‘İnisiyatif alan gençlerimiz, işadamlarımız organize oldular’

0
524

Konu; toplumun dayanışma ve yaraları sarma konusundaki kararlılığı olunca, Kayseri Kafkas Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Nurşah Özyürek’le konuşmayı çok istedik.

-Kayseri Kafkas Derneği’nin bölgedeki varlığı ve işbirliğinin çok şeyi mümkün kıldığını ve kolaylaştırdığını biliyoruz. Bize bu sürecin organizasyonuna ilişkin neler anlatmak istersiniz?

-Depremle ilgili anlatmak istediğim şey, öncelikle Kayseri olarak bizler de aynı şiddette depremi hissettik; gece 04.30 civarında. Hepimiz evlerimizi boşalttık ve geceyi dışarıda geçirdik. Akabinde sabahleyin 10.00-11.00 gibi daha güvenli hissettiğimizde evlerimize dönmüştük ama bu sefer de öğle vakitlerinde 13.30 gibi Elbistan’daki sarsıntıyı yine hissettik. Bu çok daha şiddetli ve korkutucuydu açıkçası hepimiz için, sonrasında bizler de evlerimize giremedik. Güvenli alanlarda, sosyal tesislerde, arabalarda ya da tek katlı, güvenli olduğunu düşündüğümüz işyerlerimize geçtik.

Kayseri Kafkas Derneği’yle ilgili şöyle bir durum söz konusu… Eski dernek başkanlarımızdan Sedat Bey kendi akrabalarını Maraş’taki ilk gece yaşanan depremden sonra almak için yola çıktı, kendi işyerinin araç servisiyle gittiler, yeğenlerini getirdi. Çok uzun sürdü bu yolculuk. Yaklaşık 18 saati buldu toplamda. İkinci depremi de orada yaşamış oldular. Durumun vahametini görünce inisiyatif aldı ve bir ekip kurdu, direkt Göksun’a geçti. Çünkü Elbistan’da yaşanan deprem Göksun’u ciddi anlamda yıkıma uğratmıştı. Hatta Göksun Dernek Başkanımız gece yaşanan deprem Maraş’ta etkili olduğu için Maraş’a yola çıkmıştı, ikinci depremde Göksun’un yıkıldığını duyunca tekrar bu tarafa dönmesi gerekti.

Burada herhangi bir şekilde kimse direktif vermeden inisiyatif alan gençlerimiz, işadamlarımız organize oldular. Ellerindeki imkânlarla oraya transferler, orada yapılacak işbölümü sağlandı. Temel şey ekmek, su… Hayatta kalabilmekle ilgili temel ihtiyaçları götürdüler öncelikli olarak, sonrasında ise oradan buraya gelmek isteyenlerle ilgili ciddi bir tahliye, transfer söz konusuydu. Bununla ilgili de Ankara Derneği’yle organizasyon yapıldı. Bu da yine öncesinde hiçbir ön hazırlığı olmaksızın o an spontane gelişen şekilde oldu. Yine etrafımızda bulabildiğimiz araçlar, sosyal medya üzerinden iletişim kurabildiğimiz kişilerle gönüllüler üzerinden bir servis ağı oluşturduk. Ama inanın ilk iki gün bu çok zordu, özellikle ilk gün çok zordu transferi sağlamak. Kayseri’de kalmak isteyen de çok olmadı çünkü başlangıçta Kayseri’de de bu şiddette hissedildiği için burayı da çok güvenli bulmuyorlardı. Bir de akrabalık ilişkilerinden ötürü Maraş menşeli hemşerilerimiz genelde Ankara’ya yönelmek istediler. Sonrasında da otellerin rezervasyonlarıyla ilgili Mersin ya da Antalya gibi tercihleri oldu.

Bunun dışında bizim bağlı olduğumuz federasyon, KAFFED bir toplantı yaptı. Başkanlar Kurulu’nda koordinatör dernek olarak Maraş, Göksun, Afşin, Elbistan tarafına Kayseri’nin ilgilenmesi gerektiğiyle ilgili bir görev tevdi edildi. Ama zaten bu görev verilmeden önce de biz sahaya çıkmıştık. Şöyle bir karar alındı; bölgeye gidecek yardımlar önce bize gelerek ya da bizimle iletişim halinde direkt oraya nakledilerek olacaktı. Orada bir hemşerimiz, Rafet Balkaroğlu’nun bir yem fabrikası var. Onun konuyla ilgili bir silosu, oradaki çalışanların ikamet edebilmesi için de kampüse benzer yerleşke vardı. Orayı biz operasyon için kullandık mekân olarak. Bu kampüs çok faydalı oldu depo anlamında. Hatta oradaki çok düzenli ve sistematik çalışmayı görünce bölgeden sorumlu vali ve kaymakam teşekkürlerini iletti. Koordineli çalışmak gerektiğine dair bir karar alındı. Hatta orayı sahra hastanesine çevirmek niyetiyle gelmişlerdi ama çalışmanın ciddiyetini ve düzenli halini görünce teşekkür ederek “Siz aslında bizim buradaki yükümüzü hafifletiyorsunuz. Bölgedeki tüm köylere ulaşımla ilgili bize yardım edin” dendi ve bu aşamadan sonra sadece kendi hemşerilerimizle ilgili değil, diğerlerinin sorumluluğu da bize verilmiş gibi oldu. Zaten en başında da herhangi bir ayrım yapılmaksızın her yere yardım gönderiliyordu.

İlk gün yardımlar genelde temel ihtiyaçlarla ilgiliydi. Ekmek, su gibi hızlı tüketilebilecek hazır gıdalardı. Ancak sonrasında 1-1.5 gün gibi kısa sürelerde ihtiyaç listeleri değişmeye başladı. Kiminde giysi, kiminde çamaşır, kiminde ayakkabı elzemdi ama en çok istenen şey tabii ki barınmaydı. Çünkü çok zor kış şartları vardı, eksi 20 ile 25 derece arasında değişiyordu, uzun zamandır böyle ağır kış şartları yaşanmamıştı açıkçası. Bu nedenle çadır, soba ve bunun devamı olan ısınma gereçleri odun, kömür gibi yardımcı ürünler de gerekmişti; hızlıca temini ve oraya ulaşması sağlandı. Yaklaşık 230 gönüllü vardı sahada, Kayseri’den Uzunyayla bölgesinden giden. Bunların kimi bizim üyemizdi, kimi herhangi bir derneğe üye olmaksızın kendileri gönüllü gidiyorlardı ama daha önce de belirttiğim gibi herhangi bir organizasyon, toplantı vs. yapılmaksızın çok hızlı bir şekilde sistematik bir yardım düzenlendi. Bu bizim için hem çok gurur vericiydi hem de uzun zamandır böyle bir sıkıntıyla bire bir karşılaşmadığımız için belki de unutmuş olduğumuz bir toplumsal refleksti. Bu anlamda diğer çevre şehirlerden, derneklerden, bireysel ya da kurumsal takdirler, teşekkür yazıları, telefon konuşmaları vs. gerçekleşti, bu bizim için tabii ki güzel bir sonuçtu. Ancak çok insani temel sorumluluk olduğu için her gelen telefona ya da mesaja böyle cevaplar verdik. En temel görevimizi de yaptık. “Bölgeye yakın olmak ve potansiyel işgücümüzün ve imkânımızın olması nedeniyle bunları yapabiliyoruz” dedik ama genel itibariyle de şunu söylediler: “Tabii ki herkesin insani görevidir ancak bu kadar düzenli, sistematik ve verimli çalışmak ayrı bir kurumsal örgütlülüğü gerektirir.” Özellikle dernekle ilgili eleştirel davranan, mesafeli duranlar “Birçok derneğin ne işe yaradığını çok anlamıyorduk, bu tür durumlarda gördük” dediler. Bu bizim için belki de kazanımlardan biri oldu diye düşünüyorum.

Bölgeyle ilgili şartlar gerçekten çok sıkıntılıydı; yaşlılarımız var, hastalarımız var, özel durumu olan, bebek bekleyen annelerimiz vardı. Buraya geldikten iki gün sonra doğum yapanlar oldu. Bunun yanı sıra Suriye kökenli Çerkeslerimiz vardı. Onların da kendi içinde ayrı sorunları var; dil problemi, akraba ve arkadaş bulamama vs. gibi. Bununla ilgili de daha önce iç savaş nedeniyle Kayseri’ye yerleşmiş olan Suriyeli Çerkeslerimiz gönüllü oldular, onlar bu işin organizasyonunu sağladılar. Sağ olsunlar. Biz onlara bu konuda inisiyatif verdik. Orada çok trajik şeyler de yaşanıyordu maalesef. İster istemez herkes kendi yakınıyla ilgili çabaya düştüğü için onlar da kendi yakınlarıyla ilgili bir organizasyon yapmak istediler.

Genel itibariyle hakikaten çok uzun zamandır yaşamadığımız, umarım bir daha da yaşamayacağımız çok zorlukla karşılaştık. Ama yapılabileceğin en iyisini yapmaya da çalıştılar arkadaşlar, gönüllüler özellikle.

Kayseri’deki avantajlarımızdan bir tanesi şu ki birtakım işletmelerimiz mevcut. Örneğin pandemi zamanında maske ihtiyacı olduğunda ikinci gün itibariyle maskeleri diktirmeye, bölgelere götürmeye başlamıştık. İşletme izinleri olan, sokağa çıkma yasağı olmayan arkadaşlarımız bunu hemen organize etmişlerdi. Pınarbaşı’na ilk maske teminini sağlayan biz olmuştuk, hatta jandarmaya dahi vermiştik. Bu hızlı davranma refleksimizi çok fazla önemsiyorum. Umarım bu tür afetlerle bir daha karşılaşmayız ama bu durumlar için oldukça şanslı bir konumda olduğumuzu düşünüyorum. Yine burada çadır ihtiyacı olduğunda da işletme sahiplerimiz bir prototip çalışma yaptılar. Akabinde 4×4 ölçülerde çadır üretimini yapmışlardı; metal aksamını bir işletmemiz yaptı, kumaşı başka bir yerden temin ettiler, işçilikle ilgili başka bir işletmeden destek alındı, keçesini bir başkası hazırladı derken kolektif çalışmayla ilgili güzel bir örnek ortaya çıktı. Burada da şunu da belirtmek istiyorum; bu işletme sahiplerinden biri Çeçen, biri Karaçay, biri Adige ve hepsi birlikte çalışıyorlar. Kayseri’nin bu özel durumuna da özellikle dikkat çekmek istiyorum, bizim için bu da oldukça kıymetliydi.

Sonra bölgeden buraya nakil olan, transfer edilen hemşerilerimizin geçici misafirhanelerde misafir edilmesi söz konusuydu. 45 kişilik bir otel rezervasyonu vardı Kayseri’de. Bir de 100 kişilik bir yardım kurumunun misafirhanesi vardı. Bunları geçici konaklamalar için kullandık 1-2 gün ya da 1 hafta kalacaklar için. Her türlü imkân vardı konaklamayla ilgili; duş, yemek çıkması, odaların olması gibi ama evde konaklama, uzun süreli konaklamayla ilgili başlangıçta çok yoğun bir talep gelmedi. Nedeni, halihazırda göçük altında akrabalarının bulunması, onları bırakmak istememeleri ya da hastanelerde hastalarının olması ya da cenaze işlemlerinin defin işlemlerinin devam etmesiydi. Hâlâ gelmeyenler için geçerli olan, hayvan besledikleri, besicilik yaptıkları için onları bırakıp gelememeleri. Ancak şartlar daha zorlaştıkça gün geçtikçe gelmek isteyenler oldu. Özellikle hastalar, ileri yaştaki büyüklerimiz, çocuklarımız, o yüzden artık bugünler itibariyle daha çok konaklama talebi almaktayız. İlerleyen günlerde daha da fazla olacağına inanıyorum. Çünkü Antalya, Mersin gibi bölgelerde otellerin ücretsiz misafir etme durumu bittiğinde İstanbul, Ankara gibi metropoller çok daha pahalı olduğu için Kayseri’ye hem yakınlık açısından hem ekonomi açısından daha fazla rağbet olacaktır diye düşünüyoruz.

An itibariyle gönüllülerin verdiği evlerimiz ya da kira bedelini karşılamak isteyenlerin yardımları bizde mevcut. Burada eşleştirmeler yapıyoruz ama elimizde yeterince potansiyel maalesef ki yok.

Bunun dışında genelde kişiler birtakım taleplerle geldiler. İster istemez korktukları için yüksek katlarda olmak istemiyorlar. Güvenli yerler istiyorlar. Kayseri’de de çok fazla yatay mimari imkânımız olmadığı için bu evler müstakil ve sobalı oluyor. Sobalının maalesef konforu olmadığı, zor olduğu için istemiyorlar doğal olarak. Diğerleri de villa tarzında oluyor. Böyle bir potansiyelimiz de maalesef mevcut değil; hem bizim için çok maliyetli hem de böyle bir gönüllülük durumu yok bu evlerle ilgili. An itibariyle evlerin eşya kısmını da yine gönüllülük esasına göre tamamlamaya çalışıyoruz.

Bu sürecin uzun olacağını düşünüyoruz. Yaklaşık bir sene kadar sürecektir ihtiyaçları çünkü sadece evlerini kaybetmek değil, hiçbir malvarlığının olmaması, aynı zamanda işlerini kaybetmiş olmaları vs. gibi maddi birtakım gerçekler söz konusu. Tabii psikolojik anlamda oldukça büyük bir yıkıma uğradılar, travmalar söz konusu. Normal hayata adaptasyonlarıyla ilgili sıkıntılar elbette ki yaşanacak. Bu nedenle uzun vadede gönüllülerin kredisini de çok çabuk bitirmek istemiyoruz. Önümüzde ramazan olduğu için bir süre daha bu yardımların devam edeceğini düşünüyoruz. Ama 1-2 aya kadar bu zayıflayacak ve insanların da elindeki potansiyel tükeneceği için daha uzun vadeli, sürdürülebilir sonuçlara odaklanmaya çalışıyoruz.

-Bugünlerde yaşanan hiçbir şeyin unutulmayacağını düşünüyorum. Anlatılmayı hak eden yüzlerce hikâye vardır. Bunların içinden bir anekdotu okurlarımızla paylaşmak ister misiniz?

-Elbette ki çok zor şeyler ve ağır şartlar yaşandı. Benim için önemli konulardan biri şuydu; getirdiğimiz kişilerin yüzlerindeki ifade ya da biz oraya gittiğimizde karşılaştığımız, konuştuğumuz herkesin yüzündeki ifade inanılmaz kaygılı, inanılmaz endişeli gözbebekleri, gözleri inanılmaz derecede açık bir şekilde; o korku ve kaygıyı hâlâ yüzlerinden anlayabiliyorsunuz. Onun dışında vefatlarla ilgili bir sıkıntı bizi çok üzmüştü. Suriyeli Çerkes bir genç kızımız vardı, Barina. Barina’nın cenazesi 2-3 gün kadar maalesef defnedilemedi, hastaneye de götürülmemiş. Orada bir esnaf kardeşimiz kendi imkânlarıyla dondurucusunda saklamış cenazeyi. Buradan araç gönderdik. Cenazeyi buraya getirmemiz gerekti. Ancak haklı olarak devletin birtakım yasaları var, güvenlik önlemleri var, savcılığın cenazeyi incelemesi, adli tıp raporunun olması gerekiyor. Yol üzerinde herhangi bir cenazeyle karşılaşırlarsa bu cenazeyi taşıyan kişilerin suçlu olarak algılanması da söz konusu olabiliyor. Transferiyle ilgili bir izin belgenizin, defin belgesinin olması gerekiyor. O hengâmede ilk başta belgeyi sağlayamadık. Cenazeyi alıp en yakın hastaneye getirmemiz gerekiyordu. Pınarbaşı’na getirdik. Pınarbaşı’nda nöbetçi savcımız gece bu işlemi yapmak istemedi, güvenilir bulmadı çünkü arada oldukça uzun bir mesafe var. Ertesi gün yine gündüz görevli savcıyla görüşüldü. Birinci derecede yakın olmaksızın teşhis konulması ve defnedilmesiyle ilgili bir işlem yapılamayacağı, bunun yasal olmadığı söylendi. Bizler ikili ilişkilerimizle, bölgedeki bürokratlarla vs görüşerek bunu çözümlemeye, meramımızı anlatmaya çalıştık. Çünkü kızımızın anne babası da depremzedeydi ve onlar da hastanedelerdi, çıkabilecek durumda değillerdi. Vefat eden kızımızı tanıyan Suriyeli Çerkesler gönüllü olmuşlardı götürebilmek için. Durumu anlattık, üçüncü günde ancak getirtebildik. Pınarbaşı’ndan bu belgeleri alıp gelmek biraz saat olarak geç olduğu için defin işlemi o gün de yetişmedi. Dördüncü güne kaldı. Tabii ki afet durumlarında bu tür şeyler belki insanlara sıradan istatistikler olarak geliyor ama en basit, en temel insani definle ilgili şeylerin yapılamıyor olması çok üzücüydü.

Oraya gittiğimde gasilhane olmadığını, tabii doğal olarak hiçbir şey yok, kendi şartlarıyla Göksu’ndaki bir deponun bahçesinde derme çatma bir mekân oluşturduklarını gördüm, kendi imkânları dahilinde yapmışlar bunu. Malum, hava soğuk olduğu için herhangi bir ısıtma aparatı vs. de yok. Odunlarla çok büyük bir kazan bulunmuş, ısıtılıyor. Derme çatma, orada ne bulunduysa, battaniyelerle etrafı çevrilmiş bir yer. Bir baza var ve o bazanın üzerine mevtalar getirilerek yıkanma işleminin yapılmasına gönüllü kişiler refakat ediyorlardı.

Bir gün bir cenazemiz oldu, o gün orada değildim ama gelen haberle gördüm. Kayseri’den öğrenci olan Serra kızımız var, üniversite öğrencisi. Bu konuyla ilgili daha önce hiçbir eğitim almamış gencecik bir kızımız. Vefatı olan bir aile çok üzgün. Yanlarında da bir kadın yok. Cenazenin yıkanması gerekiyor. İnisiyatif alıyor kızımız. “Ben yaparım” diyor. Bu beni çok duygulandırmıştı. Normalde yeni nesilden çok beklediğimiz bir hareket değil. Onları genelde çok daha konforlu alanlarda gördüğümüz için kafamızdaki prototip o şekilde, şablonlar o şekilde. Böyle bir inisiyatif alıp bunu yapabilecekleri hayatta aklımıza gelmeyecek bir şey. Üniversite öğrencisi, gencecik bir kız; bununla ilgili altyapısı da yok, inisiyatif alıyor ve bunu yapıyor. 5-6 gün kadar da sahada bire bir, geceli gündüzlü babasıyla birlikte çalıştı. O benim için çok özeldi.

Bunun dışında yurtdışından gelen yardımlarımız vardı. Örneğin yakın zamanda Amerika’dan, New Jersey’den bir heyet geldi bölgede inceleme yapıp neye ihtiyaç olduğunu tespit etmek için. Gelenlerden biri burada akrabasını buldu, sülaleleriyle ilgili köy bağlantılarını buldular. Dünyanın neresinde olursa olsun hâlâ köy isimlerinin, sülale isimlerinin korunup devam edebiliyor olması ve sıkıntı anında İsrail’den, Ürdün’den, anavatandan ve Amerika’dan, Almanya’dan gelmeleri çok manidardı. Gerçekten insanın yalnız olmadığını ve ulusal bilincin, kimlik aidiyeti bilincinin bu derece yüksek olduğunu görmek oldukça motive ediciydi.

Bir de malumunuz çok farklı federasyonlar, dernekler, farklı aktivist, bireysel girişimler vs. var. Sahada herkes bunları bir kenara bırakarak cansiperane çalıştı. Ancak son günlerde maalesef sosyal medyaya da yansıyan kutuplaşmalar zaman zaman orada da kendini gösterdi. Çünkü ne yaparsanız yapın, sizin hayattaki duruşunuz, yolda yürüyüş şekliniz, kafanızda oluşturduğunuz şablon kimlik, aidiyet bilinci, ulusal dava -artık bunun adına ne derseniz- “Çerkeslik” algısı vs. herkesin kendince yorumladığı bir şey olduğu için burada iş yapış şekli de ona göreydi. Kimisi maalesef bunu şova dönüştürdü diyebiliriz. Bizi üzen şeyler de yaşandı bu nedenle. Bahsettiğim, cenazenin getirilmesiyle ilgili, kendileri bu işi yapmışçasına dönüp Suriyeli Çerkeslere anlatan dernek başkanımız oldu. “Hayır, o öyle değil, böyle” deyince “Kusura bakmayın, ben yanlış biliyormuşum” deyip tekrar kendilerince bir açıklamada bulundular. Yani şu aşamada bile hâlâ bunların yaşanıyor olması gerçekten çok üzücü. Bunu şova dönüştürerek videolar, resimler çekmek…

Belki fark etmişsinizdir, en çok sahada olmamıza rağmen en az paylaşım yapan derneklerden bir tanesiyiz çünkü zaten o kadar yoğunuz ki bunu yapacak vaktimiz yok. Bir de özellikle orada depremzedelerin herhangi bir şekilde fotoğraflarda, videolarda görünmesinden imtina ettik, buna azami dikkat gösteriyoruz. Köy köy gezdik ama bunların hiçbirini yansıtmadık; bizim için bu önemli bir şey. Maalesef bunun aksini yapan arkadaşlarımız da, bu benim yorumum, bu işi biraz ajite ederek, arabesk bir biçimde işleyerek, belki topluma bilgi verdiklerini zannediyorlar ama bunun bir habercilik anlayışıyla, bir bilgilendirme amacıyla yapılmadığı ayan beyan ortada.


Söyleşinin deşifresinde destek sunan Maral Dindar’a teşekkürlerimizle.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz