Prometheus’un meşalesi 3. Bölüm

0
95

-Bilimde beşik Anadolu, merkez İyonya- 

“Yeryüzünün bir gezegen, biz insanların da evrenin sakinleri olduğumuz reddediliyor ya da görmezden geliniyordu. Bu düşünceyi ilk öne süren Aristarkhos’tu. Pythagoras’tan üç yüzyıl sonra Sisam Adası’nda doğmuş bir bilgindi. İyonyalı bilginlerin sonuncusuydu. Artık o sıralar entelektüel aydınlık merkezi, büyük İskenderiye Kütüphanesi’ne kaymıştı. Aristarkhos gezegen sisteminin merkezinde yeryüzünün değil Güneş’in bulunduğunu, tüm gezegenlerin yeryüzü çevresinde değil Güneş’in çevresinde döndüklerini ilk olarak öne sürmüştü.” 

“Aynı düşünceyi Kopernik adıyla da özdeşleştiriyoruz. Galileo, Kopernik için helyosantrik varsayımın ‘onaylayıcısı ve canlandırıcısı’ deyimini kullanır. Yoksa onu bu keşfin sahibi kılmaz. Aristarkhos’un dönemiyle Kopernik’in dönemi arasında geçen 1800 yıl boyunca doğru olarak dizilişini bilen çıkmadı. Oysa MÖ 280 yılında doğru olarak açıklanmıştı. Aristarkhos’un ortaya attığı fikir, çağdaşlarını çileden çıkardı. Anaksagoras’a, Bruno’ya ve Galileo’ya karşı yükselen seslerin benzerleri Aristarkhos’a karşı da yükseldi ve dinsizlikle suçlanması istendi.” 

İyonya haritası

“Platon ve Aristo köleli bir toplumda rahat hayat sürüyorlar, zulüm için bahaneler bulup önermekten geri kalmıyorlardı. Tiranların emrindeydiler. Vücudun zihinden soyutlanması öğretisiyle (köleli toplum içinde oldukça doğal bir amaç) yanıp tutuşuyorlardı. Maddeyi düşünceden, yeryüzünü gökten ayırdılar. Bunlar, Batı düşüncesinde iki bin yıl süreyle egemen olan ‘ayrılıkçı’ görüşlerdi. Platon’un Demokritos’a ait tüm kitapların yakılmasını önerdiği (Homeros’un kitapları için de benzer önerilerde bulunmuştur) söylenir. Bunun nedeni, Demokritos’un ölümsüz ruhlara ya da ölümsüz tanrılara veya Pythagoras mistisizmine olabileceği gibi, sonsuz sayıda dünyanın varlığına inanışı da olabilir. Demokritos’un yazdığı söylenen insanlık bilgisine ilişkin üç kitaptan bir tanesine bile rastlanmamıştır.” 

“Pythagoras’la Platon’un Kozmos’un bilgi sınırları içine alınabileceği ve doğa gerçeklerinin sayılarla ifade edilebileceğine ilişkin fikirleri, bilimin gelişmesine yardımcı olmuştur. Fakat bilimi sınırlı bir seçkin tabakaya özgü bir düşünce alanı olarak görmeleri, suları bulandırıcı olayların örtbas edilmesini istemeleri, deney aleyhtarlığı, mistisizme kucak açışları ve köleli toplumların varlığını kolayca sineye çekmeleri, insanlığın büyük serüvenini kösteklemiştir. Bilimsel araştırma araç gereçlerinin çürümeye bırakıldığı uzun mistik uykudan sonra, bazı bulguları İskenderiye Kütüphanesi bilginleri aracılığıyla aktarılmış olan İyonyalıların büyük girişiminin örtüsü sonunda kaldırıldı. Batı dünyası yeniden uyandı. Deney ve açık araştırma yeniden saygınlık kazandı. Unutulmuş kitaplar ve bilgi kırıntıları yeniden ele alınıp okundu.”  

“Eski zamanlar biliminin gerileyişini açıklamak için bilim tarihçisi Benjamin Farrington şunları yazıyor: İyonya’nın bilimine yol açan ticareti, aynı zamanda bir köle ekonomisine de yol açmıştır. Köleye sahip olmak zenginliğe ve iktidara götüren yoldu. Polykrathes müstahkem mevkilerini kölelere yaptırmıştı. Perkiles, Platon, Aristo döneminin Atina’sı büyük bir köle nüfusuna sahipti. Atina’nın demokrasi diye cesaretle övündüğü şey, yalnızca ayrıcalıklı bir azınlık için söz konusuydu. Kölelerin yaptıkları işin özelliği kol işçiliğidir. Bilimsel deney de kol işçiliğine girer. Böyle bir çabadan köle sahipleri kendilerini uzak tutmaktaydılar İşin garibi, bilim yapmak için zaman ayırabilenler de kölelerin efendileriydi. Bazı toplumlarda kibar anlamındaki ‘gentle’, ‘men’ (insan) denilen gentlemen’lerdi köle sahipleri. Vakit ayırabilenler yalnızca köle sahipleri olduklarından ve onlar da kol işçiliği yapmadıklarından, hemen hiç kimse bilim yapma olanağı bulamadı. İyonyalılar güzel araçlar üretebilecek yetenekteydiler. Fakat köleye sahip olma olanağı teknolojinin gelişmesini sağlayacak dürtüyü ortadan kaldırıyordu. Bu nedenle İyonya’daki büyük uyanışa (MÖ 600) yardımcı olan ticaret, kölelik kurumu yüzünden, iki yüzyıl sonra gerileyişin nedeni olmuştur denilebilir. Tarihin büyük cilvelerinden biri söz konusudur bu olguda.” 

“Peki, neden İyonya’da, neden acaba bu iddiasız ve kırsal yaşamlı yerlerde, Doğu Akdeniz’in ücra adalarında ve körfezlerine doğru böyle bir düşünce akımı? Neden Hindistan’ın, Mısır’ın, Babil’in, Çin’in veya Orta Amerika’nın büyük kentlerinde değil de burada?” 

“İyonyalılar bazı avantajlara sahiptiler. İyonya adalardan oluşuyordu. Tümüyle değilse de biraz yalıtılmış durumda yaşam sürdürmek değişiklikler doğurur. Değişik adalarda değişik siyasal sistemler hüküm sürüyordu. Adaların tümünde birden toplumsal ve düşünsel birlik sağlayabilecek tek güç merkezi olamazdı. Serbest araştırma ve inceleme bu sayede mümkündü. Batıl inancın yaygınlaştırılmasından siyasal iktidarlar medet ummuyorlardı. Diğer birçok topluluğun tersine onların kültürü, uygarlıkların kesiştiği bir yerde yeşeriyordu. Tek bir uygarlık merkezinde değillerdi. İyonya’da Fenike alfabesi ilk kez Yunancaya uyarlandı ve bu sayede okuma yazma oranı arttı. Yazı, ruhban sınıfıyla hattatların tekelinden çıktı. Birçok kişinin düşüncesi ortaya atılabiliyor ve tartışılıyordu. Siyasal iktidar, refahlarının bağımlı bulunduğu teknolojiyi fiilen geliştirme çabası içinde olan tacirlerin elindeydi. Afrika, Asya ve Avrupa uygarlıklarıyla Mısır ve Mezopotamya kültür hazinelerinin karşılaşıp verimli melez doğumlar yaparak önyargılar, yabancı diller, yabancı düşünceler ve yabancı tanrılarla çatışmalara girdiği yöreydi Doğu Akdeniz bölgesi. Her biri de ayrı toprak üzerinde egemenlik kuran birçok tanrıyla karşılaşırsanız ne yapardınız? Babil tanrısı Marduk’la Yunan tanrısı Zeus, her ikisi de göklerin hâkimi ve tanrıların tanrısı sayılıyordu. Marduk’la Zeus’un aynı şeyler olduğu sentezine varabilirdiniz.” 

“Ve işte, böylece büyük bir fikir doğdu: Dünyayı tanrı varsayımından soyutlayarak anlayıp öğrenme yolunun bulunabileceği, her serçenin düşüş nedenini Zeus’a bağlamadan ilkeler, güçler, doğa yasalarının var olabileceği düşüncesi.” 

“İnsan düşüncesindeki bu büyük devrim MÖ 600-400 yılları arasında gerçekleşti. Devrimin anahtarı insan eli olmuştur. İyonyalı düşünürlerden bazıları çiftçi, denizci ve dokumacı çocuklarıydı. Elleri iş tutardı. Tamir işi yaparlardı. Başka ülkelerin rahipleri ve hattatları lüks içinde yetiştiklerinden böyle işlerle ellerini kirletmek istemezlerdi. İyonyalı düşünürler batıl inançlara karşı çıkarak harikalar yarattılar. O zaman olup bitenlere ilişkin günümüze kalan bilgiler kırıntı halindedir ve dolaylı yoldandır. O zamanlar kullanılan mecazlar bugünkü dünya görüşümüze uymayabilir. Kesin olan bir şey varsa, bu yeni görüşü boğmak için birkaç yüzyıl sonra bilinçli bir baskı hareketinin başladığıdır.” 

“Çin, Hindistan ve Orta Amerika da bilim yoluna sapabilirdi. Ne var ki her yerde kültür aynı anda doğmaz. Değişik zamanlarda doğabilir ve değişik hızla gelişebilir. Bilimsel dünya, olgulara öyle kesin bakar, öyle güzel anlatır ve beyinlerimizin en gelişmiş bölgelerinde öyle titreşimler yaratır ki, yeryüzündeki her kültür toplumu, zamanla bilimi kendi olanaklarıyla keşfeder. Ancak bu süreçte bazı kültür toplumları öncelik kazandılar. İyonya’nın bilimin doğduğu yer olması gibi.” (Devam edecek) 

  

Kaynak: Carl Sagan, Kozmos, Evrenin ve Yaşamın Sırları, Çeviren: Reşit Aşçıoğlu, Altın Kitaplar Yayınevi (6. Basım), İstanbul-2021 

Ek: İyonya Haritası, kaynak; Seton Lloyd, Türkiye’nin Tarihi, Çeviren: Ender Varinlioğlu, TÜBİTAK Kitapları-1998 

Önceki İçerikOubykh Mektupları Kasım 2022
Sonraki İçerikTha – Xase – Zexes
Jiy Zafer Süren
1951’de Samsun’da doğdu. Üniversite’yi terk etmiş ve muhasebeci olarak çalışarak emekli olmuştur. Çeşitli dergilerde şiir ve araştırma yazıları yayınlandı. Kafkasya üzerine yayın yapan, As Yayın’ın kurucuları arasında yer aldı. “Çipxe, Kafkas Aile Armaları” (derleme) ve “Tama Bahar Gelmeyecek” (şiir) isimli iki kitabı vardır. Nisan 2008 itibariyle Jıneps gazetesi yazarları arasında yer aldı, Ocak 2011 tarihinden bu yana yayın kurulu üyesidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz