Oubykh Mektupları Haziran 2022

0
91

Bin dokuz yüz yetmiş dört yılı… 

Bir film… 

Yönetmen, ömrümüz değil… 

Yönetmen, Tunç Okan… 

Adımı soyad vermişim yönetmene… 

Yönetmen sadece yönetmiyor, oynuyor… 

Oyunculuk, yönetmenlik benden değil… 

 

Tunç Okan dışında, birkaç adam daha var… 

Tuncel Kurtiz… 

Ve birkaç adam daha… 

‘Mesele’ oyuncular, oyun değil… 

Film hiç değil… 

 

Tuncel Kurtiz’in dediği hiç değil.  

‘…Mesele ölmek değil yeğen! Mesele dost bildiğin, en güvendiğin adamın elinle ölmekmiş mesele…’ 

Hepsi bir oyun, ekranlarda, hep birlikte izlediğimiz… 

 

Otobüs siyah beyaz zemin üzerinde, bir meydanda… 

Perdeden bir tek göz bakıyor çaresizlik içinde… 

Müzik ağır, film daha ağır… 

Bitiyor kapının açılmasıyla, o siyah beyaz zemin üzerinde… 

 

İki bin on iki yılı… 

Maykop… 

Elma diyarında… 

Bir minibüs… 

Ceviz ağaçları olan Nalçik, ilk durakları olmuş… 

Oraya kadar nasıl geldiklerini bilmiyoruz… 

 

Kota dolmuş… 

Nalçik kotası dolmuş… 

On beş kişi… 

 

Binmişler bir minibüse… 

Elbruz’u sola almışlar… 

Elma diyarına doğru… 

 

Filarmoni ile Shaguase arasında bir yerde… 

Bir sokakta durmuşlar… 

Bir gece vakti… 

Kimse haberi olmadan… 

Gece saat on bir… 

On beş kişi… 

Çoluk, çocuk… 

Kotası dolan Nalçik’ten gelenler… 

Nalçik’e Suriye’den gelenler… 

En azından ikisi çocuk… 

Birkaç aile… 

Yaz akşamı o kadar soğuk ki, o iki çocuk için… 

Gece on iki olmadan… 

İki prenses ayakkabılarını henüz kaybetmeden 

 

Türkiye’den gelenler belki, en çok onlar anlıyorlar… 

 

Kim kimi alacak… 

On beş kişi… 

En azından çok dağılmadan, dağılıyorlar… 

Haçeş… 

 

Yirmi gün… 

Ne kadar devam eder… 

 

Benzetme belki çok yerinde değil… 

Sadece, otobüsten inen işçilerin etrafa bakmasıyla, minibüsten inenlerin etrafa bakması arasında çok fark yok… 

 

Çaresizlik bakışı… 

 

Doğruya doğru… 

Çok istediklerinden gitmediler belki… 

 

Çaresizce yola çıktılar… 

Kotası dolan Nalçik’e havadan, minibüsle Maykop’a karadan vardılar… 

 

Tapular ellerinde kalmıştı… 

Bedenleri gelmişti, ruhlarını bekliyorlardı… 

 

Mesele, çocukların silah seslerinden korkmasıydı… 

Mesele, istenirse gidebilecekleri bir yerin olmasıydı… 

Mesele, bir perdeden bir göz bakabilmekti… 

 

Dünyamız… Görüşümüz…  

Perdemizi ne kadar açabilirsek…  

 

Mesele bu kadar basit… Bin dokuz yüz yetmiş dört yılı… 

Bir film… 

Yönetmen, ömrümüz değil… 

Yönetmen, Tunç Okan… 

Adımı soyad vermişim yönetmene… 

Yönetmen sadece yönetmiyor, oynuyor… 

Oyunculuk, yönetmenlik benden değil… 

 

Tunç Okan dışında, birkaç adam daha var… 

Tuncel Kurtiz… 

Ve birkaç adam daha… 

‘Mesele’ oyuncular, oyun değil… 

Film hiç değil… 

 

Tuncel Kurtiz’in dediği hiç değil.  

‘…Mesele ölmek değil yeğen! Mesele dost bildiğin, en güvendiğin adamın elinle ölmekmiş mesele…’ 

 

Hepsi bir oyun, ekranlarda, hep birlikte izlediğimiz… 

 

Otobüs siyah beyaz zemin üzerinde, bir meydanda… 

Perdeden bir tek göz bakıyor çaresizlik içinde… 

Müzik ağır, film daha ağır… 

Bitiyor kapının açılmasıyla, o siyah beyaz zemin üzerinde… 

 

İki bin on iki yılı… 

Maykop… 

Elma diyarında… 

Bir minibüs… 

Ceviz ağaçları olan Nalçik, ilk durakları olmuş… 

Oraya kadar nasıl geldiklerini bilmiyoruz… 

 

Kota dolmuş… 

Nalçik kotası dolmuş… 

On beş kişi… 

 

Binmişler bir minibüse… 

Elbruz’u sola almışlar… 

Elma diyarına doğru… 

 

Filarmoni ile Shaguase arasında bir yerde… 

Bir sokakta durmuşlar… 

Bir gece vakti… 

Kimse haberi olmadan… 

Gece saat on bir… 

On beş kişi… 

Çoluk, çocuk… 

Kotası dolan Nalçik’ten gelenler… 

Nalçik’e Suriye’den gelenler… 

En azından ikisi çocuk… 

Birkaç aile… 

Yaz akşamı o kadar soğuk ki, o iki çocuk için… 

Gece on iki olmadan… 

İki prenses ayakkabılarını henüz kaybetmeden 

 

Türkiye’den gelenler belki, en çok onlar anlıyorlar… 

 

Kim kimi alacak… 

On beş kişi… 

En azından çok dağılmadan, dağılıyorlar… 

Haçeş… 

 

Yirmi gün… 

Ne kadar devam eder… 

 

Benzetme belki çok yerinde değil… 

Sadece, otobüsten inen işçilerin etrafa bakmasıyla, minibüsten inenlerin etrafa bakması arasında çok fark yok… 

 

Çaresizlik bakışı… 

 

Doğruya doğru… 

Çok istediklerinden gitmediler belki… 

 

Çaresizce yola çıktılar… 

Kotası dolan Nalçik’e havadan, minibüsle Maykop’a karadan vardılar… 

 

Tapular ellerinde kalmıştı… 

Bedenleri gelmişti, ruhlarını bekliyorlardı… 

 

Mesele, çocukların silah seslerinden korkmasıydı… 

Mesele, istenirse gidebilecekleri bir yerin olmasıydı… 

Mesele, bir perdeden bir göz bakabilmekti… 

 

Dünyamız… Görüşümüz…  

Perdemizi ne kadar açabilirsek…  

 

Mesele bu kadar basit… 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here