Mayıs kuzuları ve navruzlar

0
461

Rüzgârın artık kulaklarımızı yakmadığı, burnumuza bozdağın eteklerinden savrulan, topraktan yeni fışkıran navruz kokularını taşıdığı zamandı mayıs

Kulaklarını enlemek dışında (!) bakmaya, koklamaya doyamadığım yeni doğmuş kuzuların kokuları yayılırdı tüm Uzunyayla bozkırına.

Baharla birlikte kabarmış toprak kokusuna karışan kuzu sesleri… Köyün doğusuna baktığınızda bir set gibi görünen karlı Şeker Dağları alacaya dönmeye başladığında anlardık baharın geldiğini…

Büyük heyecandı biz çocuklar için mayıs; çünkü yeni doğacak kuzuları dağlardan eve getirme zamanı gelmişti artık.

Bize düşerdi dağlarda sürü peşinden koşup doğan kuzuları sahiplerine ulaştırmak…

Kucağımızda yeni doğmuş kuzunun sıcaklığıyla çiseleyerek yüzümüzü yıkayan yağmura aldırmadan bir an önce doğan kuzuyu köydeki sahibine ulaştırma çabasıydı mayıs.

Aslında öyle kolay bir iş değildi; özellikle annesini sürüden ayırıp seni takip etmesi için ikna etmek zorundaydınız.

Hele de koyunun ilk yavrusu ise işimiz çok daha zordu; lakin, ikisini de sağ selim köye ulaştırma sorumluluğu idi mayıs

Bazen kucağımızda bir kuzuyla, eğer ki kuzu henüz doğmamış ise bir tutam navruz çiçeği koynumuzda dönmekti eve…

Navruzların bir başka iksiri vardı üzerimize sinen.

Nisan yağmurlarında ıslanmış toprağı yan yontulmuş kuru söğüt dalı ile kazıp köküyle çıkararak topladığımız navruzları, beyaza sıvanmış kerpiç evlerimizin içeriden oyulmuş raflarında, annelerimize sunduğumuz ilk buketlerdi mayıs

Köye yaklaştıkça heyecan basar, kuzular karşılığında verilecek ödüllerimizin hesabına düşerdik yarı mahcup…

Tabii ki âdettendi bir ya da iki yumurtayla ödüllendirilmek.

İçine çakıl taşları doldurup ağzını taşla ezerek bir çıngırak oluşturduğumuz salça tenekeleri işlevseldi.

Annelerini yeterince emdikten sonra bir sonraki güne kadar ayrıştırmakta kullandığımız garip çıngırak tenekelerinden yapasım gelir her mayısta…

Köyde bıraktıkları yavrularına bir an evvel kavuşmak için sabırla otlayıp, döndüklerinde onları doyuracak sütü memelerinde taşıyıp gelen heyecanlı koyunlar, köye yaklaşırken yavrularının hep bir ağızdan meleşmelerini duyar duymaz adımlarını hızlandırır, çok daha gür tonlarda karşılık vererek önü alınmaz bir sel olur, akarlardı avluya…

Bu sıradaki karşılıklı meleşmeler dayanılmaz bir hasretin yankısıydı mayısta

Avluda canhıraş bir buluşma olur, her anne kuzusunu koklayarak bulur, kimi kuzular annesi olup olmadığına aldırmadan gördüğü ilk sütlü memeye dadanır, birkaç yudum da olsa emmeye zorlatırdı arsızca…

Sonunda avluya bir sükûnet hâkim olur, yavaş yavaş ayrılırlardı annelerinden kuzular…

Karnı doyan, yaramaz yüzlerce kuzu, ahıra girmemek için avlu içinde bir baştan ötekine coşarken, dalga dalga yayılan okyanus dibindeki balık kümeleri gibi doğanın zapt edilemez yüzüydüler adeta mayısta…

Derken sıra en zor işlerden birine gelirdi; kuzular doğaya yaylıma alıştırmak üzere dağa çıkarılmalıydı.

Kiminin göz kenarı, kiminin sade dudakları, kimininse tek kulağı siyah olur, kimi alaca, kimisi de komple kömür karası.

Hepsi birbirinden sevimli ama son derece yaramaz, tükenmez enerjileriyle avlu içinde oradan oraya koşuşturmaları çok eğlenceliydi ama doğayla ilk buluştuklarında peşlerinde koşmak zorunda olan bizler için o kadar da sevimli gelmiyorlardı bazen…

Havadaki yağmur kokusuyla toprağın kekik kokularına karışan, kuzuların yeni çıkmış süt dişleri ile sırf meraktan kopardıkları, civanperçemi ve binbir çeşit bozkır bitkilerinin tüm atmosfere yaydıkları kokunun adıydı mayıs

Şimdi anlıyorum neden biz çocukların işi idi her mayısta

Kuzuların peşinden koşturmak?!

Çünkü biz de yarı deliydik, en az onlar kadar da meraklı ve enerji doluyduk mayısta

Onları yönlendirmek için tek kullandığımız teneke çıngıraklar değildi elbette! Ama asla sopa ya da değnek kullanmazdık. Onlar için özel tasarladığımız bir parça naylonu dilimlere ayırdıktan sonra bir çubuk üzerine dolamak suretiyle oluşturduğumuz hışırtı idi sadece onları ürküten mayısta

Zordu, meşakkatliydi ama esrarlı günlerdi, o tepeden bir ötekine hep birlikte coştuğumuz, her gördükleri yeni bitkiye, her dereye, her taşa biz de bakardık ilk defa görmüşçesine şaşkınlıkla onlarla…

Sonrasında onları yaz boyunca dağlarda otlatacak, bizden daha uzman çobanlara teslim ederdik etmesine de! Kimin daha uzman olduğu ile ilgili kuşkuya düşerdim her haziranda…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz