14 Kasım 1944 Sürgünü ve Hemşinliler

1
347

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Sovyetler Birliği, cephe gerisinin ve sınırların güvenliği gerekçesiyle birçok sürgün gerçekleştiriyor. Benzer önlemler ABD tarafından da alınıyor ve yaklaşık 120 bin Japon toplama kamplarına kapatılıyor. Sovyetler Birliği’nde uygulanan sürgünlerden biri de Ahıska Türklerinin (Ahıska Türkleri tabiri 1970’ler sonrasında Fahrettin Kırzıoğlu tarafından dolaşıma sokulmuştur. Gürcü tarihçilere göre Ahıskalılar 1600’lü yıllardan itibaren Müslümanlaşmış Gürcülerdir) sürgünüdür. Kıvılcım Çağla, ‘Ahıska Türklerinin Sürgünü’ adlı makalesinde Sovyet belgelerine göre 91 bin kişinin sürgüne tabi tutulduğu, yolda 457 kişinin yaşamını yitirdiği bilgisini veriyor. Sürgüne gönderilenler Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’a yerleştiriliyor. Çoğunluğu kolektif çiftlikler olan kolhoz ve sovhozlarda, bir kısmı da sanayi işletmelerinde istihdam ediliyor.  

Ahıskalılarla birlikte 8.694 Kürt, yaklaşık 5.000 Laz ve 1.385 Hemşinli de sürgüne tabi tutuluyor. Batum’dan 237, Kobuleti’den 34, Hulo’dan 28, Keda’dan 5 aile olmak üzere toplam 304 Hemşinli aile sürgün ediliyor. Kişisel olarak bu sürgünü çocukluğumda ‘içeriden’ (Sınırın ötesi için nedense bizimkiler içeri tabirini kullanır) gelen akrabalarımız olan üç kadının hikâyesi sayesinde öğrenmiştim. Kırgızistan’da evin erkekleri ölünce yalnız kalan ve sülale adımız olan Bekaroğlu soyadını taşıyan bu üç kadın (ana, kız ve gelin) Türkiye’ye gelmek istediklerini bizimkilere bildirmiş, resmi kanallardan yapılan uzun yazışmalar sonrası Türkiye’ye gelebilmişlerdi. Kırgızistan’da kendilerini güvende hissetmemişler, sahipsiz ve garip kalmışlardı. Türkiye’deki akrabalardan kopmak yeterince zorken bir de Batum’dan çok uzaklara gönderilmeleri, kendilerini oraya ait hissetmemeleri bir vatansızlık duygusunu beraberinde getirmişti.  

İki kere sürgün yaşayanlar 

Onların anlattıklarına benzer duyguları Gor dergisinin ilk sayısında yayımlanan röportajında Kırgızistan Hemşinlilerinin resmi temsilcisi olan Rustem Karabacak da anlatmıştı. Sürgün Hemşinlilerden 15 aile Stalin sonrası dönemde, 1956 yılında Batum’a geri dönmeyi denemiş ancak Batum’a değil Poti’ye yerleşebilmişler. Ancak orada da uzun süre kalamamışlar ve 1960’ta yeniden sürgün edilmişler. Rustem Karabacak röportajda bu hiçbir yere ait olamama halini ‘Dir çunik – Sahipsiziz’ diyerek ifade etmişti. Özbekistan’da 90’lı yıllarda Özbeklerin Ahıskalılara yönelik saldırıları ve çatışmalar, Kırgızistan’da Hemşinlilere yönelik benzer gerilimlerin olması bu sahipsizlik duygusunu daha da artırıyor. Bütün bu nedenlerle Hemşin toplumu yurt diyebileceği bir yere yerleşme umudu taşıyor. Bunun için girişimlerde bulunuyor. 

Gürcistan bütün taleplere rağmen Hemşinlilerin kendi köylerine dönmelerine izin vermemiş. Ancak Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Rusya’nın çeşitli şehirlerine yerleşme imkânı ortaya çıkmış. Kazakistan ve Kırgızistan’daki Hemşinlilerin bir kısmı Rusya’nın Krasnodar, Voronej, Rostov gibi şehirlerine yerleşmişler.  

Buradaki Hemşinlilerle Türkiye’deki akrabaları arasında uzun sayılabilecek bir zamandır sosyal medya kanalları üzerinden ilişkileri oluşmuş, evlilik yoluyla akrabalıklar kurulmuş ve gidip gelmeler başlamıştır. Özellikle taşımacılık sektöründe çalışanlar sık sık bölgeye gitmektedir. Giden birçok kişi eski akrabalarını buluyor, yeni arkadaşlıklar ediniyor. Bu ilişkilerin gösterdiği en önemli şey, bu kardeşlerimizin maalesef bugün hâlâ yersiz yurtsuzluk duygusu içinde olmalarıdır.  

Yurt arayışı 

1990’lı yıllarda Ermenistan Karabağ’a yerleştirmeyi teklif etmiş. Rustem Karabacak Karabağ’a giderek yerleşilebilecek yerleri gezmiş görmüş, kendisi gitmeyi de istemiş ancak toplumun çoğunluğu din farkından dolayı gitmek istememiş. Karabacak röportajda “Gâvur diyorlar ama en azından dilimiz bir. Hükümet bize sahip çıkardı. Ne zamana kadar böyle oraya buraya ortalıkta dolaşacağız, vatansız” diyor. Karabacak “Türkiye’den başka yol kalmadı” diyor ve ekliyor: “Türkiye kabul edecek olsa toplum seve seve gelir.” Aslında bununla ilgili bir temas da oluyor. Dönemin başbakanı R.T. Erdoğan’ın bir ziyaretinde kendisiyle konuşuyor Karabacak. Erdoğan bu konuşmada Türkiye’ye yerleşme taleplerini değerlendireceğini ve bir yıl içinde bu sorunu çözeceğini söylüyor. Ancak üzerinden yıllar geçmesine karşın bir daha ne arayan ne soran oluyor. Peki, neden? Türkiye 5.000 civarında insanın iskânını rahatlıkla sağlayabilecek imkânlara sahip bir ülkedir. Bu insanlar bizim akrabalarımız, kardeşlerimizdir. Ülke içindeki Hemşinlileri kardeş görüp dışarıdakileri kardeş olarak görmemek çelişkili bir tutumdur. 

Kardeşlerimize destek olalım! 

Hemşinlilerin yaşadığı sorunların çözümü ne olabilir? Elbette en ideal çözüm Gürcistan’ın bu insanların dönüşüne izin vermesi olur. Batum’a gelmeleri Türkiye açısından da Gürcistan açısından da iyi olacaktır. Sınırdaki ekonomik ve sosyal hareketliliğe katkı sağlayacak, ülkelerimizin ve toplumlarımızın ilişkilerini güçlendirecektir. Ayrıca hem etik hem de siyasal açıdan doğru olan budur. Türkiye’nin diplomatik kanalları kullanarak Gürcistan’ı böyle bir karar almaya teşvik etmesi mümkündür. Bunun mümkün olmadığı durumda Türkiye söz verdiği üzere Hemşinlilerin Türkiye’ye yerleşmelerine izin vermelidir. Hemşinlilerin anayurdu buradadır, akrabaları buradadır. Buraya yerleşmeye hakları vardır. 

14 Kasım 1944 yalnızca Ahıskalıların sürgün günü değildir. Türkiye’de maalesef (Elbette Ahıskalıların sayısının çok fazla olmasından kaynaklı bir durum büyük oranda) bugün yalnızca Ahıskalıların sürgün günü gibi anılıyor. Halbuki sayıları onlar kadar olmasa da Kürtler, Hemşinliler ve Lazlar da sürgüne tabi tutuldu. Hepsinin acılarını paylaşmak, sürgünü hep birlikte kınamak gerekiyor. Sovyetler Birliği’nde uygulanmış olması, savaş koşullarında yapılmış olması hiçbir şekilde bu eylemi masumlaştırmaz. Gerekçe olarak ileri sürülen güvenlik vb. nedenler ortadan kalktığı halde sonuçlarının ortadan kaldırılması için önlemler alınmaması kabul edilemez. Bu nedenle her 14 Kasım’da Hemşinlilerin bu sürgünü gündeme getirmesi, akrabalarımızın mağduriyetlerinin giderilmesini istemesi, taleplerini başta Gürcistan ve Türkiye olmak üzere tüm dünyaya duyurması gerekiyor. 

Önceki İçerikAlevileştirilmiş Ermeniler
Sonraki İçerikRuhsat iptali davasında zafer Orhanlı Köyü’nün
Mahir Özkan
Artvin İli Makriyal / Noğedi (Kemalpaşa ) ilçesinde 1978 yılında dünyaya geldi. Çukurova Üniversitesi Felsefe Öğretmenliği Bölümü'nden 1999 yılında mezun oldu. 2008-2011 tarihleri arasında Agos gazetesinde yayınlanan öyküleri 2014 Eylül'ünde 'Hemşin Öyküleri' adıyla Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. 2016'da Hemşince çevirisini yaptığı Küçük Prens, 'Bidzig Pirens' adıyla yine Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Derlemelerini Uğur Biryol'un yaptığı İletişim Yayınları tarafından yayınlanan 'Karardı Karadeniz' ve 'Karadeniz'in Kaybolan Kimliği' adlı kitaplara makaleleri ile ve Leyla Çelik ile Elif Yıldırım'ın derlediği, Nika Yayınları tarafından yayınlanan 'Yeşilden Maviye Karadeniz'den Kadın Portreleri' adlı ortak kitaba bir öyküsü ile katkıda bulundu. 2009-2014 yılları arasında Norradyo adlı internet radyosunda 'Hemşin Öyküleri' adlı bir program hazırlayıp sundu. 2014 yılında bu yana yayınlanan Gor dergisinin yayın ekibinde yer alıyor. Evli ve bir kız çocuğu babası.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz