Afette kadın: Farklılaşan mağduriyetler

0
625

Kadın olmak zor, afetlerde çok daha zor çünkü koşullar kadınların ihtiyaçlarının giderilmesine olanak sağlamıyor. Afet sonrası yardım ve düzenlemeler de ağırlıkla “erkek bakış açısıyla” şekilleniyor. Kadın ve özel gereksinimli kadınların ihtiyaçları dikkate alınmıyor. Dolayısıyla 6 Şubat 2023’te 11 ili kapsayan depremlerden etkilenen 13 milyon içinde kadın ve çocuklar daha fazla mağduriyet yaşıyor. Bu yazıda, bu tespitleri onaylayan engelli, Roman toplulukları konusunda çalışan ve Çerkes üç kadın “afette kadın olma” deneyim ve gözlemlerini aktarıyor. Kadınların mağduriyeti, mensubu oldukları topluluğa göre farklılaşıyor ve hatta mağduriyetler derinleşiyor.

Karikatür: Shamsia Hassani
Karikatür: Shamsia Hassani

Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeği maalesef sadece deprem anlarında hatırlanıyor zira önlemler ve ihmaller her depremde yineleniyor. Deprem sonrası can ve mal kayıpları rakamlara dökülüyor ancak hafızalarımızda daha çok enkaz altında kalan ya da kurtarılan insan fotoğrafları, hikâyeleri kalıyor.

6 Şubat 2022 depremlerinin anısı henüz çok taze; çok sayıda artçı sarsıntı da meydana geliyor. Hayat, depremden etkilenen 10 kentte yaşamını sürdürmek zorunda olanlar için tamamen değişti.

Nasıl mı değişti? Depremzede bir engelli kadın, yardım faaliyetlerinde aktif olarak katılan bir dernek başkanı kadın ve depremzede Roman kadınları haberleştiren gazeteci kadın “afette kadın olma”nın ağırlığını aktarıyor.

Serap Sabahoğlu 33 yaşında, Hatay ili Arsuz ilçesine bağlı Akçalı Mahallesi’nde ikamet ediyor.%66 engelli, 11 yaşından bu yana herediter spastik pareparezi hastası. Yürüyüş bozukluğu, yürüme zorluğu ve ağrı yaşıyor. Evli ve 4 yaşında bir kız çocuğu annesi; walker desteği ile yürüyebiliyor.

Hemra Nida, gazeteci, uzun yıllar Roman toplulukları (Roman, Dom, Abdal gruplar) konusunda haber yapıyor; sivil toplum örgütlerinde görev alıyor. Deprem bölgesinde birçok kentte bulundu. Çadırda kadınlarla kaldı. Roman topluluklarında depremzede kadınlara dair gözlemlerini aktarıyor.

Kayseri Kafkas Kültür Derneği Yönetim Kurulu Başkanı olan Nurşah Özyürek, deprem sonrası Maraş’ın Elbistan ve Afşin bölgesinde Çerkes toplumundaki yardım faaliyetlerinde aktif olarak rol aldı. Özyürek ayrıca diğer kentlerdeki erkek Kafkas dernek başkan ya da yönetim kurulu üyelerinin “kadınların özel ihtiyaçlarını tespit” etmeleri konusunda destek sundu.

Deprem bir erkekten farklı olarak kadını nasıl etkiler?

Her afette olduğu gibi bunda da kadınların hayatı daha da zorlaştı. Çünkü Türkiye’de toplumsal cinsiyet temelli şiddete karşı kadınlar afet koşulları nedeniyle daha da korumasız; çadır kentler bile henüz kurulmadı. Güvenlik riski kadınlar için çok büyük. Serap Sabahoğlu “Elbette bu durumda güvensiz hissediyorum” derken Hemra Nida da Roman topluluklarında kadınların güvenlik endişesi yaşadığını tasdik ediyor. Kadınlar, çocuklar ve engelliler için güvenli alanlar bulunmuyor.

Deprem koşullarında kadın sağlığını doğrudan etkileyen bir diğer sorun, hijyen şartlarının oluşmaması. Bir diğer sorun, kadının görünmez olan ev içi emeğinin afette yeni bir boyut kazanması… Hemra Nida, Roman kadınların ev içi emeğinin, kendi olanakları ile yaptıkları derme çatma çadırlarda “çadır içi emeğe” dönüştüğünü söylüyor.

Öte yandan, kadınların sorun çözme kabiliyeti afet anlarında öne çıkabiliyor. Nida, Roman kadınların pratikliğini aktarıyor: “Erkekler çadır inşa etti. Fakat çadırda belli yerler yırtıktı. Hemen baktım ellerinde bir makara, iplik ve çadırdaki o delik deşik yerleri kadınlar yamadılar. Kadınlar, erkekler çadırı kurarken hemen çadırın içini dizayn ettiler, oraya kurulacak sobanın yerine karar verdiler. Dayanışma var aralarında, çadır kentin meydanında imece usulü yemek pişirdiler.”

Sadece Roman kadınlar için değil, tüm depremzede kadınlar için geçerli bir dayanışma tablosunun diğer yüzünde güvenlik, üreme sağlığı sorunları, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, hijyen gibi birçok konu kadınların afet sonrasında da öncelikli sorunları arasında kalmaya devam edecek.

Serap Sabahoğlu, afette kadınların durumunu şu sözlerle özetliyor: “Bana göre mağduriyet açısından erkeklerle aynıyız; duygusal açıdan, ruhsal çöküntü açısından ise farklılıklar var aramızda. Ayrıca kadınlar hijyen açısından erkeklere göre rahat olamazlar, tuvalet ihtiyaçlarını her yerde karşılayamazlar.”

Nurşah Özyürek, ağır kış şartlarında gerçekleşen depremde erkeklerin fiziksel anlamda daha dirayetli olduğunu söylüyor. Buna karşın kadınların da kendilerini düşünmekten ziyade çocukları, eşleri ve aile büyükleri için endişelendiklerini fark etmiş.

Hemra Nida, sahada Roman kadınların kendini güvende hissetmediğini ve endişeli olduklarını, erkeklerin ise özellikle geceleri nöbet tuttuğunu gözlemlemiş. Romanların kaldığı derme çatma çadırların olduğu alanda tuvalete erişim olmadığı için ciddi güvenlik problemi olduğunu da söyleyen Nida “Gece kaldığım çadırda bir kişi nöbetteydi. En yakın tuvalet, 1 kilometre ötedeki bir cami tuvaletiydi. Romanların kaldığı alanın yakınlarında tuvalet olmadığından özellikle çocuklar binaların diplerine ihtiyaçlarını yapıyorlardı. Bu yüzden, alanda anormal bir koku vardı” diyor.

Serap Sabahoğlu da tuvalet sorunu yaşayan bir diğer depremzede: “İlk günlerde sorunlarımızı aktarabileceğimiz bir yetkili bulamadık. Eşim ve 4 yaşındaki kızımla beraber tuvalet bulamadık, soğuk havada uyumaya çalıştık, bu yüzden hasta olduk. Rahatsızlığımdan dolayı soğuktan kaslarım zarar gördü.”

Yardım organizasyonlarında erkek ağırlıklı yapılanma!

Peki, afet sonrası yapılan yardımlarda kadınların ihtiyaçları ne ölçüde gözetiliyor? Kadınlara özgü ihtiyaçlar karşılanıyor mu?

Nurşah Özyürek, tüm depremzedeler gibi kadınların da ihtiyaçlarının günden güne değiştiğini ve belli standartlar oluştukça ihtiyaç ve dile getirilen sorunların farklılaştığını deneyimlemiş.

Yardım organizasyonlarında erkek ağırlıklı bir yapılanma söz konusu olduğu için alışveriş yapıp topluca gönderenlerin bunu atladığını düşünüyorum” tespitini yapan Özyürek, “Hijyenik ped konusunda endişeliydim ancak yığınla gelmişti ve gençler bunu rahatlıkla dağıttılar. Genç kadın gönüllülerimle kadınlar için hijyen kitleri hazırlamıştık.”

Yine Özyürek’in dikkat çektiği bir diğer nokta, geleneksel yapıda yetişenlerin, kadınların özel ihtiyaçlarını “ayıp” görerek çekinirken özellikle gençlerin hijyenik ped gibi ihtiyaçları çok rahat bir şekilde dile getirip çözüme kavuşturmaları idi.

Kadınların üst iç çamaşırı ve sutyen ihtiyacının yardım paketlerinde yer almadığını fark eden Özyürek “İç çamaşırı ihtiyaçları karşılanırken ‘atlet ve alt çamaşır’ şeklinde not alındığı için insanların aklına sutyenin gelmediğini söylüyor. Ayrıca yaşı büyük olan kadınların da “paçalı don” benzeri alt çamaşır ihtiyaçlarının yardım paketlerinde çok az yer aldığını aktarıyor.

Sahada yardım faaliyetlerinde aktif olarak görev alan Özyürek, bir gönüllü arkadaşının sahada yaptığı “Depremin ilk gününden bugüne genelde erkek egemen bir ortam hâkim” tespitinin yerinde olduğunu vurguluyor. “Zorlu koşullar, havanın soğukluğu gibi nedenler yardım organizasyonlarının daha çok temel ihtiyaçlarla ve hayata tutunmakla ilgili” olmasının bunda etken olduğunu düşünüyor.

Yardım faaliyetlerinin ilk aşamasının ardından bölgede “artık biraz daha kadın elinin değmesiyle daha ince işlerin yapılmasına ihtiyaç var” diyen Özyürek, “en azından hal hatır sorma, psikolojik destek, rehabilitasyon, rehberlik” gibi konulara ağırlık vermeye başlanması gerektiğini söylüyor.

Kadın dayanışması nerede?

Afet sonrası kadın örgütleri ve kadınlar depremzedelerle büyük bir dayanışma sergilediler ancak bizim konuştuğumuz 3 kadın, kadın örgütleri ile sahada karşılaşmadıklarını aktarıyor.

Serap Sabahoğlu, “Kadınlar arasındaki dayanışmaya elbette inanıyorum fakat bu kişiden kişiye değişiyor. Elbette afet sırasında sadece kadınlar değil erkekler de birbirlerine destek oluyorlar. Beni hüsrana uğratan şey, destekten ziyade yardım gibi durumlarda kadınların bu birliği ve desteği unutmaları oldu. Benim gördüğüm ya da duyduğum bir yardım olmadı.”

Hemra Nida da benzer şekilde Roman kadınların birbiriyle dayanışmasını gözlemlediğini ancak diğer kadın örgütlerinden bir desteğe şahit olmadığını aktarıyor: “Kadınlar arasındaki dayanışmaya elbette inanıyorum. Bunu Romanların kaldığı çadırkentlerde gördüm. Gaziantep’te bir çadırkentte kaldım. Adana’da bir başka yoksul mahallede kaldım. Kadınlarla geceyi geçirdim. Gördüğüm şey, kadınların bir arada olmaktan mutlu olduklarıydı.”

Nida, “Roman, Dom ve Abdal grupları çok erişilmeyen, görülmeyen yerler. Dolayısıyla buradaki kadınlarla diğer STK’ların çok fazla teması yok. Bu nedenle, bu grupların çok daha fazla görülmesine ihtiyaç var” tespitini yapıyor.

Nida, depremzede bir Dom kadının sözlerini de aktarıyor: “Biz Dom’lar yetimiz; bizi gören yok, duyan yok. Depremden önce de gören, duyan yoktu. Depremde bile bizi yine görmüyorlar.”

Her iki kadının deneyimine benzer şekilde Nurşah Özyürek de kadın örgütleriyle ilgili herhangi bir temasta bulunmadıklarını ve bir karşılaşmalarının olmadığını aktarıyor. Üçüncü günden itibaren bölgeye giden kadınlar da olmaya başladığını söyleyen Özyürek, “Bizim olduğumuz bölgede kadın örgütleriyle denk gelmemiş olabiliriz, biz genelde Göksun ve köylerindeydik ama Maraş merkez, Hatay, İskenderun, Reyhanlı kısımlarında olabilir” diyor.

Yoksulluk ve afete uyum kabiliyeti

Deprem sonrası yaşanan mağduriyetlerin kadınlar üzerinde bıraktığı etki konusunda Hemra Nida, Roman kadınlar üzerinden dikkat çekici bir tespitte bulunuyor: “Yoksullar bence çok daha hızlı hareket edebildiler. Çünkü pratikleri vardı. Yoksul gruplar, yoktan var edebilmeyi bildiği için ve yoksullukla, özellikle çok şiddetli yoksullukla normalde de baş edebildikleri için ya da baş etmeye çalıştıkları için depremde de bu mekanizmayı çok daha hızlı işlettiler.”

Yine Nida’nın dikkat çektiği bir diğer önemli nokta, hamile ve engelli depremzede kadınlar. “Bulunduğum çadırkentte 7 aylık hamile bir kadın vardı. Doğumla alakalı endişeleri başlamıştı. Çünkü bir öngörüsü yok. Gece eksi 10’ları bulan soğukta çadırda kalıyor. Hamile kadınlar çocuklarını nerede kucaklarına alacaklarını bilmiyorlar. Doğum yaparsa çocuğun sağlığını nasıl etkileyecek endişesi taşıyor. 70 yaşında yatalak bir teyze vardı.”

Görüşlerini bizimle paylaşan her üç kadın, depremzede kadınların en dezavantajlı olanlarının mevcut durumunu özetliyor. Her ne kadar sahada kadın örgütlerinin desteği ile karşılaşmamış olsalar da kadınların ihtiyaç ve sorunları yine kadın örgütlerinin desteği ve gücü ile çözülebilir. Çünkü cinsel şiddet başta olmak üzere toplumsal cinsiyet temelli şiddet de dahil olmak üzere kadınların mevcut sorunlarının afette derinleşmesinin önüne ancak cinsiyet temelli plan ve politikalar geliştirilerek geçilebilir.

Fotoğraflar: Hemra Nida


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz