Çerkes sağcılaşmasına BK’cılık üzerinden bir itiraz

1
423

Çerkeslerin diasporada varoluş mücadelesinde onlara iki büyük anlatı eşlik etti. Daha doğrusu “Soğuk Savaş” bizlere iki mektup yolladı. Birisi, Birleşik Kafkasyacılık (BK), diğeri Dönüşçülük (Dönüş) ile ilgiliydi.

Elbette her iki anlatı da ezberleri bozarken kendi dogmalarını yarattılar. Kendilerini öncü ve kurtarıcı olarak gördüler. Dönem, büyük anlatıların dönemiydi.

İkisi için de kendi “ideolojik” tutarlılıkları üst seviyeydi. Ancak BK’cılığın ve Dönüşçülüğün tek başlarına doğruyu temsil etmedikleri fakat söyledikleri şeyler içinde münferit doğrular olabileceği uzun süre konuşulmadı.

Yedi Yıldız dergisinin (1993-1996 doktriner dönem) kısa süreli hayatı ve Kafkasya Forumu dergisi (2005-2010 etkili aktivizm) dönemini saymazsak, uzun yıllar Çerkes siyasetinin siyasi iklimini şekillendiren bu iki büyük anlatının (BK ve Dönüş) taşıdıkları patolojilerle güncelimizi henüz terk etmediklerini düşünmek için nedenlerimiz var. İki anlatı da Çerkes günceline ait siyasi gerilimlerin ve kamplaşmaların beslendiği yerler olmaya devam etmekteler.

Çerkes kamusuna ait yaşanan yatay ve dikey sorunlarımızın iki ana kaynağına farklı bir anlayışla yaklaşmak kaçınılmaz olduğundan, birkaç makaleden oluşacak bir yazı dizisi fikri gelişti. Her iki anlatı özelinde nelere itiraz ettiğimi bu yazılarda bulabileceksiniz.

İlki olacak bu yazının ana fikri; anaakım anlatılardan biri olarak BK’nın, özne olarak Çerkesin yaşadığı en büyük felaketin “sağcılaşma” olduğu konusudur.

O halde soralım; BK hangi koşullarda sağcılaştı? Sağcılaşması kaçınılmaz mıydı? Direksiyonu sola kıran bir BK, BK olarak yaşamaya devam edebilir mi?

Birleşik Kafkasyacılık (BK), kökleri 20. yüzyılın başlarına dayanan bir fikir akımı olmasına karşılık Soğuk Savaş yorumuyla “dondu” ve 2000’li yıllara geldi. Yıl 2023 ve popülist-sağ BK, en büyük diaspora nüfusuna sahip Türkiye’de, siyasi yelpazenin sağına konumlanmış haliyle, hastalıklı Türkiye sağından beslenmeye devam ediyor. Bu yüzden de yüz yılı aşkın geçmişine rağmen rüşdünü kanıtlayamıyor, “organik” Çerkes sağı olmayı beceremiyor. Haliyle organik olamama hali yapay ve gerilimli bir sosyoloji yaratıyor.

Çünkü bu haliyle ne yaşadığı toplumu kavrama noktasında adım atabiliyor (Türk- Sünni kimliği içerisinde anonimleşme sorunu) ne de güncel Çerkes kimliğine dünyalı, özgürlükçü, kavramsal zenginliğe sahip bir perspektif sunabiliyor.

BK akımı tarihsel olarak yaşamına Çarlık Rusya’sı koşullarında, özerklik yanlısı bir hareket olarak başladı. Muhalif, özgürlükçü, dolayısıyla 1917 şartlarında sol bir hareketti. Nitekim ilk örgütleyenleri arasında sosyalist devrimci aydınlar vardı.

Sahneye çıktığı 1917 ilkbaharıyla Ekim Devrimi arasında BK’nın talebi, Kuzey Kafkasya için siyasi özerklikle sınırlıydı. Ekim Devrimi’nin ardından BK, yeni iktidarı “Rus Bolşevikliği”nin temsilcisi olarak tanımladı. Dolayısıyla bu tanımı merkeze alarak BK’nın “sağcılaşmasını” 1917 sonuna tarihlemek yanlış olmayacaktır.

Tam burada duralım, çünkü karşımıza “hangi BK?”, daha doğrusu kategorize edebileceğimiz kaç BK olabilir sorusu çıkıyor.

Kronolojik olarak;

1- Diaspora (1914-18),

2- Kuzey Kafkasya Dağlı Cumhuriyeti (1917-21),

3- Polonya’daki Kafkasya Dağlıları Halk Partisi (1926-39),

4- Fransa’daki Haydar Bammat çevresi (1934-39),

5- Batı Almanya’daki Serbest Kafkasya dergisi (1952-53),

6- Birleşik Kafkasya Derneği (BKD) (özellikle 1993-1996 arası Yedi Yıldız dergisi doktriner dönem),

7- Yukarıdaki BK hareketleri ile ‘soy kütük’ olarak organik bağı olmasa da – özgürlükçü siyaseti, kültürel çoğulculuğu ve dayanışma felsefesini öncelemesi ile Kafkasya Forumu dergisini de (özellikle 2004-2010 arası etkili aktivizm ve üretim dönemi) listeye katabiliriz.

İki dünya savaşı arasında Polonya’daki Kafkasya Dağlıları Halk Partisi (1926-39) pratiği ve Kafkasya Forumu dergisi, BK felsefesinin en az iki yorumunun Ekim Devrimi’nden sonra “sağcılaşmadığını” gösteriyor. Hatta Kafkasya Forumu için (en azından bir dönemi 2004-2010) liberalist, radikal demokrasi, çevreci-ekolojist, örgütlü kadın hareketi gibi “yeni sol”a ait kavramlar kullanılabilir.

KDHP pratiğini açarsak, partinin Promete Birliği örgütünün çatısı altında Gürcü Menşevikler ve Azeri sosyal demokratlarla ittifak ettiğini görürüz. Zaten geçen yüzyılın 30’lu yıllarında KDHP ile Haydar Bammat çevresi arasındaki polemiklerde fırtına da bu noktada kopuyor. Bammat, KDHP’nin İkinci Enternasyonal geleneğine mensup partilerle iş tutmasına itiraz ediyor. Örgütlenme biçimi parti formatında (KDHP); Birleşik Kafkasya ve Dönüş tezleri iç içe geçmiş, birlikte savunulmaktadır. Çalışmalar Çerkes diasporalarının yaşadığı ülkelerden uzakta, diaspora aydınlarının katılımı olmadan, gıyaben ve vekâleten yürütülmektedir. Polonya’nın 1 Eylül 1939 tarihinde Nazi Almanya’sı tarafından işgal edilmesiyle Kafkasya Dağlıları Halk Partisi’nin faaliyetleri nihai olarak sona erer.

Kafkasya Forumu dergisi ise Soğuk Savaş yorumuyla donmuş BK kavramını gettosundan çıkararak “dünyalı” bir kimlik kazandırmaya çalışır. Bir parantez açmak gerekirse “gettolaşma”ya ilk itiraz 1993-1996 arası Yedi Yıldız dergisinden gelir fakat Birleşik Kafkasya Derneği’nin “İslamcı-Turancı” bagajı bu itirazın yeni bir siyaset inşa etmesini mümkün kılmaz. Birinci Rusya-Çeçenya savaşı bu kısa itiraz dönemini kapatır.

Kafkasya Forumu dergisi, BK’yı Türkiye sağına eklemli popülist sığ mecradan çıkarıp, dayanışma kültürünü önceleyen, çoğulcu, yaşanan her yerde herkes için demokrasi talebini vurgulayan, insan hakları temelli, özgürlükçü-sivil bir siyasetle kuşatmak ister. Sağ-popülist BK’nın özündeki tepeden inmeci, kendini her koşulda dayatan “İslamcı-Turancı” kimliğini reddeder.

Kafkasya Forumu dergisi, 2008 yılında başlayan yapısal sorunlarına; proje gruplarından biri olan ‘Kadın Proje Grubu’nun örgütten blok halinde – tepkisel kopuşu gibi etik sorunları da ekler. Örgütten belli aralıklarla kopuşların özeleştirisi ve analizlerinin yapılmaması, aktif dergiciliğin bırakılarak etkili aktivizm-entelektüel gelişim endeksinin yitirilmesi, proje ve aktivizm üreten kimliğin ‘bildiri örgütü’ne dönüşmesi, ‘özeleştiri’ kültürünün yerleşememesi, örgütün planlı ve bilinçli bir hizipçiliğe kurban edilmesi gibi ciddi yapısal/etik sorunlar yüzünden, 2010’larda üretim ve gelişim sürecini bitirir.

Merak edenler için 2010 sonrası aktivizm dönemi, Kafkasya Forumu’nun Türkiye sağına eklemli popülist sığ mecraların rotasına girdiği, rasyonel aklı ve sivil siyaseti değil, pragmatik ilişkileri öncelediği ve kendini tükettiği bir evredir. Doğal olarak KF ve özgürlükçü-sivil BK yorumu sayfası da 2010’da kapanır.

Tam bu noktada “sağcılaşmayı” tarif etmek lazım. Sağcılaşmak eşzamanlı Rus ve Sovyet düşmanlığı mıdır? Sadece katı bir Sovyet düşmanlığıyla yetinmek midir? BK davasını Türkçü bir rotaya sokmak mıdır? BK’yı İslam ümmetinin meselesi olarak kategorize etmek midir? Yoksa Türk sağının değişik renklerinden gelmenin doğal sonucu olarak soluğu BK saflarında almak, dolayısıyla Türk sağının hastalıklarını BK’ya taşımak mıdır ‘sağcılaşmak’? Sanırım tek bir cevabı yok ve hepsini sayabiliriz.

Tabloyu “Türkiye” üzerinden okumak, Türk sağının kodlarını incelemek faydalı olacaktır.

Özellikle son yüzyılda geniş, derin bir müfredat; insancıl, evrensel bir öğrenim, Türkiye sağı için komünizmle, ateizmle, vatan hainliğiyle neredeyse eşdeğer olarak görülmüştür. Kendi antropolojik kültürel değerleri dışında her şeye neredeyse düşman olma haline dönüşen bir medeniyet karşıtlığı bile denebilir.

Türkiye’de sağcılığın ufku; antropolojik dar bir kültürü kendine neredeyse tek kültür kaynağı olarak kabul etmesi ile sınırlıdır.

Sonuç olarak bu tür bir zihniyetin yaygın olması aslında toplumun toplam kalitesinin de düşmesine neden olur.

Ancak Türk sağının -Tanıl Bora’nın ifadesiyle- katı (Türkçü) ve sıvı (İslamcı) hallerinden gelmenin farklı bir gerçekliğe karşılık geldiğini düşünebiliriz. Türk sağının otorite, biat, hiyerarşi gibi kutsallarını topluma taşımanın hem toplumu Türk sağına angaje ettiği hem de Çerkes toplumunun içindeki gizli sağcılığı harekete geçirdiği kanaatindeyim. İki yolculuk da -biri içsel (Türkçü), diğeri dışsal (İslamcı) olmak üzere- Çerkes toplumunun ve hiçbir Türkiye yurttaşının yararına değil.

Sağcılaşan Çerkes toplumu ne içindeki feodal-statükocu kalıntılara karşı demokratik kavgasını verebilir ne de sosyolojik bir arkeoloji olmama savaşını sivil, özgürlükçü bir siyasetle kuşatabilir. Bu haliyle küreselleşen dünyada daha da anonimleşeceği günü bekleyebilir sadece.

İtiraz tam da bunadır.

Çerkes dünyasının Soğuk Savaş yorumlarından biri olan BK’nın sağcılaşması ile Çerkes toplumunun “sağcılaşması” arasındaki sebep-sonuç ilişkisini anlamanın ve tam bu noktada tartışmanın bizler için önemi oldukça büyük.

Peki, buradan nereye gidilir? Bir başka ifadeyle sol kuşatıcı bir yorum, BK olarak adlandırılabilir mi? Soy kütüğünde bunun örnekleri var fakat artık hiçbir anlatı tek başına yeterli olamayacak. Adı ne olursa olsun, sol bir BK veya güncellenmiş bir BK tek başına Çerkes toplumuna hak ettiği alanı açamayacaktır. Büyük anlatılar dönemi biteli çok oldu.

Diğer taraftan, demokratik bir ülke ve iklimde yaşayabilmek için, yaşanan topraklarda demokrasi talep eden herkesle yan yana gelebilmek her zamankinden önemli. Gerçekten demokratik federal bir Rusya için “federalist” çevrelerle işbirliği, yaşanan her yerde yurttaşlık hukuku tesisi ve dayanışmasının taşıyıcısı olacak bir ‘Üçüncü Yol-Yurttaşlık’ siyasetine ihtiyaç var. Bu da başka bir yazının konusu olsun.

1 Yorum

  1. Diğer zırvalarını değerlendirmek bile zul olur, o yüzden tek bir soru soracağım:

    Senin de tek bir faydan dokunmadan yıllarca takıldığın İstanbul Birleşik Kafkasya Derneği’nin iddia ettiğin gibi “İslamcı-Turancı” olduğuna dair Yedi Yıldız dergisi de dahil bir yazı, bir cümle, bir beyanat vs tek bir kanıt gösterebilir misin?

    Gösterirsen eyvallah diyecem. Gösteremezsen senin gibi iftira atmadan senin sıfatını da ben takıcam!!!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz