Azenaçe Kur ya da Meleçıphu

0
506

-Mitolojilere inanır, onlara ilgi duyar mısınız? Ben bayılırım. 

“Efsane Bilimi” adı yakıştırılan mitoloji, bilindiği üzere ilkel insanların ve insanüstü varlıkların başından geçen masalsı olayların incelenip anlatılmasıdır. Her toplumun kendine özgü bir mitolojik öyküsü vardır ve temsil ettiği toplumun aynası gibidir. Nartlar da bizim aynamızdır; bizi yansıtır, kültürümüze ışık tutar. Mitolojide yer alan öykülerin hepsinin hayal ürünü olduğu iddiası ise bence pek doğru değil. Bu öykülerin gerçek olaylarla bağlantısı vardır, ne var ki zaman içinde değişimler geçirmiş, halk arasında eklentiler yapılmıştır. Ben oldum olası Nartların bir zamanlar var olduklarına inandım, keza Nart destanları konusunda yapılan bilimsel-arkeolojik araştırmalar, yapılan kazılarda da birçok bulguya ulaşıldı, destanlarda adı geçen yer adları saptandı ve bu yerlerde yapılan kazılar sonucunda destanda kullanıldığından söz edilen araç gereçler ortaya çıkarıldı. 

  

-Peki mitolojik bir karakteri kendinize benzettiğiniz oldu mu? Benim olmamıştı, ta ki Nart Meleçıphu ile tanışana dek… 

Güzel bir yaz sabahında Azenaçelerin bir kızı olur, ona Kur ismini verirler. Annesinin adı Meleç olduğu için Meleçıphu (Meleç’in kızı) diye çağrıldığı da olur. Nart Meleçıphu diğer kadın kahramanlardan çok farklıdır. Güzelliği ile değil aklı, nevi şahsına münhasır karakteri ve konuşma şekli ile öne çıkar. Bğajnoko Zavurbeç bir söyleşisinde ondan şöyle bahseder: “Harika bir karakter. Hep mecazi konuşan, asla düz metin kullanmayan bir genç kız. Birçok şair ve yazarımız bu mecaz ve ayrıntılar nedeniyle Meleçıphu’nun konuşmalarının tercüme edilmesinin imkânsız olduğunu iddia ediyor; eğer tercüme edebilirsek, dünya bu kahramanın bilgeliğinden, derinliğinden ve aklından keyif alacaktır.” 

Çok akıllı, kısa boylu, konuşkan ve pek sivri dillidir. Hem düğüne gidip dans eder, hem bebeklerle konuşur, onlarla oynar. Yan yana oturttuğu bebeklerine sorar: “Sabah olunca yıkandın mı? Bu koca dünyada yaşadığın için Tanrıya şükrettin mi? Komşularınla olan hayırlı iş için sevindin mi? Yoksa üzüldün mü?” Onu izleyen annesi ise canı sıkılmış bir şekilde iç çekerek “Seninle aynı gün doğan çocuk çoktan ayaklandı, öküzü kaldıracak güçlü biri oldu. Aklın önde gitti, bedenin iğne deliğinde kaldı. Seni bir Nart’a eş olarak nasıl vereyim!” der.  

Azenaçelerin kızı Meleçıphu, bedeni küçük kalmış fakat Nartları sarsıp şaşkına döndüren zekâsı ile aklı gelişmiş, güzel bir kızdır. Talipleri vardır, onlardan biri Şujey’dir. Meleçıphu’nun beline bağlı iki kesesi vardır, birine bebeğini koyar, diğeri ise deriden yapılmış altın kesedir. Meleçıphu, Şujey’e “Küçük deri kesemi altın ile doldurursan seninle evlenirim” der fakat Şujey dünyanın altınını da koysa küçük kese bir türlü dolmaz. İşin içinden çıkamayınca bilge Vuserej’e danışır. Vuserej, Meleçıphu’nun kesesinin derisinin kalp derisi olduğunu ve altınla, malla mülkle değil, sevgi ile dolacağını söyler. Onun zekâsına hayran kalan komşusu ise karısından ayrılıp onunla evlenir. Bir müddet sonra kısa boylu diye beğenmemeye başlar. “Artık evine dönebilirsin, giderken de beğendiğin her şeyi alabilirsin” der. Meleçıphu, kocasının akrabalarını çağırıp veda yemeği düzenler. Kocasını da içki içirip sarhoş eder. Herkes dağılınca arabayı hazırlatır, kocasını arabaya taşıtır, evine döner. Sabah kayınpederinin evinde uyanan damat çok mahcup olur, “Ben nasıl geldim buraya” diye Meleçıphu’ya sorar. O da “Ben getirdim. Evde neleri beğeniyorsan al götür demiştin, senden daha fazla beğendiğim bir şey yoktu, seni aldım getirdim” cevabını verir. Meleçıphu’n aklından bir kez daha etkilenen kocası ise ”Yaa, ben senden daha iyisini bulamam, haydi evimize gidelim” der ve küçük karısını arabaya bindirip geri götürür. 

  

-Siz reenkarnasyona inanır mısınız? Bir insan kaç kez dünyaya gelir? Ruh göçü denen şey gerçekten var mıdır? 

Ben inanmazdım fakat onunla tanışınca, öykülerini okurken hep bunları düşündüm… 

Kısa boylu, mecaz seven, bilmeceye bulmacaya bayılan, çok konuşan, annesinin “Kaç yaşına geldin, kendin anne olacaksın hâlâ bebeklerle oynuyorsun, nasıl vereceğim seni” dediği, bir tarafı hep çocuk kalan, ninesinin “O daha uzardı da aklı büyütmüyor onu” dediği, maddiyata değil de saf sevginin gücüne inanan, kocasının minyonluğuna atıflar yapıp kızdırdığı, kendini kızdırana sivri dilini gösteren, sonra yine aklını kullanıp doğru yolu bulan, her şeyi akıl süzgecinden geçiren bir kadın olarak sanırım ben inanıyorum.  

Destanda, Nart kadınlarından “dünyada daha güzeli olmayan” diye bahsedilir. Burada ilk göze çarpan şey, kadın karakterlerin fiziki özellikleri, dış görününüşleri, boy, endam, çekicilik, bazılarında dişilik, birçoğunda doğaüstü yetenek; fakat Meleçıphu bu kriterlerin hepsinin dışına çıkıyor. Güzel olmasına güzel olan fakat aklı, zekâyı önceleyen bu kadın, diğerlerinden ayrılıyor. Anlaşılır şekilde değil de sürekli bilmece ile konuşan, pozitif ve keyifli bir karakter. Annesinin “Aklın önde gitti, bedenin iğne deliğinde kaldı” dediği Meleçıphu, karşısındaki kişiden de aynı performansı, onu zekâsıyla anlamasını bekliyor. Bir nevi anlaşılmak istiyor. Karşı cinsle olan ilişkilerine, diyaloglarına bile bu özelliği yansıyor ki bu da onu diğer Nart kadınlarından ayırıyor. Nart kadınlarının çoğu erkeklerinin savaşçı, yiğit, cesur, zengin olmasını isterken Meleçıphu, partnerinin de kendisi gibi akıllı olmasını istiyor. Burada bu minik kadına sapyoseksüel diyebilir miyiz? Evet, diyebiliriz çünkü zeki kadın haliyle yanında zeki erkek ister. Evlenmek istediği taliplerinin boyunu bosunu, yiğitliğini değil zekâsını sınıyor. Örneğin Şujey onu çözemiyor ve bu sınavdan geçemiyor.  

Bğajnoko Zavurbeç resimde onu gökyüzüne yükselmiş bir tanrıça, uzun bir kadın gibi tasvir eder. Yeryüzünde onu izleyen daha ufak erkek figürleri, gökyüzünde daha belirgin ve onlardan uzun Meleçıphu… Bu bence onun aklıyla, zekâsıyla herkesten ayrıldığını imgeliyor. Zavurbeç, fiziken kısa boyu ile öne çıkan bu kadının aklını yüceltiyor; yerden yüksekte ve devasa bir varlık gibi çizerek ters köşe yapıyor. Burada onun nezdinde kadını, Nart kadınını da yükseltiyor, yüceltiyor diyebiliriz. Çevresinde bir fanus gibi onu saran çiçek, yaprak, yıldız figürleri herkesten ayrı, farklı bir dünyası olduğunu imgeliyor bence. Yüz ifadesindeki düşünceli, masum duruşu, kesesindeki oyuncak bebeği ile onun bir tarafı çocuk ruhuna da vurgu yapılıyor. 

  

Kaynakça: 

Çerkes Mitolojisi NARTLAR / Hedeğel’e Asker, Adigeceden Çeviren: Huşt Emel Bezek. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz