‘Projede arşivlenen her şey toplumsal belleğimizin parçaları’

0
1241

“Sandıktaki Anılar” projesi bir fotoğraf albümünden yola çıktı ve uzun bir yolculuğun ilk adımını atıyor. Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı ile Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun (KAFFED) ortak çalışması olarak yürütülen proje, ilk adım olarak sandıktan kendi hikâyelerini çıkarıp bizler için anlatıyor.

Ayşen Dağıstanlı ile projenin çıkış fikrini, süreci ve seyirci ile ne zaman buluşacağını konuştuğumuz keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.


-Bir fotoğraf albümünden yola çıkarak büyük ve uzun soluklu bir projeye adım attınız. Nasıl başladı bu yolculuk, bir de sizden dinleyelim mi?

-Şamil Vakfı’nda fotoğraf arşiviyle birlikte saklanan 50’li-60’lı yıllarda çekilen siyah-beyaz fotoğrafların yerleştirilmiş olduğu bir fotoğraf albümü var. O yıllarda düzenlenen etkinlikler, balolar, yemekler, gezilerin fotoğrafları yer alıyor. Albüm, bugün hayatta olmayan Tambi Zihni Tambay tarafından özenle hazırlanmış ve vakfa hediye edilmiş. Fotoğrafın altına, fotoğrafta yer alan kişilerin isimlerinin yazıldığı küçük kâğıtlar yapıştırılmış.

Bu fotoğraf albümü, hazırlanmasındaki özen ve dönemin İstanbul’unda yaşayan Çerkeslerin sosyal yaşamına dair arşiv niteliği açısından beni çok etkiledi. Zihni Tambay bu albümü hazırlamayı akıl ederek, bir STK’mıza hediye ederek, sadece değerli bir miras bırakmamış, adeta ölümsüzlüğün kapısını aralamış. Vakıf ve albüm var oldukça hem kendisi saygı ve rahmetle anılacak hem de fotoğraflarda isimlerini yazdığı kişiler, onları tanıyan kimseler kalmadığında bile hatırlanmaya devam edecek bana göre.

Fotoğraflar sayesinde, dönemin İstanbul’unda Çerkes toplumunun dernek faaliyetleri ve sosyal ilişkileri hakkında fikir edinebiliyoruz. Albüm sayesinde derneklerin emekçilerini, etkinliklere katılan kişileri, dönemin ekip oyuncularını, pşınawoları, ekiplerin giysilerini karşılık beklemeden hazırlayanları tek tek tanıyoruz.

Her bir fotoğrafı incelerken albümü yıllardır özenle koruyan Tsey Rengin Yurdakul Abla’nın anlatımı sayesinde birçok anıya tanık oluyoruz. O dönem İstanbul’da yaşayan Çerkesler, aile yaşamlarından akrabalık ilişkilerine, mesleklerinden birbirleriyle olan iletişimlerine kadar gözümüzde canlanıyor.

Bu albümün sayfalarında gezinmek, bana Anadolu’daki Çerkes köylerinin özellikle son yıllarda akademisyenler, araştırmacılar tarafından birçok kez ziyaret edildiği, yaşlıların anlatımlarının kayıt altına alındığını ancak İstanbul gibi metropollerde yaşan büyüklerin arşivleriyle ilgili bir çalışma yapılmadığını hatırlattı.

Şöyle ki; köyleriyle ilişkisi yakın zamana kadar devam eden insanlarımızın genellikle toplumla da ilişkisi devam ediyor. Genç kuşak birbirini tanımasa bile aileler arasındaki tanışıklık bir biçimde sürüyor. Ancak birkaç kuşaktır metropolde yaşayan ailelerin, çoğu eğer evlilik yoluyla Çerkes toplumuyla akrabalıklar sürdürülmemişse veya derneklerle ilişki kurulmamışsa, toplumdan zaman içinde uzaklaşıyor. Oysa o ailelerin, bugün hayatta olan büyüklerinin belleklerindeki hikâyeler ve arşivlerindeki fotoğraflar sadece kendi aileleri için değil, toplum hafızası açısından da değerli. Ve maalesef bu büyüklerin kaybından sonra o hikâyelere ve fotoğraflara ulaşmak en azından toplumun kalanı için mümkün olmayacak.

İşte bu albüm bana bu kaçınılmaz gerçeği hatırlattı. Tsey Rengin Abla’yla o dönem dernek ve vakıflarımızda etkin olan isimlere, ailelerine nasıl ulaşacağımızı konuşmaya başladık. O günlerde, KAFFED yöneticilerinden Turan Akın ve Davut Akbulut ile telefonda bir başka fotoğraf projesi hakkında görüşürken, bu konudan söz edince, Turan Akın, KAFFED-Şamil Vakfı ortak projesi olarak geliştirmemizi teklif etti. Böylece düğmeye basmış olduk.

“Sandıktaki Anılar projesi tam anlamıyla geçmişten geleceğe köprü”

-“Sandıktaki Anılar” hem kolay algılanan hem de üzerine epey düşünülesi bir isim. Tüm projeler bu isimle mi devam edecek, yoksa ismiyle müsemma diğer projelere bir üst başlık olarak sandık görevi mi görecek?

-“Sandıktaki Anılar” projesinde arşivlenen her şey toplumsal belleğimizin parçaları… Toplumumuz var oldukça, yaşanan her şey belleğimizi oluşturmaya devam edecek. Sandıkta biriken malzeme ortak geçmişimizden gelen anılar… Bugünlerde sandığa koyduğumuz yaşanmışlıklar da yarın başka birileri tarafından sandıktan çıkarılacak.

Bu bakımdan “Sandıktaki Anılar” projesi tam anlamıyla geçmişten geleceğe köprü. Projede büyüklerle görüşmeleri gerçekleştiren ve geçmişin anılarını arşivleyerek geleceğe aktaran bugünün gençleri, yıllar sonrasının anılarını sandıktan çıkarıp o günün gençleriyle paylaşan büyükler olacaklar.

Yani, toplumumuz var oldukça, sandığımızda biriken malzememiz hep olacağından, “Sandıktaki Anılar” projesinin, çalışan isimlerin yerlerini yeni isimlere devrederek uzun yıllar boyunca devam edeceğini umut ediyoruz.

-Kaç kişilik bir kadrodan bahsediyoruz?

-En baştan itibaren bu projede büyükler ve gençleri buluşturmayı hedeflemiştik. Bu nedenle bir duyuru hazırlayarak iki kurumun sosyal medya hesaplarında paylaştık. Başvuran gençlerin hepsini projeye dahil ettik. Projede çalışmak üzere başvuran gençlerden bazıları yaşadığımız deprem ve uzaktan eğitimin başlaması nedeniyle İstanbul’dan memleketlerine döndükleri için, bazıları iş ve okul yaşamlarındaki değişiklik ve yoğunluk gibi nedenlerle projeye devam edemediler.

Projede görüşmeleri gerçekleştiren gençlerimiz alfabetik sırayla; Canper Erdem, Elif Tokgöz, Fatih Ekim, Fatma Güney, Mirac Albek Hızlıok…Bu gençlerimizin ortak özellikleri tarihe meraklı ve Çerkes kültürüne emek veren gençler… Aralarında önceden sözlü tarih çalışmaları yapanlar, belgesel tecrübesi olanlar, ileride bu konuda çalışmaya devam etmeyi planlayan gençler var. Onlar görüşmeleri ve fotoğrafları kayıt altına alırken hem kendi teknik malzemeleriyle hem de teknik bilgileriyle katkıda bulunuyor, ayrıca fikirsel katkı sunuyorlar.

Onların büyükleri ilgiyle dinlemelerini, sordukları sorularla konuyu irdelemelerini, meraklı ifadelerini izlemek keyif ve geleceğe dair umut veriyor.

Projenin bir noktasında gençlerden beğeniyle takip ettiklerini söyledikleri fotoğraf sanatçımız Denef Huvaj’ın bu projede yer alsa ne güzel olacağına dair bir yorum geldi. Denef Huvaj’ı arayıp projeden söz ettiğimizde, kendi köyü ve çevresinde benzer bir arşiv çalışması yürüttüğünü ve katkı sunmaktan mutluluk duyacağını söylemesi hepimizi çok mutlu etti.

Ayrıca Medipol Üniversitesi’nden akademisyen Didem Çatalkılıç sözlü tarih söyleşileri hakkında gençlerle tecrübelerini paylaştı.

KAFFED Sanat Komisyonu üyesi arkadaşlarımız projenin başından itibaren ilgi ve desteklerini esirgemeden, katkı sundular.

 

-Aslında birçok yaş grubunun bir arada ve sürekli paylaşımda olduğu bir proje diyebiliriz, değil mi?

-Kesinlikle…

-Çoğunlukla İstanbul’da yapıldı çekimleriniz. Proje il il ya da bölge bölge mi devam edecek? Nasıl bir planlamanız var?

-Daha önce belirttiğim gibi Anadolu’daki köylerimizde sözlü tarih çalışmaları daha önce çeşitli akademisyenler tarafından yapıldı, ancak İstanbul ve büyük şehirlerde bildiğimiz kadarıyla böyle bir arşiv çalışması yapılmamıştı. Bu nedenle, bu proje İstanbul odaklı olarak başladı. Ancak çalışmasının tanıtım ölçeğindeki ilk çıktısının toplumumuz ve gençlerimiz tarafından ilgiyle karşılanması halinde diğer illerimiz ve bölgelerimiz için de çalışma grupları oluşturmamız hiç zor olmaz.

 

-Yapılan görüşmelerde hem görüntü kaydı alıyorsunuz hem de fotoğraf arşivliyorsunuz? Hiç bu konu ile ilgili problem yaşadınız mı? Görüntü vermek istemeyen, kayıt altına alınmak istemeyen oluyor mu?

-Görüştüğümüz büyüklerimizin hepsi hem hikâyelerini hem fotoğraf arşivlerini tüm içtenlikleriyle bizimle paylaştılar. Yalnız yıllardır gençlerin eğitimine katkı sağlayan bir vakfın başkanı olan büyüğümüz, geçmiş yıllarda kurumlarında barınan öğrencilerinin fotoğraflarının kaydedilmesini istemedi. Elbette bu duyarlılığına saygı duyduk.

“Bu hikâyeler hepimizin ortak hikâyeleri…”

-Proje sadece belgesel ya da arşivleme değil, galiba birçok çalışmaya da kaynak olacak…

-Bu proje, yer alan, emek veren kişiler açısından adeta bir hazine değerinde. Yaptığımız görüşmelerde akademik çalışmalara, romanlara, film senaryolarına konu olacak nitelikte ilginç hikâyelere tanık oluyoruz. Bu hikâyeleri, elbette anlatanların izinleriyle, değerlendirilmesi ve herkesle paylaşılmasını çok önemli buluyoruz. Bu hikâyeler hepimizin ortak hikâyeleri…

 

-Bu projenin ilk adımı olarak bir çalışmanız var, bu çalışmadan da bahsedebilir misiniz?

-Bu proje başlayalı yaklaşık 1,5 yıl oldu. Projede bugüne kadar yapılan görüşmeler ve arşivlenen fotoğrafların bir bölümüyle hazırlanan belgesel ve fotoğrafları 28 Ekim-4 Kasım tarihleri arasında düzenlediğimiz bir sergide izleyicilerle buluşturacağız. Her sene yapılan çalışmaların bir çıktısının sunulması çok önemli. Bu sunuşlar hem toplumumuzun “Sandıktaki Anılar”a olan ilgisinin canlı tutulması hem de yapılan çalışmalardan ilgili kişilerin (akademisyenler, sanatçılar, tarihçiler gibi) bilgilendirilmesi açısından da gerekli. Çalışmaların sergi veya başka araçlarla sunumu, bundan sonra projede yer alacak ekibin tercihine bağlı. Bizler ilk dönem ekibi olarak, hikâyelerimizi toplumla buluşturma biçimini böyle bir sergi olarak tercih ettik.

 

-Peki, hep çekirdek bir kadro olarak mı devam edeceksiniz, yoksa ileride yeni çalışma arkadaşlarının dahil olduğu geniş kadrolar görecek miyiz?

-Elbette çekirdek kadromuz mümkün olan en uzun süre çalışmaya devam edecek. Ancak bu projenin çok uzun yıllar boyunca devam etmesini hayal ediyoruz ve doğal olarak projede sürekli bir değişim olacaktır.

Hazırladığımız serginin ne yaptığımız hakkında aydınlatıcı olmasını ve gençlerimizi projeye katılmaları için teşvik etmesini umuyoruz.

 

-Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?

-Bu hepimizin ortak projesi… Zamana karşı yarışılan bir proje… Ne kadar çok kişiyle ne kadar hızlı görüşme gerçekleştirirsek o kadar iyi… Bu nedenle, amacını anlattığımızda, “Benim de anlatacaklarım var” veya “Bir büyüğümüz var, anlatacaklarını mutlaka dinlemelisiniz” veya “Bu projede ben de çalışmak istiyorum” diyenlerin çok olmasını diliyorum…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz