‘Bizim evde her zaman üç dil konuşulur’

0
1367

 

Almanya’da yaşayan Tsoriti Emine Şahingöz yakın zamanda Oset dili üzerine yazdığı tez ile doktora derecesi kazandı. Daha önce de çeşitli vesilelerle haber derlemelerimizde yer alan Emine ile bu özel başarısı nedeniyle bir söyleşi yaptık. Değerli kardeşimizi kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.


Tsoriti Emine Şahingöz

-Emine merhaba, Türkiye Oset diasporasından Almanya’ya yerleşmiş bir ailenin kızı olarak Oset dili üzerine bir doktora derecesi alman hem buradaki diasporada hem de atavatanda ilgi uyandırdı. Seni ve çalışmalarını daha iyi tanıtmak amacıyla bu söyleşiyi yapmak istedim. Bize öncelikle kısaca hayat hikâyeni anlatabilir misin?

-Merhaba, Atsætı Ufuk. Ailem yıllar önce Oset köyü olan Poyrazlı’dan, şu anda Türkiye’de kalan son Digoron köyünden, Almanya’ya yerleşmişler. Birkaç yıl Güney Almanya’da yaşadıktan sonra 90’lı yıllarda Frankfurt am Main’a taşındılar ve ben de burada dünyaya geldim. Anaokulundan liseye kadar okul eğitimimi Frankfurt’ta tamamladım. Daha liseyi bitirmeden Kafkasya’ya duyduğum yoğun ilgiden dolayı Kafkasya üzerine uzmanlaşmaya karar vermiştim ve Frankfurt’taki Goethe Üniversitesi’nde Kafkas Dilbilimi Bölümü’nü keşfettiğimde üniversite eğitimim için Frankfurt’ta kaldım. Lisansımı ve yüksek lisansımı Hint-Avrupa ve Kafkas dilleri üzerine bitirip birçok eşi benzeri olmayan büyüleyici dille tanışma ve birçok farklı proje kapsamında dünyanın pek çok yerini keşfetme fırsatım oldu. Aynı zamanda kendimi tamamen Kafkas bir Hint-Avrupa dili olan Osetçeye adayabildim. Yüksek lisans tezimi Osetçenin önekleri (preverb/prefix) hakkında yazdığım esnada danışman profesörümün önerisi üzerine üniversitemizde yer alan “Nominal Modification” isimli doktora programına başvurdum ve daha yüksek lisansımı tamamlamadan doktora programına kabul aldıktan sonra doktoramı da yine Frankfurt’ta tamamladım. Yani kısacası tam bir Frankfurtlu Osetim.

 

-Osetçeyi önce aile içinde mi öğrendin, konuşmayı öğrenirken evde kullanılan esas dil Osetçe miydi? Yani anadilin Osetçe mi? Değilse nasıl ve ne ölçüde öğrendin Osetçeyi?

-Bizim evde her zaman üç dil konuşulur: Annem ve babam kendi aralarında neredeyse sadece Osetçe konuşurlar. Kardeşlerim ve benimle ise çoğunlukla Türkçe konuşurlar. Kardeşler kendi aramızda ise çoğunlukla Almanca konuşuruz. Annem ve babam çokdillilikten dolayı zorlanabiliriz diye bize Osetçeyi hiçbir zaman aktif olarak aktarmadılar. Ancak dili her gün duyduğumuz için artık “pasif” anadilimiz haline geldi, yani konuşulanları anlayabiliyorduk ama aktif olarak üretemiyorduk.

2017 yılında Alan Vakfı’nın desteğiyle “Alanların İzinde” programı kapsamında ilk defa Osetya’ya gitme fırsatım oldu. Alan Vakfı aracılığıyla Osetya’ya giden ve aralarında iki kuzenimin de bulunduğu grupta Osetçeyi yine az çok konuşabilen kişi olduğum için basın toplantılarında grubumuz adına ben konuşmak durumunda kaldım. Kısa bir süre içinde dilimin düğümünün çözüldüğünü fark ettim. Osetçe gramer çalışmalarım, yüksek lisans ve doktora tezim kapsamında okuduğum ve analiz ettiğim çok sayıda metin sayesinde Osetçe kelime dağarcığım ve anlayışım hızla genişledi. Şu anki Osetçe bilgimi oldukça sağlam olarak tanımlayabilirim ve anadilim olarak tanıtıyorum. Bunun ana etkenlerinden biri kesinlikle Osetya’da bulunmuş olmam.

 

-Aldığın formal eğitimi anlatabilir misin? Almanya’da hangi okullara devam ettin? Dilbilim ve özellikle de Osetçe üzerine yoğunlaşmaya nasıl karar verdin?

-Yukarıda da belirttiğim gibi, Kafkasya üzerine uzmanlaşmak istediğime erken karar verdim. Yaklaşık 15 yaşındayken Kiril alfabesini kendi başıma çalışmaya başladım ve kısa Osetçe hikâyeler okuyup anlamaya çalışıyordum. Yazılarda tanıdığım bir kelimeye rastladığımda yaşadığım sevinci hâlâ iyi hatırlarım. O zamanlar Facebook’daki birçok sanal Oset grubuna dahil oldum ve ufak çapta gerçekleşen Osetçe çalışmalarına katıldım. Kafkasya’ya ve genel olarak dillere olan ilgim, yazları Poyrazlı’da geçirdiğim süre boyunca bir kuşak değişiminin, daha doğrusu bir dil değişiminin gerçekleştiğini fark etmemi sağladı, zira büyükler birbiriyle hep Osetçe konuştuğu halde yaşıtlarım, Oset ortamında doğup büyüdükleri halde Osetçeyi konuşamıyordu. Binlerce yıllık tarihi olan bu dilin, hiçbir şey yapılmazsa birkaç on yıl içinde yok olabileceğini de o zaman anladım. Bu sebeplerden dolayı bu dilin korunmasına veya belgelenmesine küçük bir katkı sağlamak için kendimi Osetçeye adayabileceğim bölüm olan dilbilim okumaya karar verdim.

 

-Almanya’daki okulunda Osetçe üzerine çalışman nasıl mümkün oldu? Okuldaki imkânlar nelerdir? Danışmanın ve diğer hocalarından ne ölçüde destek alabildin? Okulun ve Osetya dışında Osetçe üzerine çalışabilme olanağı veren başka kurumlar var mı?

-Dilbilim konusunda en büyük örneğim, tez danışmanım diyebilirim. Kendisi, özellikle Hint-Avrupa ve Kafkas dillerinin dünyaca meşhur bir uzmanıdır. Osetçe üzerine 80’li yıllarda birkaç çalışması oldu ve Osetya’da da bulundu. Osetçe üzerine çalışmalarımda beni çok destekledi. Lisans tezimi hazırlamaya başladığımda tez konumu değiştirip Osetçe hakkında çalışma yapmamı önermişti. Aynı şekilde İrani diller üzerine uzmanlaşan diğer öğretim görevlilerinin de büyük yardımı dokundu; Osetçeye en yakın dil olan ve günümüzde Tacikistan’da konuşulan Yagnob dilinin dersini görme imkânım oldu mesela. Yine bu hocalarla Osetçe etimoloji konusundaki teorilerimi tartışıp danışma fırsatım daima oldu.

Osetçe, dilbilimde Hint-Avrupa dilleriyle, özellikle İrani dillerle ve Kafkas dilleriyle ilgilenen için oldukça değerli bir dil; Arapçadan en az derecede etkilenen İrani dil olarak tanımlanmasının yanı sıra İskit-Sarmatların bir boyunun konuştuğu dilden türediği genel olarak kabul görülüyor. Aynı zamanda Kafkas dillerinin etkisi oldukça belirgin ve bu sebepten dolayı hem İrani diller hem Kafkasya’da konuşulan diğer diller arasında özel bir statüye sahip. Fakat Osetçe hakkında gerçekleşen çalışmaların %99’u Rusça yayımlandığından Rusçası olmayan dilbilimciler için bu dil hakkında bilgi edinmek veya veri toplamak oldukça zor.

Doktora çalışmalarım esnasında çok sayıda uluslararası konferansa katıldım ve bazılarına davetli konuşmacı olarak katıldım. Bunlardan bazıları: Jena’da Friedrich Schiller Üniversitesi, Uppsala Üniversitesi, Roma’daki Sapienza Üniversitesi ve Tiflis’teki İlia Devlet Üniversitesi. Yani kısacası Osetçeyi çalışabilme olanağı olan çok sayıda kurum var.

 

-Kendin için nasıl bir kariyer planlaması yaptın? Diğer genç arkadaşlarımıza da kariyerlerini anadilleri üzerine kurmalarını önerir misin?

-Bu kültürün ve diasporanın doğrudan üyeleri olarak bizler, toplumumuzu oluşturan yapılar ve detaylar hakkında çok daha iyi bir kavrayışa sahibiz. Bununla birlikte, dillerimiz, geleneklerimiz, folklorumuz gibi konular üzerine yapılan bilimsel araştırmaların çoğu Avrupalılar tarafından yayımlanmıştır. Elbette halklarımıza ve dillerimize olan ilgilerinden dolayı her biliminsanına minnettarım. Ancak ben kendi saflarımızdan akademisyenlerin sayısının artmasından yanayım. Daha fazla dilbilimciye, daha fazla etnoloğa, daha fazla antropoloğa, daha fazla siyasal bilimciye ihtiyacımız var. Çünkü bizden ve bizim hakkımızda olan çalışmaların sayısı ne kadar çok olursa, dünya tarihinde o denli görünür oluruz.

Zor olsa da genç okurlarımıza ve arkadaşlarımıza akademik çalışmalarını bu yönde yoğunlaştırmalarını, hiç değilse okudukları bölümlerde yaptıkları çalışmalarında bir nebze kültürlerimizi ve dillerimizi ele almalarını ve konu edinmelerini öneriyorum (İlgili okurlarımızın Avrupa’da okumak isteyeni olursa birtakım burslara başvurma imkânları olduğunu hatırlatmak isterim; örneğin Almanya’da okumak isteyenler DAAD sayfasından bilgi edinebilirler).

 

-Bir süre Osetya’da da eğitim aldığını biliyorum, orada hangi kurumlarda, ne amaçla bulundun? Enstitüdeki ortamın ve Osetya’da yaşamış olmanın çalışmalarda ne tür faydalarını gördün?

-2019 ve 2020 senelerinde doktora çalışmalarım kapsamında birkaç aylığına Vladikavkaz’daki Beşeri ve Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde (SOİGSİ) bulundum. Tez çalışmalarım için ses kayıtları toplayıp değerlendirmem gerekiyordu ve ses kayıtları toplamak için alan araştırmasına gittim. Bu fırsatta Vladikavkaz Devlet Kütüphanesi, Kuzey Osetya Devlet Üniversitesi, Digora gazetesi ve İræf dergisinin yazarları ve yayıncıları, Kuzey Osetya Kültür Bakanlığı gibi kurumlarda çalışmalarımda bana yardımcı olan çok sayıda insanla konuşup tanışma fırsatım oldu. Bu üç ay içinde doktora çalışmalarımı ilerletmemin yanı sıra Osetçe dil bilgimi ve kelime hazinemi de genişlettim ve daha önce Osetçenin sadece Digoron lehçesini anlarken İron ve özellikle Güney Osetya’nın Kudar lehçeleri hakkında bilgimi de oldukça ilerletme fırsatım oldu.

Aynı zamanda bana kapılarını açıp evlerine kabul eden akrabalarım sayesinde Türkiye’de farklı hazırlanan yemekler veya artık yerine getirilmeyen gelenekleri de gözlemleyebildim. Fırsatı bulmuşken buradan hepsine teker teker şükranlarımı sunuyorum – arfitæ win kænun!

 

-Kariyerini Osetçe üzerine kurmuş olman sana ne gibi avantajlar sağladı ya da dezavantajlara neden oldu?

-Her şeyden önce, çalışmalarım diaspora ve Kafkasya’daki dost ve akrabalarım tarafınca büyük itibar ve değer görüyor ve bunun için çok minnettarım. Uzun yıllar süren çalışmalarım beni Oset dili ve kültürü konusunda bir uzman haline getirdi ve düzenli olarak uluslararası konferanslar ile kimi zaman TV ve podcast röportajları için davetler alıyorum. Aynı zamanda diasporamızın üyeleri belirli konularda, örneğin kitap ve makale önerileri gibi konularda benimle iletişime geçiyorlar. Zaman zaman Osetya’dan, örneğin Nart Destanları metinlerini okuyan ve bir kelimeyi anlamayan tanımadığım insanlar benimle o kelimenin anlamını sormak için iletişime geçiyor. Bu durumda da yardımcı olmaktan mutluluk duyuyorum.

Dezavantajlar konusunda ise söyleyecek pek bir şeyim yok. Sonuçta bilim alanında kariyer yapmaya karar verdiğimde bunun kolay olmayacağının başından beri farkındaydım. Bu sadece dilbilim için değil, tüm disiplinler için geçerli. Dolayısıyla bu konuda kararlarım nedeniyle ortaya çıkan dezavantajlardan doğrudan bahsedemeyeceğim.

 

-Bize şimdiye kadar Osetçe üzerine yaptığın çalışmaları ve varsa yayınlarını anlatabilir misin?

-Doktora sırasında uluslararası konferanslara katılmak ve çalışmalarını sunmak vazgeçilmez olduğundan, doktora çalışmalarımın sürdüğü üç buçuk yıl içinde yaklaşık 25 sunum yaptım ve çok sayıda makale yayımladım. Burada bu konuların sadece bazılarını kısaca özetleyeceğim. Okuyucular daha fazla bilgi edinmek isterlerse academia.edu’daki sayfamı ziyaret edebilirler (https://uni-frankfurt.academia.edu/tsoriemi). Her şeyi orada yayımlamasam da, çalışmalarımın bir kısmı orada bulunabilir. Ayrıca ara sıra Twitter hesabım üzerinden de çalışmalarım hakkında paylaşımlarda bulunuyorum (https://twitter.com/tsoriemi).

En son sunumlarımdan birinde, Kuzey Kafkasya’da konuşulan diğer diller için alışılmadık olmayan, ancak Osetçe için nadir görülen Arap harfleriyle yazılmış Poyrazlı’dan bir mektup hakkında sundum. Her şeyden önce bu el yazmasının Anadolu’da konuşulan Osetçeden gelmiş olması onu eşsiz bir eser haline getiriyor.

Bir başka sunumda, birkaç erken çağ Avrupa kaynaklarında bulunan Osetçe materyallerden (çoğunlukla kelime listeleri) bahsettim. Ve günümüze ulaşan bu kelime listelerinden çıkarılabilecek dilbilimsel, özellikle fonolojik, gelişmelere odaklandım (bknz. konferans konuşması: “Ossetian Evidence from Early Modern European Sources” – Presentation at the Symposium Christianisation of Alania and beyond – National Library Saint-Petersburg, Russian Federation. Yakın zamanda aynı başlık altında makale yayımlanacak).

Makale olarak da yayımlanan diğer sunumlar, diferansiyel nesne işaretlemesi (differential object marking) veya topikalleşmiş unsurları işaretleyen bir parçacık (topic particle) gibi gramer fenomenleri üzerineydi. Bu bahsettiğim konuların her ikisi de doktora tezimde kapsamlı çalışmaya tabi tuttuğum fenomenlerdir. Ayrıca Osetçenin vurgusu (stress) gibi fonolojik konularda bazı sunumlar yaptım ve bunları makale olarak yayımladım (bknz: “Word Accent and Tmesis in Ossetic.” Florian Sommer, Karin Stüber et al. (eds.), Indogermanische Morphologie in erweiterter Sicht: Grenzfälle und Übergänge. Innsbrucker Beiträge zur Sprachwissenschaft 167, 253-271. Innsbruck).

Yani kısacası; sunumlarım ve yayınlarım sadece gramer konularını değil, aynı zamanda fonolojik, sosyolinguistik ve etnografik çalışmaları da kapsamaktadır.

Türkiye diasporasında Poyrazlı Köyü’nün özel bir yeri var. Buradaki Osetlerin arasında azınlık olsalar da bu köye yerleşmiş olan Digoronca diyalektiyle konuşan Osetlerin köyü Poyrazlı, kalan diğer iki İronca konuşan köylerimizde pek fazla yaşayan kalmadığından dolayı, Osetçenin konuşulduğu tek yerleşim birimi olarak yaşıyor diyebiliriz. Taşımalı sisteme geçildikten ve köy okulları kapandıktan sonra burada da pek fazla genç nüfus kalmadığından dolayı yakın zamanda belki burada da yeni nesiller artık Osetçeyi öğrenemeyecekler (R. Foltz, gözlemlerine dayanarak, geçen yılki makalesinde bunu iddia ediyordu).

 

-Osetçenin bu topraklarda ve atavatanda yaşama şansı ve koşullarına dair gözlemlerin ve beklentilerin nedir? Bu konuda neler yapılması gerekir?

-Richard Foltz’tan tam 46 sene önce Sivas Yıldızeli’ndeki Oset köylerinde bulunan Oset dilbilimcisi Fridrik Thordarson da aynı gözlemde bulunmuş, “Türkiye’de konuşulan Osetçe önümüzdeki senelerde yok olacak” diye bir tahmin yürütmüştü makalesinde. Thordarson’un bu konuda yanıldığı gibi Foltz’un da yanılmasını umuyorum. Fakat sanırım Türkiye’de konuşulan Osetçenin ikinci bir şansı olmayacak gibi görünüyor.

Poyrazlı Köyü’nde ve Türkiye veya Almanya’da yaşayan Oset toplumunda genel olarak gözlemlediğim şey Osetçenin artık çocuklara öğretilmiyor ve ev içinde konuşulmuyor olması. Osetya’da bulunduğumda Rusça konuşmamaya gayret ediyorum. Fakat Vladikavkaz’da sadece Osetçe konuşarak idare etmek oldukça zor. Yerli gençlerden Osetçenin “köylülerin dili” olarak adlandırıldığına birkaç kez tanıklık ettim mesela. Veya kafelere girip “Osetçe konuşuyor musunuz” diye sorduğumda “Evet” cevabını aldığım halde Digoronca konuştuğumu duydukları an Rusçaya dönüp “Ben Digoronca anlamıyorum” diyenler de çok oldu. Oysa Oset lehçeleri Digoronca, İronca, Kudarca, Çisayca ufacık bir çabayla karşılıklı anlaşılabiliyor. Fakat sanırım insanların doğasında olan konformizm en ufak bir zorluk karşısında daha kolay gelen diğer ortak dile, yani Rusçaya veya Türkçeye dönmelerine sebep oluyor.

Dil kaybı bugünden yarına gerçekleşen bir olay değildir. On yıllar boyunca birçok dış ve iç etkenden oluşan faktörlerin bir araya gelmesi bir dilin kaybolmasına sebep oluyor. Ve tek bir günde veya sadece bir kişinin çabaları sayesinde üstesinden gelinebilecek bir durum söz konusu değil. Dillerimizin ve halklarımızın (çünkü bu dil kaybı Kafkasya’da konuşulan diğer diller için de geçerli) bulunduğu durumu gerçekçi bir şekilde incelememiz gerekir. Derneklerde de dil kursları verildi, fakat şahsen dernekte verilen dil kursu sonrasında o dili konuşmaya başlayan kimseyi tanımıyorum, varsa da sayıları çok azdır.

Diaspora içinde dil çalışmaları gerçekleştireceksek bu konsepti yeniden düşünmemiz gerekir kanaatindeyim. Genel olarak dile ve kültüre yönelik bilincin ve ilginin artması önemlidir. Oset dilini ve diğer Kafkas dillerini öğrenmek ve kullanmak için teşvik edici programlar, kurslar ve etkinlikler düzenlenmeli ve desteklenmelidir. Bu, genç nesillerin dilin korunması ve geliştirilmesi konusunda motive olmalarını sağlayabilir. Ayrıca kültürümüze ve dilimize sahip çıkmanın önemini vurgulamak için ailelerin ve toplumun bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Dijital platformlarda Osetçe içeriklerin yaygınlaştırılması ve Oset dilinde yayın yapan radyo ve televizyon kanallarının desteklenmesi de dilin yayılmasına katkı sağlayabilir. Osetçenin bu topraklarda ve atavatanda yaşama şansını ve koşullarını güçlendirmek için dilin bilinirliğini artırmak, genç nesillerin dil öğrenme fırsatlarını çoğaltmak ve dilin yayılmasını teşvik etmek önemlidir. Aileler, toplum ve devlet arasındaki işbirliğiyle bu hedeflere ulaşmak mümkün olacaktır.

 

-Tez çalışmaların salt kitabi düzeyde mi yoksa alan araştırması tarzında da çalıştın mı yaşayan dili incelemek için?

-Doktora çalışmalarıma 2019 senesinde başladım ve tezimin fonolojik bölümüne ses kayıtları toplamak amacıyla aynı yıl alan araştırması için Osetya’da bulundum. Bu topladığım ses kayıtlarının sayısını çoğaltmak maksadıyla 2020’de mart ayında tekrar Osetya’ya gittim fakat pandeminin ortaya çıkmasıyla birtakım aksilikler yaşadım ve dolayısıyla alan araştırması bir nevi Oset öğrenci yurdunda hayatta kalma mücadelesine dönüştü. Haliyle Almanya’ya geri döndükten sonra pandemi süresince bir daha Osetya’ya gidip fonoloji çalışmalarına uygun kalitede ses kayıtları toplamam mümkün olmadığı için daha çok salt kitabi düzeyde çalıştım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz