‘Bazı şeyleri diasporada daha iyi korumuş ya da daha erken hatırlamış olabiliriz’

0
193

Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı bünyesinde kurulan Adiyuf Çerkes El Sanatları Atölyesi’ni ziyaret ettik. Yakın zamanda sergi hazırlığında olan atölyenin değerli eğitmeni Bengün Gül ile keyifli ve bir o kadar da bilgilendirici bir söyleşi gerçekleştirdik.


-Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

Bengün Gül

-Tsey Bengün Gül. 1951 doğumluyum. Kendimi bildim bileli sanatın çeşitli dallarıyla ilgilendim, eğitimler aldım.

Resim ve rölyef gibi, sanatın çeşitli dallarında denemelerim, çalışmalarım olsa da geleneksel el sanatlarımız benim için her zaman birinci sıradaydı. 2010 yılında gümüş örme eğitimlerine katılmaya başladım. Öğretilen işlerin, ailemden öğrenmiş olduğum el sanatlarımız olduğunu görünce dört elle kendimi geliştirmeye ve geleneksel işlerin antika örneklerinin peşine düştüm. Parmaklarla ve iplerle örülen şeritlerin örneklerini aynı tekniği kullanarak gümüş tellerle üretmeye başladım. Bu alanda ‘Usta Öğreticilik Belgesi’ aldım.

Amacım; gözümüz gibi sakladığımız hazineleri sandıklardan çıkarıp kullanım alanlarını genişleterek günümüz hayatının parçası haline getirmektir. 2012’de Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı bünyesinde, talep üzerine kurs açtım ve devamında Adiyüf Kadim Çerkes El Sanatları Atölyesi’ni kurduk. Atölyenin eğitmeni olarak, tüm katılımcılarla birlikte çalışmaya, öğrenmeye ve öğretmeye devam ediyorum.

Bu röportaj yayımlandığı sırada da “Kadim Çerkes El Sanatları ve Günümüz Uygulamaları” başlığı ile Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde bir sergimiz olacak. Sergi; 29 Kasım-10 Aralık tarihleri arasında açıktır.

-Adiyuf ne anlama geliyor? Grubun birlikte karar verdiği bir isim mi oldu?

-Adiyuf “eli ışık saçan” anlamına geliyor. Nart mitolojilerindeki kadın karakterinden esinlenerek grubumuza bu isim uygun görüldü. Bizler de gururla gereğini yapmak için çaba gösteriyoruz.

 

-Nasıl bir işleyişi var bu atölyenin? Öğreten ve öğrenenler açısından bir okul formunda mı?

-Elbette eğitim amaçlı bir çalışma ancak tam olarak okul formatında olduğunu söylemek doğru olmaz. Gönüllü ve dostluk içeren bir kültürel çalışma mecrası diyebiliriz. Kadim tekniklerin aktarılmasında titizlik gösterdiğimiz de doğrudur.

-Ürünlerin çoğu gümüş işçiliği sanırım. Biraz maliyetli bir öğrenme süreci oluyor diyebilir miyiz?

-Evet, hele şu günlerde gümüş çok pahalılaştı. Ancak öğrenme amaçlı olarak farklı malzemeler kullanabiliyoruz. İplerle ya da bakır tellerle çalışıyoruz. Sonuç olarak bu malzemelerden de çok güzel ürünler çıkıyor.

 

-Devletin farklı kurumlarından destek alabiliyor musunuz? Mesela Kültür Bakanlığı gibi…

-Böyle bir destek almadık. Kültür Bakanlığı’nın bazı fonları olduğunu biliyorum ama konu üzerinde çalışma fırsatımız olmadı. Belki bu tür destekleri de düşünmenin zamanı gelmiştir.

 -İlgi ne durumda peki? Özellikle gençlerin ilgisini de görmek açısından soruyorum. Belli bir yaş ortalaması oluyor mu kurs öğrencilerinin?

-İlgi yoğun aslında ancak hayat koşulları özellikle gençlerin katılımını zorlaştırıyor. Sonuç olarak ciddi emek isteyen bir iş bu. Gençler başlıyor ama sürdürebilen az.

 

-Peki bu atölyede olmak için ne gibi gereklilikler arıyorsunuz? Daha önce hiç el işçiliği, takı ya da benzeri bir deneyimi olmayan herhangi biri de bu atölyeye dahil olabilir mi?

-Elbette olabilir. Niyet, heves ve çalışma ile her şey çözülür.

-Benim bu tür kurslarda en çok karşılaştığım “gümüş örme” çalışmaları oluyor. Sanırım Adigece adı “dığe”. Fakat biliyoruz ki Türkiye’de aynı çalışmaya “kazaziye” ve “ipek işi” de deniyor. Bununla ilgili bilinen bir çalışma var mı? Hangisinin daha eski geçmişe sahip olduğu ya da orijinali olduğu gibi…

-Kaynakları taradığınızda zaten bu işlerin Kafkasya kökenli olduğu çıkıyor ortaya. Kafkasya’daki müzelerde ve tarihi bulgularda, fotoğraflarda bugün bizim takı olarak güncelleştirdiğimiz işleri, formları, işlemeleri görüyorsunuz. “Kazaziye” vb. adlandırmaların olduğu coğrafyalarda böyle bir tarihsel dayanak yok. Anlaşılan o ki; Kafkasya’dan Osmanlı’ya doğru olan hareketler kültürel etkilerini de birlikte getirmiş.

 

-Aslında bu kurslar sadece geçmişten gelen değerleri yaşatmak ve unutturmamak için değil, aynı zamanda şimdiki zamana uyumlayarak, günlük yaşantımızda da kullanılır hale getirmek üzerine de çalışıyor diyebilir miyiz?

-Kesinlikle, esas amaç bu. O yüzden farklı uygulamaları deniyoruz. Günlük hayatımızın parçası haline getirmeye çalışıyoruz.

 

-Günümüze uyarlamaktan bahsetmişken, eskiden erkeklere özel aksesuar olduğu düşünülen şarhon/ahtarpa’yı bugün kadın ve erkeğin kullandığını görüyoruz. Aynı şekilde kalpak gibi bazı aksesuarlarda da durum aynı. Bu konuda bir yorumunuz olur mu?

-Erkek ve kadının dünkü yaşam tarzıyla bugünkü yaşam tarzı arasında da fark var. Her şeyin aynı kaldığını söylememiz doğru değil. Bu değişimin giyim kuşam tercihlerinde de sonuçları olabilir elbette.

 

-Tasarlanan ve üretilen ürünlerin kullanımı ile ilgili de bir öğretme süreci mevcut mu? Örneğin şarhon tasarlandığında bunun nasıl bağlandığı, herhangi bir aksesuarın takılma şekli ve biçiminden nasıl bir mesaja sahip olduğu gibi bilgileri de öğrenebiliyor mu kursiyerler?

-Bu tür bilgileri yapılandırarak aktarıyor değiliz ama daha önce de belirttiğim gibi bu gönüllülük esaslı ve kültürel bir çalışma ve elbette süreçte kültüre ilişkin birçok şey gibi neyin nasıl kullanılması gerektiğinin de sohbetleri yapılıyor. En önemlisi de dostlukla ve her türlü soruya açık olarak çalışıyor olmamız.

 

-Kursiyerleriniz bu çalışmalardan gelir elde edebiliyorlar mı?

-Sistemli bir satış kanalı henüz tanımlamadık ancak elbette kursiyerlerimizden ürünlerini satanlar oluyor. Almak isteyenlerin daha çok olduğunu söyleyebilirim aslında. Bazen de kıyamıyoruz ürettiklerimize. Çünkü gerçekten büyük emek.

 

-Serginizden söz ettiniz. Nasıl bir içeriği olacak bu serginin?

-Evet, sergi Türk ve İslam Sanatları Müzesi’nde. Bu sefer eski ve yeniyi bir arada sergilemek istedik. Hem çağdaş uygulamalar hem de kadim yaşantıdan kalan antika örnekler var.

-Sergiye ürün hazırlarken özel bir çalışma mı yapılıyor, yoksa dönem içinde yapılan çalışmaları mı sergide görüyoruz?

-Her ikisi de diyebilirim.

 

-Mekân konusunda nasıl bir yol izliyorsunuz? Malum, sergi için bir alan bulmak epey uğraş gerektiriyor.

-Evet, bu doğru. Ne kadar çok insana ulaşabilirsek o kadar iyi elbette. Diğer taraftan; kermesler de çok kıymetlidir ama biz kermes hazırlamıyoruz. Kadim bir kültürden beslenerek ortaya çıkan sanat eserlerini paylaşıyoruz. Bu nedenle kültürel çağrışımları olan tarihi mekânları elbette tercih ediyoruz.

 

-Bu, Adiyuf’un kaçıncı sergisi?

-Nisan 2015’te Nişantaşı Fevziye Mektepleri sergi salonunda ilk sergimizi yaptık.

Aynı sene Samsun’da Çerkes Etnografya sergisinde yer aldık. Ve yine 2015 yılında Abhazya’nın 22’nci bağımsızlık kutlamaları kapsamında Sohum Devlet Müzesi’nde sergi ve hızlandırılmış kurs gerçekleştirdik.

Ekim 2016’da Maykop’ta Adigey Cumhuriyeti’nin 25’inci kuruluş yıldönümü kapsamında karma sergi açtık. Kasım 2017’de İstanbul Beşiktaş Deniz Müzesi’ndeki sergi… Nisan 2018’de KBR Cumhuriyeti-Nalçik Madina Saralp Kültür Evi’nde workshop ve sergi düzenledik. Ekim 2019’da Ürdün Haşimi Krallığı-Amman’da workshop ve sergi gerçekleştirdik. Ekim 2021 ve Ekim 2022’de de Craft İstanbul El Sanatları ve Tasarım Fuarı’na katıldık. Güncel sergimizi de biliyorsunuz.

 

-Sergiler dışında nasıl ulaşabiliyoruz bu ürünlere? Sürekli görünür olduğu bir vitrini var mı?

-Instagram’da bir hesabımız var. Şimdilik bu kadar ama projelerimiz var.

 

-Genelde daha kapalı bir toplum olduğu söylenir Çerkeslerin. Sizin fikriniz nedir bu konuda? Sergiye katılım oranlarını düşünürseniz Çerkesler dışında da ilgi görüyoruz diyebilir misiniz?

-Kesinlikle ilgi görüyor. Özellikle Çerkesler dışındakilerden… Bu da bizi daha çok yüreklendiriyor.

 

-Kafkasya’daki atölye çalışmalarınızdan söz ettiniz. Hâlâ oradan öğrendiğiniz ya da oraya gönderdiğiniz çalışmalar oluyor mu?

-Evet, Kafkasya’da sergilerimiz oldu. Oradaki televizyonların yayınlarına konuk olduk. Sonuç olarak aynı kaynaktan besleniyoruz. Şunu söyleyebilirim ki bazı şeyleri diasporada daha iyi korumuş ya da daha erken hatırlamış da olabiliriz. İki taraflı bir süreç bu.

 

-Dans, müzik, yemeklerimiz gibi daha çok bilinen kültürel değerlerimizin yanında sizce el sanatlarını daha görünür kılmak mümkün mü? Ya da zaten hak ettiği değeri görüyor mu?

-Aslında bu konuda emek veren insanlarımız var. Üç sorunu var bu çalışmaların. Birincisi; gençleri dahil etmek kolay değil. İkincisi; yapılan işin sadece el işçiliği olmadığını fark ettirmek kolay değil. Üçüncüsü; bizim dışımızdakilere ulaşabilmemiz gerek. Sergiler her üç amaca da hizmet ediyor diye düşünüyoruz.

 

-Nasıl destek verilebilir peki? Konu ile ilgili bildiğiniz akademik, sanatsal çalışmalar var mı? Ya da olması ne kadar etkili olur?

-Kafkasya’da yapılmış birtakım çalışmalar var. Ancak bir yaşam kültürünün kodları saklı bu işlerde. Mutlaka akademik çalışmayı hak ediyor olmalı.

 

-Samimi cevaplarınız için çok teşekkür ederim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz