Derneklerimiz – KAFFED – DÇB

0
300

Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun (KAFFED) uzun yıllara dayalı çalışmalar sonucu kurulduğunu biliyoruz. 2022 Olağanüstü Genel Kurulu ile bir tartışma sürecinin içindeyiz.

Dünya Çerkes Birliği (DÇB) üyeliği ve Tüzük üzerinden başlayan tartışmalar, 2023 yılı Olağan Genel Kurul toplantısı sırası ve sonrası bazı üye derneklerin “faaliyetlere gözlemci olarak katılma, üyelikten ayrılma, üyeliği askıya alma” gibi tavırlar almasıyla devam etti.

Tavır alan derneklerimizden başlayarak federasyon üyesi derneklerimizle süreci değerlendirmek, gerek Türkiye’de gerekse uluslararası arenada önemsediğimiz “birlik” konusunun daha sağlıklı yürüyebilmesi için katkıda bulunmak istedik.


“Biz de bugün Xase geleneğine uygun Adige Xase’yi kurabiliriz”

-Nasıl bir KAFFED/Federasyon/Birlik hayaliniz var? Üye derneklerle ilişkiler, uluslararası kurumlarla ilişkiler, sürgün, soykırım, başta anadili olmak üzere kimliğe ve kültüre dair her konuda nasıl bir birlik? Mevcut durumun ihtiyacı karşıladığı seçeneği de var elbette.

-Antalya Çerkes Derneği Y.K. Başkanı Ferhatko Haydar Timurlenk: Bildiğiniz gibi dernekler kurulduğundan bu yana içinde bulunduğumuz ülkenin yasalarına, o günkü şartlarına göre isim ve tüzük değiştirerek gelmiştir. Önceleri Kafkas Türkeli Yardımlaşma Derneği, sonraları Kafkas ve Kuzey Kafkas dernekleri şeklinde, bunların hepsinin nedeni “Çerkes ismi ile örgütlenemezsiniz” idi. Artık öyle bir çağda yaşamıyoruz. Öncelikle KAFFED ismiyle, söylemiyle temsil ettiği halkın adını almalı, adına uygun bir eylem ve söylemi olmalı. Federasyona üye derneklere bakınız; Kafkas, Kuzey Kafkas, Kafkas Çerkes, Çerkes, Çerkes Adige dernekleri. Hepsi Çerkes (Adige) dernekleri ama farklı farklı isimler. Şu anda KAFFED fiilen Çerkes (Adige) federasyonu olmasına rağmen bir türlü Çerkesleşemiyor.

Türkiye’de Kafkasya üzerine kurulu 250’den fazla dernek var. KAFFED’e üye dernekler fiilen Çerkes (Adige) dernekleridir. Eskiden bu derneklerde çalışan veya çalışmayan diğer Kafkasyalı halklar artık kendi derneklerini açmış, federasyonlarını da kurmaya başlamıştır. KAFFED yönetimleri oldum olası tüm bu halkları temsil ettiğini iddia ederek abilik yapmaya soyunmuştur. Bugün Türkiye’de 20’den fazla Abhaz-Abaza derneği var, hepsi Abhaz Dernekleri Federasyonu’na bağlı, hiçbiri KAFFED’e üye değil. Karaçay Malkar dernek sayısı 13, hiçbiri KAFFED üyesi değil ama kendi aralarında federasyon kurma çalışmaları son hızla devam ediyor. Aynı şekilde Çeçen, Dağıstan, Oset dernekleri de var. Her Kafkas halkı kendi örgütlenmesini oluşturmalı, gerekiyorsa bu örgütler konfederasyon kurmalı. Öncelikli görevimiz bu olmalı; “Çerkesleşmek”. Tabii bu sadece bir isim değişikliği değildir. Soykırım, sürgün, vatanla ilişkiler, anadili, kimlik sorunları bunun üzerine tekrar masaya yatırılmalıdır.

Birlikten bahsederken değinmeden geçemeyeceğim; mesela Birleşik Kafkasya’dan bahsedenler, şu anda Çeçenya’dan bir vatandaş Adigey Cumhuriyeti’ne gidip iş kurabiliyor mu, işe girebiliyor mu ya da Kabardey-Balkar’dan biri Dağıstan’da, bunlar Federasyon cumhuriyetleri, bağımsız Abhazya vatandaşı olan bile Kuzey Osetya’ya ya da İnguşetya’ya yerleşebilir. Birleşik Kafkasyacıların belki haberi yoksa diye belirteyim.

Diğer bir konu demokratikleşmek… Maalesef şimdiye kadar KAFFED’in yönetimine seçilmiş tüm yöneticiler kendilerini KAFFED’in sahibi, farklı düşünenleri ayrıkotu gibi görmüşlerdir. Antalya Çerkes Derneği olarak bundan çok çektik. KAFFED Değişim Hareketi bunu değiştireceğini söyleyerek geldi ama aynı şekilde davranarak yönetmiştir. Bu nedenle federasyonu demokratikleştirmek; farklı seslerden, farklı düşüncelerden insanların kendilerini ifade edebildiği, bunu kurum içinde örgütleyebildiği bir yapı oluşturmak zorundayız. Birlik ancak böyle sağlanır. Yoksa ayrılıklar kaçınılmazdır.

 

-Siyasi kararları, hemen her sosyal tabakadan insanların üye olduğu kültürel derneklerin birliği gerçeğinden hareketle nasıl almalı? Dernekler ve KAFFED siyaseten neyi ne kadar yapabilir? Kimliğe dair talepler demokrasi ile ilintili. Kendinizi ifade edeceğiniz kamusal alanların en etkili olduğu yer TBMM ve orada temsiliyetimiz yok. Yerelde yoğun yaşadığımız kentlerde belediye başkanlığı seçimlerinde ağırlığımız tartışılır. Ne yapmalı, nasıl yapmalı?

-Aslında sorunuzun içinde gizli bir yanıt var, “kimliğe dair talepler”, kimlik siyaseti yapmak. Bunun için “Biz kimiz, ne istiyoruz” sorularına yanıt vermek zorundayız. Türkiye’de kimlik siyaseti yapan halklara, gruplara bir bakın; Kürtler, Aleviler… Siz Kürtçeden bahsederken Kırmançice, Soranice diyen duydunuz mu? Bizim ne istediğimiz belli değil. Çerkesçe mi? Abazaca mı? Osetçe mi? Çeçence mi? Bunları geçtik, Çerkesçeden Abzehçe, Şapsığca, Kabardeyce diye farklı dillermiş gibi bahsediyoruz. Tabii bu birinci soruya verdiğim cevapla direkt ilişkili bir konu. Dikkat ederseniz Çerkes aktivizminin doruk yaptığı Soçi Olimpiyatları öncesi tüm siyasi partiler bizimle ilgileniyordu. Biz kendi kimlik siyasetimizi yaptıkça siyaset yolumuz da açılacaktır.

 

-Türkiye ölçeğinde en geniş, deyim yerindeyse kahir ekseriyeti kucaklayacak siyaseten karar alıp uygulayacak bir yapı olmalı mı? Olabilir mi?

-Tabii ki olmalı, bunun için de var gücümüzle çalışmalıyız. Bizim atalarımız 101 yıl süren Çerkes-Rus Savaşları’nın en zorlu yıllarında Çerkesya Özgürlük Meclisi’ni kurmuşlar ve sonuna kadar takipçisi olmuşlardır. Biz de bugün Xase geleneğine uygun Adige Xase’yi kurabiliriz.

 

-Dünya Çerkes Birliği’ni nasıl değerlendiriyorsunuz? 1997’de UNPO’da, Çerkeslerin XIX. yy’da yaşadıklarının sürgün ve soykırım olduğunu, Çerkeslerin çifte vatandaşlık ve tarihsel topraklarına koşulsuz dönüş haklarının olduğu kararlarının alınmasını sağlayan DÇB gerçeğinden hareketle kamuoyumuzda ‘2000 öncesi ve sonrası’ DÇB’nin iki farklı yanı oldu’ değerlendirmelerine katılıyor musunuz? Nasıl bir Dünya Çerkesleri Birliği/Uluslararası Birlik hayal ediyorsunuz? Diaspora merkezli birlik düşüncesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Dünyanın 44 farklı ülkesinde yaşayan Çerkeslerin tabii ki bir birliğe ihtiyacı var. Tabii ki bu birlik merkezi vatanda olmalı, hepimizin yönü vatan olmalı. Dünya Çerkes Birliği bugün bir sivil toplum kuruluşu değil de bir devlet kurumu gibi çalışmaktadır, doğrudur. Ama bizim bundan vazgeçmek gibi bir lüksümüz olamaz. 2000 yılından önce şöyleydi, 2000 yılından sonra böyle oldu, bunlar DÇB’nin kendisinin değil Rusya Federasyonu’nun değiştiği yıllardır. Rusya bu yıllarla birlikte tüm kurumlarını da yeni yönetim anlayışına göre şekillendirmeye başlamıştır. Dünya Çerkes Birliği de buna uygun şekillendirilmiştir. Bunun doğru olduğunu söylemiyorum, bunun Rusya yönetim anlayışının bir gerçeği olduğunu söylüyorum. Çünkü Rusya Federasyonu aşırı güvenlik sendromu ile yönetilen bir ülke. Dünya Çerkes Birliği de devletin “Çerkes İşleri Müdürlüğü” haline getirilmiştir. Çerkesya’da bu müdürlükten onay almadığınız hiçbir şeyi yapamazsınız. Maalesef durum bu kadar basit. Ama bu, birlikte çalışamayacağımız anlamına gelmez.


Antalya Çerkes Derneği Yönetim Kurulu

Ferhatko Haydar Timurlenk (Başkan), Recai Erken Karçaa, Şevval Cankat Jançate, Feride Özdemir Hağaç’e, Radima Güney Amirokue, İrem İlhan Jigih, Serkan Özbek Khone.


Öbür taraftan UNPO’da alınan kararlarda Adigey Cumhuriyeti ve Kabardey-Balkar Cumhuriyeti parlamentolarının aldığı “Soykırım ve Sürgün” kararları da yerinde duruyor.

Nasıl ki KAFFED’in bu halini biz Antalya Çerkes Derneği olarak beğenmiyor ama ayrılmıyor, değiştirmeye çalışıyorsak KAFFED de Dünya Çerkes Birliği içinde aynı şekilde çalışmak zorunda. Eğer ki yüzünüz vatana dönük ise! Maalesef “yüzü vatana dönük” cümlesi de “Birlikteysek güçlüyüz” atasözümüz gibi içi boşaltılmış bir kalıp cümlesi haline getirilmiştir. Örneğin son 10 yılda Çerkesya’daki üniversitelere kaç öğrenci gönderdik? Üniversite başvuruları açıldığında KAFFED ya da diğer yüzü vatana dönük dernekler yeterince duyuru yaptılar mı? Burada verdikleri yüzlerce öğrenci bursundan kaç tanesini orada okuyan öğrencilerimize verdiler? “DÇB dışında diğer kurumlarla da çalışabiliriz” derken mesela kaç tane üniversite ile birlikte proje üretildi? Yine bu diğer kurumlarla çalışmaktan bahseden yönetici arkadaşlar kendi şehirlerinin, mesela Kayseri ile Nalçik Belediyesi’nin, Çankaya ile Maykop Belediyesi’nin kardeş belediye olduğunu hatırlıyorlar mı? Bunlarla ilgili ne tür çalışmalar yapmışlar, yeni projeleri var mı? Yani kısaca; insanlar düşündükleri gibi yaşayamadıkları zaman yaşadıkları gibi düşünmeye başlıyorlar.

Ermeni diasporası gibi bir diaspora düşleri var. Ermeni diasporası Türkiye ile hesaplaşmak için her yolu kullanıyor. Türkiye’de kalmış 30.000 Ermeni var ama Türkiye’de çalışma izni almış 150.000’den fazla Ermenistan vatandaşı var. Ermenistan, komşusu Türkiye ile sorun çıksın istemiyor. Biz Türkiye’ye 1.500.000 geldik; hepsi asimile oldu, kayboldu, belki 150 bin kaldık ama vatanda kalan 150 bin bugün 1.000.000 civarında. Biz 160 yıldır iki tane Çerkesçe kitap yayımlayamadık, orada bir literatür oluştu. Övündüğümüz Nart Mitolojimizle ilgili bir tek derlememiz yok, orada sadece Hadağatle Asker’in yazdığı 7 cilt. Biz 160 yıl boyunca Uzunyayla’da şeşen, Düzce’de leperuş oynadık ama koreografisini Nalmes yaptı, Kabardinka yaptı. Bizden iki kişi çıktı; Kuşha Doğan ve Afesij Emin. Onların derlediği voredleri dün Antalya’da konser veren Nalçikli 20 yaşında gençler icra etti.* Kısaca Çerkesya varsa Çerkes de var olacaktır. Çerkesya yoksa Çerkes de kalmaz.

*8 Mart konseri

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz