Biz sizin içinizi biliriz!

0
513

Peki, biz kimiz?

Randevunuzu oluşturan banko görevlisinden çekiminizi yapan radyoloji teknisyenine, ilaçlı işlemlerde damar yolunuzu açan hemşireden görüntülerinizi raporlayan doktorunuza, raporlarınızı yazan raportörlere, görüntü ağını sağlayan bilgi işlem sorumlusuna kadar radyolojik görüntüleme serüveninizin bazıları görünen, bazıları görünmeyen çalışanlarıyız…

Sizin “5 dakikada yapıldı” dediğiniz işleminizin aksamaması için arka planda nasıl hummalı, yorucu ve yoğun bir tempo olduğuna belki de çoğu kez şahit oldunuz. Bazense uzayan randevu tarihleri, raporlama sürecinden dolayı şikâyetçi oldunuz…

Gelin bu yazıda uzaktan bakarken sinirlendiğiniz, belki anlamakta zorlandığınız bu sürecin emekçilerinin sorunlarını konuşalım…

Her şey bir sonbahar sabahı Alman fizikçi Prof. Dr. Wilhelm Conrad Roentgen’in X-ışınlarını keşfedip insanlığın hizmetine sunmasıyla başladı. Ne olduğunu bilemediği için kendisi ışınlara X adını vermişti, bilimsel çevrelerse “röntgen” demişlerdi. Hatta Wilhelm Röntgen’in anısına iskelet sistemini (hani kırık-çatlak var mı diye çekilen filmler var ya) görüntülemek için kullanılan cihazın adına da “röntgen cihazı” denmiştir.

Röntgen, X-ışınlarının yumuşak insan dokusu, plastik ve deri gibi birçok katı maddeden geçebildiğini, ancak metal ve insan kemiği gibi daha sert maddelerden geçemediğini keşfetti (Günümüzde akciğer grafisinden kemik grafi çekimlerine, tomografik görüntülemeye kadar birçok radyolojik tetkikin temel prensibi budur). 8 Kasım 1895, çoğu biliminsanı tarafından modern fiziğin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. X-ışınlarının keşfi ve insan üzerinde kullanılması, radyolojik görüntülemenin temeli kabul edilmektedir. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı…

Sonuçta elde edilen X-ışını radyasyonu, Wilhelm Conrad Roentgen’e tarihteki ilk Nobel Fizik Ödülü’nü getirirken, insanlık için yepyeni ufuklar açtı. Artık insan vücudunu, kemikleri ve deri altını görüntülemek için neşterle kesmeye gerek kalmamıştı. Röntgen’in “Yeni Bir Işın Türü Üzerine” başlıklı makalesini yayımlamasından bir yıl sonra İngiltere’deki bir hastanede dünyanın ilk radyoloji departmanı kuruldu. 1. Dünya Savaşı’nda asker yaralanmalarının hızlı teşhisi için küçük X-ışını istasyonlarının kurulmasıyla tıpta kullanımı yaygınlaştı.

Önce röntgen, sonra floroskopi (kişinin X-Ray cihazı altında iken eşzamanlı değerlendirilmesi), mamografi, bilgisayarlı tomografi, anjio PET–BT derken, olay görüntüleme eşliğinde tedavi radyoterapi-girişimsel radyolojik işlemlere kadar evrildi.

Her geçen gün gelişen teknolojiyle birlikte yenilenen “radyoloji” bilimi, günümüzde hastalıkların tanı, tedavi ve takibinde hekimlerin teknolojik gözü olarak önemli bir yer tutmakta. Bu yüzden uzayan randevu süreleri, raporlama sürecindeki aksamalar, sürecin hastaya yansıyan olumsuz yönleri iken; çalışan tarafında işler maalesef daha da karmaşık durumda.

Sürekli artan ve yetişilemeyen radyolojik istemler, çalışan ve cihaz sayısıyla orantısız artan iş yükü-mesai süreleri, cihaz bakımlarının yetersizliği, optimal görüntüleme için gereken sürelerin kısılmak zorunda kalınması, randevu sisteminin düzensizliği nedeniyle özellikle kanser ve acil hastaları mağdur etmemek için aradan alınan hastalar, yetersiz – bazen kalitesiz çekimler… Üstüne bir de insan sağlığında son derece önemli bir alanda olmaması gereken teleradyoloji, taşeron-dışarıdan hizmet alımı gibi soruna sadece yara bandı olan çözümsüz çözüm arayışlarıyla, her geçen gün bir girdabın içine sürükleniyor… Eğer gerekli önlemler alınmaz, kontroller yapılmazsa bu kaosa bir de o muhteşem X-ışınlarının radyasyon etkisi eklendiğinde, çalışanların sağlığını tehdit eder durumlara yol açabilir. İşte bu yüzden önemlidir kaldırılmaya çalışılan şua-radyasyon izinleri…

Türk Radyoloji Derneği’nin 2020 yılı raporuna göre Türkiye, MR tetkiki sayısında 1.000 kişiye düşen 144 tetkik ile OECD ülkeleri arasında ilk sırada yer almaktadır (OECD ülkeleri ortalaması 57 tetkik). BT tetkiki sayısında ise 1.000 kişiye düşen 271 tetkik ile OECD ülkeleri arasında 9. sıradadır (OECD ülkeleri ortalaması 143 tetkik).

Ülkemizde nüfus başına düşen radyolog sayısı ise 100.000 kişiye düşen yaklaşık 5 radyolog ile çoğu Avrupa ülkesinin yarısı ila üçte biri düzeylerindedir. Radyolog sayısının azlığı ile tetkik sayısının yüksekliği birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo, radyolog başına düşen iş yükünün çok üst düzeyde olduğunun açık bir göstergesidir. Bazı kurumlarda radyologların günde 200 hatta 300 tetkik raporlamak durumunda oldukları görülmektedir. Bu performans, radyologları tetkikleri yorumlamak için tetkik başına 5 dakikanın altında bir zaman ayırmaya zorlamaktadır. Böyle bir süre, standart bir radyolojik muayene için oldukça yetersizdir. Bu durum, hizmetin sürdürülebilir olmasını olanaksız kılan bir tetkik yoğunluğu sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bunun doğal bir sonucu olarak radyologlar risk altında çalışırken, hastalarımız da tanı güvenliğine yönelik ciddi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. (Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği, 2022)

Türk Radyoloji Derneği’nin yaptığı “Radyoloji Uzmanları Anketi”ne (Ocak 2016) 420 radyoloji uzmanı katılmış olup anket sonuçları aslında durumun vahametini göstermektedir (Çekimser olanlar dikkate alınmamıştır):

Radyolojik tetkik istemi öncesi hastaya yeterli klinik zaman ayrıldığını düşünüyorum – Evet: 16, Hayır: 313

Tetkiklerin gereğinden fazla istenmesinde hastaların beklentilerinin büyük rolü var – Evet: 268, Hayır: 29

Tetkiklerin gerekliliği ya da gereksiz oluşunda söz sahibi olduğumu düşünüyorum – Evet: 101, Hayır: 29

Tetkik için belirlenen tetkik birim fiyatlarının yeterli olduğunu düşünüyorum – Evet: 31, Hayır: 317

Hizmet alımları, verilen hizmetin kalitesini olumsuz etkilemektedir – Evet: 312, Hayır: 32

“Radyoloji Uzmanları Tetkik Yoğunluğu Geri Bildirimi”nde (Haziran 2017) çalışma yoğunluğunu değerlendirmek için 534 radyoloji uzmandan geri bildirim alınmıştır. Radyoloji uzmanlarına “Çalıştığınız yerde bir radyoloji uzmanının yorumlamakta olduğu günlük (BT, MR, US, toplam sayı olarak) ortalama tetkik sayısı nedir?” sorusu sorulmuştur. Uzmanlardan “30’un altında”, “30-50 arasında”, “50-100 arasında”, “100-200 arasında”, “200-300 arasında”, “300’ün üzerinde” seçeneklerinden birini işaretlemeleri istenmiştir.

Kuruma ait cihazda ankete katılanların;

% 4’ü 30’un altında, % 20’si 30-50 arasında, % 54’ü 50-100 arasında, % 20’si 100-200 arasında, % 1’i 200-300 arasında, % 1’i 300’ün üzerinde raporlama yapıldığını belirtmiştir.

Hizmet alımında ankete katılanların;

% 1’i 30’un altında, % 3’ü 30-50 arasında, % 55’i 50-100 arasında, % 30’u 100-200 arasında, % 4’ü 200-300 arasında, % 7’si 300’ün üzerinde raporlama yapıldığını belirtmiştir.

Yer alan bu rakam ve değerlendirmeler yorumlama sayılarıdır. Raporlanmayan tetkikler düşünüldüğünde iş yükünün geldiği boyut ürkütücüdür.

Türk Radyoloji Derneği raporunda belirtilen “Tetkik Yoğunluğu Neler Kaybettiriyor” toplantısı (3 Kasım 2017) çok geniş bir katılımla radyoloji uzmanları ve teknisyenlerinin görüşlerinin ortak bir özetidir. “Tetkik yoğunluğunun nedenleri” şu şekilde özetlenmiştir:

* Hasta başına düşen hekim sayısının az olması nedeniyle klinik branşların hastayı muayene etmeye yeterince zaman ayıramaması,

* Hastaların memnuniyetinin sağlanması ve sağlık hizmetine yönelik beklentilerinin karşılanmasının gerekliliği,

* Hasta başına düşen radyoloji uzmanı sayısının az olması,

*Hastaların tıbbi gereklilik olmasa da görüntüleme tetkiklerine yönelik kontrol edilemeyen ve reddedilemeyen aşırı talepleri.

Defansif tıp: Tetkik isteyen hekimlerin muayeneye yeterince zaman ayıramamaları nedeniyle hızlı ve güvenli tanı konulduğuna inanılan görüntüleme yöntemlerine başvurulması. Diğer yandan hastaların beklentilerinin karşılanmamasının ortaya çıkarabileceği hekime şiddet riski.

Türk Radyoloji Derneği raporuna göre tetkik yoğunluğu riskleri aşağıda sıralanmıştır:

*Sağlık hizmet kalitesinin düşmesi: Hastalarımızın yetersiz ve yanlış sağlık hizmeti almaları riski.

*Radyoloji uzmanlarının mesleki risk almaları: Radyoloji uzmanlarından, görüntüleme sistemlerinden elde edilen görüntülerin, yerleşik standartlarda öngörülen sürelerin altında bir zamanda raporlanmalarının ısrarla talep edilmesi Bakanlığın, hastane idarelerinin ve radyoloji uzmanlarının ciddi hukuksal risklerle karşı karşıya kalmalarına neden oluyor.

*Radyasyon: Özellikle BT gibi iyonizan radyasyon içeren tetkiklerde kontrol edilemeyen bir toplum ışınlaması riski ortaya çıkıyor.

*Kontrast kullanımı ve anestezi uygulamalarından doğan riskler: Gereksiz radyolojik tetkiklerde ortaya çıkan kontrast reaksiyonları ve anestezinin ortaya çıkardığı riskler.

*Radyologların başlıca girişimsel radyoloji gibi komplike işlemlere ve radyografi gibi temel yöntemlere ayırmak için zamanlarının kalmaması: Hastalarımızın son derece önemli girişimsel müdahalelerden mahrum kalmaları.

COVID pandemisinde mücadelenin ön saflarında yer alan (bildiğiniz üzere tanı ve takipler akciğer BT ile yapılıyordu) radyoloji teknisyenlerinin özverili çalışmaları yok sayılarak pandemi döneminde özlük haklarına ve ücretlerine iyileştirme yapılmamasının yanı sıra radyasyon çalışanlarının mesai saatleri ile başlayan (çalışma saatlerinin neredeyse yarı yarıya artmasına rağmen ücretlerinde hiçbir iyileşme yapılmaması, çalışma saatleriyle ilgili mevzuat değişiklikleri sonucu ortaya çıkan 4 saatlik fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi) hak gaspı her geçen gün artarak devam etmekte ve kanunlarla düzenlenmiş olan şua izin hakları da alınmaya çalışılmakta…

Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği (TMRT-DER) Başkanı Nezaket Özgür’ün “Radyasyon Çalışanlarının Mesleki Sorunları ve Çözüm Önerileri’’ adlı “Sağlıkta yaşanan hak kayıplarından en çok radyasyon çalışanları etkilendi” şeklinde özetlediği sunumunda belirttiği şu noktalara dikkat çekmek isterim:

*Fiili hizmet süresi (yıpranma payı) zammının kısalması, emeklilik süresinin dolaylı uzamasına neden olmaktadır (Fiili Hizmet Süresi Zammı yasada 90 gün iken, fiilen çalışılan süre yorumu ile fiili hizmet süresi zammında ortalama 60 günlük hak kaybı söz konusudur),

*Günlük çalışma süresinin 8 saatte tamamlanması, yemek molalarının mesai dışına alınması,

*Sağlık taramalarının ücretlendirilmesi, hastanelerde görüntüleme sistemlerinin özelleştirilmesi,

*Radyoloji teknikerlerinin lisans düzeyinde eğitiminin engellenmesi, sorumlularına kadro verilmemesi, alan dışı personelin çalıştırılmasına göz yumulması (Radyoloji teknikerlerinin, AB ülkelerinde olduğu gibi lisans düzeyinde eğitim alma talepleri Üniversiteler Arası Kurul’da reddedilmiştir. Lisans düzeyinde eğitim almadıkları için akademisyen olamamaktadırlar. SHMY okulları radyoloji sorumluları, doktor, fizikçi, biyolog, matematikçi gibi alakasız dallardan olup eğitim kalitesinin düşmesine neden olmaktadır),

*Performans uygulaması ve tetkik sayılarının artması,

*Hasta ve çekim sayılarında sınırlandırmanın yapılmaması, iş yoğunluğu ve iş yüküne göre yeterli miktarda ücretlendirilmemesi,

*Performans ve ek ücret katsayısı düşüklüğü,

*Yıllık izinlerde ek ödemelerin kesilmesi,

*Taşeron kadrolarda güvencesiz çalışma, hizmet içi eğitim vermeme,

*İsim değişikliği: Radyoloji teknikerlerinin adı “Tıbbi Görüntüleme Teknikeri” olarak değiştirilmiştir. İsim değişikliği eğitim almadığı alanlarda da esnek çalışma yerleri sorunlarını yaratacaktır. Yeni ismin tanımlanmış kadrosu bulunmamaktadır.

Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (TÜMRAD-DER) Başkanı Heybet Aslanoğlu’nun 2022 yılında yaptığı açıklamada belirtmiş olduğu sorunlara bugüne dek hâlâ bir çözüm getirilmemiştir:

“Personel eksikliği nedeniyle 5 yıl boyunca zorla fazla nöbet tutturulan radyoloji teknisyenlerine yapılan bu ödemeler, Danıştay nihai kararı beklenmeden faizi ile geri istendi. Ödeme yapamayanlar icra ve hacizlerle karşı karşıya kaldı.

25 Haziran 2021’de bir gece yarısı operasyonu şeklinde, Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile meslek örgütlerine, derneklere ve sendikalara haber vermeden radyoloji çalışanlarının şua izni haklarını, radyoloji departmanlarının ve röntgen cihazlarının sahip olması gereken standartları ve özellikleri düzenleyen ‘Radyoloji Radyom ve Elektrikle Tedavi Müesseseleri Hakkında Nizamname’ yürürlükten kaldırılmış ve bir yıl sonra yerine getirilen yönetmelikle şua izinlerimiz kısıtlanmıştır. Bu durum radyasyon alanında çalışan radyoloji teknisyeni, radyolog hekim, medikal fizikçi, nükleer tıp uzmanı, radyoterapi teknikeri, radyoterapi uzmanlarından ve hemşirelerden oluşan 60 bin civarında sağlık emekçisinin özlük haklarının gaspıdır.

‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ ile radyoloji görüntüleme hizmetlerinin büyük bir bölümünün özelleştirilerek hizmet alımı adı altında taşeronlara verilmesi ve burada çalışan radyoloji emekçilerinin, ekonomik ve özlük haklarının verilmemesi, kamuda çalışan tüm işçilere kadro verilirken görüntüleme hizmetlerinde çalışanlar ‘taşeronlar istemiyor’ diye kadro dışı bırakılmıştır.”

Açıklamanın tamamı için: https://ses.org.tr/2022/11/radyoloji-calisanlarinin-sorunlarina-ve-taleplerine-dikkat-ceken-istanbul-subelerimiz-tumrad-der-dev-saglik-is-ve-istanbul-tabip-odasi-sagligimizdan-ve-haklarimizdan-vazgecmeyecegiz/

 

Çalışma ortamlarının fiziki koşulları radyoloji çalışanlarının sağlığı için düzenlenmelidir

Radyoloji çalışanlarının günlük mesai süreleri, başta kanser olmak üzere radyasyona bağlı birçok ölümcül hastalığa yakalanma riski nedeni ile oldukça önemlidir. Uluslararası Radyasyondan Korunma Komisyonu (ICRP), Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ve Avrupa Enerji Topluluğu (AURATOM) gibi birçok uluslararası kuruluş, radyasyon kaynaklarıyla çalışanların günlük çalışma sürelerinin olabildiğince asgari seviyede tutulmasını tavsiye etmektedir.

Çalışma ortamlarının fiziki koşulları da radyoloji çalışanlarının sağlığı için düzenlenmelidir. Radyoloji ünitelerinin genellikle alt katlarda, camsız ortamlarda olduğunu hepimiz biliyoruz. Görüntülemeden sonra ortamda kalan radyasyonun düzgün havalandırma sistemleri ile ortamdan uzaklaştırılması son derece önemlidir. Birçoğunuzun tek doz akciğer filmi çekiminde sorguladığınız dozdan çok daha fazlasına, düzgün havalandırılmayan ve gereğinden fazla radyolojik çekim yapılan ortamda biriken radyasyona maruz kalan bu insanlar, kanser dahil birçok hastalığa yakalanma riski altında çalışmaktadır. Üstelik radyasyondan korunmak için gerekli kurşun önlük, gözlük gibi birçok teçhizatın yetersiz olduğu, yıllık kontrollerinin sıklıkla aksatıldığı, kişisel dozimetrelerinin (Dozimetre: X-ışını (röntgen), gamma ışınları yayan cihaz veya radyoaktif kaynak ile çalışan personelin çalışma ortamında üzerinde taşımasının zorunlu olduğu belirlenen periyot içerisinde personelin aldığı radyasyon dozlarını ölçen bir cihazdır) düzenli takip edilmeden, kullandıkları cihazların yıllık bakımları yapılmadan çalışmaya zorlanan bu insanların zorunlu hakkıdır şua izni. Maalesef radyoloji mevzuatlarındaki belirsizlikler ve son düzenlemelerle, idarecilerin farklı yorumlaması sonucu teknisyenlerin çoğu şua izni hakkını kullanamamakta. Özel sektörde çalışan hekimlerinse böyle bir hakları, hatta talepleri bile olamıyor…

Gelelim bir radyolog olarak benim gözlemlerime…

Cam olmayan, çoğunlukla hastanelerin alt katında konumlanan radyoloji bölümünde, çalışma saatlerinin düzensiz ve uzun olması, gereksiz istemler ve gün geçtikçe artan iş yükü nedeniyle rutinin içinde kaybolmuş, sürekli bir şeyleri yetiştirmeye çalışır haldeyim. Uzun süredir yazamama sebebim de sanırım bu…

Maalesef sağlık sistemindeki bozulmanın vurduğu ve en çok hasar verdiği branşlar arasındayız. Hekimlerin defansif tıp dediğimiz kendini korumak zorunda kaldığı malpraktis sopasının hâkim olduğu bu düzende bir şey atlama korkusu, tecrübeli hocaların üniversitelerden çekilmesi, deneyimli ama aradığını burada bulamayan hekimlerin yurtdışına gitmesi sonucu arada kalan eğitim süresini doldurmuş ancak gerekli tecrübeye ulaşamamış yeni meslektaşlarımızın dayanak arama çabaları, sürekli fazla hasta bakmaya zorlanan klinisyenlerin hastaya gereken zamanı ayıramayıp “Bir de radyoloji görelim”e zorlanmaları, hastaların (özellikle özel hastanelere gelen ve özel sağlık sigortası olanlar) kendi radyolojik görüntülemelerine karar vermeleri gereksiz radyolojik istemlerin patlamasına ve radyoloji branşının hem cihaz hem çalışan bazında taleplere yetememesine neden olmaktadır.

Teknolojideki her gelişme tıp alanında ilk ve belki de en çok radyolojiye yansır. Radyolojik tekniklerdeki gelişmeleri takip etmek, sürekli okumak ve kendinizi yenilemek zorundasınız. Bir de branşımızın kardiyolojiden tutun nörolojiye, çocuk hastalıklarından yaşlı hastalara, neredeyse her branşla ve her yaşla ilişkili olduğunu, baştan ayağa tüm vücudu ilgilendirdiğini düşünürseniz; okunacak o kadar çok şey var ki! Oysa biz sürekli rutin tetkikleri yetiştirmeye uğraşıyoruz, gereksiz iş yükü yoğunluğunun bizleri aslında körelttiğini de kabul etmeliyiz.

Her branşta olduğu gibi radyoloji de bir ekip işidir ve randevunuzun verilmesi esnasında bilgilendirilmenizdeki eksiklikten çekiminizi yapan teknisyenin yetkinliğine, kullanılan cihazın kalitesine-bakımlarının yapılıp yapılmamasına, çekim esnasında hastanın uyumuna, görüntüleri değerlendiren radyoloğun bilgisi-tecrübesine, raporlanan çekimin yazılmasıyla görevli tıbbi sekreterin tecrübesine, kullanılan yazılım sisteminin işlevselliğine kadar bir dizi faktör radyolojik incelemenin kalitesini belirler.

Maalesef radyoloji teknisyenlerinin lisans eğitimi alamamaları akademisyen olmalarını engellerken, genç teknisyenlerin eğitimini de sekteye uğratmaktadır. Buna bir de teknisyen arkadaşların staj zorlukları eklenince her bölümde olduğu gibi diplomalı ama yetersiz teknisyenler yetişmektedir. Aynı durum rapor yazım sürecinden sorumlu tıbbi sekreterler için de geçerlidir. Sayıları zaten az olan tıbbi sekreter bulunamadığı için çoğu, raportör hekimler tarafından alaylı diyebileceğimiz sistemle yetiştirilmektedir. Bu nedenle hizmet içi eğitimle yardımcı sağlık personelinin tecrübelerinin artırılması son derece önemlidir. Oysa taşeron ve uzaktan raporlama sisteminde, doktor teknisyeni veya sekreteri görmediği, sadece filme odaklandığı için çekimlerin ve raporların kalitesi düşmektedir. Üstelik hasta hakkında klinik bilgi olmadan yapılan raporlamalarda eksiklik veya hata olması da kolaylaşmaktadır. Taşeron sağlık hizmeti, diğer deyimle hizmet alımı, çalışanların ve hastaların haklarını yok sayan, yardımcı personel eğitimini sekteye uğratan, radyolojik görüntüleme kalitesine ve standartlarına uygun olmayan bir sistemdir. Nitekim bazı çekimlerde hastaya özel ayarlamalar ve ek çekimler yapılması gerekebilir ve bu çekimlerin hekim gözetiminde olması tanı açısından son derece önemlidir.

Bu arada son dönemde karşılaştığım bir diğer zorluksa şu: E-Nabız uygulamasındaki hasta haklarını ve kişisel verileri korumaya yönelik “Sonuçlarımı sadece hekimim görebilir”, “Tüm hekimler görebilir” gibi seçeneklerin getirilmesiyle, biz radyologlar, hastanın eski tetkiklerine ulaşamıyoruz, bu da raporlama süresinin uzamasına veya güncel tetkikin kıyaslama yapılmadan raporlanmasına neden oluyor. Özellikle mamografi ve meme USG taramalarında eski tetkike ulaşılamaması büyük sorundur. Lütfen en azından hep aynı yerde takiplerinizi yaptırın ve eski tetkiklerinize gözünüz gibi bakın, özellikle CD’lerinize.

Pratikte gördüğüm; insanların restoran dener gibi sürekli hastane değiştirerek kontrol ve takip inceleme yaptırmalarının doğru raporlamayı zorlaştırdığıdır. İlla kurum değiştirmek istiyorsanız lütfen radyoloji tetkikinizin görüntüleriyle başvurun yeni hastaneye.

Peki, bu çıkmazdan nasıl çıkılır?

Konuyla ilgili uzmanların ve radyoloji çalışanı olarak naçizane görüşüm:

*Öncelikle radyoloji çalışanlarının çalışma ortamlarının güvenliği (hasta-hasta yakınlarının şiddeti ve radyasyon açısından) sağlanmalı,

*Sağlık Bakanlığı’nca yürürlükten kaldırılan mevzuatın yerine tüm tarafların (radyologlar, radyoloji teknisyenleri, fizikçiler, nükleer tıp uzmanları, sendikalar ve meslek örgütlerinin) görüşlerini alarak yeni bir düzenleme yapılmalı,

*Radyasyon ile çalışan sağlık personelinin şua izinleri, fiili hizmet ve çalışma süresi gibi kanunlarla düzenlenmiş hakları korunarak özlük hakları, ücretleri ve mesai saatleri iyileştirilmeli,

*Taşeronluk-dış hizmet alımı uygulamasına son verilerek görüntüleme hizmetlerinde çalışan radyoloji emekçilerine güvenceli kadro verilmeli,

*Radyoloji teknisyenlerinin eğitimlerinin lisans düzeyinde olması ve pratik yapmaları sağlanmalı,

*Radyoloji uzmanı hekimlerin günlük raporlaması gereken tetkik sayısı belirlenmeli ve her bölümde olduğu gibi yan dal branşlaşmanın önü açılmalı,

*Raporlama esnasında radyoloji hekiminin hastanın eski tetkiklerine ulaşması sağlanmalı,

*Gereksiz ve mükerrer çekimlerin önlenmesi için merkezi uyarı sistemi düzenlenmeli,

*Kanser hastaları gibi zorunlu takip ve görüntüleme gereken hastaların randevu almaları kolaylaştırılmalı,

*Randevu sistemi, optimal görüntüleme için yeterli sürelere göre düzenlenmelidir.

 

Hastalar bu sürece nasıl katkı sağlayabilir?

Lütfen randevu ile çalışan, cihazlara ve bilgisayar yazılım sistemlerine bağımlı bir branş olduğumuzu ve teknik aksaklıkların yaşanma ihtimalinin diğer branşlardan daha fazla olduğunu görelim. Uzayan randevu sürelerinin ve onca zaman bekleyip geldiğinizde size ayrılan 5 dakikalık randevuların sorumlusunun radyoloji çalışanlarının tembelliği değil, cihaz ve çalışan sayısının yetersizliği ve karşılanamaz radyolojik talep yoğunluğu olduğunu düşünerek tepkimizi doğru yerlere yönlendirelim…

Radyolojik görüntülerinizin raporlanmasının belli bir süre gerektirdiğini (görüntüleriniz sisteme düştükten sonra radyolog tarafından okunur, sonra radyoloji raportörünce yazılır ve tekrar doktor onayına sunulur), bazı özel görüntüleme yöntemlerinde çekim sonrası post-processig dediğimiz süreçte teknisyen veya doktor tarafından görüntülerinizin işlenmesi gerekebileceğini ve bunun da bir süresi olduğunu bilmenizi isterim. Camsız ortamda, yoğun biçimde çalışmak yeterince psikolojimizi zorlarken lütfen biraz daha anlayışlı olalım.

Meslektaşlarımın çoğunun yurtdışına gittiği, gitmek için dil kurslarını doldurduğu şu dönemde, radyologların yurtdışına sonographer, yani “ultrason yapan radyoloji teknisyeni” olarak gitmek için başvurduklarını da duydum ya… Asistanlığım sırasında hocalarımın “Hastanenin beynisiniz” sözü nerede kaldı diyorum! Kime, neye sitem etmeli onu da bilmiyorum… Kendine 5 dakikalık çekimi yakıştıran hastaya mı, bunu ona reva gören sisteme mi, biz sağlık hakları diye itiraz ederken işi maaşlara indirgeyen yönetimlere mi? Severek girdiğim, çok emek verdiğim ve her şeye rağmen yaparken mutlu olduğum mesleğimi, branşımı ne hale getirdiniz demekten kendimi alamıyorum…

 

Kaynaklar:

-8 Kasım Dünya Radyoloji Günü kutlu olsun – Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği | TMRT-Der – Radyoloji Teknikeri, Radyoloji Teknikerleri, Radyoloji Teknisyenleri, Tıbbi Görüntüleme Teknikeri (tmrtder.org.tr)

-TMRT-DER’den Radyasyon Çalışanlarının Mesleki Sorunları ve Çözüm Önerileri Sunumu – Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği | TMRT-Der – Radyoloji Teknikeri, Radyoloji Teknikerleri, Radyoloji Teknisyenleri, Tıbbi Görüntüleme Teknikeri (tmrtder.org.tr)

-Radyoloji Çalışanlarının Sorunlarına ve Taleplerine Dikkat Çeken İstanbul Şubelerimiz, TÜMRAD-DER, Dev Sağlık-İş ve İstanbul Tabip Odası: Sağlığımızdan ve Haklarımızdan Vazgeçmeyeceğiz! – SES

-PowerPoint Presentation (tumrad.net)

-Kutlama değil, acil çözüm bekliyoruz (birgun.net)

-Radyoloji Çalışanlarının Sorunları Çözüm Bekliyor (turksagliksen.org.tr)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz