. Очерки истории русского княжения на Северном Кавказе. СПб.: Издатель- ство Санкт-Петербургского Университета, 2004. 362 с.
  13. Новочихин А.М. Воинский кенотаф с захоронением боевого коня на средневековом могильнике Андреевская Щель // Военная археология. Сборник материалов семинара при Государственном историческом музее. М.: Квадрига, 2008. С. 26–41.
  14. Новочихин А.М. Комплекс инвентаря кремационного погребения средневекового воина из окрестностей станицы Го- стагаевской // Историко-археологический альманах. Армавир; Краснодар; М., 2014. Вып. 12. С. 108–114.
  15. De facto Hungariae magnae a fratre Riccardo (Iiuliano) invento tempore Gregorii papae noni // Vetera monumenta historica Hungariam sacram illustrantia maximam partem nondum edita ex tabulariis Vaticanis deprompta collecta ac serie chronologica disposita ab Augustino Theiner. Vol. I. Romae: Typis Vaticanis, 1859. pp. 151–153.
  16. Сборник материалов, относящихся к истории Золотой Орды. Т. II. Извлечения из персидских сочинений, собранные В.Г. Тизенгаузеном и обработанные А.А. Ромаскевичем и С.Л. Волиным. М.; Л.: Изд-во Академии наук СССР, 1941. 308 с.
  17. Pelliot P. Histoire secrète des Mongols. Restitution du texte mongol et traduction des chapitres I à VI. Librairie d’Amérique et d’Orient Adrien-Maisonneuve. Paris, 1949. 197 p.
  18. Balard M. La Romanie génoise (XIIe-début du XVe s.), Bibliothèque des Écoles françaises d’Athènes et de Rome, fasc. 235, 2 vol., Gênes-Rome, 1978. Vol. 1. 494 p.
  19. Viaggi fatti da Vinetia, alla Tana, in Persia, in India, et in Costantinopoli: con la descrittione particolare di città, luoghi, siti, costumi, et della porta del gran Turco: & di tutte le intrate, spese, & modo di gouerno suo, & della ultima impresa contra Portoghesi. In Vinecia : Aldus, 1543, 180 p. Пронумерованы только лицевые стороны листов.
  20. Сказания и повести о Куликовской битве. Издание подготовили Л.А. Дмитриев и О.П. Лихачева. Л.: Наука, 1982. 422 с.
  21. Схатум Р.Б. Защитное вооружение адыгов в золотоордынское время (вторая половина XIII–XIV вв.) // Военная архео- логия. Сборник материалов Проблемного Совета «Военная археология» при Государственном Историческом музее. Вып. 2. М.: Русская панорама, 2011. С. 189–201.
  22. Двуреченский О.В., Барышев А.В., Бирюков П.В. Шелом черкасский. М.; Тула: [б. и.], 2012. 55 с.
  23. Горелик М.В. Адыги в Южном Поднепровье (2-я половина XIII в. – 1-я половина XIV в.) // Материалы и исследования по археологии Северного Кавказа. Армавир, 2004. Вып. 3. С. 293–300.
  24. Толковый словарь адыгейского языка / составители А.А. Хатанов, З.И. Керашева. Под ред. А.Н. Абрегова, Н.Т. Гишева. Майкоп: Адыг. респ. кн. изд-во, 2006. 512 с.
  25. Словарь кабардино-черкесского языка. М.: Дигора, 1999. 860 с.
  26. Стрельченко М.Л. Вооружение адыгейских племен в X–XV веках (по материалам Убинского могильника) // Наш край. Материалы по изучению Краснодарского края. Краснодар, 1960. Вып. I. С. 140–157.
  27. Курмановский В.С. Сабли из позднесредневековых погребений Кубанской области в собрании отдела археологии ГИМ // Воинские традиции в археологическом контексте: от позднего латена до позднего средневековья. Тула: Государственный военно-исторический и природный музей-заповедник «Куликово поле», 2014. С. 150–162.
  28. Ривкин К., Пинчо О. Оружие и военная история Кавказа // Альманах «История оружия». 2011. № 4. 127 с.
  29. Челеби Э. Книга путешествия (Извлечения из сочинения турецкого путешественника XVII века) / предисловие А.П. Гри- горьева. Прим. и комм. А.П. Григорьева и А.Д. Желтякова. Вып. 2: Земли Северного Кавказа, Поволжья и Подонья. М.: Наука, 1979. 287 с.
  30. Бобров Л.А. Источники поступления сабель в казахские войска XVIII – середины XIX вв. // Военное дело улуса Джучи и его наследников. Астана: Фолиант, 2012. С. 346–362.
  31. Интериано Дж. Быт и страна зихов, именуемых черкесами // Адыги, балкарцы и карачаевцы в известиях европейских авторов XIII–XIX вв. / составление, редакция переводов, введение и вступительные статьи к текстам В.К. Гарданова. Нальчик: Эльбрус, 1974. С. 43–52.
  32. Описание Черного моря и Татарии составил доминиканец Эмиддио Дортелли д’Асколи, префект Кафы, Татарии и проч. 1634 г. / перевод Н.Н. Пименова. Издано с примечаниями п. чл. А.Л. Бертье-Делагарда // Записки Одесского общества истории и древностей. Т. XXIV. Одесса: Экономическая типография и литография, 1902. Отд. II. С. 89–180.
  33. Горелик М.В. Монголо-татарское оборонительное вооружение второй половины XIV – начала XV в. // Куликовская битва в истории нашей Родины (материалы юбилейной научной конференции). М.: Изд-во Московского университета, 1983. С. 244–269.
  34. Mayer L.A. Saracenic arms and armour // Ars Islamica. University of Michigan Press, 1943. Vol. X. pp. 1–12.
  35. Аствацатурян Э.Г. Турецкое оружие. СПб.: Атлант, 2002. 336 с.
  36. Кабардино-русские отношения в XVI–XVIII вв. Документы и материалы в 2-х томах. М.: Издательство Академии наук СССР, 1957. Т. I. 478 с.
  37. Хан-Гирей. Записки о Черкесии / вступительная статья и подготовка текста к печати В.К. Гарданова и Г.Х. Мамбетова. Нальчик: Эльбрус, 1978. 333 с.
  38. Крушинский М. Черкесские князья в Польше // Генеалогия Северного Кавказа. 2002. № 3. С. 149–151.
  39. Барановский Б. Кавказ и Польша в XVII в. // Россия, Польша и Причерноморье в XV–XVIII вв. М.: Наука, 1979. С. 248–262.
  40. Довнар-Запольский М.В. Литовские упоминки татарским ордам. Скарбовая книга Метрики Литовской 1502–1509 гг. // Известия Таврической ученой архивной комиссии. Симферополь: Типография Спиро, 1898. № 28. С. 1–91.
  41. Схатум Р.Б. Щит в комплексе вооружения оседлых племен Северо-Западного Кавказа в золотоордынский период // Материалы и исследования по археологии Кубани. Краснодар, 2003. Вып. 3. С. 223–234.
  42. Горелик М.В. Черкесские воины Золотой Орды (по археологическим данным) // Вестник института гуманитарных ис- следований правительства КБР и КБНЦ РАН. Нальчик, 2008. Вып. 15. С. 158–189.
  43. Схатум Р.Б. Об одном типе наконечников копий из поздних адыгских захоронений Северо-Западного Кавказа // IV «Ан- фимовские чтения» по археологии Западного Кавказа. Западный Кавказ в контексте международных отношений в древности и средневековье. Материалы международной археологической конференции (г. Краснодар, 28–30 мая 2014 г.). Краснодар, 2014. С. 222–238.
  44. Семенова Л.А. Салах ад-дин и мамлюки в Египте. М.: Наука, 1966. 217 c.
  45. Ayalon D. The Circassians in the Mamluk Kingdom // Journal of the American Oriental Society. New Haven, 1949. Vol. 69. Pt. 3. pp. 135–147.
  46. Fuess A. Sultans with Horns: the Political Significance of Headgear in the Mamluk Empire // Mamluk Studies Review. 2008. Vol. XII. № 2. pp. 71–94.
  47. Левашева В.П. Белореченские курганы // Труды Государственного исторического музея. Вып. XXII: Археологический сборник / под ред. А.Я. Брюсова. М.: Государственное издательство культурно-просветительной литературы, 1953. С. 163–213.
  48. Горелик М.В., Дружинина И.А. Уникальное погребение воина золотоордынского времени на реке Белой // Батыр. Тра- диционная военная культура народов Евразии. М.: Издательский дом Марджани, 2011. № 1 (2). С. 39–62.
  49. Носкова Л.М. Богатый комплекс золотоордынского времени из предгорий Закубанья // Древности Западного Кавказа. Краснодар, 2013. С. 205–214.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here