İklim hareketi falan filan

0
535

Keçi can derdinde, kasap et derdinde. Küresel iklim krizinin geldiği boyut karşısında hegemonik iklim siyasetinin/hareketinin durumunu en iyi açıklayan bu söz sanırım. Darbeci Sisi’nin ev sahipliğinde, Coca Cola’nın sponsorluğunda Mısır’da gerçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi COP27’de yaşananlar tam olarak bunu gösteriyor. Tam bir sahtekârlık şovu yaşandı.  

Bilimsel olarak artık, küresel ısınmanın 1.5 derece ile sınırlanamayacağı aşikâr. BM çatısı altında sürdürülen “iklim pazarlıkları” bırakalım küresel iklim değişikliğinin nedenlerini bilimsel olarak ortaya koymasını ve buna uygun çözümler geliştirmesini, hükümetlerin kendi keyfiyetleriyle belirledikleri karbon azaltım hedeflerine bile sadık davranmadılar. Her defasında benzer sözler verilip, aralarda da kredi anlaşmaları imzalamaya devam ettiler. Dünyadaki ekolojik yıkımın aktörleri olan emperyalist kapitalist ülkeler yeni yatırım alanları, yeni mali, teknolojik, siyasi bağımlılık ilişkileri için iklim felaketlerini fırsata çevirmeye çalışırken bağımlı, sömürge ya da yeni sömürge Güney ülkelerinin temsilcileri de daha fazla rüşvet, daha fazla kârlı fonlar, krediler kaparak yolsuzluk ve her türlü kirli suça bulaşmış iktidarlarını sürdürmenin manivelası yapmak için canhıraş bir çaba içinde oldular. Oyunun finalinde ise iklim krizi için BM Genel Sekreteri’nin timsah gözyaşları dökmesi var. 

Evet, neredeyse bu en berbat Hollywood senaryosundan bile berbat olan İklim Zirvesi filmi 1995’ten beri oynanmaya devam ediyor. Filmin önemli ayağı ise kitlelerin filmin ne kadar güzel olduğuna inandırılması. Çünkü iklim krizini fırsata çevirebilmeleri için siyasi güç, yani halkın desteği gerekiyor. Çünkü BM İklim Zirveleri ve hegemonik iklim siyasetinin temelinde farklı şirketler, borsalar, finans tekelleri arasındaki çıkar çatışmaları, kamu kaynaklarına hâkimiyet için rekabet var. Daha açık yazalım, yaklaşık 200 yıldır dünyaya egemen olan petrol, otomotiv vb. şirketlerine karşı yenilenebilir enerji şirketleri, elektrikli araba üreten şirketler, Dow Jones borsasına karşı Nasdaq borsası, eski savaş teknolojilerine karşı yeni bilgisayarlı teknoloji savaş şirketleri vb. arasındaki küresel piyasalara hâkimiyet kavgası var. Bu kavgada, aşırı iklim olaylarından dolayı sellerde, tayfunlarda, aşırı sıcaklarda, kuraklıklarda vb. canını kaybeden insanların, hayvanların hiçbir önemi yok. Sadece ve sadece birer maliyet kalemi olarak bunlar ele alınır. Örneğin pandemiden dolayı binlerce insanın ölmesi bu şirketler için sadece ve sadece işgücü arzında düşüş, üretim-tedarik zincirlerinde aksamalar olarak muhasebeleştirilir. Seller ise sadece altyapıya zarar veriyorsa sorun olarak ele alınır. Yoksa binlerce Pakistanlının selde ölmüş olmasının ağaçtan bir yaprak düşmesi kadar önemi yoktur.  

Hegemonik iklim siyasetinin nasıl kurulduğunu, nasıl işlediğini anlamak için Aykut Çoban’ın “İklim Krizi Nasıl Çözülür” kitabına ve diğer yazılarına bakmanızı öneririm. Ben burada sadece şu kadarını belirtmek istiyorum… Hani bilgi iktidardır denir ya, iklim değişikliği konusunda da bilgi tekelini elinde bulunduranlar, yani şirketler, emperyalist kapitalist devletler ellerindeki dev bütçelerle, siyasi, askeri ve medya güçlerini, Ar-Ge kuruluşlarını harekete geçirerek öncelikle bilgi alanındaki tekellerini kurdular. Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan raporlar mutlak doğru, tek bilimsel bilgi olarak tüm dünyada tedavüle sokuldu. Aksini söyleyenler adeta aforoz edildi. BM raporları ve onun etrafında örülen ağ sayesinde çok büyük bir ideolojik manipülasyon yaratılmış oldu. Dünya üzerinde kapitalist sermaye birikiminin sonucu oluşan ekolojik yıkım sadece iklim krizine, iklim krizi de sadece karbon emisyonuna indirgendi. Ve çözümün de fosil enerji kaynağı yerine yenilenebilir enerji teknolojilerinin geçirilmesi olarak formüle edildi. Dolayısıyla bütün mesele ülkelerin ekonominin temeli olan enerji kaynaklarını değiştirmeleri, “karbon ticareti”, nükleer, hidrojen yatırımları, nadir elementler için madencilik vb. geliştirilmesi, bunun için de emperyalist ülkelerden teknoloji transfer etmeleri, borçlarına yeni “yeşil” borçlar eklemeleri vb. olarak son derece “bilimsel” teknik bir mesele haline getirildi. 

Anlaşma üzerine anlaşma yapıldı. Kimsenin anlayamayacağı formüller, simülasyonlar, senaryolar yazıldı, çizildi.  

BM İklim Zirveleri’nin bu niteliğine rağmen iklim hareketleri de yıllardır bu hegemonik iklim siyasetinin bir aracı oldu ya da yapıldı. Hegemonik iklim siyaseti ve örgütlenmesi sayesinde BM İklim Zirveleri sorunun çözümünde “karar mercii” olarak kabul ettirildi. “Kyoto’yu imzala”, “Paris İklim Anlaşması’nı imzala” kampanyaları yapıldı. “Kömürden çıkış”, “yeşil ekonomi”, “adil geçiş”, “net sıfır”, “karbon ayak izi”, “karbon ticareti” gibi konularda yüzlerce rapor, forum, zirve, kampanya yapıldı. BM bürokrasisinin koridorlarında lobicilik yaparak, BM İklim Zirveleri’nde “gösteriler” organize edilerek “karar vericiler” etkilenmeye çalışıldı. Fakat bütün bunların işe yaramadığı, yaramayacağı bizzat bu gösterileri düzenleyen, finanse edenler tarafından da kabul edildi. Çünkü hiçbir ülke verdiği sözü tutmadı. Trump ve hempaları Bolsonaro, Mundi, Erdoğan gibileri zamanında zaten Paris İklim Anlaşması da çöktü.  

Bunun üzerine de yeni bir dalga başlatıldı. Greta Thunberg’in “okul grevi” ile hızla merkez kapitalist ülkelerde dev iklim eylemleri örgütlendi. Fakat bu dalga, araya pandeminin de girmesinin etkisiyle hükümetler üzerinde pek etkili olamadı. Çünkü onlar için çok daha önemli konular gündeme geldi: Rusya ve Çin ile ekonomik, askeri savaş. ABD’de Trump’ın yerine geçen Biden ilk uluslararası zirveyi online olarak yapmış, tüm dünyaya müjde vermişti: “Bilimadamlarıyla görüştüm, iklim krizini çözeceğiz!” Evet, gençlerin dediği gibi bla bla bla’lar hiç eksik olmadı. Ukrayna savaşı üzerinden Rusya ve Çin’in dünya ekonomisindeki paylarını geriletmek için NATO çatısı altında başlatılan savaşla birlikte ABD petrol rezervlerini tarihinin en büyük oranında kullanıma açtı. Fransa’nın başını çektiği nükleer lobi, nükleer enerjiyi yeşil enerji olarak AB’ye benimsetti. Almanya, kömür santrallarını kapatmayı ileri tarihe attı. Dünya enerji piyasası doğalgaz ve sıvılaştırılmış gaz, kaya gazı üzerinden ABD’ye bağımlı hale getirilmeye çalışılıyor. 

Tüm bunlar olurken Mısır’da toplanan BM İklim Zirvesi bir kez daha rolünü oynadı. ABD ve AB ülkeleri fosil yatırımları artırırken bunu gündemden düşürmek için yıllardır gündeme almadıkları “Kayıp ve Zararlar”ı iklim zirvesinin gündemi yaptılar. Tabii bu Güney’deki ülkeleri çok sevindirdi. Çünkü onlar da emperyalist efendilerinden ne koparırlarsa kâr gözüyle bakıyorlar. STK’lara bunun için kampanya yaptırıldı. Ve gittiler askeri diktatör Sisi’nin tamamen ekolojik yıkım projesi olan Şarm el-Şeyh şehrinde bir araya geldiler.  

Zirve her açıdan hegomonik iklim siyasetinin bütün çirkinliği ile ayyuka çıktı. Görüntüyü kurtarmak için Mısır sokaklarında değil, zirve için izole edilen alanda sözüm ona gösteri tertip edildi! İkiyüzlülük ve pişkinlik gösterileri! Tam olarak yeşil badanacılık!  

Hegemonik iklim siyaseti artık iklim inkârcılarından daha fazla iklime zarar verir hale geldi. İklim değişikliğinin neden olduğu felaketler her yıl yüz binlerce insanı canından, yerinden yurdundan ederken, açlık ve sefalete mahkûm kılarken, canlı türlerin yok oluşunu hızlandırırken iklim hareketleri de bla bla bla demekten vazgeçmelidir. Fotoğraf vermek için değil, gerçekten şirketleri, hükümetleri durdurmak için örgütlenmelidir. Enerjisini, gücünü farazi bir “sistemi değiştir” söylemine heba etmekten vazgeçmelidir Ve tabii esas çuvaldız batırılması gerekenler iklim STK’ları değil, bizzat iklim krizinin mağduru olan yoksulların, işçilerin, ezilen halkların öz örgütlerinin ekolojik yıkım karşısındaki rahatlığı, hegemonik iklim siyaseti karşısındaki sessizlikleridir. 

Önceki İçerikRuhsat iptali davasında zafer Orhanlı Köyü’nün
Sonraki İçerikBatum’dan izlenimler
Cemil Aksu
Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü'nü bitirdi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde yüksek lisans yaptı. Sudan Sebepler, Türkiye'de Neoliberal Su-Enerji Politikaları ve Direnişleri kitabının (Sinan Erensü ve Erdem Evren ile birlikte) ve Ekoloji Almanağı 2005-2017'nin (Ramazan Korkut ile birlikte) editörlüğünü yaptı. Birçok dergi, gazete ve internet sitesinde yazıları yayımlandı. Polen Ekoloji Kolektifi aktivisti.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz