Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Tarihi ve kültürel miras üzerine depremin yarattığı yıkımlar ve sorumluluklarımız

“Asrın felaketi” olarak tanımlanan 11 ildeki depremin yarattığı yıkımlar, beraberinde binlerce yıllık kadim kentlerin tarihi ve kültürel değerlerini de yok etti. Deprem bölgesinde yapılan ilk tespitlerde tam 1.652 tarihi eserin zarar gördüğü anlaşıldı.

Deprem bölgesinde TMMOB’ye bağlı Mimarlar Odası’nın yaptığı araştırmalara ait yayımlanan raporda bölgedeki tarihi yapılar ve tescilli sivil mimarlık örneği birçok binanın yıkıldığı, hasar aldığı bildirildi. ICOMOS Türkiye Milli Komitesi’nin vakıflar ile ortak çalışması sonucunda da hasar gören yapılara ait rapor yayımlandı. Ayrıca Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde 4 Mart Cumartesi günü yapılan panelde, konusunda uzman kadroların ilgili sunumlarında, ne yazık ki bu konuda ciddi kayıpların olduğu aktarıldı.

46 binin üzerinde canımızı kaybettiğimiz bu depremin ardından tarihi ve kültürel değerlerimize ait detaylı bir ulusal envanter çalışmasının yapılması mutlaka gereklidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın konu ile ilgili yapmayı düşündüğü birtakım çalışmalar için -ne yazık ki seçim sürecinin vereceği baskılar nedeniyle- gerekli ortamı bulamayacağı kanaatindeyim. Ayrıca deprem bölgesi olarak Türkiye ve Suriye devletleri sınırları içinde olup, Dünya Kültür Mirası olarak kayıtlı birçok eser için UNESCO’nun destek vereceğini açıklaması, yapılacak çalışmalara başlanması için de bir adım olmalı. Başta 2.300 yıllık kadim kent Antakya olmak üzere Roma, Sasani, Bizans, İslam, Osmanlı dönemine ait birçok tarihi yapıyı içinde bulunduran 11 kentimiz bu depremden oldukça büyük kayıplarla yara aldı. Adıyaman’daki tarihi Ulu Cami, Antakya’daki Habib-i Neccar Camii, Azizler Petros ve Pavlos Kilisesi, Adıyaman’daki Karakuş Tümülüsü, Gaziantep Kalesi, Diyarbakır Surları, Aslantepe Höyüğü gibi eserler bu kayıpların birkaçıdır.

Bölgenin, tarih boyunca yıkımlarına sebep olan depremselliği nedeni ile her manadaki kayıplarının telafi edilmesi ve geleceğe taşınması için yapılacak önemli görevler vardır. Öncelikle konusunda uzman kadroların bulunduğu ekiplerce çıkarılacak ulusal envanterler ve raporlamalar sonucunda oluşturulacak “tarihi ve kültürel miras bilim kurulu” konu ile ilgili çalışmalarına derhal başlamalıdır. Bu kapsamda dünyadaki bu amaçla örgütlü tüm kurumlar ile irtibata geçilmeli, gerekli yardımlaşmalarla yapılacak restorasyonlar için de bölgede acil bir laboratuvar kurulmalıdır. Öncelikli tespitlere ve bütçeye göre yapılması öngörülenler sıralanarak bölgedeki kimlik mutlaka ayağa kaldırılmalıdır. Restorasyonların yapıldığı alanlardaki altyapı çalışmaları da aynı paralelde yürütülmeli, restorasyonların ileride zarar görmeyeceği uygulamalar yapılmalıdır.

Deprem konut ihtiyacına binaen acil yapılaşma kararı alınan bazı bölgeler ne yazık ki arkeolojik sit alanı içindedir. Bu yanlıştan derhal dönülmelidir. Cumhurbaşkanlığı’nın konu ile ilgili son kararnamesi bu konuda yapılacak her şeye izin verecek niteliktedir. Arkeolojik sit ve tarihi kültürel miras alanlarında yapılması öngörülen uzmanlık restorasyon çalışmaları dışında hiçbir imar faaliyetinin olmaması gerekir.

Ayrıca Türkiye coğrafyasının %78’i deprem bölgesinde olup bu bölge içinde Dünya Kültür Mirası kapsamında birçok antik kent ve müzelerimiz de bulunmaktadır. Bu müzelerdeki eserler dünya çapında olup mutlak korumaya alınması gereklidir. Müze ve sergileme alanları depreme karşı dayanıklı korumaya alınmalı, gerekli güçlendirmeler yapılmalıdır. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bakanlığın yaptığı güçlendirme çalışması bu aşamada önemli olmakla birlikte, Topkapı Sarayı ve birçok müzemiz ve bu müzelerde sergilenen eserler çok ciddi tehlike altındadır. Binlerce yıllık kültürün, sanat ve tarihi eserlerin “Dünya Mirası” olarak geleceğe takdimi de mutlaka sağlanmalıdır. Depremin yarattığı her olumsuzluk ve yıkım içinde bu değerlerin asla unutulmaması gerekir. Bu konuda da kapsamlı bir çalışma derhal yapılmalı, tüm gelişmeler kamuoyuna aktarılmalıdır. Yaşadığımız süreçlerin bize yüklediği en büyük sorumluluklardan biri de budur.

Yazarın Diğer Yazıları

2000’li yıllardan 2025’e…

Türkiye’de 2000’li yıllara kadar imar ve çevre politikalarının gelişmiş ülke uygulamaları süreçlerine ayak uydurma çabaları ve bazı koruyucu kanunlar ve düzenlemeler çerçevesinde aksaklıkları 2000’li...

Hakan Tosun neden katledildi?

Hakan Tosun, çevre haberleri yapan, belgeselci ve aktivist, bağımsız gazeteciydi. Doğa katliamı, kentleşme gibi işlediği konuları, toplumsal tepkileri belgesel üretimi ile halka iletmeye çalışıyordu....

HES ile gelen çevre felaketleri!

Doğu Karadeniz’de başlayan hidroelektrik santralı (HES) felaketleri hız kesmeden Batı Karadeniz’e de yöneldi. Düzce’de ilk HES uygulamaları başlarken, o dönemler yapılacak HES projesi ve...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img