Türlerin farklılığı

0
78

TV’de bazı yetkililer, “Türkiye neden modernleşemiyor?” sorusunun yanıtını arıyor. Hoş ve güzel bir konu.  

Dostlarım, can kulağıyla dinliyorum. “Acaba, ne diyecekler ve konuyu nereye bağlayacaklar?” bekliyorum. Nafile! Bir zamanlar, “Dünya beş kıtadır” söylemi vardı. Sonra altıya ve şimdilerde yediye çıkardılar. Asya, Avrupa, Afrika, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avustralya ve Antarktika.  

Şimdi, bu yedi coğrafi bölgede, doğa koşulları ve üzerinde yaşayan canlı veya cansızların, sadece mevcut durumlarına ve önce, insanlara bir bakalım.  

Afrika, genellikle siyah. Asya, yine genellikle, çekik gözlü. Avrupa, Amerika ve diğerleri de birbirinden farklı. Yani, hepsi İNSAN olmasına rağmen, renk, dil, kültür ve kısaca yaşamları farklı. Eee, hal bu olunca, birini diğerine uydurmaya ve aynı düzeye getirmeye çalışmak, bence doğa ile inatlaşmaktır. Bu mevcutların, tarihsel varlıkları bir yana, özellikle de göksel veya görsel inançları da eklerseniz, hangi anlamda “MODERNLEŞME”yi tanımlayacağız? Ve hangisine benzemeyi öncelleyeceğiz? Sıkıntı, işte bu tabloda. Biz Türkiye olarak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün model aldığı Kıta Avrupa’sını seçtik. Bunun nedenine ve niçinine girmek istemiyorum. Çünkü seçimin “DOĞRULUĞU”na inanıyorum ve inandım. Mesele, “elde mevcut” toplumun bu modele nasıl uyacağı ve uydurulacağındadır. Sıkıntı burada. Tekrar, kendimize sorarsak: ENGEL NEDİR? Ve neden, bunca yıldır, modernleşemiyoruz? İşte, bu soruya net, açık, anlaşılır bir yanıt vermek için bilmemiz gereken, bazı değişmez ve değiştirilemez, doğa yasalarının varlığıdır. Daha kısa bir tanımlama ile “türlerin farklılığı”dır. Değerli dostlar, örtünme, beslenme ve barınma, iklimseldir. Bu nedenle, tüm insanların dinsel inançları da farklıdır. Ve bunu teke indiremezsiniz. Çünkü inançlar da bir kültürdür. Dahası “İnanç”, adı üstünde. İspatı, kanıtı muhayyeldir, soyuttur. Ve tartışmak doğru değildir. İllaki bir şey söyleyeceksek, ritüeller konuşulabilir.  

Dildaşım, “Ben Çerkesim ve Çerkes olarak yaşayacağım” diyorsan… Önce, çok saygılı olacaksın. Dünyanın neresinde yaşıyor olursan ol, birinci önceliğin bu olmalıdır. TC’de, içinde bulunduğun ve üstünde yaşadığın coğrafyanın tarihsel ve güncel koşullarını bileceksin. Saygı görmek istiyorsan, bu toplumun ve coğrafyanın değer verdiği obje ve kavramlara karşı durmayacaksın. Siyasal veya kişisel görüş ve inanışlarını hiç kimseye dikte etmeyeceksin. Bu bağlamda, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve ona gönül vermiş milyonlara, incitici söylem ve eylemlerde bulunmayacaksın. Hele hele “Çerkesler” adına diyorsan ve kendini “Çerkeslikle” tanımlıyorsan çok daha dikkatli ve saygılı olmalısın. Hakaret, küfür, sövme ve benzeri incitici söz ve yazılara yer vermeyeceksin. Çünkü saygı duymuyorsan, saygı beklemeyeceksin.  

Notlar: 

1- Çerkeslerde, bilinen tarihten bu yana, cinselliğe dayalı bir ayrımcılık yoktur. Halen, her çeşit baskı ve yasaklamalara rağmen, Çerkeslerin ağırlıklı olduğu birimlerde yaşantıları, bu iddiamızın doğruluğunun ispatı için yeterlidir.  

2- Otantik soyadlarımızla tarihsel yaşantımızın yolculuğu birazcık araştırıldığında, “Modernleşme” hakkında yapılan tanımlamalara sahip olduğumuz görülecektir (Teknolojik veya zamanın getirdiği zorunlu değişimler hariç). 

3- Çerkeslerin bu çağdaş yaşamlarını önce “yasaklarla” yok etmek için uygulanan baskıların tanıklarıyız. Örneğin: “Vatandaş, Türkçe konuş!” Bununla, yok oluşumuzu sağlayamayan egemen zihniyet, “Dinsel İnanç” öncelikli düşünsel yaşamını devreye soktu. Çünkü 1.400 yıl önceki Arap kabile kültürü ve çöl yaşantısını ortak payda haline soktular. Bu konuda, kaçı-göçü olmayan, cinsiyet farklılığı yasaklamasını bünyemize soktular. Biz Çerkesleri, tarih boyu ayakta tutan bu kültürel değerlerimizi, maalesef takke, tekke, kıl, çul ve şalvara kurban etmeye çalışıyorlar, buna ram olan dildaşlarımdan birilerine benzemek yerine, bir başkalarının bize benzemeleri hakkında biraz gayret istiyorum. 

4- Egemen zihniyetli güçlerin ustalıkla kullandığı bu yaklaşıma öncülük eden dildaş ve soydaşlarımız mevcuttur. Onların, “Тхьа – Тхьамадэ – Хабзэ” kavramlarını, içeriğini ve tarihsel yolculuğunu birazcık da olsa araştırmalarını istirham ediyorum. Bunun aksi iddiasında bulunan akraba, eş ve dostlarıma, anne, baba, dede ve biraz daha ötesinin yaşantısını hatırlamalarını istirham ediyorum. Okuması-yazması olmayan bu büyüklerimizin hangisi, bizleri “Hırsızlık yapın, yalan söyleyin, komşunuza zarar verin, ormanları yok edin ve dereleri kurutun” bilgisiyle yetiştirdi? Önce insan olduğumuzu, “utanma duygusunun” yaşantımızın en önemli öğesi olduğunu öğretmediler mi? Dahası, akraba evliliği ve çokeşliliği “Dinsel İnanç” kavramı ile kamufle edip meşrulaştırman doğru değildir. Bu iddia ve tutum, aile ve akrabalık kavramlarını yok eder.  

5- Söylemeye, yazmaya çekinge koyduğum “Tanımlamaya”, 18.5.2022 tarihli Sözcü gazetesi köşe yazarı Sn. Yılmaz Özdil Bey, “ATATÜRK HAVALİMANI” başlıklı yazısı ile yanıt vermiştir. Kendilerine çok teşekkür ederim. Nedir o teşhis? Yanıt; 

– Çadır kültürünün hazin neticesidir.  

– Çadırın içi kendisinindir, çadırın dışı onu alakadar etmez. İşte mesele, burada.  

6- Dildaşlarım, arkadaş ve kardeşlerim, lütfen, kendinden, sözlerinden, yazılarından, fikrinden ve zihninden emin isen gerçek kimliğini kullan. Takma ve çakma isimlerle ve soyadlarla yazma. Çok istiyorsan, mahkemeye ver. Çerkesçe isim ve otantik soyadını al. Çünkü, ben ve pek çok arkadaşım öyle yaptı. Zararını da görmedik. 

ÖZEL NOT: Bizler çoban değiliz. Toplumumuz da sürü değildir. Tarihte “Bireysel Özgürlük” aşamasında yaşamış ve halen bunun genetik kodlarını muhafaza eden bir insan toplumuyuz. En değerli varlığımız “İnsan Olma” ortak paydasında, barış, kardeşlik ve birlik içinde yaşamaktır. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here