‘Federatif her yapı gücünü büyük ölçüde yerelden almak zorundadır’

0
318

Kurumlarımızda yöneticilik yapmanın onurlu olduğu kadar zorlu bir süreç olduğunun bilinciyle; Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Genel Başkanları ile röportaj geleneğini Ünal Uluçay’la sürdürüyoruz.


-Dernek çalışmalarınız ve yöneticiliğiniz oldu, Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) yönetiminde çalıştınız. Ünal Uluçay’ı kendi sözcükleriyle tanıyabilir miyiz?

-En zor soruyu en başa koymuşunuz. Kendinden bahsetmek herkes için zordur; Çerkes için çok daha zordur. Cevap olarak kısaca kendimi idealist, gerçekçi, sonuç odaklı ve uzlaşmacı birisi olarak tanımlayabilirim. Aslen Bilecik Bozüyük Akpınar Köyü’ndenim. Halav sülalesine mensubum. İstanbul’da yaşıyorum. Uzun yıllardır turizm sektöründe iş yapıyorum. İki dönem Pendik 1864 Kafkasyalılar Kültür Derneği Başkanlığı, KAFFED bünyesinde bir dönem Denetleme Kurulu üyeliği, bir dönem Sosyal İşler ve Bölgesel Etkinlikler Sekreterliği, iki dönem Genel Başkan Yardımcılığı yaptım.

 

-Hemen herkesin söz söylediği, söylemekten öte hakaretamiz söylemlere maruz kalabilen bir kurumda yöneticiliği, başkanlığı kabul etmek… Nasıl bir motivasyon, nasıl bir cesaret? Yanı sıra etkisi/talebi olan kişi ya da kişiler oldu mu?

-KAFFED beklentilerin oldukça yüksek olduğu bir kurum; eleştirilerin dozunun yüksekliği de bir ölçüde buna bağlı. Çalışmaların toplumsal ve kurumsal faydasını artırmaya yönelik söylenen her sözü ve özellikle de yapıcı eleştirileri değerli buluyoruz. Kurumun geçmişinde ortak akıl toplantıları ile eleştirel görüşler dahil tüm görüşlerin ifade edilmesine zemin hazırlayan KAFFED, bu dönem ikincisini hazırladığı stratejik plan süreçlerinde de aynı şekilde katılımcı yöntemleri tercih etti. Bu dönem stratejik planımızda ortak akıl toplantılarının yeniden hayata geçirilmesi hususu da öneriler doğrultusunda yer alıyor.

Hakaretin, kin ve nefret dilinin bu kapsamda yerinin olmadığını ve olamayacağını aklıselim her medeni insan kabul eder. “Adıge pseleke” dediğimiz “Çerkes üslubu ile konuşma” hasletimizi taşıyanların da bu tarz üslupsuzluklardan en az bizim kadar rahatsız olduklarını biliyoruz. Her türlü diyalogda üslup esasın önündedir, “üslub-u beyan ayniyle insan” derdi eskiler; karşılıklı saygıya dayalı doğru bir üslup ile diyalog, katılımcı demokrasinin de can damarlarındandır. Elbette KAFFED’in çalışmaları, yapısı, Genel Başkanı, Yönetim Kurulu Üyeleri eleştirilebilir; yalnız bunun da bir üslubu ve sınırı olmalı. İş bazen dedikodu ve hakaret boyutlarına varıyor maalesef. Toplumumuzun bir kısmı sosyal medyayı adeta silah olarak görüyor ve öyle de kullanıyor. Elbette eksiğimiz, hatamız olabilir; hepimize telefonla ve hatta yüz yüze ulaşma imkânı olan arkadaşlarımız bile tüm eleştirilerini bizleri arayarak yapmak yerine sosyal medyayı tercih ediyorlar.

Ne yazık ki sınırlı sayıda kişi ve grup, tüm uyarılara karşın sorunuzda belirttiğiniz üzere “hakaretamiz söylemler” ile kuruma ve emektarlarına saldırmaktan vazgeçmiyorlar. Biz, onların seviyesine inmeyi ne kendimize ne de temsil ettiğimiz kurumumuza yakıştırmadığımız için, genellikle uzak durarak üslupsuz bir tartışmanın tarafı olup toplumun ve emektar insanlarımızın motivasyonunun kırılmasına katkıda bulunmamaya özen gösteriyoruz. Saldırı ve tartışmalara ilişkin kamuoyunun aydınlatılmasının icap ettiği durumlarda ise yetkili organlarımızın görüşleri doğrultusunda hazırlanan kurumsal açıklamalar yapmayı tercih ediyoruz.

Kendimi, yönetim kurulundaki arkadaşlarımı ve üye derneklerimizde özveri ile çalışan başkanlarımızı ve yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımızı bir kenara koyarak (zira hepimiz zaten sorumluluk üstlenmiş durumdayız) bu noktada önemli bir hususa toplumumuzun dikkatini çekmek istiyorum. Tamamen gönüllülük çerçevesinde, hiçbir maddi çıkar ve kazanç olmaksızın zamanını, emeğini, tecrübesini, maddi imkânlarını kurumlarımız ve toplumumuz için ortaya koyan; ailesinden, işinden, sosyal hayatından fedakârlık ederek görev alan kendi insanlarımızı hakaretlerle, üslupsuz yazılarla, dedikodularla, iftiralarla, haksız ithamlar ve saldırılarla bezdirirsek bu kurumlarda gelecekte görev alacak insan bulmakta zorlanacağız. Herkesin bir onurunun ve bir ailesinin olduğunu göz ardı ederek ağzımıza geleni söylemek ve sosyal medyada klavye başına geçince adeta Çerkeslik ve insanlık değerlerinden ve bağlarından muaf imiş gibi yazıp çizmek bu topluma ve kurumlarına büyük zarar veren bir kansere dönüşmüş durumda.

Sayıca az olan ancak sosyal medyada kendileri ile aynı seviyeye düşmek istemeyenlerin de karşılarına çıkmamayı tercih etmesi nedeni ile sesleri nispeten çok çıkan bu kitleye karşılık; dernek ziyaretlerimizde, etkinliklerimizde ve birçok sosyal ortamda karşılaştığımız, komisyonlarımızda birlikte çalıştığımız, stratejik plan toplantılarımızda görüştüğümüz her görüşten ve her yaş grubundan büyük bir toplumsal kesim ise KAFFED’i önemsiyor ve içtenlikle başarı dileklerini paylaşıyorlar. Motivasyonumuzu ve cesaretimizi destekleyen ana unsur budur. KAFFED’in toplumumuzun en önemli kurumu olduğu, samimiyetle bakan herkesin görebileceği aleni bir gerçeklik ve bu kuruma hizmet etmek de büyük bir onurdur.


“Genel kurul öncesi yaptığımız dernek ziyaretlerinde ve görüşmelerde en büyük ihtiyaç olarak dile getirilen ‘Kapsayıcı KAFFED’ konusunu genel kurula sunduğumuz programın da ilk maddesi olarak belirledik”


Adaylık süreci…

-Adaylık süreci nasıl gelişti, yönetim kurulu nasıl oluşturuldu? Önceki KAFFED Genel Başkanı Ümit Dinçer ve Yönetim Kurulu ile bir görüşme oldu mu?

-Federasyon adı üstünde federatif bir yapı, bileşenleri dernekler; dernekler olmadan federasyonun var olması mümkün değil. Önceki dönemde üye derneklerin çeşitli konularda rahatsızlıkları oluşmuştu. KAFFED yönetimi ile üye dernekleri arasında açılan makas sonucu, üye derneklerin inisiyatifi ile genel kurula yönelik bir çalışma başlatıldı. Bu çalışmada mevcut yönetimin gündelik işleyişine karşıt bir tutumdan özellikle kaçınılmasına ve genel kurulda federasyon kuruluş ilkelerine uygun bir yeni yönetim oluşturulmasına odaklanılmasına ilişkin genel bir mutabakat ile hareket edildi. Genel başkanlık ve yönetim kurulu için önerilen isimler içerisinden bir liste oluşturularak genel kurulun takdirine sunuldu. Genel Başkan adaylığı sürecinde birçok dernek başkanımızla konuyu istişare ederek değerlendirdik; teşvik edici destek mesajları ve birlikte çalışmaya yönelik talepler sonucunda adaylık konusunda karar verdim. Listenin oluşumunda bir arkadaş grubu ile sınırlı kalmamaya özen gösterdik; kurumlarımızla ve anavatanımızla kavgalı olmayan herkesle çalışabileceğimizi tüm görüşmelerimde dile getirdim.

Bu listede federatif yapının gereği olan bölgesel temsil teamülü tekrar hayata geçirildi. Önceki yönetimlerde yer almış ben de dahil 3 kişi dışında tamamen yeni isimlerden oluşan bir liste; ancak içerisinde dernek başkanlığı tecrübesi olan 10 kişi ve farklı alanlarda toplumsal çalışmaları ile tanınan diğer üyeler ile mümkün olan en iyi listenin oluşturulduğunu düşünüyoruz. Sadece listenin oluşumunda değil genel kurul öncesi yaptığımız ziyaretler ve görüşmeler ile programın nihai şeklinin belirlenmesinde de derneklerimizin katkılarını yine federatif yapının gereği olarak aldık.

Halefim Ümit Dinçer ile tanışıklığımızın oldukça uzun bir geçmişi var. Uzun yıllara dayanan tecrübesi ve birikimi ile toplumumuza hizmet etti; gelecekte de hizmet etmeye devam edeceğine inanıyorum. Yaşı da nispeten genç olduğu için iş hayatı nedeni ile oluşan zaman kısıtının azaldığı gelecek dönemlerde çeşitli şekillerde tekrar sorumluluk makamlarında kendisini görebiliriz. Hem genel kurul öncesi süreçlerde hem genel kurulun toplumumuza yakışır şekilde ve üslupta gerçekleşmesi hususunda hem de genel kurul sonrası geçiş süreçlerinde sürekli kendisi ile diyalog içerisinde olduk. Devir işlemleri konusunda görevlendirdiği önceki dönem YK üyeleri ile de aynı şekilde birlikte çalıştık. İstanbul’da düzenlenen ‘Kafkas Kültür Buluşmaları’ kapsamında standımızı ziyaret eden Ümit Dinçer ile orada yüz yüze görüşme imkânımız da oldu. Ortamın elverdiği ölçüde bazı eleştirilerini de dile getirdi. Burada belki aksayan bir husus olarak şu söylenebilir; genel kurulda demokratik teamüle aykırı şekilde önceki Genel Başkan’ın seçim sonucunu beklemeden ayrılması genel olarak doğru bulunmadı. Ayrıca her dönem genel başkanlar arasında bir devir teslim görüşmesi yapılırdı. Nitekim Yıldız Şekerci ile Ümit Dinçer arasında bu görüşme yapılmıştı. Bu dönem ne yazık ki bunu da gerçekleştiremedik. Ayrıca federasyonun parçalanmasına yönelik çabalar karşısında, Ümit Dinçer’in Kayserili dört KAFFED Genel Başkanından biri olarak daha olumlu ve yapıcı katkı vermesi beklenirdi.

Önceki dönem yönetim kurulu üyelerinin sayıca az bir kısmının, 2 yıl boyunca kullandıkları yetki ve kaynaklara ilişkin hesap verecekleri genel kurulda adeta hesap sormaya çalışmaları; üstenci bir dil ile genel kurul delegelerini hor gören söylemlere girmeleri toplumun tepkisini çekti. Genel kurul sonrası federasyon ile sanki hiçbir ilişkileri kalmamışçasına sosyal medyadan dahi federasyonun hiçbir paylaşımına destek vermemeleri; hatta bir kısmının adeta açık arama gayreti içerisinde bulunmaları, KAFFED düşmanlığı ile tanınan kişilerle ve yapılarla birlikte federasyona karşıtlık ortak paydasında hareket etmelerini de üzülerek izliyoruz.

Her şeye karşın önceki dönemlerde kuruma ve topluma samimiyetle hizmet eden ve KAFFED’i bugüne taşıyan herkese istisnasız teşekkür ediyorum.

 

-“Ankara başkent, KAFFED Genel Merkezi de burada, işler burada yürür” anlayışı ile KAFFED Genel Başkanı ve Yönetim Kurulu’nun 5 üyesinin Ankara’dan seçilmesi geleneksel hale getirilmişti. Bir önceki yönetimde bu durum değişti. Siz de İstanbul’da yaşıyorsunuz. YK oluşumunda bu durum dikkate alındı mı?

-Bu tezin haklı olduğu yönler olduğu gibi federasyon bünyesinde yer alan Ankara dışındaki geniş kitlenin bir bölümünün de bu teze karşı yine haklı eleştirileri geçmişten bugüne kadar hep olmuştur. Önemli olan günün şartlarında eldeki imkânlar ile en iyi yönetimin oluşturulmasıdır. Ankara’nın başkent oluşu, sorunlarımızın ve demokratik taleplerimizin ulusal ve uluslararası boyutları düşünüldüğünde asla göz ardı edilmemesi gereken bir konudur. Nitekim biz de bu dönem iki genel başkan yardımcısı, genel sekreter ve mali sekreter dahil dokuz üyemizi Ankara’dan belirleyerek bu dengeyi gözettik. Kendi işimi yapıyor olmamın ve bekâr olmam nedeniyle annemden “izinleri” evlilere oranla daha kolay almamın faydasını da görüyorum; bazı haftalarda seçim gündeminin de etkisi ile 2-3 defa Ankara’ya veya başka şehirlerdeki KAFFED programlarına ve üye derneklerimizin davet ettiği programlara katılmak üzere farklı şehirlere gidebiliyorum. Bu da Ankara dışında olmanın dezavantajını büyük ölçüde ortadan kaldıran bir faktör. Ayrıca iletişim ve ulaşım imkânlarının gelişmesi de işlerimizi kolaylaştıran bir diğer unsur.

 

Yeni dönem öncelikler…

-KAFFED’in gündemi programınızdan da anlaşıldığı gibi oldukça yoğun. Sıcak gündemler yani dış etkiler de olacaktır ama iç dinamiklerle bir analiz yaptığınızda önceliklerinizi sıralamak mümkün mü?

Genel kurul öncesi yaptığımız dernek ziyaretlerinde ve görüşmelerde en büyük ihtiyaç olarak dile getirilen “Kapsayıcı KAFFED” konusunu genel kurula sunduğumuz programın da ilk maddesi olarak belirledik. Üye dernekler ile federasyon yönetimleri arasında açılan makası kapatmak, toplumdaki demokratik temsil düzeyimizi artırmak, toplumun ve kurumun geleceği olan çocuk ve gençlik çalışmaları ve belki de her diasporanın temel önceliği olması gereken anavatan ile ilişkiler bu dönemde temel önceliklerimiz arasında. Yine geçmişte benim de yer aldığım yönetimlerin bir ölçüde gündemlerinde olan siyaset ve ticarette kurumsal ve toplumsal etkinliğimizi artırmak gündemimizin üst sıralarında yer alıyor.

 

-Kurumsal yapılarda devamlılık konusu önemli. 2-3 yıllık yönetim süreçlerinde programın tümü gerçekleştirilemeyebiliyor. Programınızı hazırlarken önceki dönemlere yönelik taramalarınız oldu mu? Bir önceki yönetimin programından aktardıklarınız oldu mu?

– Kurumsal yapı olmanın en belirgin özelliği devamlılıktır. Yönetimde ben ve iki arkadaşımız önceki dönemlerdeki çalışmaların da aktif olarak içerisinde yer almıştı. Daha önceki dönemlere ilişkin ise o dönemlerde görev yapanlardan bilgi alıyoruz. Bunun yanı sıra dernek yöneticisi olarak o dönemlere ilişkin tecrübe sahibi olan arkadaşlarımız da yönetim kurulumuzda ve komisyonlarımızda mevcut. Önceki yönetimin bize aktardığı işleri de devam ettirmek isteriz. Deprem sürecinde çok özverili çalışmalar yapıldı; bu çalışmaları biz de ihtiyaç nispetinde sürdüreceğiz. Depremde ebeveyn kaybı yaşamış tüm yetim ve öksüz çocuklarımıza bu dönem bize aktarılan kaynaklara ilave kaynaklar bularak burs bağladık. Yine önceki dönem anavatanda eğitim gören 4 öğrenciye verilen bursları devam ettiriyoruz. Abhazya ile ilişkiler konusunda daha önceki dönemlere ilaveten geçen dönem atılan adımları daha da ileri taşımak için çalışıyoruz. Benim de dahil olduğum Yıldız Şekerci yönetiminde, düzenlediğimiz gençlik çalıştaylarında katılımcı gençlerin talepleri doğrultusunda başlatılan ‘İstihdam ve Kariyer Komisyonu’ ile ‘Mentor-Menti Projesi’ çalışmalarına değerli dostumuz önceki iki dönemde de yönetim kurulu üyesi olan Turan Akın’ın katkıları ile devam ediyoruz. Yine aynı dönemde başlayan “kafnet.biz” projesine bu dönem yeniden hız vermek üzere çalışmalara başladık.

Kurumsallığın önemli bir göstergesi olan ve ilki Yıldız Şekerci döneminde katılımcı yöntemlerle yapılan ‘Stratejik Plan’ çalışması önceki dönemde de yapılmış olsa idi yazılı olarak da bu sürekliliğin sağlanması mümkün olacaktı. Biz bu dönem tekrar Stratejik Plan çalışmasını başlattık; umuyoruz ki bizden sonra da bu yöntem süreklilik kazanır.

 

-Yönetime geldiğiniz günden bugüne yapılan çalışmalar web sitesinde var, özellikle öne çıkarmak ve altını çizmek istediğiniz var mıdır?

-Ü.U.: Genel kurulun ertesi gününden başlayarak çok yoğun bir çalışma temposunun içerisine girdik. Bu yoğunluğu daha da artıran önceki dönem yönetim kurulu üyelerinin de dahil olduğu çeşitli haksız ithamlar ve perde arkası çalışmalar ile federasyonun bütünlüğünü kamuoyunda sorgulatma çabalarına karşı da yoğun bir çalışma içerisindeyiz halen.

Bu çerçevede 53 derneğimizin 42’sini 3,5 ay içerisinde ziyaret ettik. Bazı derneklerimizi birden fazla ziyaret ettik. Her yıl tüm derneklerimizi ziyaret etmeyi hedefliyoruz. Ayrılma ve ilişkileri dondurma kararı alan dernekleri de ziyaret ederek gerekçelerini anlamaya ve çözümler geliştirmeye samimiyetle çalıştık. Üyemiz olmayan iki derneği de ayrıca ziyaret ettik. Ziyaretlerde üye derneklerimizin yöneticileri, federasyon delegeleri, gençlik ve kadın komisyonları ve üyeleri ile bir araya geldik. Federatif her yapı gücünü büyük ölçüde yerelden almak zorundadır. O nedenle üye derneklerle ilişkiler temel öncelik olmak zorundadır.

Prof. Dr. Erol Taymaz’ın katkıları ile hazırladığımız KAFFED 2023-2026 Stratejik Planı hem hazırlık çalışmaları ile hem de bir referans dokümanı olarak kuruma ciddi katkıları olan bir süreç oldu. Sekiz bölgemizde üye derneklerimizle ve dokuz ‘Paydaş Grubu’ ile yürütülen istişareler sonucu ortaya konulan stratejik hedefler ve eylemleri uygulama safhasına geçiyoruz.

‘Çocuk Çalışmaları Komisyonumuzun YK üyemiz Hatice Nilüfer Kaya koordinatörlüğünde yaptığı çalışmaları da özellikle önemsiyorum. Kimlik bilinci ne kadar erken edinilirse o kadar etkili oluyor. Bu tip çalışmalar derneklerimizin ve federasyonumuzun ihtiyaç duyduğu insan kaynağının yanı sıra içinde yaşadığımız toplumların farklı alanlarında kimliğimizi ve kültürümüzü başarı ile temsil edecek insanların yetişmesini sağlayacak diye düşünüyoruz.

Önümüzde üç yıllık bir süreç var; bu süreçte de yeni ihtiyaçlar ve yeni çalışma alanları ortaya çıkacaktır; çalışmalarımızı o konulara da adapte ederek ilerleyeceğiz.

Kadın…

-Programınızda “Kadın katılımının güçlendirilmesi (Tematik çalıştayların düzenlenmesi, kadın hakları ile ilgili bilinç artırıcı çalışmaların üye derneklerle birlikte yürütülmesi, kadınların talep ve beklentilerine uygun çalışma alanlarına kaynak ve zemin yaratılması)” var. Daha bir somutlaştırılmasını, detaylandırılmasını istesek… Örneğin kadın kotası, eşbaşkanlık konusu -ki bunlar tüzük değişiklikleri gerektirecektir- gibi konular gündeme getirilecek mi?

-Öncelikle üçte bir oranında cinsiyet kotası konusunda tüzük değişikliği 2017 yılındaki genel kurulda yapılmıştı; federasyon ve üye derneklerimizde olumlu etkilerini de zamanla gördük. Eşbaşkanlık konusu ise yetkili kurullarımızın değerlendirmesi ile tüzük çalışmaları kapsamında genel kurul tarafından karara bağlanması gereken bir konu.

Reformun tüzükte yapılması yeterli olmuyor, mutlaka uygulamaya da yansıtılması gerekiyor. Geçmişten gelen engeller ile zihniyet anlamındaki ortaya çıkan engellerin aşılması için cinsiyet kimliği, kadın katılımı, toplumsal cinsiyet eşitliği konularında bilinç artırıcı çalışmalar yapılması gerekiyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü buna ilişkin iyi bir fırsat; daha fazla derneğimizde içerik olarak günün anlam ve önemine uygun etkinliklerin yapılması için federasyonumuzun ‘Kadın Katılımı Komisyonu’ çalışmalar yapıyor. Uygulamaya ilişkin önemli bir sorun alanı da bizim kadın hakları konusunda “sorunsuz” bir toplum olduğumuz iddiası. Oysa en basitinden kadın dernek başkanı sayıları, yönetim kurulu üyesi sayılarına baktığımız zaman bunun böyle olmadığını görüyoruz. Kadın hakları alanında Osmanlı’nın son döneminde lider kadınlarımız ülke genelinde etkin iken bugün o noktada değiliz. Kadınlarımız siyasette, ticarette, sosyal alanlarda Çerkes kimliklerini de ortaya koyarak daha etkin olmalı.

Yıldız Şekerci’nin genel başkan olması, sadece derneklerimizdeki kadınlar ve kızlar için değil en ücra köylerimizdeki genç kızlar için dahi bir umut oldu. Konya Ereğli’deki Çerkes köylerimizin kadınları kendisini köydeki bir etkinliğe davet ettiler. Bu da gösteriyor ki bazen aksiyonlar, kelimelerden daha güçlü mesajlar verebiliyor.


“Geçmişten gelen engeller ile zihniyet anlamındaki ortaya çıkan engellerin aşılması için cinsiyet kimliği, kadın katılımı, toplumsal cinsiyet eşitliği konularında bilinç artırıcı çalışmalar yapılması gerekiyor”


Gençlik…

-Programdan: “Gençlik katılımının güçlendirilmesi, (Gençlik Meclisi’nin etkinliğinin artırılması, 6 adet Gençlik Çalıştayı düzenlenmesi…)”. Gençler olmazsa olmaz. Yeterli olacak mıdır planlananlar?

-Gerçekten de gençlik olmazsa olmaz; hem bugünümüz sağlıklı olmaz hem de geleceğimiz olmaz. Gençlik katılımında bir gerilemeden sadece Çerkes STK’ları değil tüm STK’lar yakınıyorlar. Yeni dönemin gençliğine önceki yöntemlerle ulaşmakta zorluk yaşandığını gözlemliyoruz. Önceki dönemlerde uyguladığımız; son iki yıl ara verilmiş olan ‘Gençlik Çalıştayları’ ve ‘Meşealtı Toplantıları’nı yeniden başlattık. Tüzüğe de eklenmiş ve yönetmeliği çıkartılmış olan ‘Gençlik Meclisi’ maalesef çeşitli nedenlerle uygulamada aksaklıklar yaşadığımız bir konu. Aktive edilmesi için gençlerimizle birlikte çözümler geliştirmemiz gerekiyor.

Kimlik ve örgüt bilinci yüksek gençler aldıkları iyi eğitimle, dünya ile entegre yapıları ile kurumlarımıza ve toplumumuza büyük katkılar verebilirler. Bu katkıyı vermeleri için gerekli desteği ve altyapıyı sağlamak da bizlerin görevi.

 

Siyaset ve KAFFED…

-Programınızda; “Siyasete katılımı destekleyen KAFFED;

Yerel ve ulusal ölçekte başta gençler ve kadınlar olmak üzere toplumumuzun siyasete aktif ve etkili katılımının,

Toplumumuzun hak ettiği şekilde etkili temsilinin desteklenmesi.” yazılı.

Çerkesler içindeki netameli konulardan biridir Türkiye’de siyaset ve siyasi partilerle ilişkiler. Her sosyal tabakaya mensup, farklı siyasi partilere oy veren geniş bir üye tabanı var KAFFED’in. Türk’ten başkasını tanımayan partilere oy veren, üye olan, dahası vekil olan, KAFFED bağlısı derneklerin üyesi, yönetim kurullarında çalışmış Çerkesler de var. Bu durum üzerine konuşulamıyor, normalmiş/doğalmış gibi. Üstelik genel yaklaşım “bütün siyasi partilere eşit mesafede durmak”la özetlenir, ezberlenmiş bir cümledir. Bunun içine “Çerkes, sen Türksün” diyen partiler de giriyor. Bu değerlendirmeyi de dikkate alarak programınızdaki “destekleme” sözcüğünü detaylandırır mısınız?

Kimliğimizin reddini, inkâr ve asimilasyonu kişisel ve kurumsal olarak hiçbir şekilde tasvip edemeyiz. Bugüne kadar yaptığımız hiçbir siyasi temasta kimlik inkârına fırsat vermedik. Türkiye’de diğer benzer kimliklerin mensuplarından farklı olarak Çerkesler bir veya iki partide yoğunlaşmış değiller; “Türklerin oy verdiği bütün partilere oy veren” tek toplum belki de biziz. En sağdan en sola kadar tüm partilere oy veren ve bu partilerin kademelerinde de (verdiği oya nispeten çok yetersiz düzeyde de olsa) yer alan bir toplumsal gerçekliğimiz var. Bu yapı KAFFED’in yarattığı bir yapı değil, içerisinde bulunduğu bir realite. Bir başka realite de derneklerimizin kurulduğu 1980 öncesinin politik kavramlarının; özellikle de Sovyetler Birliği sonrası dönemin değişimleri ışığında günümüzde aynı oranda çözüm üretmeye ve bu çözümleri toplumsallaştırmaya elverişli olmaması. ‘Kapsayıcı KAFFED’ anlayışını sadece dernekler olarak değil; siyasal düşünceler anlamında da bir demokratik çoğulculuk ekseninde ele almamız gerekiyor. Gençliğe ulaşmak istiyoruz ama onların dünyasında karşılığı olmayan çatışmalara onları dahil etmeye çalışırsak bunda başarılı olamayacağımız açık. Kimliğimizin reddi noktasında olan birisinin dernek yönetiminde olduğunu söyleyebilmek oksimoron denilebilecek, oldukça iddialı bir yaklaşım olur. Anlamaya çalışmak ve karşılıklı saygıya dayalı diyalog ile dil, kültür ve kimlik çalışmalarında beraber olabilmenin yollarını aramak gerekiyor. Mükemmel iyinin düşmanıdır; kendi görüşümüze ve ölçeğimize göre mükemmel olmayanı dışlayarak, ötekileştirerek örgütlü tabanı geliştirmemiz de kapsayıcı olabilmemiz de kolay olmayacaktır.

Kritik noktayı sürekli vurguluyoruz; “Dernekte particilik yapmayan, partide Çerkeslerin hak ve taleplerini savunan” bir siyasetçi profili peşindeyiz. Bir soydaşına baktığında onun ideolojik veya parti kimliğine değil soydaş kimliğine, dil, kültür ve kimlik duyarlılığına odaklanan bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Herkesin aynı şekilde düşündüğü, aynı kitapları okuyup aynı yönde baktığı yerlerde demokratik çoğulculuk zayıflar. Biz toplumumuzdaki çeşitliliği zenginlik olarak görürsek ve karşılıklı çatışma zemininden çıkıp birlikte toplum ve kurum için çalışma zemininde buluşabilirsek daha güçlü ve başarılı olacağımıza inanıyorum.

Kimliğimizin inkârı kabul edilemez olduğu gibi seçme hakkımızla kendilerine oy vermemizi isteyen ancak seçilecek konumlarda (milletvekilliği, belediye başkanlığı, belediye meclisi üyeliği) ve parti kademelerinde bize yer vermeyen partilere karşı da aynı şekilde duyarlılığımızı geliştirmemiz gerekiyor. Seçim dönemlerinde ve diğer dönemlerde derneklerimizi ziyaret eden siyasi parti temsilcilerine tüm siyasi pozisyonlarda toplumumuzun temsili talebimizi net bir şekilde iletmemiz gerekiyor. Tabii madalyonun diğer yönünü de ihmal etmeyeceğiz; bu siyasi kadroların yetiştirilmesini de yine demokratik çoğulculuk anlayışı içerisinde gerçekleştireceğiz. Bunun için de yerel seçimlerden hemen sonra hayata geçirmeyi planladığımız bir “Siyaset Akademisi” projemiz var.

Derneklerimiz hiçbir siyasi partinin “arka bahçesi/Çerkes kolları” da olmamalı, sırf siyasi yaklaşımlarla hiçbir siyasi partinin düşmanı da olmamalı. Kurumlarımızı kişisel siyasi tercihlerimize hapsetmemiz fayda yerine zarar verecektir. Kurumlarımızın önceliği dil, kültür ve kimliğimize ilişkin hak ve taleplerimizin savunulmasıdır. Nitekim yerel yönetimlerde tüm partilerin belediyeleri var ve biz hepsinden benzer taleplerde bulunuyoruz. Muhataplarımızın partilerine veya kişisel siyasi düşüncelerimize bağlı olarak değişken tavırlar içine girmemizi doğru bulmuyorum. Ben de önceki dönemlerde ‘Siyaset ve Lobi Komisyonu’ sorumlusu olarak bu ilkeler çerçevesinde çalıştım; bu dönemde de bu anlayışla hareket edeceğiz.


“Toplumsal ihtiyaçlarımız, sorunlarımız ve taleplerimiz, yerel dernekleri aşan ulusal ve uluslararası boyutları ile KAFFED’in varlığını zorunlu kılmaktadır”


Dünya Çerkes Birliği…

-Netameli konulardan bir diğeri Dünya Çerkes Birliği (DÇB). Kalmık Yura başkanlığındaki, tarihi UNPO kararını aldırmış 1997’lerin DÇB’si; alınmış karara karşın etnik kimlik tanımlamasında keyfince konuşan Hauti başkanlığındaki 2020’lerin DÇB’si. DÇB’deki dönüşümün tarihi 2000’ler, yani Putin liderliği ile başlayan süreç.

Geçen yönetim döneminin ve olağanüstü kurultay sürecinin de belirleyici konularından biriydi DÇB. Üye olup olmama elbette bir durum, bunu konuşabiliriz ama asıl olarak belirttiğimiz gibi işlevselliğine dair düşüncelerinizi kamuoyumuzla paylaşmak isteriz.

-UNPO kamuoyunda BM benzeri bir yapı veya BM bünyesinde bir yapı gibi algılanıyor. Oysaki temsil edilmeyen halkların kuruluşlarının üyesi olduğu uluslararası bir STK; aidatlarda yaşanan aksama ile bir süredir aktivitesi azalmıştı. Yeni bir yönetim ile tekrar aktive olmaya çalışıyor. Arkadaşlarımız da UNPO ile diyalog halindeler.

DÇB, sizin de belirttiğiniz gibi Putin yönetimindeki Rusya’da faaliyet gösteriyor; bu dönemde 90’ların DÇB’sinin faaliyetlerini beklemek hakkaniyetli ve mantıklı olmaz. Dünyada totaliterliğe büyük bir yöneliş var, Avrupa ve ABD dahil Batı’da da bu yönelişin etkileri güçlü şekilde görülüyor. Totaliter dönemler, bizim gibi etnik gruplar başta olmak üzere dezavantajlı gruplar için hakları daraltır. Türkiye’de de AB reformları süreci ile günümüzü kıyaslarsak aradaki farkı net şekilde görebiliriz. Bu dönemlerde atılacak adımların özenle ve dikkatle seçilmesi ve toplumun yararının ve zararının iyi hesaplanması takdir edersiniz ki çok önem kazanır.

Mevcut DÇB yönetimi ile geçmişi 2000’lerin başına kadar giden sorunlar yaşıyoruz. DÇB içerisinde KAFFED genellikle muhalif bir unsur olarak görülüyor. Hatta basına da yansıyan şekilde DÇB yönetimi KAFFED’in uzun yıllara dayanan muhalefetine yönelik rahatsızlığını belirtti.

DÇB üyeliği konusunda yetkili KAFFED organı genel kuruldur. Bu üyeliğe karşı olan KAFFED delegeleri iki genel kurulda üyelik konusunu gündeme getirdiler fakat genel kurul DÇB ile ilişkilerin kopartılması yönündeki talepleri çeşitli gerekçelerle uygun bulmadı.

Totaliter dönemlerde eldeki kurumları korumanın önemli olduğu genel kabul gören bir anlayıştır. Zira öncesinde kurduğunuz yapıyı kaybederseniz, totaliter rejimde tekrar kurmanız imkânsıza yakın zorluktadır. Totaliter rejimin ortadan kalktığı dönemde ise koruduğunuz mevcut yapıyı daha aktif şekilde hızlıca alanda çalıştırabilirsiniz.

Bugün için federasyon bünyesinde, KAFFED ile daha uyumlu çalışacak, diaspora ile diyaloğu daha güçlü bir DÇB yönetimi ile bu kurumun korunmasının yararlı olacağına yönelik ağırlıklı bir görüş var. Büyük beklentilere girmeden, anavatan ile resmi ilişkilerde oynadığı rolü sürdüren, dil ve kültür çalışmalarımıza mümkün mertebe katkı veren bir yapının kurulmasını tercih ediyoruz.

Şunu da gözden kaçırmayalım DÇB ne KAFFED ne de üye derneklerimiz üzerinde kararlar ve çalışmalar açısından bir veto mercii ve engel değildir. Üye olunduğu için bugüne kadar yapılmak istenip de yapılamayan veya yapılmak istenmediği halde yapılmak zorunda kalınan bir iş yok. KAFFED geçmişte DÇB ile farklı düşündüğü konularda (Soçi Olimpiyatları, RF Anayasa Değişikliği vb.) kendi kararlarını alıp politikalarını uygulamıştır.

Ayrıca anavatan ile ilişkinin tek kanalı da DÇB değildir. Resmi kurumlar, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ile tüzüğümüz ve ilkelerimiz doğrultusunda işbirlikleri geçmişte yapıldı; önümüzdeki dönemde de yapılmaya devam edilecektir.

 

-Diaspora merkezli Dünya Çerkesleri Meclisi gibi bir başka yapılanma düşüncesini nasıl değerlendirirsiniz?

-Bu konuda bizim de geçmişte girişimlerimiz oldu. Ancak başarılı olamadı bu girişimler. Diğer diasporalardaki yapıları iyi tanımak ve onların endişelerini de göz önüne alan bir yaklaşım sergilemek gerekiyor. Nasıl anavatanın kendisine özgü koşulları ve sorunları varsa, diasporanın farklı ülkelerinin de kendisine özgü koşulları ve sorunları var. Ancak bu koşulların ve sorunların bilincinde olarak bir adım atmamız mümkün olabilir. Bu dönem ‘Diaspora İlişkileri Komisyonu’muz bu konudaki çalışmaları koordine edecek. Umarım daha başarılı sonuçlar alırız.

Dönüş ve hak savunuculuğu…

-Programınızda yer alan diğer bazı maddelerle ilgili detay bilgi alabilir miyiz?

-“Dönüş çalışmalarının yaygınlaştırılması.” Nasıl?

-“Hak savunucusu KAFFED ana başlığı altında özellikle iki alt madde; “Halkımızın dil, kimlik ve kültüre ilişkin haklarının etkili şekilde gündeme taşınması ve savunulması” ve “Çerkes Soykırımı ve Sürgününün tanınması ve bağlı taleplerimizin kabul ettirilmesi için Rusya Federasyonu, Türkiye Cumhuriyeti ve uluslararası kamuoyuna yönelik çalışmalar yapılması” … Bugüne kadar yapılanlardan farklı neler yapılacak? Özellikle RF nezdinde soykırım ve sürgün talebine dair harekette planlanan nedir?

-Anavatansız diaspora olmaz. ‘Dönüş ve Anavatan ile İlişkiler Komisyonu’muz, bünyesindeki tüm cumhuriyetlerimizi ve Şapsığ Bölgesi’ni kapsayan ‘Çalışma Grupları’ ile hem dönüşü gerçekleştirmeye hem de dönüş sürecini kolaylaştırmaya yönelik çalışmalarda federasyonumuza ve üye derneklerimize yol gösterecektir. Dönüş uzun erimli bir çalışma alanıdır. Sayısı binlerle ifade edilen soydaşımız anavatana dönüp orada bir yaşam kurdular. Halen de federasyonumuzdan Çerkes olduklarına ilişkin belge alıp mevcut vatandaşlık programlarından yararlanarak anavatana dönen insanlarımız var. Bu programların şartlarının kolaylaştırılması için girişimlerde bulunuyoruz. Ayrıca çifte vatandaşlık talebimizi masadan kaldırmadan alternatif olarak anavatana daha kolay gidip gelmemizi, orada mülk edinmemizi, ticari faaliyetlerde bulunmamızı kolaylaştıracak belgeler temin edilmesi için de müzakereleri sürdürüyoruz.

Anavatanda gençlik kamplarını genişleterek sürdürmeyi hedefliyoruz. Anavatan üniversitelerinde RF bursu ile veya ücretli okumak isteyen gençlerimize yardımcı oluyoruz. Bu dönem başta derneklerimizin yöneticileri olmak üzere farklı grupları anavatana götürmeyi, anavatan ile bağlar kurmalarını teşvik etmeyi planlıyoruz. Kardeş şehirlerin sayısını ve etkinliğini artıracağız. Sülaleler arasında, köyler arasında sosyal ilişkileri yaygınlaştıracağız. Unutmayalım ki dönüşü besleyecek olan anavatan ile bu tarz ilişkilerin geliştirilmesidir.

Hak savunuculuğu hem içinde yaşadığımız ülkede hem anavatanımızda hem de diğer diasporalarımızda kendimizi toplumsal ve kurumsal düzeyde geliştirmemiz gereken bir alan. Federasyonumuz kuruluş döneminde Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu’nda üye idi. Kamuoyunda geniş şekilde yankı bulan ‘Azınlık Hakları Alt Komisyonu Raporu’nun hazırlık süreçlerine katkı verdi. İnsan Hakları Ortak Platformu’nun (İHOP) ve Sivil Toplumu Geliştirme Merkezi’nin (STGM) kuruluş süreçlerinde yer aldı. Azınlık Hakları Grubu (MRG) çalışmalarında ve BM Evrensel Periyodik İzleme (EPİ) süreçlerinde yer aldı. Bu ve benzeri çalışmaların sürekliliğini sağlamak ve toplumumuzda hak bilincinin geliştirilmesi bu dönem öncelikli çalışma alanlarımız arasında olacaktır. Dil, kültür ve kimliğe ilişkin taleplerimizin karşılanmasının “lütuf değil hak” olduğu anlayışı ile hareket etmemiz gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu ve uluslararası kuruluşlar nezdinde hak ve taleplerimizi doğru yol ve yöntemlerle savunmamız gerekiyor. Geçmişten günümüze uzanan çalışmaları ile Türkiye’nin önde gelen insan hakları savunucuları arasında yer alan genel sekreterimiz Ömer Atalar’ın koordinatörü olduğu ‘Hukuk, İnsan Hakları ve Sivil Toplumla İlişkiler Komisyonu’, önümüzdeki 3 yıllık süreçte bu çalışmaları yürütecek.

 

KAFFED tüzüğü…

-Programınızda “Tüzük çalışmalarının Ekim 2024’e kadar katılımcı şekilde tamamlanması” maddesini okuyunca ister istemez geçen dönemki olağanüstü genel kurul ve tüzük görüşmeleri geliyor akla. Detaylandırır mısınız tüzük çalışmalarını?

-Tüzük bir nevi federasyonun anayasası sayılır. Değişikliklerin yeterli bilgilendirme ile ve demokratik katılım süreçlerinde en detaylı şekilde tartışılarak genel kurula getirilmesi gerekir. Bu çerçevede iki dönem önce Başkanlar Kurulu tarafından önerilen farklı görüşlere sahip üyelerin (bu arada İKKD adına da Ümit Dinçer’in) yer aldığı bir Tüzük Komisyonu kurulmuştu. Pandemi şartlarına rağmen yoğun ve özverili bir çalışma ile üç gruba ayırdığı değişikliklerden üzerinde tartışma olmayan uzlaşılmış değişiklikleri doğrudan genel kurula götürmeye; daha tartışmalı olan isim, amaç, ilkeler, genel kurulun oluşumu gibi temel bazı maddelerin ise iki veya üç çalıştayda olgunlaştırıldıktan sonra genel kurula götürülmesi kararlaştırılmıştı.

Maalesef önceki dönemde çoğulculuktan uzak bir Tüzük Komisyonu oluşturulmuştur. Kararlaştırılmış olan çalıştaylar da yapılmaksızın; çok kapsamlı değişikliklerin böyle bir tartışma için uygun olmayan genel kurula getirilmesi ile hepimizi rahatsız eden bir kaos ortamına sebebiyet verildi. Oldukça garip bir şekilde tüzük kongresinin divanına da Tüzük Komisyonu üyeleri önerildi. Genel kurul ilanında yönetim kurulu yetkisini aşarak genel kurulun nasıl yapılacağını belirlemek, delegelerinin haklarını sınırlamak istedi. Delegelerin gerekli bilgi ve belgelere ulaşabileceği KAFFED internet sitesi genel kurul günü dahil aylarca anlaşılmaz şekilde kapalı tutuldu. D erneklere tüzük değişikliği konusundaki önerileri bir etkileşim olmadan yazılı olarak soruldu ve derneklerden gelen görüşler Tüzük Komisyonu dışında kimseyle paylaşılmadı. Bu koşullarda yapılan bir genel kurulda karşılaştırmalı metni 25 sayfa tutan ve pek çok tartışmalı madde içeren tüzük değişikliğinin sağlıklı bir şekilde görüşülmesi mümkün değildi.

 

Tüm bu kaosun sonunda olağanüstü genel kurul da tüzük çalıştaylarının yapılmasına karar verdi. Deprem süreçleri nedeni ile sadece bir çalıştay dönemin sonunda, Eylül 2023’te yapıldı ve pek çok madde üzerinde mutabakat sağlandı. Üzerinde mutabakat sağlanan iki madde kasım ayında yapılan son genel kurulda oybirliği ile kabul edildi. Bu durum istişareler ile yapılan tüzük değişikliğinin genel kurulda da kabul edileceğini gösteriyor.

Aynı şekilde önceki iki dönemde hazırlanan tüzük değişikliği taslakları ile öneriler de bu dönem Tüzük Komisyonumuz tarafından çoğulcu bir katılımla organize edilecek çalıştaylarda olgunlaştırılarak Tüzük Kurultayı’nda demokratik şekilde karara bağlanacaktır. İlk çalıştayı 21 Mayıs sonrası yapmayı düşünüyoruz.

 

-Programda ekonomik sürdürülebilirlik yok. Yönetiminiz bunu nasıl sağlayacak? En azından kendi dönemi için bir plan yapıldı mı? Aidatlarla dernekler dönemiyor, dernek aidatları ile de KAFFED dönemiyor, bu gerçekten hareketle…

-Bu dönem ‘Kaynak Geliştirme Komisyonu’muz oldukça etkili bir şekilde çalışmalarına başladı. İş dünyasına yönelik sadece talep eden değil karşılıklı bir dayanışma içerisinde ortaklaşa alınan kararlar doğrultusunda çalışmalar yapmak için ilk adımları attık. Ayrıca hibe proje çağrılarına yönelik çalışmak üzere tecrübeli bir çekirdek ekip de kurduk. Derneklerimize bu konularda destek vermeyi planlıyoruz. Merkezi ve yerel yönetimlere kültürümüzün korunması ve geliştirilmesi konusundaki sorumluluklarını sürekli hatırlatıyoruz. Bu alanda yavaş da olsa gelişmeler oluyor. Bütün bunlar ekonomik sürdürülebilirlik anlamında nispeten daha rahat bir dönem geçireceğimizin işaretleridir.

 

Ayrılma, gözlemci olarak katılma, ilişkileri askıya alma kararları alan dernekler ve KAFFED…

-Eskişehir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği “KAFFED faaliyetlerine önümüzdeki dönemde sadece gözlemci olarak katılma ve tespit edilen olumsuzlukların devamı halinde bir sonraki dönem federasyon üyeliğinden ayrılma” yönünde karar açıklamıştı.

Kayseri Kafkas Derneği 7 Ocak’ta gerçekleştirdiği olağanüstü genel kurulda KAFFED’den ayrılma kararı aldı ve gerekçelerini kamuoyuna duyurdu.

İstanbul Kafkas Kültür Derneği (İKKD) de 25 Ocak’ta sosyal medyadan paylaştığı yazıyla KAFFED ile ilişkilerini askıya aldığını duyurdu.

Programınızda “Kapsayıcı KAFFED” ana başlığı var, yanı sıra “Federasyonun üye dernekleri ile ilişkilerinin güçlendirilmesi” ve “Üye dernek sayısının artırılması için çalışmalar yapılması” alt maddeleri de var.

Bu çerçevede süreci değerlendirir misiniz? Bu derneklerle yeniden görüşmeleriniz olacak mı?

Bu dönem ilk yüz yüze toplantımızda genel kurulda Ankara Çerkes Derneği Başkanı Yusuf Hatuk tarafından, federasyonlaşma sürecinde önemli bir yeri olan ve sonrasında yaşanan elim saldırıda Tsey Mahmut Özden’in hayatını kaybettiği 5 Kasım 1977 toplantısına atfen önerilen “5 Kasım Demokrasi, Birlik ve Dayanışma Günü” ilanı oybirliği ile kabul edildi. 1977’de var olan merkezi yapılanma ihtiyacı 1993 yılında KAFDER ile bir ölçüde karşılanmış; demokratik hakların gelişmesi ile 2003 yılında KAFFED kurulmuştur. Bugün merkezi bir örgütlenme olarak KAFFED’e duyulan toplumsal ihtiyaç ortadan kalkmak bir yana daha da artmıştır. Toplumsal ihtiyaçlarımız, sorunlarımız ve taleplerimiz, yerel dernekleri aşan ulusal ve uluslararası boyutları ile KAFFED’in varlığını zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla KAFFED gibi bir merkezi örgütü özverili çalışmaları ile oluşturup toplumumuzun hizmetinde bugüne kadar getiren emektar insanlarımıza şükran duyuyoruz.

KAFFED Yönetim Kurulu olarak, tüzüğümüz ve kuruluş ilkelerimiz doğrultusunda katkı vermek isteyen herkes ile ideoloji, inanç, siyasi görüş vb. hiçbir başlıkta ötekileştirmeden “Kapsayıcı KAFFED” ilkemiz doğrultusunda birlikte çalışmaya hazırız. Bize bir adım atana on adımla yaklaşırız. Nitekim hem üye derneklerimiz hem de diğer pek çok kurum ve kuruluş ile “karşılıklı saygıya dayalı diyalog” anlayışı içerisinde dayanışmamızı artırıyoruz.

Yapıcı ve iyi niyetli eleştirilere her zaman olduğu gibi önümüzdeki üç yılda da açık olacağız. Bu tarz eleştirileri getirenler bize en büyük dostluğu yapmaktadır. Nitekim ‘Stratejik Plan Toplantıları’nda tüm eleştirileri kimsenin sözünü kesmeden dinledik, not aldık ve yararlandık. Ortak akıl toplantıları, çalıştaylar, gençlik etkinlikleri gibi önümüzdeki dönemde yapacağımız toplantılarda uyarı ve eleştirilere karşı aynı şekilde açık olmaya devam edeceğiz.

Saydığınız derneklerimizin hepsinin başkanlarını, yönetim kurulu üyelerini, KAFFED delegelerini, gençlik ve kadın komisyonu temsilcilerini, görüş ve önerileri ile katkı vermeleri için Stratejik Plan İstişare Toplantılarımıza davet ettik; ne yazık ki yeterli katılımı sağlamadılar. Yine her üç derneğimizi de ziyaret ederek uzun saatler süren toplantılar yaptık. Sorulan tüm sorulara açıklıkla ve samimiyetle yanıt verdik. Farklı görüşlerimizin olmasının bizim için sorun olmadığını; KAFFED içerisinde Başkanlar Kurulu ve Genel Kurul dahil tüm mekanizmalarda demokratik ve medeni bir tartışma için zeminin olduğunu, ayrılmanın veya ilişkileri dondurmanın hem toplumumuza hem de kurumlarımıza hayır getirmeyeceğini anlattık.

Yeni seçilmiş ve %90 oranında yeni kadrolardan oluşan yönetim kurulu ile hiç çalışma gereği duymadan bu kararların alınması bizce sorunlu bir yaklaşım.

İşin özü aslında şudur: “KAFFED Değişim Hareketi (KDH)” her ne kadar kendisini lağvettiğini söylese de -iyi niyetli insanları hariç tutarak söylüyorum- içerisinde yer alan bazı kişiler, kuruluş ilkelerini istedikleri şekilde tersine çevirerek hâkim olamadıkları federasyonu, kurulduğundan beri KAFFED’e karşı olan kesimler ile birlikte hareket ederek yıpratmaya çalışmaktadır. Ama toplumumuz ve derneklerimiz büyük çoğunlukla bu amaca yönelik organize hareketlerin farkındadır ve buna izin vermeyecektir.

Zira şu anda etrafımızda adeta üçüncü dünya savaşı şartları oluşmuş durumdadır. Kafkas Baharı senaristleri kurguladıkları filmlerde mutlu sonu asla göremeyecek figüranlar devşirmenin peşindeler. Diasporadaki tüm ülkelerde milliyetçi-otoriter eğilimler güçleniyor. Ortadoğu’daki son gelişmeler hepimizi kaygılandırıyor. KAFFED’i yıpratmak ve yıkmak değil güçlendirmek zamanıdır. KDH çizgisindeki samimi ve iyi niyetli insanlarımız dahil anavatan, dil, kültür ve kimlik derdinde ortaklaşan herkesle birlikte, kalpağımızı önümüze koyup anavatanımızı ve diaporamızı bu ateş çemberinden korumanın yol ve yöntemlerine kafa yormalıyız ve bu uğurda samimi duygularla birlikte çalışmalıyız. Biz ‘Kapsayıcı KAFFED’ anlayışı çerçevesinde her üç derneğimiz ile, yönetim kurullarında yer alan bazı üyelerle “anlaşamadığımız noktaları da koruyarak”, anavatan, dil, kimlik, kültür, çocuk, gençlik, kadın, hak savunuculuğu vb. alanlarda karşılıklı saygı içerisinde birlikte çalışmaya devam etmeyi içtenlikle arzu ediyoruz. Amacı dil, kültür ve kimliğimizi korumak olan her kişi ve kurum karşılıklı saygı ve demokratik işleyiş çerçevesinde ortak hedefler doğrultusunda birlikte çalışabilir, çalışmalıdır. Bu halkımıza karşı hepimizin sorumluluğudur.

Aynı şekilde üye derneklerimizle önceki dönemde bozulan ilişkileri tamir ederek KAFFED algısını güçlendiriyoruz. Üye olmayan derneklerle de yine karşılıklı saygıya dayalı sıcak ilişkileri kurup geliştirmek için çalışıyoruz.

 

-KAFFED Genel Başkanı Ünal Uluçay’ın hayallerini sormak istiyoruz.

-Benim hayalim, tüm kültürlerin eşit haklara ve fırsatlara sahip olduğu, ayrımcılığın ve önyargının olmadığı bir dünyanın gerçekleşmesidir. İnsanların kültürel kimliklerini özgürce yaşayabildiği, tutuklanma korkusu olmadan anadilinde şarkı söyleyebildiği bir dünya. Hayalim, KAFFED olarak Çerkes dil, kültür ve kimliğine ilişkin çalışmalarla böylesi güzel bir dünyanın oluşmasına katkıda bulunabilmektir.

Kendi halkımız adına ise kimlik bilinci yüksek, anavatan ile sıkı bağlar kuran, dayanışma içerisinde örgütlü bir toplum olmamız sanırım hepimizin ortak hayali. Somutlaştırıp söylemek gerekirse bir başkanlar kurulu ve yönetim kurulu ortak toplantısını anavatanda yapma hayalim var. Yine yönetim kurulundaki arkadaşlarımız ile ortak bir hayalimiz de bu dönem KAFFED’e, topluma ve kuruma yakışır bir hizmet binası kazandırmak. Umarım toplumumuzun desteği ile hepsini gerçekleştirebiliriz.

 

-Teşekkür ediyoruz…

-Ben de hem bu röportaj için hem de asıl topluma yıllardır sunduğunuz katkılar için Jineps Gazetemize teşekkür ediyorum. Kadrosu ile uzun yıllara dayanan dostluğum çerçevesinde nasıl bir özveri ile toplumumuza hizmet ettiğinizi biliyorum. Başarılı yayınlarınızın devamını diliyorum.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz