‘Sanatın kendisinin kişinin kendisinden daha fazla önemsendiği işler ve yerler her zaman biraz daha az karşılık buluyor’

0
517
Merhaba… Bir tiyatro sevdalısı olarak tiyatrocu arkadaşım Onur Ünsal’la sohbetimizi paylaşmak istedim. Biz hazırlarken eğlendik. Umarım sizler de okurken keyif alırsınız. Ayrıca oyunlar ve filmler çok başarılı, kaçırmayın derim.

-Tiyatronun/oyunculuğun mesleğin olmasına ne zaman karar verdin?

-Açıkçası ben karar vermedim. Seçerken çok bilinçli miydim bilmiyorum. Ben ilkokuldan beri sahneye çıkarım. Sürekli orada olayım, görüneyim isterdim. Bu kendini hiç bırakmadı ve bugün meslek haline gelene kadar devam etti. İşin şakadan çıkıp mesleğe dönmesi o kadar yumuşak oldu ki ben bile anlayamadım. Sanıyorum konservatuvara girişle beraber buna karar vermiş oldum.

 

-Liseden mezun olmuş, tiyatro oyuncusu olmak isteyen birinin izlemesi gereken yol nedir?

-Çok okumak. Kendine perspektif geliştirmek. Sadece kitap değil, makaleler okumak, yayınlar dinlemek/izlemek. Benim en çok tavsiye edeceğim şey budur. Entelektüel yönünü geliştirmesi…

 

-Diplomayı alması tabii ki sadece bir başlangıç. Başka olmazsa olmaz yapması gerekenler neler?

-Açıkçası bu pratik işi. Sporcu gibi çalışması lazım. Sesini, bedenini, yeteneklerini ve aklını geliştirmesi lazım. Bunun için başka disiplinlere eğilmek çok faydalı. Çevirmenlik, enstrüman çalmak, dans etmek, yazmak vs.

 

-Bazen anne-babalar “Çocuğum asla mesleğimi seçsin, istemem” der. Sence oyunculuk onlardan biri mi?

-Hahahahah… Açıkçası bu ülkede evet. Çocuğuma bu ülkede oyunculuk yapmasının kolay olmadığını söylerdim. Eski benle konuşabiliyor olsam oyuncu değil ama iyi bir seyirci olarak kalmasını öğütlerdim. Çok zor, dışarıdan bakmak daha eğlenceli.

 

-Bir projede (film, dizi, tiyatro hatta seslendirme) “Bunda Onur olacak” kararını kim verir? Sen bir projeyi seçerken neye göre karar verirsin içinde olup olmamaya?

-Mecrasına göre değişir. Seslendirme yaparken işin yüküne ve parasına bakarım. Dizi yapacaksam özellikle süresine, yapım koşullarına ve anlattığına bakarım. Bu sebeple çoğu zaman dizi yapmam. Tiyatro yapacaksam çok ince eleyip sık dokurum. Yardım alırım. Benim için utanmamak çok önemli. Hem oyunculuğu hem politikası hem sanatsal değeri beni utandırmamalı. Ben utançtan korkarım.

-Sence oyuncunun, hepimizin bildiği Türkan Şoray kanunları gibi kanunları olmalı mı?

-Kural yok Gunda!

 

-Sence bir tiyatro eserinin çok ödüllü olması gerçekten başarılı demek mi? Başarının ödül dışı kriterleri neler?

-Türkiye’nin en prestijlisi olarak gösterilen Afife Jale’yse eğer ödül biraz tuhaf evet. Ödenekli tiyatrolarla ödeneksizleri aynı klasmanda yarıştırırsan parası çok olanın gösterişi ödüllendirilir. Burada yapabileceğin başka bir şey kalmaz. Dolayısıyla ödüller çoğu zaman oyunun yüksek bütçeli olduğunu gösteriyor ancak sanatsal olarak değeri konusunda emin değilim. Ödül almak oyununuzun yapım olarak öne çıkmasını sağlıyor ve size seyirci katkısı olarak geri dönüyor, buna da bir şey diyemem. Öğrendiğim bir şey varsa; eğer bir oyun iyiyse ne reklam ne ödül ne eleştiri yazıları buna katkı sağlar. Fısıltı gazetesi hâlâ tiyatro için en geçerli kriter.

 

-Tiyatro seyircisi hangi kriterle seyrettiği oyunu seçmeli desem (sevdiği oyuncuyu görmek, fotoğraf çektirmek gibi amaçların dışını kastediyorum tabii ki)?

-Ben buna cevap veremem. Gerçekten insanların organik kamusal bir sanat faaliyetine gelme nedenleri o kadar başkalaşıyor ki… Ben hepsine varım.

 

-Bir çocuk düşünelim; kaç yaşında ve nasıl bir oyun izlerse tiyatro izleyicisi olma ihtimali artar?

-Bence düzgün çocuk oyunları seyretse o iş tamamdır. Türkiye’nin bir de korsan çocuk oyunları sorunu var. İnanılmaz fazlalar ve korkunçlar. Pedagojileri eksik, bilinçsiz ve ticari onlarca pis şey. Ortalığı bunlardan temizlemek bir çocuğu sahneye yaklaştırmanın ilk yolu olabilir.

-Şimdi de bir yetişkin hayal edelim; hayatı boyunca hiç tiyatro izlememiş. Bir bilene sorsa (burada bilenimiz sensin), hangi listeyi verirdin ona mutlaka izle diye?

-Hmmm. Halihazırda Moda Sahnesi’nde oynanan tüm oyunları izlemesini tavsiye ederdim. Konuk oyunlar da dahil. ‘Babamı Kim Öldürdü’ ile yumuşak bir başlangıç yapabilir mesela.

 

-Onur, Moda Sahnesi konusunda haklı, izlerken keyif alacağınızın garantisini veririm. Tüm oyunları başarılı. ‘Babamı Kim Öldürdü’ oyununu pandemi nedeniyle online izlemiştim. İlk fırsatta fiziksel de geleceğim, söz sana (Hem tek kişilik oyun hem performans senin daha ne ister ki insan!). Bazı oyuncular 7/ 24 sosyal medyada ve magazinde, bazıları ise hiç buralarda olmadan sadece sahnede. TV vs. magazinde olmanın ya da olmamanın oyunun tanınırlığı, izlenirliği, adına ne dersek, açısından artıları, eksileri neler?

-Sevgili Gunda, kanayan yaralar bunlar. Ünlülük ve fenomenlik revaçta. Sadece TV ekranında değil, sahnelerde bile revaçta. Sesleri gür çıkıyor. Her yerde varlar. Hayranları da güçlü bağırıyor ve sürekli onları görüyoruz. Yaptıkları her şey yok satıyor. Sanatın kendisinin kişinin kendisinden daha fazla önemsendiği işler ve yerler her zaman biraz daha az karşılık buluyor. Ancak bu insanlığın problemi. Işığı artırınca sinekler gibi doluşuyoruz oraya. Bu sadece bize ait bir sorun değil. Bu dünyanın kişilik problemi; ergenliğini atamaması. Hepimiz için böyle. Bununla barışmak zorundayız. Sürekli bu probleme bakarak kendi işimizi yapamayız. Seslerini en azından kendimiz için biraz kısabiliriz. O dünyayı onlara bırakabiliriz.

 

-Seyirci en çok ne yaptığında keşke o anda olmasaydım diyorsun?

-Seyirciyle hiçbir derdim yok. İstediğini yapabilir. Tek derdim, yanındaki seyirciyi rahatsız etmesi. Neler gördüm neler, hepsini de gülerek hatırlıyorum. Kamusal sanat bu. İnsanlara kızarak yapamazsın. Kendimi bu konuda eğitmeye çalışıyorum ve hiçbir seyircinin yaptığı şeye öfkelenmemeye, onun adına utanmak gibi ukala bir duyguya kendimi kaptırmamaya çalışıyorum.

 

-Bu sohbeti sen kendinle yapsan ne sorulsun isterdin?

-Düşündüklerini yazıya dökünce büyük bir pişmanlık hissi yaşıyor musun? Cevap: Evet.

 

-Şu rolü oynamadan ölürsem gözüm açık gider dediğin bir şey var mı?

-Gerçekten yok. Oynadığım hiçbir rolü çok istediğim için oynamadım. Hepsi önce çok zor geliyor.

-Engelli bir tiyatro âşığı olarak soruyorum; pandemi döneminde oyunlar online izlendi biliyorsun, bu sürekli hale gelebilsin diye söylüyorum. Neler yapılabilir? Yanlış anlaşılmasın, kastettiğim ücretsiz gösterim değil (koşullar uyarsa o da olur); ancak demeye çalıştığım, özellikle engelli seyircinin mimari engeller, ulaşım engeli, bilet var-yok vs. konuları olmadan tiyatro izleyebilmesi… Satın alacak ve oyunu evinin konforunda izleyecek, harika olmaz mı?

-Gunda çok haklısın. Biz pandemi döneminde bu online tiyatro meselesini çok konuştuk, uyguladık, baktık ve tartıştık. Bizim için online tiyatro yapmanın tek ama tek sebebi olabilir. Mekâna gelmeye fiziki olarak uygun olmayan insanların izleyebilmesi. Ne bilet satmak ne yurtdışında izleyemeyenlere izletmek ne daha fazla izlenmek vs. Bizim için tiyatro sadece canlı ve organik bir sanattır ve gücünü de bittiği zaman bitmesinden alır.

Online tiyatro ise sadece engelli veya yaşlı ya da aklıma gelmeyen bazı sebeplerden ötürü o mekâna gelemeyenler için olmalı. Ancak burada iyi bir altyapı çalışması olmalı. Bunu devlet, bakanlıklar, vakıflar, dernekler aracılığıyla yapmak zorundayız çünkü çok zor ve çok da para gerektiren bir iş. Keşke keşke keşke keşke yapabilsek. Biz henüz belediyelere ‘mecbur oldukları’ engelli taşıma sistemlerini yaptıramıyoruz. Yaptırabilsek bile o kadar az tiyatronun fiziki olarak buna imkânı var ki. Offf!

 

-Onurcuğum çok haklısın ve samimiyetine inanıyorum, kendi adıma gittiğim hiçbir mekânda “Offf, neden geldi ki” tavrını hiç yaşamadım. O nedenle her mekân %100 erişilebilir olana kadar hepimiz el ele verip talep etmeye devam etmeliyiz.

Sevgili Onur, çok keyifli bir sohbet oldu, çok teşekkürler. Unuttuğum, atladığım bir şey var mı söylemek istediğin son olarak?

-Sen bir şeyi unutur musun hiç yahu!


Onur Ünsal

1985, İzmir doğumlu. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden 2006 yılında mezun oldu.

Eğreti Gelin (Atıf Yılmaz-2004), Şaşkın (Şahin Alparslan-2005), Pandora’nın Kutusu (Yeşim Ustaoğlu-2007), Devrim Arabaları (Tolga Örnek-2008), Jin (Reha Erdem-2013), Erkek Tarafı Testosteron (İlksen Başarır-2013), Yol Ayrımı (Yavuz Turgul-2017), Aden (Barış Atay-2018), Rodi (2015-kısa film), Hüvelbaki (2015-kısa film), İkinci Gece (2019-kısa film) ve Ben Süpermarket Değilim (2023-kısa film) filmlerinde rol aldı.

Ezo Gelin (2007), Canım Ailem (2009), İstanbul’un Altınları (2010) dizilerinde oynadıktan sonra dijital platformların sektöre girişine kadar televizyon hayatına son vermiş, ardından Yakamoz S-240 (Tolga Karaçelik-Netflix, 2022) ve Arayış’ta (Emin Alper-Disney, 2023) yer aldı.

Tiyatroda; Çok Uzak (Dot-2006), Hoop Gitti Kafa (Krek-2010), Azrail’in Gözyaşları (Oyun Atölyesi-2004), Hırçın Kız (Oyun Atölyesi-2006), Testosteron (Oyun Atölyesi-2008), Antonius ile Kleopatra (Oyun Atölyesi-2012) oyunlarında rol aldı.

2013 yılında açılan ‘Moda Sahnesi’nin kurucularından olup bu tiyatroda ‘Hamlet’ ile ‘6 Oyuncu Yönetmenini Arıyor’ oyunlarının çevirilerini de yaptı.

Hamlet (Moda Sahnesi – 2013-2020), 6 Oyuncu Yönetmenini Arıyor (Moda Sahnesi, 2014-2015), Bira Fabrikası (Moda Sahnesi, 2015-2016), Cezailer (Murat Can Oğuz-GAİN, 2022), K.U.B.R.A. (Yağmur-Durul Taylan – Netflix, 2024) projelerinde yer aldı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz