Bir şarkının düşündürdükleri: Lusi Hadig

0
110

Geçen ay içinde hem Türkiye Ermeni toplumunda hem de Ermenistan’da tanınan İstanbullu şarkıcı Sibil ve Lazca, Hemşince, Gürcüce, Romeika, Çerkesçe ve Türkçe şarkılardan oluşan “Bahçeye Hanımeli” albümü, Karadeniz dillerinde çocuk şarkıları projesi gibi çalışmaları ile bildiğimiz Ayşenur Kolivar bir tekli çıkardı. Kalan Müzik etiketiyle çıkan teklinin adı “Lusi Hadig”. Yani “Işık Tanesi”. Aslında anlatmak istediğini Türkçede tam olarak karşılayan ifade belki de “Ay Parçası”. Lusi Hadig ifadesi hem yolumuzu aydınlatan bir ışığa gönderme yapar hem de o ışığın güzelliğine. Bazen sevdiğimizi bazen çocuklarımızı ışığın, ayın (ay da lusin demektir) güzelliğinden pay aldıklarını düşündüğümüz için “Lusi Hadig” diye severiz. 

Şarkının bestesi İstanbullu müzisyen Ari Hergel’e ait. Ari’yi daha önce www.pokrig.org adlı çocuklara yönelik içerikler üreten bir sitedeki “Şoğkamı” adlı şarkılı hikâyeden biliyordum. Birçok başka işinden “Lusi Hadig” vesilesiyle haberdar oldum. Bence beste, özellikle de nakarat bölümü son derece etkileyici ve akılda kalıcı olmuş. Dinlediğimiz ilk andan itibaren ailece dilimize takılıp durdu. İstemsizce kendimizi mırıldanırken bulduk.  

  

Ermenice ve Hemşince aynı şarkıda buluştu 

Aslında Lusi Hadig’i yazma sebebim de sözlerinin iki dilli oluşu. Daha doğrusu şarkı, Batı Ermenice ile Batı Ermenicenin diyalekti olan Hemşin Ermenicesini buluşturuyor. Şarkının Batı Ermenice sözlerini Lübnanlı genç şair Aşod Pakraduni yazdı. Hemşin Ermenicesi sözlerini ve nakaratını ise ben yazdım. Besteyi ilk dinlediğimiz andan itibaren bize gerekli olanın, baharın uyanışı ve umut dolu bir yaz beklentisinin sözlere dökülmesi olduğu konusunda hemfikir kaldık. Ancak itiraf etmeliyim sözlerin bu kadar uyumlu olacağını ben de düşünmemiştim.  

Şarkı aynı zamanda Batı Ermenice ile Hemşince arasındaki ilişki ve yakınlık açısından da bize fikir veriyor. Kalan Müzik YouTube kanalında şarkının Ermenice, Hemşince, Türkçe ve İngilizce sözleri yer alıyor. Ancak Ermenice bölümlerin Hemşincesi ve Hemşince bölümlerin Ermenicesi yer almıyor. Bu dillerden birini bilen ve biraz da meraklı olanlar az buçuk uğraşarak diğerini de anlayabilir aslında. Nakarat bölümünde Ermenice ve Hemşince olarak aynı şeyler söyleniyor.  

  

Batı Ermenice: 

şad campa unink aysor 

himi artıntsek 

hayde kaletsek 

gıgun hağtetsek 

  

ax luysı lusatsav 

lusinga elav 

tsereg u kişer 

huysı acetsav 

  

Hemşin Ermenicesi: 

şad compa unik asor 

himi zartetsek 

hayde kaletsek 

kukkuin ağtetsek 

ax luse lusatsav 

lusnika elav 

tsoog u kişer 

umud acetsav 

  

Nakaratta bazı harf düşmeleri, ses değişimleri dışında bütün kelimeler neredeyse aynı. Bir tek Batı Ermenice “huys” kelimesi Hemşin Ermenicesinde kullanılmadığı için yerine “umud” kelimesi kullanılmıştır. Bu da Hemşinlilere huys kelimesini öğrenmek için fırsat olsun.  

Nakaratın dışındaki bölümler birbirinden tamamen bağımsız yazıldı. Tabii belirlenmiş olan ortak temaya göre. Şimdi Ermenice bölümlerin Hemşincelerini yazıp karşılaştırmayı deneyeceğim.  

  

Batı Ermenice: 

tsünhalı ağpür tartsav 

zulal çurı saren mez perav 

bılbul soxag yed tartsan 

garmir varti puyrin dzarav 

  

Hemşin Ermenicesi: 

haladz tsune ağpor tartsav 

iskadz çure saran mezi piets 

bulbulnie yed tartsan 

garmi gyulin hodin dzaav 

  

Hemşincede tsüynhal kelimesi olduğu gibi yok ama hem tsun: kar, hem de haluş: erimek kelimeleri kullanılıyor. Ermenice zulal kelimesi de Hemşin Ermenicesinde yok, onun yerine yine Ermenice duru, berrak, arınmış anlamlarına gelen iskadz kullanılabilir. Ermenice blbul’un yanı sıra soxag da bülbül anlamında kullanılıyor. Burada anlam güçlendirmek için kullanılmış ikisi birden. Hemşincede ise bılbul kelimesi bulbul olarak kullanılıyor. Soxag ise öğrenmemiz gereken kelimelerden. Puyr, Ermenice güzel kokular için kullanılan bir kelime. Hemşincede yok maalesef. Onun yerine de dümdüz koku anlamına gelen hod kullanılabilir. Hemşincede yitirilmiş başka bir kelime ise vart. Onun yerine gyul kelimesi kullanılıyor. Bu bir-iki kelimenin dışında, küçük ses değişimleri dışında bir farklılığın olmadığı rahatlıkla görülebilir. İkinci dörtlüğe de kısaca bakalım.  

  

Batı Ermenice: 

dzil u dzağig gı loğan 

arevşad paylun luysi hadgin 

hadigner luysov gı dzilin 

parevelov sermatsanin 

  

Hemşin Ermenicesi: 

dzil u dzağig lağin gu / lağigun 

aakagod palpeloğ lusi hadigin 

hadignie lusov dzelin gu / dzeligun 

selam dalov serme tsanoğin 

  

Şimdiki zaman eki -gı, Ermenicede bir-iki istisna dışında her zaman fiilin önüne gelir. Hemşincede ise bu ek -gı olarak değil -gu olarak kullanılır ve sessiz harfle başlayan fiillerde sona gider. Muhtemelen Türkçenin toplumda daha yoğun kullanılmaya başlamasıyla ortaya çıkan bir durum. Ermenicede güneş hem arev hem arek / arekag olarak kullanılır. Hemşincede yalnızca arekag formu aakag olarak kalmıştır. Parev: merhaba kelimesi de bizde maalesef kalmamış. Serm: tohum ve tsanel: ekmek kelimelerinin ikisi de Hemşincede var. Ancak birleşik hali olan sermatsan yani tohum eken, çiftçi kelimesi yok. Onun yerine aynı kelimelerden oluşan, “tohumu eken” anlamına gelen “serme tsanoğin” kullanılabilir.  

  

Kukkuya yenilmeyelim! 

Batı Ermenice ile Hemşincenin birbiriyle daha fazla karşılaşması, daha fazla etkileşmesi her ikisini de geliştirecektir. Şimdi denebilir ki: ‘Tamam, kendi yitirdiklerini geri kazanabilir ama Hemşince Ermeniceye ne verebilir?’ Onu da bu şarkıdan bulabiliyoruz aslında.  

Hemşincedeki “Kukkuin ağtuş – Kukkuyu yenmek” deyimi bildiğim kadarıyla Batı Ermenicede ya yok ya da artık çok gerilerde, köylü yaşantısında kalmış bir deyim. Kukkuyu yenmek ne demek peki? Sabah tarlaya çalışmaya gidecek kişi, sabah kukku kuşu henüz ötmeden tarlada olmalıdır. Eğer kukku ötmeden tarlada olursa kukkuyu yenmiş, tarlada olamazsa kukkuya yenilmiş olur. Kukkuya yenilirse o günkü çalışması bereketli olmaz, işi rast gitmez, talihsizlikler peşini bırakmaz. Kukkuyu yenerse, tersine, işi bereketli olur, verimli ve şanslı bir gün geçirir.  

Demem o ki birbirimizden öğrenecek çok şeyimiz var. Geç kalmadan, kukkuya yenilmeden yola çıkmanın vaktidir. Kim bilir, dilimizin ölmemesinin yolu buralardan geçiyordur belki. 

  

https://www.youtube.com/watch?v=4j38IwZCtaM 

Önceki İçerikTürkiye’nin ilk Ermeni kaymakamı atandı
Sonraki İçerik‘Bal Ülkesi’nin Robinson’ları ve Cuma’ları
Mahir Özkan
Artvin İli Makriyal / Noğedi (Kemalpaşa ) ilçesinde 1978 yılında dünyaya geldi. Çukurova Üniversitesi Felsefe Öğretmenliği Bölümü'nden 1999 yılında mezun oldu. 2008-2011 tarihleri arasında Agos gazetesinde yayınlanan öyküleri 2014 Eylül'ünde 'Hemşin Öyküleri' adıyla Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. 2016'da Hemşince çevirisini yaptığı Küçük Prens, 'Bidzig Pirens' adıyla yine Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Derlemelerini Uğur Biryol'un yaptığı İletişim Yayınları tarafından yayınlanan 'Karardı Karadeniz' ve 'Karadeniz'in Kaybolan Kimliği' adlı kitaplara makaleleri ile ve Leyla Çelik ile Elif Yıldırım'ın derlediği, Nika Yayınları tarafından yayınlanan 'Yeşilden Maviye Karadeniz'den Kadın Portreleri' adlı ortak kitaba bir öyküsü ile katkıda bulundu. 2009-2014 yılları arasında Norradyo adlı internet radyosunda 'Hemşin Öyküleri' adlı bir program hazırlayıp sundu. 2014 yılında bu yana yayınlanan Gor dergisinin yayın ekibinde yer alıyor. Evli ve bir kız çocuğu babası.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz