Bürokratik engeller aşıldı ve ‘Çerkes Ninenin Ninnileri’ bebeklere ulaştı

0
515

Kasım ayından beri Marem Gökhan Şen’in yayımlayacağı “Çerkes Ninenin Ninnileri” albümünün peşindeydik. Hatta ne zaman yayımlanacak soruları ile biraz da daralttık kendisini, sağ olsun albüm yayımlanmadan birkaç gün önce bizi haberdar etti.

21 Şubat Dünya Anadili Günü’nde Adigece ve Abazaca ninniler içeren albüm tüm dijital platformlarda Kalan Müzik etiketi ile yayımlandı. Özellikle böyle anlamlı bir günde yayımlanmasını sağladığı için başta Marem Gökhan Şen’e ve emeği geçen tüm ekip arkadaşlarına sonsuz teşekkürler.

Bildiğiniz gibi Jineps aylık çıkan bir gazete, uzun süre albümü bekleyip ilk röportajı Jineps’te paylaşmayı planlarken Gazete Duvar günlük bir gazete olmanın avantajıyla Gökhan Şen’le yaptığı röportajı bizden önce yayımladı. Röportajı görünce kıskanmadık değil ama sonra konuya verdikleri önemden dolayı bir teşekkürü hak ettiklerini düşündük.

Albüm ve diğer çalışmaları ile ilgili merak ettiğimiz her şeyi Gökhan Şen’e sorduk, “Xexec – Çerkes Ezgileri 3” albüm çalışmaları ve onca yoğunluk arasında bize vakit ayırıp sorularımızı cevaplandırdığı için çok teşekkür ediyoruz.


-Sizi tanımayanlar için öncelikle kendinizi biraz tanıtır mısınız? Müzik yolculuğunuz (müzik her ne kadar evrensel olsa da Çerkes müziği) ne zaman başladı ve nasıl gelişti?

-Kayseri, Uzunyayla Uzunpınar Köyü’ndenim. Kabardey Marem sülalesindenim, dayı tarafım Aşkaruwa Cetger sülalesine mensup. Marem bizim asıl sülale adımız fakat eskiler birbirlerine lakap takarmış, rahmetli dedeme de arkadaşları hacdan gelen Çerkes aksanıyla “haj” eklerler ve o şekilde çağırırlarmış. İnternet dünyası genişledikçe ve sosyal medya platformları hayatımızda yer edinmeye başlayınca Hajmerem adını kullanmaya başladım. O günden bugüne çoğunluk beni veya sülalemi Hajmerem olarak biliyor.

Üniversiteye kadar Kayseri’de eğitimimi sürdürdüm. Üniversite için ise İngiltere’de bulundum. Southampton Solent Üniversitesi Business Management bölümü mezunuyum. Ankara’da yazılım ve teknoloji sektöründe faaliyet gösteren firmam ile ilgileniyorum bu aralar.

Müzik konusu çocukluk dönemlerine kadar uzanıyor. Kendimi bildim bileli 45’lik, 60’lık ve 90’lık kasetleri toplardım. Ürdün’den, Suriye’den, Uzunyayla’dan ve Kafkasya’dan çoğunlukla Çerkes düğünlerinde veya cemiyetlerinde kaydedilmiş amatör kayıtları içeren kasetler gelirdi. O dönemde müzik adına radyo dinlemek dışında tek alternatifiniz kasetçalara sahip olmaktı. Aşağı yukarı her evde ya da her arabada kasetçalar olurdu. Bazı evlerde ise 2 kaset yuvalı ve özellikleri daha fazla olan kasetçalarlar olurdu. Bu kasetçalarların bir tarafına kopyalamak istediğim kaseti, diğer tarafa da boş kaseti koyar, kopyalardım ve bu kopyaları etrafımdaki insanlara verirdim. Bazen yeni boş kaset bulmak zor olurdu, ben de herhangi bir Türk halk müziği veya arabesk kasetin üstüne kopyalardım. Sonrasında komik durumlar oluşurdu. Kaynak kaset 45’liktir ama o anda evde ulaşabileceğim ve feda edebileceğim tek kaset İbrahim Tatlıses’in 60’lık kaseti olurdu mesela, 45’lik kaynak kasetin bir yüzü tamamlanınca diğer kasetin kalan kısmı boş kalırdı. Üzerine kopyalanan kaseti dinlerken bir anda İbrahim Tatlıses’e geçiş yapabiliyordunuz.

Akordeon çalmaya başladığımda lisenin son dönemlerindeydim. Bir tanıdığımdan, çok heves duyduğum kırmızı bir Hohner Student akordeonu satın aldım, yavaş yavaş öğrenmeye başladım. 2006 veya 2007 yılında Kayseri’de birkaç arkadaşımla Voredago adını verdiğimiz ve 3 günde oldukça hızlı bir şekilde hazırladığımız bir CD çıkardım. Sonrasında, müziklerimizin mümkün olduğunca profesyonel bir şekilde kayıt altına alınması süreci gelişti.

Arkadaşlarımla beraber hazırladığım ama sonrasında oluşan fikir ayrılığı nedeniyle yalnız başıma bitirdiğim “Xexec – Çerkes Ezgileri” projesini 2009’da hayata geçirdim. 2010 yılında yayımlanan albümün kayıt sürecinde Radikal gazetesinden Ayça Örer beni Hasan Saltık ile tanıştırdı. Hasan Abinin de Çerkes müziği temalı projeler yapma isteğini fark edince albümü hızlandırdım ve 2010 yılında Nalçik’te bitirdim. O günden beri tüm çalışmalarımı Kalan Müzik ile birlikte yürütüyorum. “Xexec – Çerkes Ezgileri 2” albümüne ise 2011’de Nalçik’te başladım ve 2014’te Kalan Müzik’in İstanbul stüdyolarında bitirerek yayımladık.

-21 Şubat Dünya Anadili Günü gibi önemli bir günde “Çerkes Ninenin Ninnileri” albümünüz Kalan Müzik etiketiyle yayımlandı. “Xexec” albümlerinden sonra ninniler gibi zor ve farklı bir konuda çalışma yapmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz? Bize biraz bu albümü hazırlamaya karar verme nedenlerinizi ve süreci anlatır mısınız?

-İki yıl kadar önce bir arkadaşımın çocuğuna Fransızca ve İngilizce ninni dinlettiğine şahit oldum. İki dili de bilmedikleri halde neden böyle bir şey yaptıklarını sorduğumda çocuk için kulak aşinalığı olacağını belirttiler. Bunun Çerkesçe öğrenime katkısını düşündüm o akşam.

Sonrasında pedagog ya da çocuk gelişimcisi olan tanıdıklarımla yaptığım sohbetlerde, bebekken duyulan ve sürekli dinlenen kelimelerin uzun dönemler hafızada kendine yer bulduğunu öğrendim.

Bebek ve küçük çocuklarla aram hep iyi olmuştur. Kendi çocuğum olmasa da kucağımda az çocuk pışpışlamadım, az uyutmadım, az bez değiştirmedim, ağlayanını az susturmadım. Bebeklerin motor becerilerinin gelişimine kadar olan süreçte özellikle işitsel yolla dikkatlerini çekebildiğimin farkına vardım. Bir bebeğin emeklemeye başlayana, kendi kendini meşgul edebilecek oyuncaklarla veya evcil hayvanlarla haşır neşir olana kadarki gelişim sürecini faydalı bir şekilde değerlendirmenin verimli bir çaba olacağına karar verdim. Bu konularda bir profesyonelliğim veya yetkinliğim yok. Ama bu çocuklar başka dillerde ninniler dinliyorsa neden kendi dillerinde Çerkesçe ninniler dinlemesin diye düşünüyorum.

Bende oluşan bu düşünceyi bir proje haline getirip albüm olarak çıkarma fikri olgunlaşınca Nalçik’ten Shebzuko Astemir’e kendisinden arşivlerine bakmasını ve bana kaynak göndermesini rica ettim. O da hem dijital hem de kitap halinde birçok kaynak ulaştırdı bana.

Shebzuko’nun gönderdiği ses kayıtlarının çoğunluğu 1960-1970 dönemlerinde Kardangush Zıramuk tarafından kaydedilmiş. Zıramuk bana göre günümüze ulaşan ueredıj ve ghıbze eserlerinin en önemli arşivcisi, kayıtçısı ve derlemecisidir.

Hayatımızın ve kültürümüzün içerisinde, kentli olmanın da etkisinin az olduğu o dönemlerde Zıramuk, köy köy gezip karşılaştığı insanlara sorarak, çocuk şarkıları veya ninni söyleyen kimseleri araştırıp bularak günün teknolojik imkânları ile kayıtlar almış. Kayıtların neredeyse hepsinin melodisi mevcut değil ve en önemlisi de kayıt kalitesi nedeniyle sözlerini anlamakta çok zorlandık.

Bu süreçte sözlerin en doğru halini ortaya çıkarmada Ghut Erdoğan Boz çok yardımcı oldu. Kayıtları defalarca dinleyerek notlarımızı aldık ve en doğru hali ile kayıt aşamasına geçtik.

Bu hazırlıkları ve çalışmaları sürdürürken, albüm görselleri için Nalçik’te dil ve kültür faaliyetlerini özellikle dijital ortamlarda yürüten “Djarez” grubunun çok yaratıcı olan görsel tasarımcısı Khakhupache Astemir ile iletişime geçtim. Günümüzde birçok resim ve görsel artık dijital ortamlarda yapılmakta. Astemir ise yaratıcı sanatını teknolojik imkânlar ile buluşturan nadir sanatçılarımızdandır, gelecekte adını sık sık duyacağımızdan eminim.

Kayıtların tamamı ve mix-mastering bittikten sonra ortaya çıkan sonucun istediğim gibi olmadığını düşünerek Ankara’daki arkadaşım Huaj Metin’e geldim. Metin’in yaklaşık 3 hafta süren mix ve mastering çalışmaları sonunda tamamlanan kayıtları ve görseller de dahil albümün tüm içeriklerini Kalan Müzik’e teslim ettim.

Sıra albümün yayımlanma tarihine gelince daha öncesinde sürecini tamamladığımızı düşündüğüm bakanlık dokümanları ve diğer izinlerde sorun çıktığını ifade ettiler ilgili kişiler. O ana kadar bana imzaları atılmış evrakların tekrardan düzenlenmesi ve Çerkesçe yazılı olan her şeyin Latin harfleri ve Türkçe çevirileri ile ibraz edilmesi gerektiğini söylediler. O noktada ciddi sorun yaşadık.

Hem albümün maksadına hem de daha öncesinde mutabık kaldığımız hususlara muhalefet eden bu yaklaşıma bayağı direndim açıkçası. Sonunda ise albümün 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nde çıkmaması halinde albümü Kalan etiketiyle yayımlamayacağımı ve sadece kendi sosyal medya hesaplarımdan yayımlayacağımı ifade ettim. Neyse ki daha önce olmasının imkânı yok denen şeyler bir şekilde oluverdi ve albüm istediğim şekilde 21 Şubat’ta yayımlandı.

-Anlayabildiğim kadarıyla iki Abazaca ve iki enstrümantal ninni dışındakiler Adigece. Araştırmaları ve derlemeleri nerelerde ve nasıl yaptınız? Oldukça zorlu bir süreç olmalı, biraz bilgi verebilir misiniz? Adigece dışında diğer dillerde (Abhazca, Çeçence, Osetçe) aynı ninniler tekrarlanıyor mu “Şiş Nani”deki gibi?

-Adigece Doğu ve Batı diyalektlerinde kaynaklarımız fazlasıyla mevcuttu fakat ben Abhaz tarafında da ninniler yapmayı çok istiyordum.

Abhaz kökenli çok fazla tanıdığım var. Ama kültürel faaliyetlerde bulunanların çoğunluğu ortak arkadaşlar ve sosyal medya üzerinden tanıdığım kişiler. Öncelikle kendi arkadaşlarıma ve sosyal medya üzerinden tanıştığım kişilere bu konuda kaynak sordum. İşin aslı biraz da uğraştım kendileriyle, kendilerini düzenli olarak rahatsız etmek suretiyle. Fakat bir sonuç alamadığımı ifade etmek istiyorum.

Böyle olunca yine Nalçik’ten Shebzuko Astemir, Abhazya’daki arkadaşları ile iletişim kurdu. Oradaki arkadaşları kendisine enstitüye giderek kaynak araştırması yapacakları sözünü vermiş. Yaklaşık bir ay onu bekledik. Fakat sonunda sadece “Şiş Nani” eserinin icra edildiği bir videonun linkini gönderdiler. Biraz üzüldüm, biraz kızdım fakat daha da inat ettim. O parçayı yazıya dökecek bir büyüğümüzü buldu Selda Abla. Kendisine de biraz telaffuz mentorluğu yaptılar ve parçayı en güzel şekilde icra etti.

Diğer ninnimiz “Arba Arba Sinarba” ise Hajkasım Tülin Abla’nın Selimiye Abhaz Kültür Derneği’nde bir cemiyet ortamındayken sohbet ettiği sırada benim bu konuda bir arayışta olduğumu oradakilere ifade etmesiyle ortaya çıktı. Sadzıpha Sabahat Abla, Abazaca bir ninni bildiğini ve yardımcı olabileceğini ifade etmiş. Kendisi daha önce dernek etkinliklerinde birçok kez müzik icra etmiş mızıkasıyla, bunun da etkisiyle çok rahat ve kolay bir kayıt süreci geçirdik.

Enstrümantal ezgilerin melodilerinin hepsi Marem Bertan’ın yaratıcılığı ile ortaya çıktı. Ezgilerdeki melodileri o ortaya çıkardı, ben ise ekleme, çıkarma ve düzenlemeleri yaptım. Daha fazla enstrümantal ezgi olmasını istiyordum fakat süreç boyunca karşılaştığım sorunlar nedeniyle kayıt motivasyonum biraz kırıldı. Mesela kulak aşinalığı kazandırmak için bilindik 4-5 güzel ezgimizi ninni yumuşaklığında demo olarak kaydettik ama asıl kayıt evresine geçmedik.

-Ninniler mırıldanarak bile söylenegelen ezgiler, sözlerini bulmakta zorlandınız mı?

-Adigece ninni sözlerini bulmakta çok zorlandığımı söyleyemeyeceğim, Abazacada zorlandık. Adigece olanlar konusunda sağ olsunlar Astemir ve yakınları çok yardımcı oldular. Dumanısh Auledin de gönderilen materyaller konusunda destek çıkmış Astemir’in söylediğine göre. Daha önce belirttiğim gibi bu Çerkesçe kaynakları doğru şekilde yazıya dökmek bizi zorladı, bunun da sebebi çok uzun zaman önce yapılan kayıtların kalitesizliği ve seslerin bozuk çıkması idi.

 

-Albümde azımsanmayacak kadar (17) ninni yer alıyor. İlk çalışmalardan başlayarak dinleyicilere ulaştırana kadar geçen uzun süreçte her birinin ayrı hikâyeleri oluşmuştur. Sizi en çok etkileyen, zorlayan ninnilerden bahseder misiniz?

-Ninnilerin hepsinin üzerimdeki etkisi aynı aslında. Abazaca olan iki ninninin gelişim süreci ve onları birçok zorluğa rağmen sonuçlandırabilmem diğerlerine nazaran beni daha mutlu ediyor sadece.

 

-Albümdeki vokaller de çok başarılı, onları da biraz anlatabilir misiniz?

-Uzun zamandır tanıdığım, Adigecesinin çok iyi olduğunu bildiğim Hajkasım Tülin Abla, farklı ve naif seslere ihtiyacım olduğunu söyleyince Koşiy Mehtap Abla’yı önerdi. Daha önce Kuşha Doğan büyüğümüzün korosunda vokal yapmış olan Mehtap Abla’nın sesi ve dil hâkimiyeti çok iyi. Kendisiyle “Xexec – Çerkes Ezgileri 3” albümünde de çalışacağız.

Adigece Doğu diyalektinin yanında Batı diyalektine de vâkıf birini ararken Ghut Erdoğan bana Naje (Naç) Berrin Abla’dan bahsetti. Sesinin naifliği ve güzelliği sebebi ile bazı seslendirme çalışmalarına katılması için baskı yapıyorlarmış fakat pek sonuç alamamışlar. Projenin ninni çalışması olmasının da etkisi ile Berrin Abla’yı çok güzel sonuçlar çıkarabileceğine ikna ettim. İki günlük bir stüdyo kayıt sürecinde hızlıca bitirdik kayıtlarını. İcra ettiği bazı ninnilerde, Berrin Abla’nın ses rengi ve yumuşaklığı nedeniyle altyapı ve enstrüman olmaksızın sonuçlandırdım aranjeleri.

 

-Albümü ilk dinlediğimde ilk 9 ninninin kadınlar tarafından seslendirilmesi “Ninnileri hep anneler söyler zaten” ezberiyle gayet doğal geldi. 10. ninnide (Mejey Mejey) sizin sesinizi duyunca önce şaşırdım, sonra çok hoşuma gitti. Ezberbozan bir yaklaşım olduğunu düşündüm. Siz bu konu üzerinde durdunuz mu?

-Bana ulaşan kaynak materyallerin bir tanesinde yaşlı bir adamın seslendirmesine denk geldim. Benim icra ettiğim ninninin giriş kısmındaki “Lo lo lo lo” kısmını aynı şekilde seslendirmişler bir cemiyet ortamında. “Lo” kısmından gerisi de yok zaten. Kendim de bir icra yapma konusunda arafta idim, bu kaynak kayıt bana biraz cesaret verdi ne yalan söyleyeyim.

Kültürümüzde özellikle baba-dede figürlerinin çocukları veya torunlarıyla toplum içerisinde iletişim kurması, onları sevmesi veya eylemesi çok hoş karşılanmamış geçmişte. Bunun kendi iç dinamiklerimizde, gelecekte birçok duygusal eksikliğe neden olduğunu hep düşünmüşümdür. Erkek ebeveyn tarafından bazı duygulardan noksan büyütülmek bir Çerkes erkek çocuğunun olgunluk döneminde kendisini belli edebiliyor. Nitekim kendim de yaşadım, çevremde de yaşayan çok insana tanık oldum.

Yine bu gereksiz bulduğum hiyerarşinin de etkisinden olsa gerek, kadınlar tarafından söylenen ninnilerde çoğunlukla erkek çocuk özne edilmiş. Bana ulaşan kaynaklarda da bu böyle. Savaşçıyız, “Uork’uz” ya… Neyse de kız çocuklarının özne edildiği ninnilerin çok az olmasının ve bahsini ettiğim sebeplerden ötürü stüdyoda çalıştığım bir gün kesin kararımı verdim.

İcra ettiğim ninnideki “Mejey mejey” ile başlayan partisyon küçüklüğümden gelen, aklımda kalan bir melodi fakat sadece o kısmı hafızamda kalmış. Sözlerinin diğer kısımlarını ise Uzunyayla’dan bileceğini düşündüğüm teyzelere ve ablalara sordum fakat onlardan da tatmin edici cevaplar alamadım. En sonunda stüdyoda o kaydın bir saat öncesinde oturdum, kendim yazdım Mehtap Abla ile beraberken. Sözlerinin basit ve anlaşılır olması gerekiyordu zaten, kız çocuğuna söylenebilecek birkaç tatlı kelimeyi de ekleyerek ortaya çıkardım.

Toplumun sanki büyük bir eksikliği varmış ve ben de buna dokunmuşum misali sosyal medyada en çok etkileşim alan ve beğenilen ninni de “Mejey mejey”. Benim için sürpriz oldu ona gösterilen bu ilgi.

 

-Ninniler albümü gerçekten oldukça kapsamlı bir çalışma, yine de soralım; ninnilerin devamı gelecek mi?

-Bana gelen kaynaklardan bahsetmem gerekirse yaklaşık 120 tane ninni var. Bunların azımsanmayacak kısmı bölgeye veya sülaleye göre kişiselleştirilmiş ve çeşitlendirilmiş, onları düştüğümüzde bu sayının yaklaşık yarısı birbirinden farklı ninnidir diye düşünüyorum. İlerleyen zamanlarda bunları kayıt altına almayı planlıyorum maddi ve manevi gücüm yettikçe.

 

-“Xexec” albümünün 3.sünün yolda ve en kısa sürede dinleyicilerine ulaşmak üzere olduğuna dair duyumlar aldık, içeriği ve yayımlanma tarihi hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

-Normal şartlarda “Xexec – Çerkes Ezgileri 3” albümünü de aralık ayında, yani ninni albümünün hemen ertesinde yayımlayacaktım fakat bütün program sarktı daha önce bahsini ettiğim sorunlar yüzünden.

Albümün büyük kısmı bitmesine rağmen Çerkesya’dan bir sanatçının gönderdiğim altyapıya vokal kaydı yapmasını bekliyorum. Kendisinin konserleri ve diğer etkinliklere katılımı sebebiyle çalışmaları çok yoğun. Albümün ertelenmesinin sebeplerinden biri de bu; o kaydı tamamlamadan yayımlamama tarafındayım çünkü “Xexec” projesinin çeşitliliğinin azami derecede olmasını arzuluyorum.

Ürdün’den, Amerika’dan, Türkiye’den, Nalçik’ten, Çerkesk’ten ve Maykop’tan sanatçılar ve icracılar var albümde. Bebekler haricinde herkesin dinleyebileceği çeşitlilikte savaş, aşk, yaşanmış hikâyeler ve vatan konulu eserler mevcut.

 

-Gerek “Xexec” gerekse “Ninniler” albümlerini yaparken karşılaştığınız zorluklar nelerdi?

-İki farklı projenin de ortak sorun noktası kendi dilimizde, Kiril alfabesi ile proje dokümanlarını ibraz edebilme ve onaylatma zorluğu. Örnek vermek gerekirse, henüz Türkiye’nin bazı üniversitelerinde Çerkes Dili ve Edebiyatı bölümleri yokken, ilkokullarda Çerkesçe seçmeli dersleri yokken “Çerkes Ezgileri” albümlerinin Kültür Bakanlığı tescil süreçlerinde çok sorunlar yaşamıştım.

O dönemde Kültür Bakanlığı’na izin belgelerini ibraz etmeden önce dokümanlarınızı noterde tasdik ettirmeniz gerekiyordu. “Bu belgede ne yazıyor?”, “Devlete, hükümete küfretmediğini nereden bilelim biz?” diye beni zorladıklarında noterlerle “Küfretsem bu beni bağlar, belgeyi getiren benim, kimliğim bu, ben de buyum ve sen de bunu tasdik etmek zorundasın” diyerek kavga etmişliğim çoktur. Noter noter gezmiştim o dönemlerde basit bir tasdik işi için. Noterler ve diğer resmi kurumlar benden Adigece yeminli tercüman istiyordu. Adigecenin Türkiye’de resmi bir karşılığı yokken bu çok büyük bir sorun oluyordu. Şu anda en azından eğitim alanında resmi bir karşılığı var.

“Ninni” albümü için artık böyle sorunlar olmadığını belirterek başladığımız dokümantasyon yolculuğunda tüm onaylar alındı ve imzalar atıldı dendikten sonra da benzer bir sorunu yaşadım albüm sürecinde. Bir şekilde çözdüler ama sanıyorum bu sorunları yaşamamızın bir diğer sebebi de işgüzar bürokratlar. Nitekim sonuç olarak çözülebiliyormuş.

 

-“Xexec – Çerkes Ezgileri 3” albümünü de yayımladıktan sonra başka ne gibi planlarınız var?

-Gücüm yettiğince başlattığım projeleri devam ettireceğim. Tüm sivil toplum kuruluşu örgütlerimiz, kurumlarımız ve kişilerden bağımsız bir şekilde…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz