Gök gürlemesi, şimşek çakması ve yıldırım düşmesi – 1. Bölüm

0
386

Papapha Mahinur Tuna’nın “doğaya saygı ve sevgi” başlığında kaleme alarak, Abhazların pagan inanç ve ritüellerini anlattığı dört bölümlük yazı dizisini paylaşıyoruz.


Abhaz halkının inançlarında gök gürlemesi, şimşek çakması gibi olaylar da Tanrısal olaylardır. Bu konudaki Abhaz gelenek ve göreneklerini, inançlarını, ritüellerini yine Nart Bilim Merkezi uzmanlarından Esma Todua-pha’dan aktaralım. 

“Abhazlar, yazın geleceği göğün gürlemesi, ışıl ışıl şimşek çakması ile anlaşılır diyorlar. Yaz ve kış işte bu ilk gök gürültüsü ile ayırt edilirmiş. Bu da genellikle mart ayının sonu ile nisan ayının başında olurmuş. Eskiden gök gürleyince çiftçilerin çatılarına, semenderlerine vururdu, şimdi ceplerindeki paraya vurmaya başladı diyorlar. Gök gürültüsünden sonra toprağın bereket getireceğine inanıyorlardı. 

“Apxın Alıpxa, mamzargi akurban = Yazın bereketi ya da kurban” 

Yazın gök gürültüsü ve şimşek daha sık olur. Eskiden, Abhaz halkının inançlarına göre ne olursa olsun gök gürültüsünü duyan biri bu olaya Tanrı’nın işi, kutsal bir durum gözüyle bakardı. Örneğin; eve yıldırım çarpıp yangın çıkmışsa gidip söndürmezdi, hatta o evde bir daha yaşamazdı. Abhazlar daha çok ağaçlara yıldırım düşer diye düşünüyorlardı. En çok yıldırım çarpan ağacın meşe ağacı olduğuna inanıyorlardı. Yıldırım düşen ağacın odununu kullanmak da doğru değil, derlerdi. Bu tür düşünen pek çok Kafkas halkı vardı.  

Gök gürültüsü ve şimşek çakması ile ilgili mitolojik söylencelere göre; Tanrı’dan kaçan şeytan, ağaç altlarına saklanırmış, o yüzden Tanrı da yıldırımlarını ağaçlara fırlatırmış. Ama Abhaz inançlarına göre yıldırım düşmeyen bir tek ağaç varmış, o da Abhazların “Axiatsa” dedikleri gürgen ağacı imiş. Şimşek çakarken o ağacın altına duran insana hiçbir şey olmazmış, hatta bu ağaçtan küçük bir dal koparıp cebine koyan kişi de yıldırım çarpmasından korunurmuş. 

Yıldırım çarpan birine nasıl dua edilirdi? 

Abhaz inançlarına göre Yıldırım Tanrısı’nın adı Afı idi. Yazın kuraklık olduğunda, yağmur yağması için yapılan ritüellerden biri de “Atsunıhüa” idi, bu ritüeller Afı için yapılırdı. Bu tanrı ile ilgili ilk derlemeler Solomon Ajüanba tarafından yapılmıştı. O, hayvan ve insana yıldırım çarptığında ne gibi ritüeller yapılır, dualar edilir, şarkılar söylenir, çok ayrıntılı bir biçimde yazmıştı.  

Ajüanba’nın yazdığına göre, bu ritüeli uygularken aşüımkiat adıyla yüksek bir masa kuruyorlarmış, köpek ya da kurt gibi hayvanlar erişemesin diye, bu masayı oldukça yüksek yapıyorlarmış. “Atıp” denen kutsal yerde kurulan o masaya, yıldırım çarparak ölen insanı ve hayvanı elbirliğiyle kaldırıp şarkı söyleyerek koyuyorlarmış. Bu ritüelde söylenen şarkıya “Afraşüa” ya da “Ançüa Raşüa” deniyormuş. Yıldırım çarpan hayvan ise; ona sahip olan kişi, tanrılar adına o hayvan için bir kurban kesip bu tür bir felaket bir daha olmasın diye Tanrı’ya dua ediyormuş.  

Yıldırım çarpan insanın yakınları ağlarsa olmazmış, inanç böyleymiş. Yıldırım çarpan insan ölüsünü, eti kemiğinden ayrılıncaya kadar o masadan indirmezlermiş. Giderek aşüımkiat denen masayı yapmaktan vazgeçmişler. Onun yerine “Afraşüa” ya da “Ançüa Raşüa” denen şarkıyı söyleyerek, etrafında dans ederek, ağlamadan sızlamadan ölüyü gömmeye başlamışlar. Yıldırım çarpan kişi ölmediyse onun için beyaz tüylü bir kurban kesip “Atlarçopa” şarkısını söyleyip yaralıyı öyle kaldırırlarmış. Grigory Çursin, Açandara Köyü’nde yaptığı bir derlemeden örnek vererek “Bu ritüele katılan kişilerin mutlaka beyaz giysiler giymesi gerekirdi” diye yazıyordu. 

Gece ve gündüzün eşitliği – Güneşin doğuşuna ilişkin dualar 

Folklorist Artur Anışba da bu konuya değiniyor. “Afı”nın ilk zamanlardaki anlamının oldukça geniş olduğunu belirterek… Yıldırım çarpıp ölenlerin dışında, ölmeyip yaralanan ve sakatlanan kişiler için de bu şarkıyı söylemeye başladıklarını yazıyor. Bu ritüelle ilgili “Ançüa Raşüa = Tanrı Şarkısı” adlı şarkıyı iyi söyleyen Arısta Kastey’in yıldırım çarpması sonucu yaralanan ya da sakatlanan kişileri iyileştirdiğini söylüyorlardı.  

2010 yılında Eşıra Köyü’nde kaydettiğim derlemede kaynak kişi Enik Smır Himur, “Bir kişiye yıldırım çarptı ve o kişi hastalıklı kaldı, sonra onu tedavi ettiler” diye ayrıntılı biçimde anlattı, tedavi şeklinden anlıyoruz ki yıldırım çarpan kişiye yapılan dualarda ve tedavi yöntemlerinde epeyce yenilikler olmuş.  

“Bugün bu gelenekler kullanılmıyor. Artık çok iyi hatırlayan ve anlatan da kalmadı. Ama yine de dualar eksik olmasın, kimse bu dualardan mahrum kalmasın” diyor Esma Todua-pha. 

Bu makaleye, daha önce çevirmiş olduğum rahmetli Sergey Zuhba’nın bir yazısını da eklemeyi uygun buldum. 

Bildiğiniz üzere, Sergey Zuhba’nın “Abhaz Masalları” adlı kitabını Türkçeye çevirerek yayımlamıştım.  

Sergey Zuhba, Abhaz halk bilimi konusunda çok değerli eserler vermiştir. Mitoloji konusunda da değerli araştırmaları vardır. Yıldırım Tanrısı Afı konusunda yazdığı bu küçük makaleyi Aqazara (Sanat) dergisinden çevirdim (Yıl: 1999, sayı: 1, sayfa: 12-15). 

Metin aynen şöyle: 

Abhaz mitolojisinde büyük tanrı (her şeyi yaratan, her şeye kadir olan) tek tanrı olarak kabul edilen “Ançüa Duw”dan sonra hayli güçlü olduğuna inanılan tanrılardan biri de “Adıd-Maçüıs” yani “Gök gürültüsü ve şimşek” Tanrısı “Afı”dır. “Afı” da “Ançüa” gibi gökyüzündedir. Yeryüzünde her türlü kötülüğü yapan, kötülükten başka bir şey bilmeyen, cin ve şeytan sınıfına giren; “ayüsta, agızmal, acnış, akaçaa” gibi mahluklara, canavarlara, insanlara zarar veren her türlü güçlere, hatta “agulşap” gibi mitolojik hayvanlara gökyüzünden yıldırımlarını gönderip canlarına okuyor.  

“Afı” sözcüğü aynı zamanda “Amaçüıs” anlamına da geliyor, bunlar eşanlamlı sözcükler. Afı “yıldırım”, maçüıs “şimşek” demektir. Prof. Şalwa İnal-yıpa’ya göre “Afı” sadece bir tanrının adı değil, bir grup gök tanrısının da ortak adı. Yiğitler yiğidi “Koçyiğit” kahramanlar için boşuna “Afırxatsa” demiyorlar. Böyle olmasına karşın “Afı” Abhazların inancında tek bir tanrı olarak da benimseniyor.  

“Afı” kültü ateşin tanrılaştırılması ile bağlantılı. Çünkü eski insanlar için ateş olağanüstü gücü olan şaşırtıcı bir şeydi.  

“Afı”nın fonksiyonu sadece ve sadece kötüleri yok etmeye yöneliktir. Bütün kötülükler aydınlığa düşmandır, her türlü fitne fesat, karanlık ve gizli işler aydınlıkta yapılmaz, onlar karanlık mekânları ve ortamları severler. İnsanlara, hayvanlara, doğaya zarar vermek isteyen o şeytanlar, cinler, kötü ruhlar, karanlığı sevdiği için kuytu köşelere, insanların onları göremeyeceği yerlere gizlenirler ve karanlık işlerini oralarda yürütmeye çalışırlar, o yüzden “Afı”, her nerede olurlarsa olsunlar, kötülük peşinde olanların üstüne şimşeklerini ve yıldırımlarını yağdırarak onları yok eder. “Afı” her türlü kötülüğü yapan zalim insanlara da düşmandır. Bugün bile Abhazlar birine beddua ederken “Afı wısaayt!” – “Yıldırım çarpsın!” derler.  

Abhazlardaki yıldırım tanrısı “Afı” Adigelerde “Şıble” olarak bilinir. “Şıble” de tüm kötülüklere karşı, iyilik peşinde olan bir tanrı. Adige mitolojisine göre o gulşaplar (ejderhalar) bazen gizlendikleri kaya kovuklarından çıkıp insanların arasına girip sularına el koyuyorlar. Sularını kurutuyorlar. Bazen kimsenin ulaşamayacağı mağara diplerine girip gizleniyorlar. İşte o zaman Şıble onlara yıldırımlarını gönderiyor. O sırada bu ejderhaların sesi yeri göğü inletiyor, adeta yer sarsılıyor, böylece suyun başını tutan bu ejderhalar oraları terk etmek zorunda kalıyor. Bazen de Şıble, o gulşapları gökyüzüne fırlatıyor. 

“Afı” sözcüğüne Adige dilinde de rastlamamız çok ilginç. “Afıps” Irmağı’nın üzerinde “Afı” adında bir dağ var. “Afıps” ise Kuban Irmağı’na karışan bir akarsuyun adı. Yine Ekim Bölgesi’ndeki bir köyün adı “Afipsip”. Ayrıca “Afay” diye bir dağ daha var.  

Adige bölgesindeki bu yer adlarını Abhazların “Afı” tanrısına bağlayan biliminsanları da var. M.A. Kumanov, Adige yer adı “Afı”nın kökeni olan “Axuı” sözcüğünün Kabardeylerde kaldığını söylüyor. Kabardeylerde bir akarsu adı olan “Axups”ın Adigelerdeki “Afıps” sözcüğünün bir varyantı olduğunu belirtiyor. 

Dırmit Gulya ise “Afı” hakkında başka bir kanıya sahipti. Ona göre “…Afinioznaçali na yazıke predkov abxazov “strana boga Afı” (D.İ Gulya Yazıları VI. Cilt, Sohum. 1966. s72). 

Tipolojik olarak Eski Yunan mitolojisindeki Tanrı Zeus, Afı’ya oldukça yakındır. Abhazlar “Adıd-maçüıs Afı tsirkop” yani “Gök gürlemesi ve şimşek çakması yıldırımın bir parçasıdır” derler. Gök gürlemesi ve şimşek çakmasını elinde tutan, dünyayı da elinde tutar.  

Gök gürlemesi anlamına gelen Abhazca “Adıd” sözcüğü ile Sümer-Akad mitolojisindeki Yıldırım Tanrısı “Adad” adının bu denli benzeşmesi çok ilginç. Bu bir tesadüf olamaz. Bugünkü Abhazların eski atalarının bir biçimde bu halklarla bir ilişkisi olabilir. Bugün “Adad” sözcüğü bir tanrı adı olarak kullanılmıyor. Ama eskiden bu anlamda kullanılmış olabilir.  

Diğer makaleler 

Afı konusunda başka notlar ve makaleler de var, onları daha sonra paylaşırız. Bu tür inanç, gelenek ve göreneklerin bazılarının sürgün sonrası Türkiye’ye de geldiğini düşünüyorum. Bunu hem Türkiye’ye gelip derleme yapan Abhazyalı araştırmacıların yazılarından hem de çocukluğumuzda büyüklerimizden ya da çevremizden işittiğimiz, bugün bize tuhaf gelen bazı davranışlardan anlayabiliyoruz.  

Bu konuda, 24 Aralık 2008 tarihinde not ettiğim bir olaydan söz etmek istiyorum. O zaman, Kadıköy, Bulvar Çarşısı’ndaki “As Yayın” olarak kurduğumuz yayınevimizi ziyaret eden Tülin Alevcan Hanım anlatmıştı. O tarihte 53 yaşında, Ubıh kökenli, annesi Kapıbpha, anneannesi Wanacapha olan bu hanımın anlattıkları eski inançların günümüze nasıl taşındığını göstermesi bakımından bana önemli geldi. 

“Bir gün annem, teyzesi Wanacapha Nazlı Hanım’a ‘Benim Yıldırım Tanrısı küpelerim nerde?’ diye tutturmuş. Anneme yıldırım çarpmış ve sadece kırmızı elbisesi yanmış. Yıldırım konusunda iki kardeş aile, ocakvari bir özelliğe sahipmiş. Anneannemin Kafkasya’dayken ata yadigârı yıldırım tanrısı küpeleri varmış. Aneannem bu yıldırım tanrısı küpelerinin tılsımının kendisine iyi gelmediğini düşünerek küpeleri yok etmiş. Çünkü bu küpeyi taşımanın da bazı görevleri, tabuları (yasakları), çeşitli şartları varmış. Pazartesi günü kimseye bir şey vermemek, iş yapmamak, düğme dahi dikmemek gibi bu görevler, o günlerde unutulmuş, yapılmamış, o yüzden anneannemin büyük kızı annem Ülker Hanım’a ceza kesilmiş, ona yıldırım çarpmış, Annem yıllarca işlerinin rast gitmemesini buna yorardı. Kafkasya’dayken Müslümanlığı kabul etmeden önce böyle inanışları varmış. En büyük tanrıları Yıldırım Tanrısı imiş. Kafkasya’dayken iki kardeş ailenin kız çocukları dağda dolaşırlarken yukarıya alınmışlar, birinin terliği, diğerinin patiği kalmış, bu yüzden bu sülalelere melek sülalesi derlermiş, yani bir çeşit kutsallık atfetmişler” dedi. 

Ben de her zaman yaptığım gibi önce not ettim, sonra okuyup Yıldırım Tanrısı Afı hakkında daha fazla bilgi edinilmesi gerektiğini düşündüm. Örneğin arkeolojik kazılarda böyle bir küpe bulunmuş mudur? Kutsal ailelerle ilgili hangi aileleri kastettiğini pek anlamadım ama Abhazlarda Hetsiya ailesinin, “Axetsa” yani gürgen ağacına yıldırım çarpmaması nedeniyle kutsal kabul edildiğine, hatta Abhazca “Ançüa yan d-Xetsiya-phan = Tanrı’nın annesi Xetsiya ailesinin kızıydı” dediklerine göre belki böyle başka aileler de vardır. Keşke o kardeş ailelerin adını sormuş olsaydım. 

Bu kadar ayrıntılı ritüelleri olan bir inancın çeşitli aksesuarlarının olması da yadırganacak bir durum değil. Araştırmaya devam etmeli. Ne varsa halkın anılarında var. Derlemek ve incelemek gerek. (Devam edecek) 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz